thomas jefferson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
thomas jefferson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.07.2022

din

john adams: bu dünya, olası dünyaların en iyisi olabilirdi; tabii eğer içinde din olmasaydı.

pascal: insanlar dinsel inanç yoluyla yaptıkları kötülükleri başka bir yolla asla bu kadar eksiksiz ve neşeyle yapmazlar.

robert m. pirsig: yanılgıdan bir kişi acı çekiyorsa buna delilik denir. yanılgıdan birçok insan acı çektiğinde ise buna din denir.

thomas jefferson: farklı dinsel cemaatlerin din adamları, tıpkı cadıların gün ışığından korktukları gibi bilimin ilerlemesinden korkar ve benimsedikleri aldatmacaların yok oluşunu müjdeleyen kaçınılmaz sona nefretle kaş çatarlar.

clarence darrow: tanrıya inanmam, tıpkı anne kaz hikayesine inanmadığım gibi.

mark kohen: zaman, çaba, acı ve gizlilik gerektiren dünyanın dört bir yanını sarmış dinsel ayin saçmalıkları, bir evrim psikoloğu için dinin insanoğluna hiçbir şekilde uyum sağlayamayacağının en belirgin işaretleridir.

christopher hitchens: tanrının varlığını bile cesurca sorgula; çünkü eğer bir tanrı varsa, akla saygıyı gözü kapalı korkudan daha çok takdir edecektir.

george bernard shaw: bir inançlının bir septikten daha mutlu olduğu görüşü, bir sarhoşun bir ayıktan daha mutlu olduğu görüşü kadar isabetli bir saptama değildir.

oscar wilde: dini meselelerdeki gerçeklik, temelsizce süregelmiş bir fikirden başka bir şey değildir.

13.08.2018

hiç yoktan bir evren

lawrence krauss

bilimde büyük etki yaratmanın yolu, sürüyle birlikte gitmekten değil, ona ayak diremekten geçer.

"nasıl oluyor da hiçbir şey olmayacağına bir şey var?"

kapalı bir evrende bir yönde yeterince uzağa bakarsanız kafanızın arkasını görürsünüz.

karanlık enerjinin kökeni ve doğası hiç kuşkusuz bugün temel fiziğin en büyük muammasıdır. nereden kaynaklandığına ya da neden sahip olduğu değerde olduğuna dair temel bir anlayıştan yoksunuz. evrenin genişlemesine neden nispeten yakın bir dönemde, yalnızca son 5 milyar yıl içinde hakim olmaya başladığına dair de bir fikrimiz yok bu yüzden. karanlık enerjinin niteliğinin evrenin kökeniyle temel bir bağı olduğundan kuşkulanmamız gayet doğal. öyle sanıyoruz ki geleceğimizi karanlık enerji belirleyecek.

matematiksel bakımdan güzel olan yegane evren, düz bir evrendir.

kesin olan bir şey vardır: toplam enerjinin tam ve kesin olarak sıfır olduğu tek bir evren vardır.

bilim, fizikçi steven weinberg'ün vurguladığı üzere tanrı'ya inanmayı imkansız kılmaz, daha doğrusu tanrı'ya inanmamayı mümkün kılar. bilim olmaksızın her şey bir mucizedir. bilimle birlikte hiçbir şeyin mucize olmaması olasılığı kalır. bu durumda dini inanç giderek gereksiz ve ilgisiz bir hal alır.

hiçlik kararsızdır. hiçlik, bir anlığına bile olsa her zaman bir şey üretir.

ilahiyatçılar toplu iğnelerin başı üzerine oturan melekler ya da bugünkü eşdeğeri her neyse onun hakkında fikir yürütebilirler. ilahiyat ondalık basamaklardan yoksun olmakla kalmıyor: gerçek dünyayla en ufak bir bağıntıdan da yoksun. thomas jefferson'ın virginia üniversitesi'ni kurarken dediği gibi:

"ilahiyat profesörlüğünün kurumumuzda yeri olmayacak."

