31.10.2016

uzun lafın kısası

anatoli ribakov: insanın yarattığı en iyi şey kitaptır. dünyadaki en büyük insan yazardır.

beaumarchais: günümüzde, söylenmeye değmeyen şeyler şarkıya dökülüyor.

epikuros: bilge kişi, elle tutulabilen bütün zevkleri tatmak için harcar hayatını ve ölüm saati çaldığında hayat masasından memnun, tatmin olmuş ayrılarak yerini başka konuklara bırakır.

gustave flaubert: burjuvalardan nefret etmek bütün erdemlerin kaynağıdır.

jack london: sosyalizm mümkün hale gelmeden hiçbir ruh temiz doğmayacaktır.

alexander pope: sözcükler yapraklar gibidir; onların çok bulunduğu yerde, anlam meyvesi pek fazla bulunmaz.

matisse: herkes işini benim ve picasso'nun yaptığı gibi yapsa savaş çıkmazdı.

walker percy: en kötüsünü bilmekten daha da kötü bir şey vardır, o da bilmemektir. insan bilmek zorundadır. kötü haberden daha kötü şeyler vardır. yenilgi bile bilmemekten daha iyidir.

sun tzu: asıl her şeyden korkulacak durumlarda korkulacak hiçbir şey yoktur.

wilhelm reich: amaç, ona varmak için yürüdüğün yoldur. bugün attığın her adım, senin yarınki yaşamındır.

oğuz atay: karınca gibi, insan da öteberi taşımayı seviyor yuvasına.

yusuf atılgan: bir eylemin ertesini, sonuçlarını göze alabilirse ya da bunlara kayıtsız kalabilirse insanın yapamayacağı şey yoktur.

22.10.2016

brand / peer gynt

henrik ibsen

yaşam sanatı, bir çeşit sürüngenin kulağa kaçmasını önlemekten başka bir şey değildir.

bağışlanmaya layık olan günah hangisi? insanın sessizce silebileceği yanlış hangisi? bir çocuk babasının günahlarından ne derece sorumlu olabilir? mahşer gününde hangi mahkeme, hangi yargıç bunun hükmünü verecek? karanlık, başdöndürücü bir bilmece.. kim seni aydınlatabilir?

insan ne kadar bilgin, ne kadar akıllı olursa olsun, mümkün olmayanı yapamaz.

insanları eğitmek isteyen bir kimse için ilk koşul, memleketin gereksinmelerine uymaktır. bu gereksinmeler, kayalar arasına gömülü çukurlardan çok, tepelerin yüksekliklerinden görülür.

benim bu dünyadaki görevim onu yanlışlardan, ayıplardan kurtarmaktır.

çıra tütse de yeni ışığı ele geçirinceye kadar onu söndürme; o tütse bile, bize yol gösterir. eski sözcükler yıpranmış olsa bile, yenilerini yaratmadan onları dilinden çıkarıp atma!

gözyaşlarına karşı en iyi çare azıcık şakadır.

ihtiyaç bir milletin gücünü artırmıyorsa o millet özgürlüğe hak kazanmamıştır.

canını esirgemezsen, bütün varını yoğunu vermiş olsan bile, yine bir şey vermiş sayılmazsın.

bir şey vardır ki feda edilemez: insanın "ben"i, iç varlığı.

servetim acılarımın çocuğudur.

et sevgisi ruhun ölümüyse, ruhum niçin et içinde doğdu?

bu millette değişiklik yapacak olan şey, göz kamaştırıcı yiğitlikler değil. ruhun yaraları kanıyorsa, güç de etkilemez. bütün sorun istenç gücü; kurtaracak ya da öldürecek olan odur. o, büyükte olduğu gibi, küçükte de vardır; dağılmış olan her şeyin içinde hep bir bütündür.

"kaldırmak kolay, taşımak güçtür."

kendini feda etmeden kurtulamazsın.

altının en küçük bir parçası bile, kaba bir puttur.

cüce, isterse golyat'ın torunu olsun, yine cüce kalacaktır.

övünülecek gelenekleri olan bir ulus, büyük bir ulustur.

merhametli olmak. günümüz insanlarının benimsedikleri ne kadar ucuz bir sözcük. hiçbir şey yapmak istemeyen uyuşuk tembel yaratıklar nasıl da yapışıyorlar bu sözcüğe. hiçbir şeyi sonuna değin götürmeye cesaret edemeyen, her şeyi yarım yamalak yapan cüce ruhlulara göre herkes merhametlidir.

insan eseri için yaşar.

bir görüş, bir ideal hiçbir zaman açlığı ve susuzluğu gidermemiştir.

sonuna kadar metin ol, ey ruhum! başarının başarısı her şeyi yitirmektir. her şeyi yitirmek senin kazancın oldu. insan, ancak yitirdiğinde sahip olabilir.

yalnız adam savunmasızdır, sürüden ayrılan mahvolur.

gökyüzünü aşmayı amaçlayan her yapıt, ölmeye mahkumdur.

bir çengelin kullanılabilmesi için eğri olması gerekir.

sen toprak altında sürünmekten başka bir şey bilmeyen bir halk için savaşıyorsun. onlar da, onlardan sonra gelen gelecek kuşaklar da mahkumdur.

"hiç kimse kendi memleketinde peygamber değildir."

aşk işlerinde bir erkek kediyle bir peygamber arasında fark yoktur.

insan en doğru sonuçlara rastlantı sonucu ulaşır.

ben bir kadın elinde yaldızlı bir kitaptım. akıllılık ve delilik yaratılış hatasından başka bir şey değildir!

yaşam oldukça umut da vardır.

"daha iyi, iyinin düşmanıdır."

insan bir kez doğar ve kendine çok önem verir.

sonu iyi biten her şey iyidir.

altının gücüyle insanın kendisi olması, evini kum üzerine kurmak demektir. sıradan insan bir saat ya da yüzük karşısında yerlerde sürünür, kuyruk sallar. kravat iğnenize, yüz kere şapkasını yerlere kadar sürterek selam verir. ama saat, iğne, yüzük, siz değilsiniz.

hükümdarla konuşmak adamlarıyla konuşmaktan iyidir.

kimse sana senden yakın değildir.

yalınayak yürüyen adam ayakkabının nereyi sıktığını bilmez.

imanımda, umudumda, aşkımdaydın!

