12.7.19

tanrı'nın tarihi

karen armstrong

din, bir şeylerin yanlış olduğu düşüncesiyle başlar.

tarih boyunca insanlar ruhun bu geçici dünyayı aşan boyutunu hissettiler. gerçekten de insan zihninin bu biçimde kendisini aşan kavramlar düşünebilmesi onun dikkate değer bir özelliğidir. bu aşkınlık deneyimi yaşamın gerçeği olmuştur.

zihnimizin çalışmasından, çatışma ve çeşitlilikten haz duymayışımızdan anlayacağımız üzere, bütün varlıklar birliği arzularlar. bir'e dönme özlemi içindedirler. bu dışsal bir gerçeğe yükselmeden çok, zihnin derinliklerine doğru içsel bir iniştir.

engin insan kalabalığında korkmuş, yitik ve yalnızız her birimiz. bu bilinmezlik ve korkudan tek kurtuluşumuz tanrı'nın bize dönmesidir. tanrı bizim bireyselliğimizi azaltmaz, bu nedenle, tam kendi bilincine erişmemizi sağlar.

ruhta üç özellik vardır: bellek, anlama ve istek. bunlar bilgi, kendini bilme ve sevgiye tekabül eder. üç tanrısal kişilik gibi, bu zihinsel etkinlikler özünde tektir çünkü üç ayrı zihin oluşturmazlar fakat her biri zihnin bütününü işgal eder ve öteki ikisiyle örtüşür.

tanrı, dışsal, nesnelleşmiş ve varlığı akılla kanıtlanabilir bir varlık olmak yerine, her şeyi kapsayan bir gerçeklik ve ona bağlı ve varlığını onun zorunlu varlığından alan varlıkları algıladığımız gibi algılanmayacak nihai varlıktır: öyleyse özel bir görme biçimi geliştirmemiz gerekir.

aristoteles'in dediği gibi, "öyle şeyler vardır ki onların görülmemeleri görülmelerinden iyidir."

anselmus: inancınız olmadıkça anlamayacaksınız.

işaya: yüreğimin inandığı ve sevdiği gerçeğini bir nebze anlamak istiyorum. inanayım diye anlamak istemiyorum, anlayayım diye inanıyorum (credo ut intellegam). çünkü şuna inanıyorum: inancım olmadıkça anlamayacağım.

norman cohn: her akıllı yaratık kendi doğal kutsanmışlığı içindedir.

petrarca: kaç kez kendi sefaletim ve ölümüm üstüne düşündüm. nasıl gözyaşı selleriyle ağlamadan konuşabilmek için lekelerimi yıkamaya çalıştım ama şu ana kadar hepsi boş çıktı. tanrı gerçekten de en iyisidir, ben en kötüsüyüm.

gershom scholem: her insan, hepsi kendinin olan bir dünyanın kurtarıcısıdır. yalnızca ne görmeliyse onu görür ve yalnızca kişisel olarak ne hissetmesi gerekiyorsa onu hisseder.

albert einstein mistikliğin "tüm sahici sanat ve bilimin en yaygını" olduğunu öne sürmüştür: "bizim için ulaşılmaz olan gerçekliğin gerçekten var olduğunu, kendisini bize en yüce bilgelikte ve en ışınlı güzellikte gösterdiğini, bizim kaba yeteneklerimizle bunun ancak en ilkel biçimleriyle anlayabildiğimizi bilmek, bu bilgi, bu duygu bütün sahici dindarlığın özüdür. bu anlamda ve yalnızca bu anlamda, ben de dindar insanlar arasında yerimi alıyorum."

dostoyevski: kendimi yaşlanmış bir çocuk olarak görüyorum, inançsızlık ve kuşkunun çocuğu. ölene kadar da böyle kalacağım herhalde, hayır bunu biliyorum. inanma özlemiyle çok işkence çektim ve gerçekten şimdi de çekiyorum; ikna edici entelektüel zorluklar önüme çıktıkça bu özlem daha da büyüyor.

neyse ki aydınlanma insanlığa, kendini bu çocukluktan kurtarma olanağını verecektir. bilim dinin yerini alır. "eğer doğa hakkındaki cahillik tanrıları doğurduysa, doğa bilgisinin onları yok etmesi beklenir. ne yüce hakikatler ya da belirleyici örüntüler ne de büyük tasarım vardır. yalnızca doğanın kendisinden söz edilebilir. doğa yapılmış iş değildir; daima kendi başına var olmuştur; her şey onun bağrında olur; o, malzemeyle dolu büyük bir laboratuvardır ve kendisine hareket olanağı sağlayan araçları yapar. onun bütün yaptıkları kendi enerjisinin ve gene kendisinin içerdiği ve eyleme soktuğu yarattığı etmen veya nedenlerin sonucudur." (paul henri d'holbach)

tanrı yalnızca yararsız değil kesinlikle zararlıydı. laplace, tanrı'yı fizikten çıkardı. gezegenler sistemi, giderek soğuyan güneşten çıkan bir parlaklığa sahipti. napolyon ona "bunun yaratıcısı kim?" diye sorduğu zaman laplace basitçe yanıtladı; "bu hipoteze ihtiyacım yoktu."

tanrı, kendi ön yargılarımızdan kurtulmanın ve bizleri eksikliklerimiz üzerinde düşünmeye zorlamanın bir simgesi olarak görülmeyip bencil nefretimizi meşrulaştırma ve mutlaklaştırmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır.

baştan aşağı kötülük ve acıyla dolu bir dünya nasıl olur da iyi bir tanrı tarafından yaratılmış olabilir?

insan soyunun yarısını beğenmeyerek ayrıca da zihnin, yüreğin ve gövdenin her türlü irade dışı hareketini ölümcül bir şehvetin belirtisi olarak görerek bir din ancak erkek ve kadınları kendi konumlarına yabancılaştırır.

batı hristiyanlığı bu nevrotik kadın düşmanlığından hiçbir zaman tam anlamıyla kurtulamadı ve hâlâ kadınların papaz olarak atanmasına gösterilen dengesiz tepkiyle gündemdedir. doğulu kadınlar o zamanki bütün uygar dünyanın kadınlarının yaşadığı aşağılanmanın yükünü paylaşırlarken, batılı kız kardeşleri fazladan, onları toplum dışı bırakan korku ve nefrete yol açan günahkar ve iğrendirici cinselliğin lekesini de taşıdılar.

dinsel bakış açısından bile, belki düzen kavramından çıkartılan sav dışında, her kanıt "tanrı"nın yalnızca bir başka varlık, varlık dizisinde bir halka olduğu görüşünü içererek kuşkulu kalıyor.

richard s. westfall: insanoğlunun boş inançlara düşkün ateşli yönü, din konularında her zaman gizemleri sevmek ve o yüzden en az anladığından en çok hoşlanmak olmuştur.

zihnin derinliklerine yolculuk büyük kişisel riskler taşır çünkü orada bulduklarımızı taşımaya gücümüz yetmeyebilir.

halüsinasyon genellikle patolojik bir durum olduğundan, yoğun tefekkür ve içsel bakış sırasında görünen simgelerle başetmek ve onları yorumlamak önemli derecede yetenek ve zihinsel denge gerektirir.

dünyaya yabancılaşma ve kendine yeterliliğin gururu çoğu kişiyi, insanı bağımlı olma koşuluna indirgeyen bir tanrı düşüncesini tümüyle yadsımaya götürecektir.