5.08.2017

milyarlarca ve milyarlarca

carl sagan

devletin temel görevlerinden biri zayıfı güçlüden korumaktır.

dünyanın içinde bulunduğu nüfus bunalımının temel nedenlerinden biri yoksulluktur.

iş birliği yapma eğilimi evrim sürecinden zahmetle çıkarılmış bir derstir. iş birliği yapmayan, birbiriyle ortaklaşa hareket etmeyen organizmalar yok olmuştur. iş birliği, yaşamda kalanların genlerine yazılmıştır. iş birliği yapmak doğalarının gereği, var oluşlarının anahtarıdır.

shakespeare: varlığın çerçevesi olan bu güzelim dünya, gözüme çorak bir toprak yığını gibi gözüküyor artık. şu görkemli sema, şu hava, işte bak, şu anlı şanlı gök kubbe, altın alevlerle süslü olan şu heybetli çatı yok mu, sadece murdar, illetli bir duman kumkuması gibi görünüyor bana.

"yalnız kendi canıdır tuzağa düşürdüğü." (süleyman'ın özdeyişleri)

aristoteles: kendisine hiçbir şey olmayacağına inanan kimse korkmaz. korkuyu, kendilerine bir şey olabileceğine inananlar hisseder. insanlar çok zengin olduklarında ya da öyle olduklarını sandıklarında ve bu yüzden küstah, kibirli ve pervasızken buna inanmazlar. ama eğer belirsizliğin acısını hissedecek olurlarsa, az da olsa bir kurtuluş beklentisi olmalıdır.

papa ii. jean paul: bilim dini, hatadan ve boş inançtan, dinse bilimi putperestlikten ve doğru olmayan kesin yargılardan arındırabilir. her ikisi de diğerini, ikisinin de serpilip gelişebileceği daha büyük bir dünyaya taşıyabilir. bu tür köprü görevi yapan hizmetler desteklenmeli ve teşvik edilmelidir.

john dewey: insanoğlu zıt uçlar temelinde düşünmeyi sever. inançlarını ya öyle ya da böyle diye oluşturur ve bir ara olasılık tanımaz. aşırı uçların uygulanamayacağını anlamak zorunda bırakıldığında da, bunların kuramsal olarak doğru olduğunda, ancak iş uygulamaya gelince şartların bizi uzlaşmaya zorladığında ısrar etmek eğilimindedir.

cicero: ahlaken doğru olan her şey şu dört olgudan birinden kaynaklanır: gerçeğin tam olarak algılanması ya da zihinde geliştirilmesi; ya da her insanın hakkını aldığı ve bütün yükümlülüklerin sadakatle yerine getirildiği örgütlü toplumun korunması; ya da soylu ve yenilmez bir ruhun yüceliği ve gücü; ya da her sözde ve işte düzen ve itidalin getirdiği dinginlik ve öz denetim.

gottfried wilhelm leibniz: tanrı'nın eserlerinin evrensel güzelliğini ve kusursuzluğunu kendi bütünlüğü içinde kavrayabilmek için, tüm evrenin sürekli ve tamamen özgür bir ilerleme içinde olduğunu fark etmeliyiz. sonsuz boşlukta her zaman, uyanma zamanı henüz gelmemiş, uykuda olan şeyler vardır.

thomas jefferson, insanlar eğitilmedikçe demokrasinin mümkün olmayacağını söylemişti.

14.07.2015

sanat uzun, hayat kısa

zülfü livaneli

yaşamak, direnmektir.

sürüden ayrılan insanı hiçbir rejim sevmez. sürüden ayrılmanın, birey olmanın ve kendi kafasıyla düşünmenin en önemli göstergesi ise okumaktır.

karl marx: sahip olduklarınız ne kadar çoksa, siz o kadar azsınız.

yüzlerce yıldır din kavramının öldürdüğü insan sayısı, belki de ruhunu kurtardığı insan sayısından daha fazladır.

geçenlerde iki kızımız kitapçı vitrinine bakarken biri ötekine dönüp "aaa bak kız!" demiş, "aşk-ı memnu'nun kitabı da çıkmış." öteki, "amma da çabuk yazıvermişler!" demiş.