21.10.2016

yükseltin tavan kirişini ustalar / seymour

jerome david salinger

bir zen budizm ustasına sormuşlar vaktiyle, bu dünyada en değerli şey nedir diye. usta, ölmüş bir kedidir demiş; çünkü kimse ona bir fiyat biçemezmiş.

insan sesi yeryüzündeki her şeyin kutsallığını yıkıyor.

iyi bir at şöyle bir bakınca görünüşünden anlaşılır. ama çok üstün bir at -toz kaldırmayan, iz bırakmayan cinsten- yitiveren, kaçıveren bir şeydir; hava gibidir, ele geçmez.

ne türden olursa olsun, ömrüm boyunca saldırgan bir kalabalığın karşısında dehşete düşmüşümdür.

böyle bir duyguyu, çocuk partilerinde rastlanan o küçücük ve bakımsız çocuklardan birinin kulaklarına kadar geçmiş kağıttan külahı düzeltmek isteğini herkes mutlaka duyar sanırım.

insanların beni mutlu etmek için gizli planlar yaptıklarından kuşkulanıyorum.

evlilikte eşler birbirlerine hizmet eder. birbirlerini yüceltir, birbirlerine yardım eder, birbirlerine öğretir, birbirlerini güçlendirirler; ama her şeyden önce birbirlerine hizmet ederler.

hakiki sanatçı-kahin, güzelliği üretebilen o semavi budala, esas olarak kendi vicdanıyla, kendi kutsal insani bilincinin kör edici biçimleri ve renkleriyle gözü kamaşarak ölür.

insanlar, sabırlı olanlar, simyasal saflar için bu dünyadaki bütün önemli şeyler -belki de sadece kelimelerden ibaret olan hayat ve ölüm değil; ama önemli olan şeyler- hayli güzel şekilde hallolunur.

18.10.2016

yaban koyununun izinde

haruki murakami

bütün ömrüm, şimdiye dek büyük bir provadan öteye gidemedi.

ilkbahar benim için hiç de neşeli geçiyor sayılmazdı. karım dört gündür eve gelmemişti. onun, musluğun yanında duran diş fırçası bir fosil gibi taşlaşmıştı. buzdolabındaki süt ekşi ekşi kokuyordu ve kedi her zaman açtı. tembel bir ilkbahar güneşi bu durumu aydınlatıyordu. hiç olmazsa güneş ışığı, her zaman bedavadır.

genellikle, mektup yazmakta usta olan kişilerin mektup yazmalarına gerek yoktur zaten. kendi ortamları ve kavramları içinde sürdürülecek bol bol yaşamları vardır onların.

kimi şeyler unutulur, kimi şeyler kaybolur, kimi şeyler ölür.

bireyin çok miktarda alkol tüketmeyi alışkanlık edinmesinin çeşitli nedenleri vardır; ama sonunda hepsi aynı kapıya çıkar.

insanlar kendilerini tipik olay olarak görmezler. üstelik pek de zeki sayılmayanlar, büsbütün göremezler.

"söylenmemiş bir amacın gölgeleri
şimdi kat kat doldurmakta günlerimizi"

reklamcılığı elde tutmak, söz geçirmek demek, gazete ve televizyon yayıncılığının hemen hemen tamamına söz geçirmek demektir. gazetecilik, televizyon ve radyo yayıncılığının reklamcılığa bağımlı olmayan tek bir dalı yoktur. reklamcılık olmasa, hepsi de susuz akvaryuma dönerdi.

zaman gerçekten de tek ve arkası gelmeyen büyük bir kumaş parçası değil mi? genelde bize uysun diye zamandan parçalar biçer ve kendimizi, zamanı ölçümüze uyduruyoruz diye aldatırız ama gerçekte o, geçer de geçer.

her kadının "dolu" diye işaretlenmiş bir çekmecesi vardır ki, her türlü anlamsız öteberiyle tıka basadır.

insanlar erken, pek erken yaşlanmaya başlarlar. yaşlılık, silinmeyen bir leke gibi, bütün bedenlerine yavaş yavaş yayılır.

insanlar genelde iki sınıfa ayrılabilir: orta halli gerçekçilerle, orta halli düşseverler.

sinirlenmek yaşamdaki yolumuzu yitirmek demektir.

birini beklemek üzerine yoğunlaşırsınız ve bir süre sonra artık ne olmuş, ne olmamış hiç önemi kalmaz. beş yıl da olabilir, on yıl da ya da sadece bir ay da. hepsi birdir artık.

herkesin yitirmek istemediği bir şeyi vardır.

paraya sahip olmak durumunuzu ağırlaştırır, harcamaksa sizi son derece üzer ve bitince de kendinizden nefret edersiniz. ve kendinizden nefret ettiğinizde, canınız para harcamak ister. ne var ki, para kalmamıştır, umut da.

kadınlar çıplak olunca birbirlerine ürkütecek kadar benziyorlar. bu, her zaman şaşırtıyor beni.

"dağlar canlıdır. dağlar, bakış açısına, mevsime, saate, bakanın ruh durumuna veya herhangi bir şeye göre gerçekten görünüşlerini değiştirebilirler. bu yüzden, şunu aklımızdan çıkarmayalım ki, bir dağın bir yönünden, bir küçük yönünden fazlasını asla bilemeyiz."

17.10.2016

aforizmalar

~criminal minds

lucretius: birilerinin yemeği, diğerleri için acı bir zehir olabilir.

harriet beecher stowe: mezar başındaki en acı gözyaşları söylenmemiş sözler ve yarım kalan işler için akıtılır.

shakespeare: hiçbir şey dikkat çekme isteği kadar sıradan değildir.

voltaire: bazıları vardır, kelimeleri kullanarak düşüncelerini maskelemeyi amaçlar.

la rochefoucauld: kendimizi başkalarına benzetmeye, gizlemeye o kadar alışmışız ki en sonunda kendimizi gizler hale gelmişiz.

abraham lincoln: sonuçta, yıllarınızın nasıl geçtiği önemlidir; yaşamınızda kaç yıl olduğu değil.

nietzsche: yalnız olan, kabile tarafından ezilmemek için her zaman mücadele etmek zorundadır.

anthony brant: bazı olaylar bizi değiştirebilir; fakat bizler ailemizle başlar, ailemizle biteriz.

oscar wilde: insan, kendi adına konuşurken kendinden çok uzaktır. ona bir maske verirsen sana gerçeği söyler.

