turgenyev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
turgenyev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.05.2022

turgenyev

javier marias

büyük bir coşkuyla kutlanan bir doğum günü partisinde, turgenyev'in 12 yaşında bir kız çocuğuyla kankan dansı yaptığına tanık olan ağırbaşlı kont tolstoy, o gece hakkındaki düşüncelerini günlüğüne şöyle not etmiştir: "turgenyev.. kankan.. hüzün verici."

turgenyev ile tolstoy'un arasında büyük farklılıklar ve bir dereceye kadar da arkadaşlık vardır kuşkusuz. bir tartışmada konu gelip rusya'nın batılılaşmasının uygun olup olmadığına dayanınca bu farklılıklar doruk noktasına ulaşır ve tolstoy, turgenyev'e meydan okuyarak onu düelloya davet eder. mesele bir iki çiziğin ardından kutlama ve şampanyayla sona ermesin diye de düello silahının tabanca olmasını önerir. turgenyev özür diler ve iş tatlıya bağlanır ama tolstoy'un sağda solda onu ödleklikle suçladığını duyunca bu defa o tolstoy'u düelloya davet eder; ancak uzun bir yolculuğa çıkmak üzere olduğu için davetini dönüşüne erteler. bu kez özür dileme sırası tolstoy'a gelmiştir; böyle birbirlerini düelloya davet ede erteleye tam 17 yıl geçirirler, sonunda düello yapmaktan tümüyle vazgeçerek barışırlar.

tolstoy da dostoyevski de batı'da yolculuklar ederlerken varlarını yoklarını kumar masalarında kaptırınca (dostoyevski saatini bile bırakır), çareyi turgenyev'e başvurmakta bulurlar. turgenyev her ikisine de borç verir. dostoyevski, borcunu ödemekte dokuz yıl gecikir, o da yetmezmiş gibi, durmadan turgenyev'e saldırmaktan da geri kalmaz. dostoyevski'nin bu saldırılarını, geçirdiği sara nöbetlerine yoran turgenyev, bir hasta olarak kabul edip hoş ve hor gördüğü dostoyevski'yi her defasında bağışlar.

1.10.2021

delilik

j.g. ballard: biz ayakdeğirmenine bağlı yaratıklarız: tekdüzelik ve geleneksellik her şeyi yönetiyor. tamamen aklı başında bir toplumda delilik tek özgürlüktür.

susanna tamaro: artık insanın nasıl delirdiğini kolayca anlıyorum; yalnız kalmak ve o sesi kesecek düğmeyi bulamamak yeterli.

turgenyev: hastalıkların nedenlerini aşağı yukarı biliyoruz; ruhsal hastalıklar da yanlış eğitimden, insanların kafalarına çocukluktan beri sokulan saçmalıklardan ileri geliyor; kısacası toplumun bozuk düzeninden. toplumu düzeltelim, bu hastalıklar ortadan kalkar. doğru kurulmuş bir toplumda insan, budala ya da akıllı, iyi ya da kötü olmuş, hiçbir önemi kalmaz.

saul bellow: ihtiyar william james haklıysa, mutluluk enerjinin en üst seviyelerinde yaşamaksa ve dünyaya gelişimizin gayesi mutluluk peşinde koşmaksa, delilik katıksız mutluluktur ve siyasi müeyyidelerle koruma altına alınmalıdır.

hamdi koç: kimse kanserli bir hastayı hastaneye kaldırmayı kendine iş edinmez ama bir deliyi ya da eski bir deliyi bir yere kaldırmak, paketleyip depoya kaldırır gibi ya da kapatmak, herkesin şehvetle yerine getirdiği bir toplumsal görev, bir insanlık borcudur.

joyce carol oates: delirmek, bir şeyin inanmak istediğimiz gibi olduğuna inanmaktır, öyle olmadığını bilmemize karşın. delirmemek ise insanın en derin ve derinlikli isteklerinin gerçekte olanla hiçbir ilgisi olmadığını kabullenmektir.

ursula k. le guin: hangi aklı başında insan bu dünyada yaşar da delirmez ki?