sanat, güzellik yaratmanın, kendini ifade etmenin ve varoluşunu gerçekleştirmenin olduğu kadar, dünyaya müdahale etmenin de bir yoludur.

nef'i: allah türk'e çeşme-i irfanı haram kılmıştır.

mağara resimlerini görünce tektanrılı dinler tarihinin ne kadar kısa olduğunu bir kez daha dehşetle fark ediyorsunuz. dünyanın kabul ettiği milat daha dün gibi. demek ki insanlar o kayalara resim çizerken daha milada 28 bin yıl varmış.

stephen hawking: evrenin, bizim gibi yok sayılabilecek kadar küçük yaratıkların tasavvuruna göre var olduğuna inanmak mümkün değil.

insan dediğin öyle ideallerden falan oluşmaz. hırs, başarı arzusu, para kazanma hırsı, cinsel tutku, kıskançlık, başkalarını ezme duygusu.. işte insan budur. ve amacına ulaşmak için her türlü aşağılık numarayı çevirir.

bernard shaw: dans etmek, yatay bir isteğin, dikey anlatımıdır.

"her şeyi kaybeden, her şeyi kazanır."

montaigne: bana doğru gibi gelen hiçbir fikir yoktur ki aynı zamanda yanlış gibi de gelmesin.

ilerleme, insanın başkaldırması ve kendisini engelleyen yasakları geçersiz kılması demektir. en yalın tarifiyle "ilerici" olmak da budur. ciddi bir düşünce ortamında, yasaları savunmaya öncelik verip de "ilerici" gibi görünmenin yolu yoktur. ama ne yazık ki türkiye'de böyle gariplikler yaşanabiliyor.

gülmek zeka belirtisidir.

bilimin sustuğu noktada şiir başlar ve evrenin gizli kapıları şiirle açılır.

jean-paul sartre: savaşta ölen bir tek çocuk karşısında benim bütün kitaplarımın ne değeri var?

jose ortega y gasset: ben, kendimin ve çevremin toplamıyım.

ahmet ertegün: kültür azınlık içindir. yani piramidin en tepe noktasıdır. eğer insanlara bir şey satmak istiyorsan, piramidin en alt tabanına hitap edeceksin.

thomas jefferson: siyasetçileri zapturapt altına almak için onları anayasaya zincirlemek gerekir.

platon: bir toplumu yönetecek olan kişiler bu işe çok istekli olmamalı. neredeyse gönülsüz kişiler arasından seçilmeli. kendi paralarıyla, varlıklarıyla idare edebilecek durumda olmalılar. filozoflar arasından seçilmeleri daha uygundur.

zaman bütün devletlerden güçlüdür.

bernard shaw: sanatçıların sezgileriyle buldukları tüm gerçekleri, bilgin denilenler budalaca bir didinmeyle laboratuvarlarında yeniden ortaya çıkarırlar, uzun süre sonra.

spinoza: üzülme, öfkelenme; sadece anla!

toplumların tarihleriyle yüzleşmelerinin ve kendilerini tanımalarının en önemli yollarından biri de romanlardır.

bernard shaw: gazetecilik, bir bisiklet kazası ile uygarlığın çöküşünü birbirinden ayıramayan bir alandır.

egoyu sadece aşk yenebilir.

edebiyatımızda bir raskolnikov yoktur. türkler suçluluk duymaz ama utanır. bu kültürde rezil olmak, küçük düşmek korkusu, işlenen bir suçun yaratacağı vicdan azabından kat kat güçlüdür.

joseph campbell: çocuğu olduktan sonra bir insan doğa bakımından ölü sayılır.

sizi bilmem ama ben dünyada en çok cehaletten korkarım. çünkü cehalet kendi bildiğinin dışında bir bilgi ve düzey olduğunu fark etmeyen bir kör karanlıktır. zehirli tutkular ve fanatik öfkeler üretir. en kötü yanı da cahilin, cahil olduğunu bilmemesidir.

içten olmak bir sanatçının en önemli avantajı ama bir politikacının da büyük zaafı.

dünyada komünizm bitti ama bizdeki anti-komünizm henüz bitmedi.

