samuel taylor coleridge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
samuel taylor coleridge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.09.2020

nietzsche'yi okumak

carl gustav jung

"kendi ruhuna bir teleskopla baktı. düzensiz gibi görülenleri gördü ve güzel yıldız kümeleri gibi gösterdi ve bilincine dünyaların içinde gizli dünyalar kattı." (coleridge)

başlangıçta beni nietzsche'yi okumaktan alıkoyan, onun gibi olmaktan gizli gizli korkmamdı. onun da çevreden kopmasına neden olan bir "giz"i vardı. kim bilir, belki de içsel deneyimlerden geçmiş, bir şeyleri sezmiş ve bunları açıklamak gafletinde bulunmuş ve kimsenin kendisini anlamadığını keşfetmişti. değişik kişiliği olan egzantrik biri olduğu ya da insanlarca öyle görüldüğü su götürmez bir gerçekti.

özellikle, fantezilerim üzerinde çalışırken, "bu dünyadan" desteğe gereksinimim vardı ve bu desteği, ailemde ve profesyonel mesleğimde buldum diyebilirim. gerçek dünyada, garip iç dünyama karşı durabilecek normal bir yaşantımın olması çok önemliydi. ailem ve mesleğim, gerçekten var olan sıradan bir insan olduğuma inanabilmem için her zaman geri dönebileceğim bir üs oldular. bilinçdışının içeriği aklımı kaçırmama neden olabilirdi ama ailem zürich üniversitesi'nden bir diplomam olduğunu, hastalarıma yardım etmem gerektiğini, bir karım ve beş çocuğum olduğunu ve küsnacht, 228 see sokağı'nda oturduğumu bilmemin bana çok yardımı oldu.

görevlerim vardı. bunlar mutluluk getiren bir gerçek olarak kaldılar ve normal bir yaşantım olduğunun kanıtı oldular. gerçekten var olduğumu ve nietzsche gibi ruhun rüzgarlarında savrulan boş bir kağıt parçası olmadığımı bana sık sık anımsatan bu gerçeklerdi. nietzsche'nin ayaklarının yere basmamasının nedeni, düşüncelerinin içsel dünyasından öte bir şeye sahip olmamasıdır. bu düşünceler ona, onun onlara olduğundan daha çok sahiptiler. kökünden koparılıp ayakları yerden kesildiği için abartıya ve gerçek olmayana boyun eğmek zorunda kaldı.

benim açımdansa, gerçekten uzaklaşma dehşetin ta kendisiydi; çünkü bu dünyaya ve bu yaşama dönüktüm. ne denli kendini kaptırsam da ya da ne denli kendimi kaybetsem bile, her zaman geçirdiğim deneyimlerin tümüyle gerçek yaşamın yönünde olduğunun bilincindeydim. görevlerimi yerine getirmek ve yaşamıma anlam katmak istiyordum. düsturum şuydu: hic rhodus, hic salta!*

*  halep oradaysa arşın burada.

25.03.2018

ateizm

emmett f. fields: ateistin kutsal kitabı, "düşün" kelimesinden başka bir sözcük içermez.

francis bacon: ateizm insanları mantığa, felsefeye, doğal dindarlığa, kurallara, saygınlığa yönlendirerek yaygın bir ahlaki değer oluşturur. fakat batıl inanışlar tüm bunları devre dışı bırakarak insanların zihnine mutlak monarşinin tohumlarını eker.

yann martel: asıl hoşlanmadıklarım ateistler değil, agnostiklerdir. kuşku bir süre için iyidir. hepimiz gethsemane bahçesi'nden geçmeliyiz. isa kuşku duymuşsa eğer biz de duymalıyız. isa dualar ederek acı dolu bir gece geçirdiyse, çarmıha geriliyken "tanrım, tanrım, beni neden terk ettin?" diye yakardıysa eğer bizim de kuşku duyabileceğimiz bir gerçek. ama yolumuzda ilerlememiz gerekir. kuşkuyu bir hayat felsefesi olarak seçmek, hareketsizliği bir taşıma biçimi olarak seçmeye benzer.