4.01.2020

hikâyeler

turgenyev

dünyanın azabı, gailesi bitmez, tükenmez.

yaşadıkça, annemin her yaptığının, her söylediğinin bir gerçek, kutsal bir gerçek olduğuna daha ziyade kanaat getiriyorum.

gençlik yaldızlı kurabiyeler yer de bunu günlük ekmeği sanır. halbuki ekmeği de arayacağı zaman gelecektir.

sanat eserleri okumak hem faydalı hem de zevklidir diyorsunuz. benim düşünceme göre insan hayatta ilk önce şu iki şeyden birini, yani ya faydalı olanı ya hoşa giden seçmeli ve bu iş kesin olarak halledilmeli. ben de bir zamanlar bu ikisini bir araya getirmek isterdim. bu kabil değildir; insanı ya yıpratır yahut da felakete götürür.

saadet gelmez; neden peşinden koşmalı? o sağlık gibidir: hiç farkında olmadığımız zaman vardır.

insanın kaderi, evlatlarının, ahfadının kaderi ile nasıl bir gizli zincirle bağlı olduğunu, arzu ve temayüllerinin onlara nasıl aksettiğini, hatalarının cezasını onların nasıl çektiklerini kim söyleyebilir?

"aldanmaya ve rüya görmeye cesaret et." (schiller)

kim bilir, bu dünyada yaşayanlardan her biri, ancak kendi ölümünden sonra yeşermesi mukadder ne kadar tohum bırakıyor? insanın kaderi, evlatlarının, ahfadının kaderi ile nasıl bir gizli zincirle bağlı olduğunu, arzu ve temayüllerinin onlara nasıl aksettiğini, hatalarının cezasını onların nasıl çektiklerini kim söyleyebilir?

hiç dikkat ettiniz mi, yakından dinlenince bazı valsler beş para etmez; sesler bayağıdır, kabadır, uzaktan ise fevkalade! içimizdeki bütün romantik telleri ihtizaza getirir.

hayalimizde bir işi kurarken kartal gibi uçarız, sanki dünyayı yerinden oynatabilecekmişiz gibi gelir bize. ama yapmaya gelince derhal kuvvetten düşer, yoruluruz.

öyle duygular vardır ki bizi yerden kaldırıp yükseklere götürürler.

yarın mesut olacağım! saadetin yarını yoktur, dünü de yoktur; geçmişi hatırlamaz, geleceği düşünmez; onun yalnız şimdiki zamanı vardır ve o da, gün değil, ancak bir andır.

bir başkasının ruhu, insan için karanlık bir ormandır.

kendimden şüphe etmediğim hiçbir şey için başkalarından şüphe etmem, ancak bende, başkalarının benden daha iyi olmadıklarını sanmak zaafı vardır.

uçurumun ta kenarında dolaşmak dişi mahlukların pek sevdiği bir iştir.

evde bir şey değil, sokakta da bir felaket sayılmaz; fakat altın yaldızlı saraylara ayak basınca insanın fakirliği pek göze batar, insan sıkılır, bozarır yerin dibine batar.

30.06.2019

uzun lafın kısası

sigmund freud: anatomi yazgıdır.

adam fawer: nereden geldiğinizi bilmeden, nereye gideceğinizi de bilemezsiniz.

augustinus: sınırlarını bilen bir ruhun sergilediği alçak gönüllülük, öğrenmeye can attığım özgür sanatlara hakim olmaktan daha güzel bir meziyettir.

cemil meriç: dünyaya açılmayanların kaderi sabahtan akşama kadar mastürbasyondan ibarettir.

philip roth: içlerinde bir cevher taşımayan insanlara tahammülüm yoktur.

ece temelkuran: ne kadar çok güvenlik görevlisi varsa o kadar güvensiz bir yerde bulunuyorsunuz demektir.

doris lessing: zaman, düşünce yapraklarımızın unutuluşa doğru taşındığı bir ırmaktır.

howard fast: cehennem, hayatın en gerekli ve basit gereksinimlerinin korkunç bir zorlukla temin edilmeye çalışıldığı yerdir.

edmundo paz soldan: herkesin bir fiyatı vardır.

jostein gaarder: cinselliği çok fazla düşündüğünü kendine itiraf etmek istemeyen biri, başkalarının cinsellik takıntısını kınamakta acele eder çoğu kez.

montesquieu: bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluluğa yönelmiş bir tehdittir.

turgenyev: umudun kendisidir hayattaki en güzel şey. umut, ne kadar aldatıcı olsa da, güzel bir yolda yürürken ömrümüzün sonuna varmamızı sağlar hiç değilse.