yaşam dediğimiz, duyumsamalarla, çağrışımlarla zenginleşen, ayrıntılarla yoğunlaşan bir şey. bu ayrıntıları ve duyguları çıkarıp attınız mı, elinizde kuru bir kabuk kalıyor.

hayatta referans noktaları olmayan insan, uçuruma düşer.

hiçbir başarı küçük bir kız çocuğunun gülüşündeki mutluluğu yaratamaz. hiçbir ün, baharın ilk günlerinde omzunuzu ısıtan güneş kadar değerli değildir. bir insanı sevmenin derinliği hiçbir iktidarla kıyaslanamaz. mutluluk, insanın kendi yaşamında. küçük görülen, horlanan insani ilişkilerinde ve doğayla uyumunda.

sanat da hayatın gerçeği gibi devrimcidir.

antonio gramsci'nin dediği gibi, "eskinin çürüyüp yok olduğu, yeninin ise bir türlü ortaya çıkamadığı" bir değersizleşme, bir çürüme, bir nihilizm dönemi yaşıyoruz.

* ars longa, vita brevis: lat. sanat uzun, hayat kısa.

31.03.2013

uzun lafın kısası

mihail bakunin: en küçük, en zararsız devlet bile düşlerinde suçludur.

albert camus: çocuklara işkence yapılan bu dünyayı sevmeyi ölünceye kadar reddedeceğim.

anton çehov: doktorlarla avukatlar birbirlerinin tıpkısıdır. aralarında sadece bir tek fark var: avukatlar soyarlar; doktorlarsa hem soyar hem de öldürürler.

d.h. lawrence: çoğu kadın hiç sevmez, sevmeye hiç başlamaz. sevmenin ne demek olduğunu bile bilmez. erkekler de öyle.

buket uzuner: hayatta en büyük mucize, küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır.

fernando pessoa: kölelik bu hayatın yasasıdır. isyan etmenin de kaçmanın da mümkün olmadığı, kayıtsız şartsız boyun eğilen yasa budur. kimileri köle doğar, kimileri sonradan olur, kimileri ise köleleştirilir.

john fowles: çatıdan kopup kafana düşse bile gerçek umutsuzluğun ne olduğunu anlayamazsın.

latife tekin: zihnimizdeki ağırlıklarından kurtulup eşyalardan soğuyalım. bir tekine bile sahip olmak için istek duymaya değmez.

paul klee: umarım amacıma çok çabuk ulaşmam; çünkü amaca ulaşmak kadar eleştirel bir şey yoktur.

saul bellow: radyasyondan çok, birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar.

thomas jefferson: basılı herhangi bir eser hakkında ceza kovuşturması açılabileceğini düşünmek bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyor.

henry miller: parasızım, çaresizim, umutsuzum. dünyanın en mutlu adamıyım.

15.03.2013

din

richard dawkins: filmlerinde insanları korkutma konusunda büyük bir usta olan alfred hitchcock, isviçre'de araba sürerken birden pencerenin dışında bir yeri işaret etmiş ve "hayatımda gördüğüm en dehşetli sahne bu" demiş. işaret ettiği yerde bir papaz, küçük bir çocuk ile, eli çocuğun omzunun üzerinde bir şekilde sohbet ediyormuş. hitchcock arabanın penceresinden başını çıkarmış ve şöyle bağırmış: "kaç küçük çocuk! hayatını kurtarmak için kaç!"

gore vidal: kültürümüzün kalbindeki büyük, ağza alınmayacak kötülük tektanrıcılıktır. eski ahit adıyla bilinen barbar bir tunç çağı metninden üç insanlık karşıtı din gelişmiştir: yahudilik, hristiyanlık ve islam. bunlar gök tanrılı dinlerdir ve tamamen ataerkildirler. tanrı, her şeye gücü yeten baba'dır ve dolayısıyla, gök tanrı ve dünyevi erkek elçilerinin etkisine girmiş olan bu diyarlarda iki bin yıldır bir kadın nefreti var olmuştur.