16.10.2016

siddhartha

hermann hesse

düşüncelerin dili konuşabildiğim tek dildir.

sevgi avuç avuç dilenilebilir, para pulla satın alınabilir, armağan olarak sunulabilir sana, sokakta bulunabilir; ama haydutlukla ele geçirilemez.

yumuşak sertten güçlüdür, su kayadan güçlü, sevgi zorbalıktan güçlüdür.

hiçbir şey öğrenilemeyeceğini öğrenmek için hayli zaman harcadım ve harcıyorum hala; şimdiye kadar öğrendiğim tek şey, hiçbir şey öğrenemeyeceğim oldu. inanıyorum ki, bizim "öğrenme" dediğimiz şey gerçekte yok. tek bir bilgi var, dostum, bu da dört bir yandadır, bu da atman'dır, benim içimde, senin içindedir bu da, her varlığın içindedir. ve artık şuna inanıyorum ki, bu bilginin bilme isteğinden, öğrenme isteğinden daha azılı bir düşmanı olamaz.

bir ırmak insana çok şey öğretebilir.

bilinmesi gereken şeyleri insanın kendisinin tatması iyidir. dünya zevklerinin ve dünya malının insana hayır getirmeyeceğini daha çocukken öğrendim.

herkes kendisinde olan şeyi verir.

"senin ruhun bütün dünyadır."

gerçekten de bir başka insana gönlünü tümüyle kaptıramamış, kendini o insana tümüyle verememiş, kendini unutamamış, bir başkası için duyacağı sevgiden çılgınca davranışlara kalkışmamıştı. asla üstesinden gelememişti bunun; bu da, bir zamanki görüşüne göre kendisiyle çocuk insanlar arasındaki büyük ayrımdı.

15.10.2016

sandık lekesi

sema kaygusuz

bütün acılar kötü kokar.

en sevimsiz meleğimiz şeytanın bile dokunduğunda iyileştireceği bir yara mutlaka vardır.

herkesin kendi ölümünü ölmesi, sağaltılamamış bir tutkudur. ölüm, ilhamını yalnızca hayattan alır. kimyasında, dirimden esinlenerek kotarılmış ağrılar, kopmalar, kanamalar vardır. ya da başka birinin parmağı, başka birinin etkisi.

bazı itler sürüye girmeden uluyamaz.

bitkilerle kadınların tek ortak noktası vardır; her ikisi de hiçbir zaman bildiğin gibi değildir.

"yazmak için, yazamadığın metinle vedalaşmayı bilmek gerekir."

iki farklı kırlangıcı aynı kafese koyduğunuzda, onlara soracak sorunuz kalmamıştır.

bazen bildiğin her şey ayağına öyle bir takılır ki..

10.10.2016

felsefenin başlangıç ilkeleri

georges politzer

barış için mücadele etmeden ve özgürlüğü savunmadan ekmek kavgası yapılamaz. barış için mücadele politiktir, özgürlüğü savunma ideolojiktir; ekmek kavgası ise ekonomik mücadeledir.

bir bilgine bilgin diyebilmemiz için tutarlı olması, tutarlı olması için de dinsel inancından vazgeçmesi kaçınılmazdır. çünkü bilim ve inanç birbirine karşıdır.

agnostikler için engels, "utangaç materyalistler" diyor. lenin ise "agnostisizmi kazıyın, altında idealistleri bulacaksınız." der. 

"dünya, tanrı tarafından mı yaratıldı; yoksa öteden beri var mıydı?" filozoflar bu soruyu yanıtlayışlarına göre iki büyük kampa ayrıldılar: bilimsel olmayan görüşleri benimseyerek, dünyanın tanrı tarafından, yani maddenin ruh tarafından yaratıldığını söyleyenler idealizm kanadını oluşturdular. dünyayı bilimsel olarak açıklamaya çalışanlar, hareket noktası olarak doğanın, maddenin başlıca unsuru olduğunu seçenler ise materyalizmin çeşitli okullarını oluşturdular. 

her şeyin özü, karşıtların birliğidir. bütün şeyler kendi karşıtlarına dönüşürler.

diyalektik bize her şeyin eskiyip köhneleştiğini hatırlatarak hiçbir şeyin yok olmaktan kurtulamayacağını gösteriyor. bugün genç olan yaşlanır, zinde olan köhneleşir, yaşayan bir gün ölür. diyalektiğe göre, oluşun ve geçişin kesintisiz sürecinden başka hiçbir şey sonsuza kadar var olamaz.

insanların düşünme organlarında, kendilerini harekete geçiren düşünceler vardır; bu düşünceler, insanların içinde yaşadıkları maddi yaşam koşullarından doğar; sözü edilen maddi yaşam, insanların toplum içindeki yerleri, yani mensup oldukları sınıf yapısıyla belirlenir; sınıfların kendileri, toplumun içinde geliştiği ekonomik koşullar tarafından belirlenir. bir sarayda başka, bir kulübede başka türlü düşünülür.