5.03.2019

lüzumsuz bir adamın günlüğü

turgenyev

aşk bir hastalıktır ve hastalık kural tanımaz.

anlık duygu boşanımları meyan kökü gibidir; içersiniz, tadı fena değildir; ama sonrasında ağzınızda berbat bir tat bırakır. yalın ve sakin bir biçimde hayat hikâyemi anlatacağım.

yalan en az hakikat kadar yaşamın parçasıdır, belki daha bile fazla.

o zaman ilk aşkın ateşi içindeydim. tanışmamızın üzerinden iki hafta bile geçmemişti. o tutkulu ve yoğun tapınma halinde, tüm ruhunuz masumca ve bilinçsizce sevdiğiniz varlığın her hareketini izlediğinde, ona hiçbir zaman doyamadığınızda, sesini yeterince dinleyemediğinizde, nekahat dönemindeki bir çocuğun görünüşüyle gülümsediğinizde, hayatta azıcık tecrübesi olan biri bile derdinizin ne olduğunu ilk bakışta anlar.

münzevi ve ürkek insanların talihsizliği -gururları onları ürkek yapar- şudur ki, gözlerini dört açmalarına karşın hiçbir şey göremezler ya da gördükleri halde boyalı gözlüklerle bakıyormuşçasına her şeyi yanlış görürler. kendi fikirlerinden ve kendi gözlerinden her seferinde çelme yerler.

bizim gibi bozkırda yaşayan zavallı insanları büyülemek yüksek zümreden gelenler için her zaman kolay olmuştur.

ben aşağı yukarı otuz yıl önce saygın toprak sahiplerinin oğlu olarak doğdum. babamın kumar tutkusu vardı; annem kişilikli bir kadındı, oldukça erdemli bir kadın. yalnız bu kadar mükemmel bir ahlaka sahip ama bu kadar mutsuz bir kadın görmedim. erdemlerinin yükü altında eziliyordu, kendi dahil herkese hayatı zindan ediyordu. elli yıllık yaşamı boyunca bir an olsun dinlenmedi ya da elleri kucağında oturmadı; bir karınca gibi telaş ve koşturmaca içinde didinip durdu -tamamen boşu boşuna; tabii bu, karıncalar için söz konusu değil. huzursuzluk kurdu gece gündüz içini kemirdi. onu sadece bir kez tamamen sakin gördüm, o da tabutunda, ölümünden sonraki gün. ona baktığımda yüzünde yenik bir şaşkınlık ifadesi görüyordum; aralıklı dudakları, sarkık yanakları ve uysal bakışları şöyle diyordu: "ne güzel şey huzurlu olmak!" güzel tabii, nihayetinde yaşamın bezdiren anlamından, var olmanın daimi ve amansız farkındalığından kurtulmak güzel şey! aslında ikisi de birbirinden beter.

26.01.2016

din

turgenyev: hiçbir şeye inanmamaya cesaret edebilen birini görmek beni oldukça heyecanlandırır.

mathew parris: inanılmayacak kadar tuhaf inançları olan insanların etrafında geziniyor ve onlarla sosyalleşiyoruz ve bunun lafını bile etmiyoruz.

coventry patmore: kendileri ve dünyanın şansına, neredeyse tüm insanlar korkaktır ve inandıklarına göre hareket edemezler. yaşadığımız felaketlerin nerdeyse hepsinin kaynağı, "inançlarından cesaret alan" birkaç aptaldır.

algernon charles swinburne: inanç iblisi kendi çöplüğünde yaşar.

jim rigby: kişinin hiçbir deneyimi olmayan konulardaki katı inançları, o kişi inançlı da olsa, ateist de olsa batıl inançtır.

john lancaster spalding: çok az insan gerçekten inanıyor. çoğunluk sadece inandığına inanıyor ve hatta inandığını hayal ediyor.

daisetz t. suzuki: hiçbir şeye inanmamanın gerekli, kesinlikle gerekli olduğunu keşfettim. hangi tanrıya ya da öğretiye inandığınız önemli değildir; ona bağlandığınız zaman, inancınız öyle ya da böyle bencil bir fikrin üzerinde temellenir.

marilyn manson: eğer bir sanatçının inançlarını yok edeceğini düşünüyorlarsa, inançları oldukça kırılgan olmalı.