thomas jefferson: soyut varlıklardan bahsetmek, hiçlerden bahsetmektir. insan ruhunun, meleklerin ve tanrının soyut olduğunu söylemek, ya bunların birer hiç olduğunu söylemek demektir ya da tanrı, melekler ve ruhlar yoktur. bundan daha farklı bir sonuç çıkaramam; hayallerin ve fantezilerin dipsiz kuyusuna dalmadığım takdirde. gerçekten var olan şeylerle zaten yeterince meşgulüm ve bu beni fazlasıyla tatmin ediyor; lakin gerçekten var olması olası ancak hiçbir kanıta dayanmayan konularla kendime işkence edecek ya da zihnimi kurcalayacak değilim.

albert einstein: dünyadaki konumumuz pek tuhaf. her birimiz, sebebini bilmeden burayı kısaca ziyaret ederiz; ancak görünen o ki bazılarımız için bunun ilahi bir amacı var. oysa gündelik hayatın bakış açısıyla bir değerlendirme yapılırsa gerçekten bildiğimiz bir şey var: insan diğer insanlar uğruna burada; elbette, biz gülümsemeyi ve iyi kalpli olmayı en önemli değerler sayarak mutlu olabilenler için.

27.02.2013

uzun lafın kısası

fernando pessoa: unutuşun etten kıyafetler giymiş figüranlarından başka bir şey değiliz.

buket uzuner: her yetenekli, yaratıcı, her zeki ve hırslı insanın içinde mutlaka bir salieri yaşamaktadır.

herman melville: güzellik tanrı inancı gibidir; ondan ne kaçabilirsin ne de anlayabilirsin onu.

john fowles: faşistler seksten nefret eder ve asla kendilerine gülmeyi başaramazlar.

thomas jefferson: siyasetçileri zapturapt altına almak için onları anayasaya zincirlemek gerekir.

mihail bakunin: fırtına ve yaşam, işte bize gereken budur; yasasız, dolayısıyla özgür bir yeni dünya.

antoni casas ros: insan bedeninde geyiğin asaletini arayın. bulmak imkansız!

soti triantafyllou: kadınlar devrimci erkek istemezler. bankalar tarafından hürmet gören, akşam yemeği için evlerine vaktinde dönen sakin adamlar isterler.

mithat cemal kuntay: bazen biriyle yarım saat konuşmak yarım asırlık refahtır.

seneca: asıl bilgelik, gerçekliği ne zaman kendi isteklerimize göre şekillendirebileceğimizi, değiştirilemeyecek olanı ise ne zaman sükunetle kabulleneceğimizi bilmektir.

d.h. lawrence: insan bedeni utançla saklama yerine saygıyla yüceltilecek bir tapınaktır.

simone de beauvoir: değişik nedenlerden dolayı insanlığın, duygu ve düşüncelerini anlatmasına olanak bırakmayan sorunlarla karşı karşıya kalacağı bir çağ başlıyor.

31.01.2012

uzun lafın kısası

carlos fuentes: bütün devrimler bireysel bilinçte başlar. bütün öteki şeyler oradan kaynaklanır.

aristoteles: felsefede, politikada, edebiyatta ya da sanatlarda olağanüstü olan tüm insanlar melankoliktirler.

thomas hardy: kadınları yola getirmek için esaretten, sağır bir işkence ustasından iyi ilaç yoktur.

herman melville: her tür ölüm saçan aletin icadında gösterdiğimiz şeytani beceri, savaşırken gösterdiğimiz kin duygusu ve bunların peşinden gelen sefalet ve yıkım bile, kendi başlarına medeni beyaz adamı yeryüzündeki en yırtıcı hayvan yapmaya yeter.

leyla erbil: insan anasının karanlık karnından bile mücadele ile kurtulur.

jorge amado: tutukevleri ve polisler bütün düzenlerde aynıdır ve hiç ayrımsız, hepsi aynı derecede rezildir. üniformalar sadece müzelik bir nesne oldukları zaman dünya gerçekten uygarlaşmış olacaktır.

montaigne: bir aileyi idare etmek bir devleti idare etmekten hiç de daha kolay değildir.

franz kafka: bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. işte varılması gereken yer o noktadır.

thomas carlyle: bilgin arttığı oranda, inanç yok olur.

thomas jefferson: suçlu bir insanın yasalara uyulmadan cezalandırılması, o suçlunun kaçmasından bile daha tehlikelidir.

doris lessing: yaşamın temelinde adaletsizlik ve acımasızlık vardır.

thales: akıllı düşünceyi gösteren çok konuşmak değildir, bir tek bilgeliği ara, bir tek onuru seç; böylece geveze insanların kesilmek bilmeyen seslerini kısacaksın.