samuel taylor coleridge: on bin kişiden biri bile, ateist olabilecek zihin gücü ve kalp temizliğine sahip değildir.

christopher hitchens: teist karşıtı olacak kadar bile ateist değilim; sadece tüm dinlerin aynı yalanın farklı versiyonları olduğunu, tapınakların ve dini inançların zarara yol açtığını düşünüyorum. tüm hikayenin uğursuz bir peri masalı olduğunu, inançlıların inandıkları şeyler gerçekten doğru olsaydı hayatın berbat olacağını düşünmek beni rahatlatıyor. hayatını beşikten mezara dek kutsal batıl inançlarla, sürekli takip edilerek ve gözetlenerek yaşamayı dileyen insanlar da olabilir. fakat ben bundan daha korkunç ve gülünç bir şey düşünemiyorum.

luis bunuel: tanrı'ya şükürler olsun ki, hala ateistim.

17.02.2018

humboldt'un armağanı

saul bellow

insanı sarhoş etmeyen bir hayat, hayat değildir.

insan kayboldu mu tam kaybolmalı; hayran olduğum rus yazarlardan biri, bir toplantıya çok geç kaldıysanız, daha yavaş yürümenizi önerir.

toplum, insanı dikkatini dağıtmaya iter, bilinçteki en küçük ilerlemeyi bile sömürür.

samuel daniel: ürkek bilgi kararsızlıkla kıvranırken, cüretkar cehalet işi bitirir.

yıkıcı karışıklıklar bizi mezara dek huzursuzca takip eder.

müzik eğitimi almayan çocuk, zengin de olsa yoksul sayılır.

coleridge: metafizik fikirler, zor zamanlarda, ölümcül bir hastalığa yakalanmış bir çocuğun yatağındaki oyuncaklar gibi insana yardımcı olurlar.

cazibede hep bir parça dolandırıcılık gizlidir.

times'da ölüm haberinizin çıkması şöhretinizin zirvesinde olduğunuzu gösterir.

aşk, varoluşa duyulan minnettir.

insanların "öl, öldür, geber" demeleri, ölümden bahsetmeleri dünyanın en aptalca şeyi; neden söz ettikleri hakkında en küçük bir fikirleri yok. ölüm hakkında en temel şeyleri anlayabilenlerin sayısı on binde bir bile değil.

carl gustav jung: bazı zihinler tarihin erken dönemlerine aittir.

yüksek bilinç masumdur, kendi içindeki kötüyü göremez.

hayatta en güzel şeyler bedavadır.

ihtiyar william james haklıysa, mutluluk enerjinin en üst seviyelerinde yaşamaksa ve dünyaya gelişimizin gayesi mutluluk peşinde koşmaksa, delilik katıksız mutluluktur ve siyasi müeyyidelerle koruma altına alınmalıdır.

william blake: haz zekanın besinidir.

insanoğlu acınacak hale geldi, hepimiz nesneler dünyasının bir parçası olduk.

bazen yapılacak en doğru şey uzanıp yatmaktır.

güçlü bir zekaya sahip olanlar bir rüyada yaşayıp yaşamadıklarından asla emin değildirler.

"doğruya en yakın açıklama, en basit olandır."

tarihin insana yüklediği bir görev varsa o da yanlış kategorileri reddetmektir. maskeyi çıkarmaktır.

bazı kişilere güçlerine sığındığınız izlenimi vermek yapacağımız en yanlış harekettir.

bizleri büyük resmi görmekten alıkoyan insani saçmalıklar ne hazin! biz zavallı ruhlar, her birimiz o denli istikrarsız, cahil, tedirgin, huzursuzuz ki..