12.09.2015

dua

w.c. fields: dualar avanak, bağnaz, cahil, ilkel ve tembelleri teselli edebilir; fakat bunun, noel baba'dan size yılbaşında bir hediye getirmesini istemekten farkı yoktur.

turgenyev: insan ne konuda dua ediyor olursa olsun, bir mucize dilemektedir. her dua kendisini şuna indirger: "yüce tanrı, iki kere ikinin dört etmemesini sağla."

schopenhauer: "arzularıma kapılmama izin verme" duasının anlamı, "kim olduğumu görmeme izin verme" demektir.

samuel butler: insanların duaları, çocukların oyuncak bebekleri gibidir. kullanışlı ve rahatlatıcı olmadıkları söylenemez; fakat onları ciddiye almak kolay değildir.

ralph waldo emerson: bir insanın duaları isteklerinin eksikliğinden, inancı ise aklının eksikliğinden kaynaklanır.

epikuros: tanrı onların dualarını dinleseydi, sürekli birbirlerinin aleyhine dua ettikleri için, insanların hepsi yok olurdu.

matt groening: din, aptallardan para koparmak için uydurulan bir sürü tuhaf ritüel ve ilahiden başka bir şey değildir. haydi, 40 kez tanrı'ya dua edelim; fakat önce bağış tepsisini dolaştıralım. ve bağış tepsisini dolaştırırken, lütfen yanınızdaki insan sizi izliyormuş gibi bağışta bulunun.

ernst haeckel: gerçeğin ve bilginin soylu kutsallığına ulaşan yollar, anlamsız seremonilerden ve düşünmeden edilen dualardan değil, doğanın ve onun kanunlarının sevgiyle incelenmesinden geçer.

5.10.2014

düşmanlık bağı

zülfü livaneli

mustafa kemal'le enver paşa arasında ömür boyu süren bir düşmanlık olduğu bilinir. padişah damadı, başkomutan enver'e karşı, ondan çok daha zeki ve parlak olan mustafa kemal kesin bir zafer kazanmıştır. enver, kemal'in bu zaferini hiçbir zaman içine sindirememiş, hatta millici harekete karşı bolşeviklerden yardım istemiştir. lenin'e yazdığı mektupta şöyle dediği aktarılır: "hindistan'dan afrika'ya kadar islam dünyasında doğan her çocuk enver adını bilir. mustafa kemal de kim?"

mustafa kemal "kim" olduğunu öyle bir göstermiştir ki, enver çılgın iktidar hayallerinin peşinde orta asya'daki türkleri kızıl ordu'ya karşı ayaklandırmaya gitmiş ve oralarda at sırtında dövüşürken, macerası kanlı biten bir islam don kişot'u olarak noktalamıştır hayatını. hem de ünlü çizmeleri ve wilhelm bıyıkları bile kalmadan yadigar.

düşmanlık sadece devlet adamları arasında görülmez. sanatçı dünyası da kıskançlık sarmaşıklarının zehirlediği bir düşmanlık atmosferine bürünmüştür. en ünlü düşmanlık hikayelerinin başında mozart ile salieri ikilisi gelir. orta düzeyde bir müzisyen olan salieri, mozart gibi bir kuyrukluyıldızı çekememiş ve hem kendi ömrünü hem de genç mozart'ınkini bir karabasana çevirecek tutkulu, ateşli bir düşmanlık başlatmıştır. genç mozart öldüğü zaman, salieri tarafından zehirlendiğine inanılmıştır. hala da öyle bilinir.