9.10.2016

hypatia

denis guedj

eskilerin öğretisini sürdüren hypatia matematikçiliğinin yanında aynı zamanda iyi bir filozoftu ve her iki disiplinde ders verebiliyordu. hypatia özgür bir kadındı. yüzlerce dinleyici geliyordu derslerine ve bunlar, onun zekasından, bilgisinden ve güzelliğinden olağanüstü etkileniyorlardı. iskenderiye'nin üstüne çöken yeni ahlak düzeni yandaşlarının kabul edemeyeceği şeylerdi bunlar. 415 yılında bir gün, iskenderiye patriğinin kışkırttığı ayaktakımı arabasına saldırdı, onu yere yuvarladı, soydu ve bir tapınağa sürükledi. bıçak gibi keskin ve sivri istiridye kabuklarıyla işkence ettiler, sonra da diri diri yaktılar. gerçekten de bazı din adamları yalnızca hypatia gibi, jeanne d'arc gibi diri diri yakılan kadınları ve engizisyon dönemlerindeki on binlerce "cadı" kadını severler.

pornografi

slavoj zizek

bakış ile görüş arasındaki karşıtlık pornografide ortadan kalkar. neden? çünkü pornografi bünyesi gereği sapıkçadır. sapıklığı o bariz "sonuna kadar gidip bize bütün kirli ayrıntıları göstermesi" olgusundan gelmez; bu sapıklık kesinlikle biçimsel bir biçimde kavranmalıdır. pornografide, seyirci önsel olarak sapıkça bir konum işgal etmeye zorlanır. bakış, görülen nesnenin tarafında olmak yerine, bizim, seyircilerin üzerine düşer. perdede gördüğümüz görüntünün bize baktığı hiçbir yüce-gizemli nokta içermemesi de bu yüzdendir. "her şeyi gösteren" görüntüye salak salak bakan sadece bizizdir. pornografide ötekinin (perdede görünen kişilerin) bizim röntgenci hazzımızın bir nesnesi derekesine düşürüldüğünü ileri süren beylik görüşün hilafına, nesne konumunu fiilen seyircinin kendisinin işgal ettiğini vurgulamamız gerekir. gerçek özneler bizi cinsel açıdan uyarmaya çalışan perdedeki aktörlerdir; biz seyirciler ise felç olmuş bir nesne-bakışa indirgeniriz.

bilim

howard gardner: dikkatli bir betimlemeden insan çok şey öğrenebilir.

joseph le doux: kendinizi bulmanız için hiçbir zaman çok geç değildir. kırk yıl sonra hala gitarda kendimi bulmaya çalışıyorum.

ray kurzweil: doğru bir fikrin gücü, aşılmaz gibi görünen bir sorunu her zaman alt edecektir.

j. doyne farmer: bilim hem evrensel bir inanç sistemidir hem de gündelik sorunları çözmenin bir yoludur.

steven strogatz: bazı insanlar bütün hayatlarını gerçekten ne yapmak istediklerini hiç bilmeden geçiriyorlar.

v.s. ramachandran: bilimle şiirin ortak noktaları çoğumuzun sandığından daha fazladır; her iki girişim de en aykırı düşünceleri yan yana getirmeyi ve dünyaya biraz romantik bir gözle bakmayı gerektirir.

lee smolin: einstein'ın bana çekici gelen düşüncelerinden biri, bir bilim adamı olarak insanın gündelik hayatın belirsizliği ve acılarını aşabileceği idi. doğanın yasalarını kavrayarak, insan yaşamının kısa süreli uğraşlarına göre dünyanın çok daha kalıcı ve güzel bir yönüyle bağ kurabilirdiniz.

newton: büyük hakikat okyanusu karşımda keşfedilmemiş halde dururken, deniz kıyısında oynayan, ara sıra daha düzgün bir çakıl ya da olağandan daha güzel bir deniz kabuğu arayarak kendimi oyalayan bir çocuğa benzer gibiyim.

matt ridley: bilim adamları gerçeklerle ilgilenmezler. onlar bilgisizliği severler. onun içini oyar, onu yer, ona saldırırlar -hangi eğretilemeyi canınız istiyorsa onu seçin- bunu yaparken de durmadan daha fazla bilgisizlik keşfederler.

8.10.2016

aydınlanma

maureen freely

bu dünyada sevişmekten daha güzel hiçbir şey yoktur.

bir yalanın gerçek olmasını sağlamanın en iyi yolu, onu sonsuz kere tekrarlamaktır.

gerçekle yüzleşemeyen insanlar bir günah keçisine ihtiyaç duyarlar. en iyi günah keçileri de şahsen tanımadığın kişilerdir.

saf aşk diye bir şey yoktur; mücadele dokunduğu her şeyi kirletir.

her şey geçmişle iç içedir. hiç kimse sana bütün hikayeyi anlatmaz; dolayısıyla nerede durduğunu bildiğinden asla emin olamazsın. riskini alıp düğümünü kendin atarsın; çünkü hikaye asla bitmez.

er ya da geç herkes geri döner.

dünyanın neden benim istediğim gibi olmadığını sormayı bıraktığımda, kendi yaptığım işi daha mütevazı bir ışıkta görmeye başladım. asıl onurun, her şeye rağmen bir şeyler yapmaya çalışmakta yattığını düşündüm.

hayatın bana öğrettiği bir şey varsa, o da fırtınaların asla uzun sürmediğidir.

numaracı, sinsi ve pozcu insanlarla dolu bir ülkede yaşıyoruz. sahtekarlarla dolu bir ülkede. özgürce dolaşan, gayri meşru yollardan edindikleri servetlerini her geçen gün daha büyük bir kibirle sergileyen sahtekarlar.

dünyada adalet diye bir şey yoktur.

dünyanın kıyısında oturmuş, bilinmeyene bakıyorum ve uzakta parıldayan her ışık, arkasındaki her gölge daha büyük, daha hakiki, daha derin bir şeyler olduğunu ima ediyor. riski göze alıp devam etmek zorundayım.

insanların olduklarına inandıkları şey gerçekten oldukları şeyden daha önemlidir.

başını eğ, dünyayı tüm çirkinliğiyle gör, hiçbir şey söyleme, kaderinle savaşmayı bırak; ama utancını asla unutma.

7.10.2016

arayış

mevlana


ilk aşk hikayemi duyduğum andan itibaren
seni aramaya başladım
arayışın nafile olduğunu fark etmeden
sevgililer yolda bir yerde karşılaşmaz
başından itibaren birbirlerinin ruhundadırlar.