12.09.2016

coleridge

theodule-armand ribot

filozofun akıl yürütme gücünü ve şairin hayal gücünü o dönemde coleridge'den daha fazla bir araya getirebilmiş hiç kimse yoktu.

bununla birlikte, bu kadar kayda değer yeteneklerle donanmış olmasına karşın bu kadar az şey yaratmış başka kimse de yoktur.

karakterinin en büyük eksikliği doğal yeteneklerinden yararlanacak irade eksikliğiydi; öyle ki zihninde her zaman dev tasarılar dolanırken bunlardan birini bile ciddi olarak gerçekleştirmeyi asla denemedi.

böylece, mesleğinin başlangıcından itibaren, öylesine ortaya okuyuverdiği bazı şiirleri yayımlamak için kendisine otuz gine veren cömert bir yayıncı bulmuştu.

yazdığı takdirde kendini özgür kılacak bu şiirlerin tek satırını bile yazmadan her hafta parasını dilenmeye gelmeyi tercih etti.

3.12.2015

din

napolyon: din, halkı sakin tutmak için mükemmel bir araçtır.

cicero: ölümsüzlük umudu beslemeyen hiç kimse, ülkesi için ölümü göze alamaz.

iain banks: onların hiçbir zaman dile getirilmeyen sloganı şöyle der: "tanrı'ya güvenin, ipleriniz bizim elimizde." 

mark twain: bir çağın sunak örtüsü, ondan sonra gelenin paspasıdır.

edward o. wilson: biyolojik insan doğasını derinlemesine anlamak, dinin ve kaynağı belirsiz dogmaların ateş bataklığını kurutmaktır.

benjamin disraeli: insan, tapınması ve itaat etmesi için yaratılmıştır. fakat eğer ona emir vermezseniz, ona tapınacak bir şey vermezseniz kendi tanrısallığına bürünecektir.

asia carrera: dünyadaki insanlar oldukça saf. kıçımı kaldırıp kendi dinimi kurmalıyım.

samuel taylor coleridge: bizim antika metafiziksel görüşlerimiz, ıstırap dolu bir saatin ardından, ölümcül bir hastalığa yakalanmış bir çocuğun başucunda duran oyuncaklarına dönüşürler.

6.08.2015

yeni bir sayfa

italo calvino

insan ancak ezilirse insan olabilir. ancak en uç noktayı yaşarsa kurtulur.

tarihin yenilenmesi, kendi doğaları ve eğitimleriyle görülmemiş hesapları olmayan, bir bütünün parçası olduklarını bilen, sınırların ve kusurların da, öyle oldukları kabul edildiğinde, daha karmaşık ve hareketli bir değerler ekonomisi içinde kazanca dönüştürülebileceğini bilen kişilerden gelir.

cesare pavese: çıkarılacak ders şu: sanatta da, hayatta da yapı kurmak, hayattan olduğu gibi, sanattan da zevk düşkünlüğünü kovmak; trajik düzeyde var olmak.

yazar, bir oyuncu gibi bir role bürünüp yazdığı andaki benliğinin o yansımasıyla özdeşleştiği ölçüde yazardır.

"trajediye, ancak yaşama, insan gerçekliğine bütünsel bir bağlanmayla; neşeli, çekincesiz, entelektüel polemiklerden hiçbirinin olmadığı bir bağlanmayla ulaşılır. mutluluk duygusu olmadan trajedi var olamaz. ancak insanların yaşama sevincini dile getirmeyi başarırsak gerçekten trajik olabiliriz."

insanın tarihe etkin katılımı, insanların kanlı yürüyüşüne bir anlam verme zorunluluğundan kaynaklanır.

yarının edebiyatı, bizden -sürekli olarak dikkati dağılmış, kaygılı, gazete düşkünü, trafik tıkanıklıklarından sinirleri yıpranmış kişilerden- doğabilecek edebiyat olacaktır.

edebiyatın savaşı, tam da dilin sınırlarından dışarı çıkma çabasıdır; edebiyatı harekete geçiren, sözcük dağarcığı dışında yer alan şeylerin çağrısıdır.

ahlakçılık, ahlakın belirli bir anda öngördüğü değerler ve davranışlardan başka değerler ve davranışlar olması gerektiğini ya da olabileceğini yadsıyan kişinin düştüğü hatadır.

samuel taylor coleridge: inançsızlığın askıya alınması, her tür yazınsal yaratının başarı koşuludur.

gerçekliğe yönelik tutumları, değişmez içsel gerekçelerince belirlenenlere ne mutlu!