st. petersburg'un karanlık labirentlerinden eşsiz kahramanlar yaratan, yeraltı tanrısı dostoyevski de iflah olmaz nefret ve düşmanlıkla dolu birisiydi. onun kendine bulduğu en büyük düşmanlar ise tolstoy ve turgenyev'di. tolstoy da, turgenyev de asildiler. paraları, çiftlikleri, köleleri, sadık ve güzel eşleri, dünyaya yayılmış ünleri vardı. ayrıca sağlıklı kişilerdi. zavallı dostoyevski ise çok yoksuldu. gençliğinde petraçevski grubu'na katıldığı için idama mahkum edilmiş, tam idam mangası önünde ölümü beklerken, yazgısı değiştirilip sibirya'ya yollanmıştı. 10 yıl kaldığı sibirya cehenneminden, yakasını ölene kadar bırakmayacak olan sara hastalığıyla dönecekti. bunlar yetmiyormuş gibi karısı da yaşamını cehenneme çevirmişti. romanları sevilmiyor, gençlerin saygısını kazanamıyordu.

işte bu hastalıklı dahi, bir gün turgenyev'in kapısını çaldı. uşak onu misafir salonuna aldı ve şaşırmış olan turgenyev çıkageldi. dostoyevski, "ben" dedi, "dokuz yaşında hasta bir kız çocuğunu banyo küvetinde iğfal ettim." şaşkınlıktan dili tutulan turgenyev güç bela: "iyi ama bunu niye bana anlatıyorsunuz?" diyebildi. odayı terk etmek üzere olan dostoyevski döndü ve "seni hiç adam yerine koymadığımı göstermek için" dedi. romanlarındaki derin ve karmaşık psikolojik yöntemlerle intikam almıştı düşmanından. kız çocuğu hikayesi ise bu intikam için uydurulmuştu.

bütün bu ünlü düşmanlık hikayelerinde garip olan, iki düşmanın bir çift oluşturmaları ve hep bir arada anılmalarıdır. artık mozart ismini salieri isminden sonsuza kadar kimse ayıramaz. belki de düşmanlık bağı en güçlü bağ.

24.02.2012

ilk aşk

ivan turgenyev

irade; hürriyetten de değerlidir; çünkü onunla kudret sahibi olabilirsin. istemeyi bildikten sonra hür olursun, emredersin.

şiirin asıl güzelliği nedir, biliyor musunuz? hayatta olmayan , olandan çok daha iyi; hatta gerçeğe çok daha yakın şeylerden bahsetmesi.

ben başkasının iradesiyle cennete gitmektense, -sırf ben istedim böyle- cehenneme sürüklenmeyi tercih ederim.

dayak yemek, sevdiği elden olsa bile.. buna isyansız katlanmak haysiyetsizlik değil mi?

10.11.2011

arefe

ivan turgenyev

gerçek dünyaya, eski ustalara ve klasiklere baktım; sonra, kendi zırvamı kırıp attım.

hoşuna gitmek istediğimiz bir kimseyle konuşurken, böylelikle kendimizi övdüğümüzden hemen hemen hiç kuşkulanmadan, dostlarımızı överiz çoğu kez.

şu karıncaların, böceklerin ve öteki bay böcekgillerin ciddiyeti yok mu, beni dünyada en çok şaşırtan budur. öyle tumturaklı bir tavırla koşturup duruyorlar ki, sanki bir önemi var yaşamlarının! düşünün bir; varlıkların en yücesi, kralı olan insanoğlu onlara bakmaya zaman buluyor ama, bu onların umurunda bile değil. sonra, herhangi bir sivrisinek, bu en yüce varlığın burnuna konuyor ve onu yiyecek olarak kullanıyor. bu, onur kırıcı bir şey. bu açıdan bakarsak, böceklerin yaşamı bizimkinden niye daha kötü olsun? biz kendimizde, kurum satmaya hak görürken, onlar niye bu hakkı görmesinler kendilerinde?

her güzellik elle tutulmaz, yakalanmaz. eski ustalar, güzelliğin peşinden koşmadılar. bu, onların yapıtlarında, kendiliğinden vardı. onlar tüm dünyayla ilgiliydiler.

doğa her zaman bizde aşk gereksinimi uyandırmaz. onun bize kızdığı da olur. korkunç.. evet, ulaşılmaz sırlar anıştırır. bizi kendine çekip yutacak olan o değil midir? hiç durmadan yutmuyor mu bizi? onda yaşam kadar ölüm de vardır ve ölüm de yaşam kadar gür bir sesle konuşur.