6.10.2016

yaşam ve yazgı

vasili grossman

faşizmin en büyük düşmanı insandır.

savaşta oğlunu kaybeden bir anneye karşı bütün insanlar suçludur ve insanlık tarihi boyunca bu annenin önünde boş yere kendilerini aklamaya çalışırlar.

faşizm ve insan bir arada yaşayamazlar. faşizm galip geldiği zaman insan varlığı sona erecek, sadece içi değişime uğramış, insana benzeyen yaratıklar kalacaktır. ama özgürlük, akıl ve iyilik giysisini sırtına geçirmiş olan insan galip geldiğinde faşizm ölecek ve boyun eğenler yeniden insan olacaklardır.

dünya üzerinde sadece ve sadece dar kafalı, kendi haklılığını sarsılmaz bir duygu haline getirmiş olan insanlar hüküm sürerler.

yaşamın özgünlüğünün ve kendine özgü özelliklerinin kaba kuvvetle silinmek, yok edilmek istendiği yerlerde yaşam söner.

bir ırk adına, tanrı adına, parti adına, devlet adına oluşturulan bir birliğin, yaşamın aracı değil, anlamı olduğuna ilişkin inanç bir kör inançtır. insanın yaşam mücadelesinin biricik, gerçek ve ebedi anlamı insanda, onun basit, alçak gönüllü özelliklerinde, bu özellikler üzerindeki hakkındadır.

en zor şey, zamanın üvey oğlu olmaktır. kendi zamanında yaşamayan bir üvey oğulun alın yazısından daha zor bir şey yoktur.

herkes aynı acıyı çeker; ama herkes kendince çeker.

derin keder ve ölüme mahkum olma duygusu keskin bir korkuyla yer değiştirdiği zaman anlamsız bir uyuşturucu olan iyimserlik insanların yardımına koşar.

5.10.2016

leyla'ya mektuplar

ahmed arif

leylacığım, gene suskunluklara, iyi saatte olsunlara karıştın. öyledir kafir dünya. biraz erincimiz, biraz günlük gecelik can avuntumuz oldu mu, unutuveririz dostu, canı, uzaktakini. dağlarla, deli sularla, yasaklar, pis ve kuş beyinli katil adamlarla, senden ayrı düşeni. nicesin? can tılsımının bu tek kelimede gizlendiğini duyarım. nicesin?

şimdi burada güzel bir şafak. gene uykusuz, mutsuz, tedirginim. sana yazmak, yazmak, yazmak istiyorum. seni bütün şafaklarda, evrenlerin o ıssız ihanet saatinde öperim. ve sen geçersin içimden. bitmek bilmezsin.

seni anlamak, seni sevmek mühim ve aziz bir iştir.

bana öyle geliyor ki sen beni görmek istemiyorsun. işte oraya gelmeme engel ya da sebep olan asıl bu. gelicem, kahveni, cıgaranı içicem, sonra da iyi akşamlar, iyi geceler deyip boynumu kırıp gidicem; otele ya da bir gecekondu yatağına. allah kahretsin, bunu düşündükçe geberesiye tiksiniyorum dünyadan.

dün yemekte anneme "beethoven gelse istese kızını verir miydin?" diye sordum. "kim bu herif?" dedi. "açlıktan ölen bir müzik peygamberi" dedim. önce tövbe çekti, sonra küfretti anam. kardeşlerime sordum; kızlar yalandan, erkekler canı gönülden "evet" dediler. galiba erkekler hayale, romantizme daha düşkün oluyor. kız kısmı peşinci, realist! haklı bir şey. bir dostluk delisi, bir garip şair, böyle ehli namus ve eli ayağı düzgün bir hatuncağızla evlendi mi boku yediğinin resmidir.

hiçbir uğraş, hiçbir umut, seni düşünebilmek, seni anlayıp sevmek, yüzüne bakabilmek kadar dolu, anlamlı ve yaşanmaya değer olamaz.

değil evlilik, insan düşüncesinin ulaşabildiği bütün kavramların üstünde, biz hep birbirimizi görecek, duyacağız. dostluğumuzun uzun ömürlü oluşu, bundan.

uygarlığın huzursuzluğu

sigmund freud

insan zekadan yana zayıf bir yaratıktır ve yalnızca dürtü dileklerinin egemenliğindedir.

"dünyayı döndüren açlık ve sevgidir." (schiller)

yaşamın amacını belirleyen şey yalnızca haz ilkesinin programıdır. yapımız icabı yalnızca karşıtlıklardan yoğun bir zevk alabiliriz, sürekli durumlardan aldığımız zevk ise pek azdır.

wilhelm busch: derdi olanın içkisi de vardır.

fantezi tatminleri içinde ilk sırada, sanatçı aracılığıyla kendisi yaratıcı olmayan kişiler için bile ulaşılabilir kılınan sanat eserlerinden alınan zevk gelir. sanatın etkisine açık kişiler için buna haz kaynağı ve yaşamsal teselli olarak ne kadar değer biçilse azdır. ama sanatın sağladığı hafif narkoz, yaşamın sıkıntılarından geçici bir uzaklaşmadan fazlasını veremez ve gerçek sefaleti unutturacak kadar güçlü değildir.

çok sayıda insanın hep birlikte, mutluluğu garantileme ve acıya karşı korunmayı, gerçekliği sanrılı bir biçimde yeniden kurma yoluyla sağlamaya kalkıştığı durumlara özel bir önem vermek gerekir. insanların dinleri de böylesi kitlesel sanrılar olarak tanımlanmalıdır. tabii ki insan bu sanrıyı paylaştığı sürece, bunun sanrı olduğunun asla farkına varmaz.

goethe: bir dizi güzel gün kadar çekilmez şey yoktur.

uygarlık insanın mutluluk olanağının bir bölümünü bir parça güvenlik ile takas etmiştir.

uygarlık, bireyin tehlikeli saldırganlık arzusunun üstesinden, bireyi zayıf düşürerek, silahsızlandırarak ve bireyin, tıpkı ele geçirilmiş bir şehirdeki işgal kuvvetleri gibi, bir iç merci tarafından gözetlenmesini sağlayarak gelir.

insanın kötülüğe, saldırganlığa, yıkıma ve dolayısıyla vahşete yönelik doğuştan gelen bir eğilim taşıdığından bahsetmek "küçük çocukların hoşuna gitmez". tanrı insanları kendi mükemmelliğinin bir eşi olarak yaratmıştır tabii ki; kötünün yadsınamaz varlığını tanrı'nın mutlak kudret ve iyiliğiyle bağdaştırmanın ne denli zor olduğunun kendisine hatırlatılmasını istemez insan.

büyüklükleri kitlenin hedef ve ideallerine tümüyle yabancı özellik ve işlerden kaynaklandığı halde çağdaşlarının takdirini kazanmış kimi insanlar vardır.

kimi insanların, biz diğerlerinin acı verici şüpheler ve ardı arkası kesilmez denemelerle ulaşmak durumunda olduğu en derin kavrayıştan kendi duygularının girdabından hiç de çaba göstermeden çekip çıkarma becerisine sahip olduklarını fark ettiğinde, insanın iç geçirmeye pekala hakkı vardır.