31.07.2013

uzun lafın kısası

çehov: dünya büyüktür ama, gene de çaldığı şeyi saklayacak yer bulamaz insan.

alain: neşenin nüfuz ve itibarı yoktur; çünkü gençtir; oysa keder bir tahta oturmuştur, ona herkes saygı gösterir.

sean o'casey: politika, esaretindeki binlerce insanı katletmiştir; din ise on binlercesini.

antoni casas ros: hayaller kurulabilir, gökyüzü arzulanabilir, hafızada binlerce enfes anı canlandırılabilir; ama bir bedenin bir ötekini arayışının yeri nasıl doldurulabilir?

la rochefoucauld: öyle insanlar vardır ki, aşktan bahsedildiğini duymasalardı aşık olmazlardı.

bret easton ellis: en büyük iki yalan nedir? "paranı geri vereceğim." ve "ağzına boşalmayacağım."

ferit edgü: insanoğlunun bazı gerçeklerini hasıraltı etmek sevdasında olan ahlakçılar kadar ahlaksız kişi yoktur.

johannes mario simmel: hayatta işlenecek tek günah, cesaretini kaybetmektir.

michel tournier: insanın yaşamındaki en heyecan verici şey, içinde doğuştan var olan sapkınlık yönelimini keşfidir.

samuel taylor coleridge: on bin kişiden biri bile, ateist olabilecek zihin gücü ve kalp temizliğine sahip değildir.

thomas bernhard: kendimizi aldatmayalım; cenazeler her zaman tiyatrodur.

robert m. pirsig: biz hepimiz, başkalarının hayaletlerini kibirle aşağılarız; ama kendimizinkileri cahilce, barbarca üstün tutarız.

2.01.2009

yaşlı gemici

samuel taylor coleridge



yalnızdım, yalnızdım, yapayalnızdım
uçsuz bucaksız bir denizde
ve işkence içindeki ruhuma
merhamet etmedi çıkıp bir aziz de

günler günleri izledi böyle
durduk orada hiç kıpırdamadan
ressam elinden çıkmış bir gemi gibi
ressam elinden çıkmış bir denizde duran

gün bitiyor, batıda yanıyordu sular
içindeymiş gibi büyük bir ateşin
ve o yanan suların neredeyse üstünde
duruyordu büyük, parlak çemberi güneşin
girdiğinde birdenbire o garip şekil
arasına gemimizle güneşin

derler ki laneti bir yetimin
cehennemlik edermiş gökteki ruhu o an
ah, nasıl da ağır fazlasıyla
bir ölünün gözündeki lanet bundan
yaşadım yedi gün yedi gece o lanetle
gene de kurtulamadım canımdan

nasıl ıssız bir yolda yürürken birisi
adımlarını korku ve dehşetle atar
ve dönüp bir kez ardına baktıktan sonra
çevirip de başını bakmazsa hiç tekrar
çünkü bilirse bir adım gerisinde
kendisini izleyen korkunç bir şeytan var

kayalar parlıyordu ve parlıyordu
üstlerinde yükselen kilise de
rüzgar gülü kıpırdamadan duruyordu
ay ışığının onu gömdüğü sessizlikte

gece gibi ülkeden ülkeye geçerim
garip bir söz gücüm vardır
yüzünü gördüğüm anda anlarım
beni dinleyecek kimseyi tanırım
bu hikaye hemen ona anlatılır

en iyi dua eden sevendir en yürekten
büyük, küçük, tümünü canlıların
çünkü bizi de seven sevgili tanrı
yaratmıştır ve sever hepsini onların

uzaklaştı sessizce ağır ağır
kendini vurgun yemiş gibi duyarak
ve açtı gözlerini ertesi sabah
daha hüzünlü ve bilge biri olarak