ölüm, ağıyla balığı yakalayan ve onu bir an için suya bırakan balıkçıya benzer. balık yüzmektedir ama, ağa düşmüştür bir kere; balıkçı dilediği zaman çeker onu.

29.04.2011

uzun lafın kısası

herodotos: en değerli şey, zeki ve güvenilir bir dosttur.

adam fawer: bazen insan istatistiklerin canı cehenneme demeli ve içinden geleni yapmalı.

catherine clement: hiçbir hac yolculuğu masum değildir. 

franz kafka: sorgu yargıcına uzaktan bir kadın göster; kadını kaçırmamak için kürsüyü ve sanığı çiğneyip koşar.

jose ortega y gasset: sürekli bir göç durumu içinde olmak, sevgi içinde olmak demektir.

charles bukowski: birkaç yıl önce dinle ilişkimi kesmiştim. gerçek olduğunu varsayarsak insanları aptallaştırıyor veya aptalları çekiyordu. gerçek değilse, aptallar daha da aptaldılar.

montaigne: hiçbir kazanç başkasına zarar vermeden sağlanamaz.

ece temelkuran: bir yolculuk eğer gerçekten bir yolculuk ise yolcunun sorduğu sorulara cevap vermez. iyi bir yolculuk, yolcunun sorularını değiştirir.

peter ackroyd: mutlulukla başlarız gençlikte; sonumuz delilikle yoksulluktur.

hermann hesse: sevgi avuç avuç dilenilebilir, para pulla satın alınabilir, armağan olarak sunulabilir sana, sokakta bulunabilir; ama haydutlukla ele geçirilemez.

turgenyev: acı çekerek eğitim görmeyen insan, her zaman çocuk olarak kalır.

arturo perez-reverte: ülkesini satan bir fanatik olmayı, hayatımı "yaşasın zincirler!" diye bağırarak geçirmeye tercih ederim.

28.02.2011

uzun lafın kısası

david mamet: oğlan kıza "ne güzel bir elbise!" der; "altı haftadır sevişmedim." demez.

arthur rimbaud: tiksinirim mesleklerin tümünden. işçiler ve ustaları, köylüdür, hepsi iğrençtir. kalem tutan eldir üstün olan, çift süren el değil.

mihail lermontov: bazı insanların alınyazılarında inanılmaz serüvenler yazılıdır.

e.m. forster: her inanç mümkün olduğunca az başvurulması gereken bir katılaşma süreci, bir tür zihinsel donmadır.

jose ortega y gasset: bu dünyada hiçbir şey, kitle kültüründeki kötü zevk kadar bulaşıcı değildir.

catherine clement: bütün iktidarlar cenaze törenleriyle yaşarlar. herhangi bir yerde yönetilecek bir ölü hep vardır.

tolstoy: yalnızca budalalar şanslarına güvenerek kumar oynar.

machiavelli: akıllı hükümdar, yurttaşlarını her zaman ve her durumda kendisine muhtaç bırakmalıdır. onların sürekli olarak bağlılığını sağlayacak tek yol budur.

david harvey: kendine iyi bir takım elbise edin; savaşın yarısını kazandın demektir.

peter ackroyd: methe kıymet vermek budalaca bir çılgınlıktır. en güzel şeylerin daha az hayranı olur; çünkü ahmakların sayısı ehil insanlardan ziyadedir.

turgenyev: bir katilin kurbanından daha uzun yaşaması saçmalıktır.

franz kafka: rahatını kaçıran ne? kalbinin kararını nedir bozup dağıtan? kapının tokmağına el süren kim? kim sokaktan sana seslenip de açık kapıdan girip yanına gelmeyen?