"freud'a göre hayvani dürtülerle güdülenen insanın aynı zamanda uygar bir varlık olmaya çalışması trajik bir durumdur. bununla beraber freud insanın uygarlıktan vazgeçemeyeceğini de kabul eder. sonuç uygarlığın kaçınılmaz huzursuzluğudur."

cumartesi

ian mcewan

bir tohum ek. sonra bak bakalım gelişip serpiliyor mu.

uzunca, düzgün, temiz, cilalı; boyalı değil. bir insanın tırnakları pek çok şeyi ele verir. bir hayat çökmeye başlayınca ilk gidenlerden biri tırnaklardır.

ütopyanın peşinden gidilirse sonunda her türlü aşırılığa izin verilir; ki hepsi de bu ütopyanın gerçekleşmesinin acımasız yollarıdır. eğer sonunda herkes sonsuza kadar mutlu olacaksa şimdi bir ya da iki milyonu katletmek neden cinayet sayılsın ki?

inananların pençelerinden kurtulmak pek kolay değildir.

pek mantıklı gelmiyor kulağa; ama genellikle insan inanmamaya yatkındır. inandığının yanlış olduğu ortaya çıkınca da düşüncesinden döner. ya da inanır ve inancını sürdürür. zaman içinde, kuşaklar boyunca en yararlı olan şuydu belki: ne olur ne olmaz, sen inan.

ne kadar büyük düşünürsen o kadar saçma görünür.

önemli konuların üzerinde durursak, politik durum, küresel ısınma, dünyadaki yoksulluk, gerçekten korkunç görünüyor, hiçbir şey iyiye gitmiyor, umut beslenecek hiçbir şey yok. ama küçük düşünürsem, daha dar alanda, yeni tanıştığım bir kız ya da chas'la hazırladığımız şu şarkı ya da gelecek ay kayağa gitmemiz; o zaman önemli görünüyor bana. öyleyse benim sloganım bu olacak: küçük düşün.

insanlar meydana çoğunlukla kendi dramlarını sahnelemek için gelirler. bir sokağın bu işe yaramayacağı aşikar. tutkuların geniş mekanlara ihtiyacı vardır, bir tiyatronun hizmete hazır ferahlığına örneğin. çöllerin, askeri planlamacının rüyası olduğu söylenir. kentteki meydanlar da bunun özel hayattaki karşılığıdır.

bir hastanın üstü örtülür örtülmez ameliyathanede bir kişilik, bir birey olduğu duygusu silinir. görme duyusunun gücü böyledir. geriye yalnızca kafanın o küçük alanı, ameliyat bölgesi kalır.

peter brian medawar: ilerleme umutlarıyla alay etmek en büyük ahmaklıktır; ruhun yoksul ve zihnin değersiz olduğunu bu sözden daha iyi kanıtlayan bir şey yoktur.

insanın hayatını kazanamaması ya da içkiye hayır diyememesi ya da dün yapmaya karar verdiği şeyi bugün hatırlayamaması umutsuz bir yazgı. her kentin halka açık alanlarını dolduran bu güçsüz ordu, ne kadar toplumsal adalet sağlasanız da tedavi edilemez ya da dağıtılamaz. o zaman ne yapılacak? gördüğünde tanıman gerek talihsizliği, bu insanlardan sakınman gerek. bazılarını bağımlılıklarından vazgeçirebilirsiniz, kimilerini de.. bütün yapabileceğiniz, onların bir şekilde rahatını sağlamak, acılarını azaltmaktır.

4.10.2016

aylaklar

melih cevdet anday

kadınla erkek arasındaki o sahte nezaket kırılsa, her şey konuşulur artık.

siyaset yararlanmak için değildir. siyaset halkın da çıkarına değildir. ondan ne tek tek insanlar, ne de topluluklar yararlanabilir. siyaset insan topluluklarının kaderidir. bu kader birtakım dahilerin elinde arada bir yeniden yazılır ve birtakım bıkkınlıklar giderilerek insanlara yeni bir yaşama ümidi aşılanır. siyaset bir şey için değil, siyaset için yapılırsa güzel olur. siyasetin yararlısı, yararsızı olmaz, dahicesi olur, o kadar.

evrenin, insan için hiçbir özel amacı yoktur. insan türünün çoğalıp gelişmesi, sonsuz zaman içinde, üzerinde durulmaya değmez bir oyundur.

savaş demek politika demek değildir. savaş insanların bir deliliğidir.

büyük işler için de, küçük işler için de serçe parmağımı bile kıpırdatmam. çünkü olayların gidişini değiştirecek bir güç verilmemiştir bize, her şey olacağına varır.

gül mevsiminde tövbe-i meyden benim gibi
zannım budur ki sen de pişmansın ey gönül (nedim)

kan dökücü insanlar, enteresan olmak için güzel sanatlara meraklı görünürler. öyle ince bir ruhta, bu ne şiddet diye şaşılsın isterler. ama ben şaşmam; çünkü kanmam bu yavelere.

annem sağ olsaydı, "bırak da babamla biraz da ben yatayım." derdim. ana babalarla, çocuklar, kız erkek kardeşler arasındaki cinsel ilişki yasağı tümüyle anlamsızdır.

zenci ile yatmamış bir kadın, eksik bir kadındır.

aşkı küçük görür, aşka bir küçük burjuva tutkusu diye bakar. küçük burjuvanın zavallılığını gösteren bir acayipliktir aşk, der.

dünya onun için bir tuzaktı, babamın bütün çabası da bu tuzağa düşmemek için çalışmak, uyanık bulunmak olmuştur. paçayı kurtarmak kaygısı, bencillik, başka bir şey değil.