11.12.2011

tanrı

virginia woolf: bir hayaleti öldürmek, gerçek bir şeyi öldürmekten daha zordur.

pierre laplace: tanrı gereksiz bir varsayımdır.

thomas jefferson: anlaşılmaz teoriler karşısında kullanılabilecek tek silah dalga geçmektir.

jack kevorkian: benim tanrım bach. en azından ben kendiminkini uydurmadım.

mihail bakunin: tanrı fikri insanın mantığını ve muhakeme yetisini yok eder. insanın özgürlüğünü yadsımanın en etkili yöntemidir.

stanley kubrick: tanrı fikri bütünüyle mantıksızdır.

gene roddenberry: kusurlu insanlar yaratıp onları kendi hataları yüzünden suçlayan, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir tanrı'nın hikayesinin ne kadar mantıklı olduğunu sorgulamamız gerekir.

charles chaplin: aklım başımda olduğu için tanrı'ya inanmıyorum.

vladimir nabokov: özgür insanın tanrı'ya ihtiyacı yoktur.

nietzsche: sonsuz bir hiçlikteymiş gibi yolumuzu kaybetmedik mi? boş uzayın esintisini hissetmiyor muyuz? etraf soğumadı mı? tanrı öldü. tanrı ölü kalacak. ve biz onu öldürdük.

2.03.2010

1984

george orwell

e.m. forster: tüm uluslar iğrençtir; ama bazıları ötekilerden de iğrençtir.

tutuklamalar her zaman gece yapılırdı. uykudan, ansızın sarsılarak uyanma, omzunuzu dürten kaba bir el, gözlerinize tutulan ışık, yatağınızın çevresinde katı yüzlerden bir halka. olayların büyük çoğunluğunda, yargılama olmaz, tutuklama gerekçesi gösterilmezdi. insanlar geceleri ortadan kayboluverirlerdi, o kadar. adları sicillerden silinir, o güne dek tüm yaptıkları kayıtlardan silinir, bir zamanlar var oldukları yadsınır ve sonra unutulurdu. böyle ortadan kaldırılanlara, yok edilenlere genellikle 'buharlaştı' denirdi.

her eylemin sonucu, o eylemin içindedir.

bilinçleninceye dek başkaldırmayacaklar, başkaldırmazlarsa da hiçbir zaman bilinçlenemeyecekler.

proleterlerden beklenen tek şey, çalışma saatlerinin uzatılması ve yiyecek tayını kısıntılarını kabul etmelerini kolaylaştıracak ilkel bir yurtseverlik duygusuydu. bazen hoşnutsuzluk duyabiliyorlardı; ama bu hiçbir sonuca götürmüyordu onları; çünkü tutunacakları herhangi bir düşünceleri olmadığından, bu hoşnutsuzlukları ancak ufak tefek, belirli sorunlara yöneliyordu. büyük sorunların her zaman dikkatlerinden kaçması kaçınılmazdı.

saflıktan nefret ediyorum, iyilikten nefret ediyorum. erdem denen şey hiçbir yerde var olmasın istiyorum. herkesin iliklerine dek ahlaksızlaşmasını istiyorum.

sevişirken enerji harcıyorsun, sonra kendini huzurlu hissediyorsun ve her şey sana vız geliyor. işte kendini böyle hissetmene dayanamıyorlar. her zaman enerjiyle dolup taşmanı istiyorlar. tüm geçit törenleri, tüm bağırıp çağırmalar, bayrak sallamalar hep kokuşmuş cinsellik.