31.01.2011

uzun lafın kısası

franz kafka: uyudum, uyandım, uyudum, uyandım; kepaze bir yaşam.

douglas adams: umutlarla dolu bir hayat, taşıması zor bir hayattır. meyvesi üzüntü ve hayal kırıklığıdır. bu anın neşesiyle yaşamayı öğren.

duygu asena: mutluluk, zamanı geldiğinde bırakıp gidebilmektir.

dino buzzati: yeryüzünde bir yasa vardır: her şeyin bedeli ödenir. sanat en yüksek bedelin ödendiği bir lükstür. şiir ise bütün sanatlardan daha pahalıdır.

peyami safa: büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.

adam fawer: hepimiz dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, kendi ön yargılı algılarımız vasıtasıyla gözlemleriz. dolayısıyla, gerçekten bilebileceğiniz tek şey kendinizsinizdir.

jose ortega y gasset: tarih, insan gerçeğini anlamanın tek yoludur.

edwin fuller torrey: öğrenim ve eğitim üzerindeki tartışmaların bugüne kadar kanıtladığı tek şey, bunlarla uğraşanların bilgisizlikleridir.

sigmund freud: uygarlığımız içgüdülerin bastırılması temeli üzerine kurulmuştur.

david foster wallace: her birimiz kendi minik, kafatası büyüklüğündeki krallıklarımızın efendisiyiz, etrafımızdaki dünyanın tam ortasında ve yalnız.

turgenyev: gerçek dünyaya, eski ustalara ve klasiklere baktım; sonra, kendi zırvamı kırıp attım.

arturo perez-reverte: zamanla kıymetini yitirmeyen bazı değerleri korumak gerek. ötesi anlık modalar, geçici ve değişken şeyler. tek kelimeyle, ıvır zıvır.

29.11.2010

uzun lafın kısası

muriel barbery: genç bir kadın evini ateşe verdi. neden yaptığı sorulduğunda, "bir duygu hissetmek istemiştim." cevabını verdi.

howard fast: hiç kimseye güvenme, asla hayal kırıklığına düşmezsin.

jostein gaarder: demokrasi, cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim biçimine dönüşebilme tehlikesini barındırır.

dragan babic: kızlara ne kadar haşin davranır, onlardan ne kadar çok isterseniz, onlar size o kadar çok verirler.

ece temelkuran: yeryüzündeki her anlaşmazlık kendi endüstrisini yaratır.

maksim gorki: hep yararı dokunsa bile, kendi başına yanılmak başkalarının yanlışlarını yinelemekten daha iyidir.

edip cansever: insanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır.

philip roth: dünyanın koşuşturması içinde en az acıyla yaşamanın sırrı, olabildiğince çok insanın sizin aldanışlarınıza katılmasını sağlamaktır.

turgenyev: sövüp saymak için bile olsa, insanın başkalarına ihtiyacı vardır.

adam fawer: tipik bilim adamları içine kapanık insanlardır. gerçek dünyada başarılı olmak için gerekli olan iletişim becerilerinden yoksun olurlar.

edith wharton: birey, hemen her zaman ortak çıkar olarak kabul edilen şeye kurban edilir.

david dickson: bilim ve teknoloji tarafsız değildir, büyük ölçüde iktidara ve sermayeye eklemlenmiştir ve egemen sınıfı güçlendirme işlevi görmektedir.

31.10.2010

uzun lafın kısası

manuel scorza: insanoğlunun gerçek yurdu çocukluğudur.

adam phillips: çift dediğin suç işleme arayışındaki entrikadır. en yakınlarında duran da genellikle sekstir.

aslı erdoğan: her insanın, gün gelip de düşüp parçalanmaktan kendisini güçlükle alıkoyduğu bir uçurumu vardır.

elia kazan: herkes gerçek kişiliğini ve duygularını gizleyen bir tür maske takabildiği için şu dünyada yaşayabiliyor.

howard fast: insanlar hiçbir zaman oldukları gibi görünmezler. işte bunu anladığınız anda bir insanı tanımaya başladınız demektir.

jostein gaarder: iyi bir filozof olmak için gereksindiğimiz tek şey hayret etme yeteneğimizdir.

muriel barbery: beden bütün giysilerden sıyrıldığında bile ruh süslerle dolu kalır.

everett ruess: çoğu insanın yaşadığı şekliyle hayat beni hiçbir zaman tatmin etmedi. her zaman için çok daha yoğun ve zengin bir hayat yaşamak istedim.

philipp vandenberg: dahiler genellikle sıradışı yaşam biçimleriyle kendilerini gösterirler.

turgenyev: yatak, düşünsel bağlamda, iki sevgilinin, tanrıyla birleşmek amacıyla bu dünyadan ve onun yaratıklarından kopup birleştiği yerdir.

elias canetti: insan her zaman kendisini kitleden ve onu oluşturanlardan korumayı bilmelidir.

cemil meriç: hürriyet, tarihin hiçbir çağında tam olarak gerçekleşmemiştir. çünkü hükümetler için ayak bağıdır. hiçbir hakkı olmayan, baştakilerin her yaptığını kerem sayan insanları yönetmek ne kadar kolay! otorite, hürriyetin anadan doğma düşmanı.