platon: felsefe, insanların ve toplumların güçlü oldukları çağlarda yararlıdır; zayıf oldukları zamanlarda ise acınacak bir şeydir.

petrol kuyularından da, önce birtakım pislikler çıkarmış, petrol arkadan gelirmiş. benim günlüğüm de öyle olacak. asıl önemli olan düşünceleri yakalamak için, onları örten süprüntüyü çıkarıp atmalı.

irade teorisi yapan bir düşünür, bir tekerleğin orta yeri gibi sakin kalmaya alıştırıyordu kendini. hayat gümbür gümbür dönüyor; ama o, orta yerde istifini bile bozmadan hareketsiz kalabiliyor. gerçekten büyük bir başarı.

yaşamaktan soğumamak için tek çare, daha güzel bir dünya düşünmektir. o dünyayı özlemek ve o dünya için savaşmaktır.

rahattır insanın ilkelerinin olması; her gün, her saat yeni baştan düşünmek zorunda kalmaz çünkü. ama bunun için gerçekten doğru olmalı, içten olmalı; gösteriş diye gütmemeli bu davranışı.

doğanın, insan için -bütün canlılar için olduğu gibi- hiçbir ereği yoktur. etimde, kanımda bir enerji var; bunun işletilmesi gerekiyor, işlemezse bizi bekleyen sadece deliliktir. onun için koşuşuyorum, yorgun düşünceye kadar didiniyorum. enerjimle deliliğim arasında korkunç bir yarışma başladı. bir an dursam, sanki dağılacağım, zerrelerime ayrılacağım, beni bilincimle yaşatan denge altüst oluverecek. bilincimi korumak değil ereğim, onun üstünlüğünü ezmek, egemenliğini ortadan kaldırmak. bilinç, onu baskı altında tutmak için, tutacak kadar gerekli bana. iş arkadaşlarımın, parti arkadaşlarımın davranışlarındaki içtenlik payını, doğruluk payını öyle ince eleyip sık dokumayacağım. görünüşlerin altındakini anlamaya hiçbirimizin gücü yetmez. yeteneğim ne kadar elverirse, o kadarcık bir iş göreceğim ve üst yanına karışmayacağım.

benim içimde hiçbir inanç yok. hiçbir sevgi yok. insanları da, memleketimi de sevmiyorum. şu son yıl içinde ne yaptımsa hepsi zoraki idi. kendimi oyaladım, aldattım; fakat korkunç gerçek ağır bastı sonunda.

fragmanlar

herakleitos

aynı şeydir yaşayan ve ölen, uyanık ve uyuyan, genç ve yaşlı. çünkü sonrakiler öncekilerle, öncekiler sonrakilerle yer değiştirir.

güneş her gün yenidir.

karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz olanlardan en güzel uyum doğar.

eşekler samanı altına tercih eder.

aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar.

insanların çoğu başlarına gelenler hakkında düşünmezler ve öğrendiklerini kavrayamazlar; yalnızca kendi kanılarına inanırlar.

beklenmeyeni beklemezsen, onu bulamazsın; çünkü ne bir iz vardır ne de bir yol.

altın arayanlar çok fazla toprak kazarlar ve çok az bulurlar.

en iyiler bütün şeyler arasında tek bir şeyi seçer: ölümlüler arasındaki ezeli ünü. çoğunluk ise sığır sürüsü gibi tıkınır.

bilgelik tektir; her şeyi her şeyle yöneten düşünceyi bilmektir.

halk yasayı kentin surlarını savunur gibi mücadele ederek korumalıdır.

bütün yollarını yürüsen bile ruhun sınırlarına ulaşamazsın.

sevgili

marguerite duras

ilk sırdaşlar sevgililerdir; sonra vapurlarda, trenlerde; sonra her yerde karşılaştıklarımız gelir.

hiçbir zaman merhaba yok, iyi akşamlar yok, iyi yıllar yok. hiçbir zaman teşekkür yok. konuşmak yok. konuşma gereksinimi yok. her şey dilsiz, uzak kalıyor. taştan bir aile işte, ulaşılmaz bir derinlikte taşlaşmış. her gün birbirimizi öldürmeye çalışıyoruz. birbirimizle konuşmamakla kalmıyoruz, birbirimizin yüzüne baktığımız da yok.

insan görünmeyegörsün, bakamaz artık. bakmak, bir şeye karşı, bir şey için merak duymaktır, düşmektir. baktığımız hiç kimse kendisine yöneltilen bakışa değmez. her zaman onur kırıcıdır. konuşma sözcüğü atılmış. sanırım burada utancı ve gururu en iyi açıklayan bu. ister aile topluluğu olsun, ister başka türlüsü, her topluluk tiksinti vericidir, alçaltıcıdır. yaşamı yaşamak zorunda bulunmanın temel utancı içinde bir aradayız.

selde, arzunun gücünde, her şey akıp gider.

savaş her yana yayılır, her yana sızar, çalar, tutsak eder, her yanda hazır bulunur, her şeye karışır; bedenlere, düşüncelere, uykulara, uyanıklıklara, her zaman, her yere girer; çocuğun bedeninin, zayıf kişilerin, yenik halkların güzelim toprağını ele geçirmenin sarhoş edici tutkusunun pençesindedir; nedeni de kötülüğün orada, kapılarda, tenin üzerinde olmasıdır.

bu konularda insanları uyarmalı: ölümsüzlüğün ölümlü olduğunu, onun da ölebileceğini, eskiden de şimdi de böyle şeyler olduğunu anlatmalı onlara. bu biçimiyle hiç ortaya çıkmadığını, salt ikiyüzlülük olduğunu. ayrıntıda değil, yalnızca ilkede var olduğunu. bunu yaptıklarını bilmemek koşuluyla, kimi insanların onun varlığını benliklerinde saklayabileceklerini. yaşamın o yaşarken, o yaşamdayken ölümsüz olduğunu anlatmalı. çöllerin ölü kumlarına, çocukların ölü bedenlerine bakın: ölümsüzlük geçmez oradan, durur, çevrelerinden dolaşır.

eşiğinde sessizlik başlayan yerdir o. sessizliktir burada olup biten, yaşamım boyunca süren bu ağır gelişmedir. hala orada, bu büyülenmiş çocuklar önündeyim, gizem de hep aynı uzaklıkta. yazdığımı sandım; ama hiç yazmadım. sevdiğimi sandım; ama hiç sevmedim. kapalı bir kapı önünde beklemekten başka bir şey yapmadım hiçbir zaman.