oynadığımız bu oyunda, kazanmak söz konusu değil. ama bazı yenilgiler ötekilerden daha iyidir, hepsi bu.

syme ortadan kaybolmuştu. bir sabah işine gelmemişti; bazı düşüncesiz kişiler yokluğu üzerinde yorumda bulundular. ertesi gün, kimse ondan söz etmedi. üçüncü gün, winston, arşiv dairesi'nin kapısındaki duyuru levhasına gidip baktı. orada çeşitli kağıtlar arasında, satranç kurulu üyelerinin bir listesi de vardı. syme de üyelerden biriydi. liste aynı gibiydi, hiçbir şey çizilmemişti; ama bir ad eksikti. bu yeterliydi. syme artık yoktu ve hiçbir zaman var olmamıştı.

her gün londra'da patlayan roket bombaları, özellikle okyanusya hükümeti tarafından, halkı korku ve baskı altında tutmak amacıyla atılıyordu.

hayatları dünyanın ele geçirilmesi üzerine kurulmuştur; ama bu arada savaşın sonunda bir utku olmaksızın sürüp gitmesinin gerekli olduğunu bilirler. savaş, ayrıca, toplum psikolojisinin istenilen düzeyde tutulmasını da sağlar.

kitleler, asla yalnızca ezildikleri için, kendiliklerinden başkaldırmazlar. kendilerine karşılaştırma yapabilecekleri ölçüler verilmedikçe, ezildiklerinin bilincine varmazlar.

daha zeki olan, daha az akıllıdır.

dünya egemenliğine en çok inananlar, bunun olanaksızlığını bilenlerdir.

gerçekte iktidar, ancak karşıtların uzlaştırılması yoluyla sonsuza dek elde tutulabilir.

eğer eşitsizlik sürdürülecekse -yani yüksek grup yerini koruyacaksa- zihinsel koşullar, denetlenmiş delilik olmalıdır.

akıl istatistiksel değildir.

neden meyve, çiçeğinin yanında daha değerli olsun?

dünyadaki hiçbir şey fiziksel acıdan daha kötü olamazdı. acının karşısında kahramanlık yoktu, yerde işe yaramaz sol kolunu tutarken defalarca düşündü bunu.

geçmişi denetleyen geleceği de denetler; şu anı denetleyen geçmişi de denetler.

kimse yönetime onu bırakmak için geçmez. iktidar araç değil, amaçtır. kimse bir devrime bekçilik etmek için diktatörlük kurmaz; devrim, diktatörlüğü kurmak için yapılır. baskı kurmanın amacı baskı kurmaktır. işkencenin amacı işkencedir. iktidarın amacı iktidardır.

yalnız ve özgür olan insan her zaman yenilir.

eğer insan bir sırrı saklamak istiyorsa, onu kendisinden de saklamalıydı.

bazen insanı, direnç gösteremeyeceği, aklına bile getiremeyeceği bir şeyle tehdit ediyorlar. işte o zaman, "bana yapmayın, başkasına yapın, falancaya yapın." diyorsun. bunun sonradan bir hile olduğunu söyleyebilirsin kendine, onları durdurmak için yaptığını, gerçekte bunu düşünmediğini söyleyip kandırmak isteyebilirsin kendini. ama doğru değildir. olay yer aldığı zaman onu gerçekten istemişsindir. kendini kurtarmanın başka yolu olmadığını düşünürsün ve bu yolla kendini korumaya dünden hazırsındır. bu şeyin diğer kişiye olmasını gerçekten istersin. onun acı çekmesi umrunda değildir. tek düşündüğün kendinsindir. işte ondan sonra, öbür kişiye karşı aynı duyguları duyamıyorsun artık.

thomas jefferson: tüm insanlar eşit yaratılmıştır ve yaratan tarafından yaşam, özgürlük, mutluluk gibi tartışılmaz haklarla donatılmışlardır. bu hakları korumak üzere, gücünü yönettiklerinden alan devletler kurulmuştur. bu hakları elden alan ya da yıkan bir devleti değiştirmek ya da ortadan kaldırmak ve yeni bir devlet kurmak halkın hakkıdır.