3.10.2016

insan

albert camus

insanlar gösterdiğiniz nedenlere, içtenliğinize ve acılarınızın ağırlığına ancak siz öldüğünüzde inanırlar. hayatta olduğunuz sürece durumunuz kuşkuludur. kuşkulu olmaktan çıkmak için düpedüz var olmaktan çıkmak gerekir.

insan böyledir, aziz bayım, iki yüzü vardır onun: kendini sevmeden sevemez. gözleyin komşularınızı, şansınıza bir ölüm olursa binanızda. onlar kendi küçük yaşamları içinde uyurken, örneğin kapıcı ölür. hemen uyanırlar, koşturmaya başlarlar, acınırlar. taptaze bir ölü. gösteri başlar sonunda. onların trajediye gereksinimleri vardır. neylersiniz, onların küçük aşkınlıklarıdır bu, aperitifleridir.

her insanın temiz hava gibi, kölelere gereksinimi vardır. kumanda etmek soluk almak demektir. en nasipsizler bile soluk almayı başarır. toplumsal merdivenin en altında bulunan kişinin bile bir eşi ya da çocuğu vardır. bekarsa bir köpeği vardır. kısacası asıl olan, karşıdakinin yanıt verme hakkı olmaksızın insanın kızabilmesidir.

yalnız, tanrısız ve efendisiz kimse için günlerin yükü korkunçtur. o halde insanın kendine bir efendi seçmesi gerekir. kölelik olmadan kesin çözüm yoktur.

önemli olan, özgür olmaktan çıkmak ve kendinden daha namussuz olana pişmanlık içinde biat etmektir. hepimiz suçlu olduğumuz zaman demokrasi olacaktır. ölüm yalnız başına olur; kölelik ise ortaklaşadır. sonunda herkes bir yere gelir; ama dize gelmiş ve başı eğik olarak.

mutluluğunuz ve başarılarınız, ancak bunları cömertçe paylaşmaya razı olduğunuz takdirde affedilir. ama mutlu olmak için başkalarıyla fazla ilgilenmemek gerekir.

mesele kötü insan olmak değil; ama ışığı yitiriyor insan. evet, ışığı, sabahları, kendini bağışlayan kişinin o kutsal masumluğunu yitirdik biz.

2.10.2016

aşkın celladı

irvin yalom

teknende yalnız da olsan, yakınlarda inip çıkan diğer teknelerin ışıklarını görmek her zaman avutucudur.

varoluşsal yalnızlık, insanın kendisiyle diğerleri arasındaki derin ve doyurucu ilişkilerde bile var olan bir boşluktur. insan yalnızca başka varlıklardan değil, kendi dünyasını oluşturduğu ölçüde dünyadan da yalıtılmış durumdadır.

spinoza: her şey kendi varlığı içinde sürekliliğini korumaya çabalar.

ölüm gerçeğine uyum sağlayabilmek için, onu yadsıma ya da ondan kaçıp kurtulma yolları tasarlamakta üstümüze yoktur.

john gardner: her şey solup gider; her seçenek diğerlerini safdışı bırakır.

yaşamın gerçekleri arasında en açık olanı, sezgisel biçimde en kolay anlaşılanı ölümdür. erken bir yaşta, çoğu kez sanıldığından çok daha erken çağlarda, ölümün geleceğini ve ondan kurtuluş olmadığını öğreniriz.

thomas hardy: eğer daha iyiye giden bir yol varsa bu, en kötüye eksiksiz bir bakışı gerektirir.

insanın kendi yaşam planını yalnız ve yalnız kendisinin yapabileceği içgörüsüne sahip olmak olağanüstü zor, hatta dehşet vericidir.

bir ideolojinin yaratıcı üyeleri, eninde sonunda bağlı oldukları sistemi aşarlar.

kendini terk edilmiş hissetmekten, dünyada kesinlikle yapayalnız olduğunu hissetmekten daha kötü bir şey olamaz.

ölüm korkusu daima, yaşamlarını dolu dolu yaşamamış olduklarını hissedenlerde en fazladır.

woody allen: ölümden korkmuyorum; sadece geldiği zaman orada olmak istemiyorum.

eğer insan ölülerle yaşamayı öğrenecekse, önce yaşayanlarla yaşamayı öğrenmelidir.

her birimiz, sınırsız bir güç ve ilerlemenin inceden inceye işlenmiş yanılsamasıyla kuşatılmış olarak, en azından orta yaş bunalımına kadar, varoluşun yalnızca iradeye dayanan ve sonsuza dek yükselen bir başarı sarmalı olduğu inancıyla yaşarız.

gerçekten sevilmek, anımsanmak, bir başkasıyla sonsuza dek birleşmek ölümsüz olmaktır ve varoluşun canevindeki yalnızlıktan korunmaktır.

tanrı'nın antonius'u bırakması

konstantinos kavafis


birdenbire duyarsan gece yarısı
görünmeyen bir alayın geçtiğini
eşsiz ezgilerle, seslerle
artık boyun eğen yazgına, başarısız
yapıtlarına, tasarladığın işlere
hepsi aldanışlarla biten
boş yere ağlamayasın
çoktan hazırmış gibi, bir yiğit gibi
hoşça kal de ona, giden iskenderiye'ye
hele kendini aldatmayasın, demeyesin
bu bir düştü, kulaklarım iyi duymadı
böyle boş umutlarla eğilmeyesin

çoktan hazırmış gibi, bir yiğit gibi
böyle bir kente erişmiş sana yakışırcasına
kesin adımlarla yaklaş pencereye
dinle duygulanarak, ama
yanıp yakılmalarıyla değil korkakların
son bir kez, dinle doya doya ezgileri
o gizli alayın eşsiz çalgılarını
hoşça kal de ona, yitirdiğin iskenderiye'ye