28.12.2008

babalar ve oğullar

turgenyev

insan her şeyi anlamaya yeteneklidir. evreni dolduran esirin titreşimini de, güneşte olup bitenleri de; ama başka birinin, burnunu neden kendi gibi değil de başka türlü sildiğini.. işte onu anlayamaz.

ölüm eski bir şakadır; ama herkese yeni görünür.

hastalıkların nedenlerini aşağı yukarı biliyoruz; ruhsal hastalıklar da yanlış eğitimden, insanların kafalarına çocukluktan beri sokulan saçmalıklardan ileri geliyor, kısacası toplumun bozuk düzeninden. toplumu düzeltelim, bu hastalıklar ortadan kalkar.. doğru kurulmuş bir toplumda insan, budala ya da akıllı, iyi ya da kötü olmuş, hiçbir önemi kalmayacak.

sövüp saymak için bile olsa, insanın başkalarına ihtiyacı vardır.

tek tek insanları anlamak için zahmete girmeye değmez. bütün insanlar özdeştir, bedence olduğu gibi ruhça da. tümümüzün bir beyni, dalağı, yüreği ve ciğerleri var, bunlar özdeş yapıdadır. moral denilen şeyler de özdeştir hepimizde.. ufak tefek değişiklikler önemli değildir. bir tek insanı ele almak, bütün ötekileri tanımak için yeter. insanlar ormandaki ağaçlar gibidir: hiçbir bitkibilimci, tek tek bütün meşe ağaçlarını incelemeye kalkmaz.

dünyada çocuğunu kucağına almış bir anneden daha etkileyici bir şey var mıdır?

dünyada en iyisi sessizce yaşamaktır.

nihilist hiçbir prensibi eleştirmeden benimsemeyen adam demektir, o prensip ne denli saygı gören bir prensip olursa olsun.

doğa bir tapınak değildir, bir işyeridir ve insanlar orda çalışan işçilerdir.

zaman kimi kez bir kuş gibi uçar, kimi de bir sümüklüböcek gibi ağır ağır geçer; ama insan zamanın yavaş mı, hızlı mı geçtiğini fark etmiyorsa, mutludur çok.

"mutluluk bizim bulunmadığımız yerdedir."

iki genç arasında bir süreden beri, yapmacık bir ilgisizlikle karışık bir şakalaşma alışkanlık olmuştu; bu ise gizli bir hoşnutsuzluğun ve açığa vurulmayan kuşkuların şaşmaz belirtisidir her zaman.

iyi bir kimyacı yirmi kez daha yararlıdır bir ozandan.

bir resim, kitabın on sayfasını alan bir tanımı, bir bakışta gösterir bana.

herkes pamuk ipliğine bağlı, her an ayaklarımızın altında bir uçurum açılabilir; ama gene de hayatı allak bullak eden belaları başımıza açmak için yolumuzdan bir an bile dönmeyiz.

insan öyle kurmalı ki yaşamını, her anı önemli olsun.

gerçeği anlamak, imparatorlar için olduğu gibi, zengin kimseler için de güçtür.

onunla en basit konular üzerinde dururken -şakalaşırken bile- sıkıldığını, hafif bir korku duyduğunu anlıyordu. denizde, gemideki insanlar da ayakları karadaymışçasına, üzüntüsüz konuşup gülüşürler; ama en küçük bir aksama, beklenmedik, hafif bir belirti olsun, o anda bütün yüzlerde bir kaygı, var olan tehlikenin var olan bilincini sarsan bir telaş belirir.

18.04.2008

bay böcek

turgenyev

şu karıncaların, böceklerin ve öteki bay böcekgillerin ciddiyeti yok mu, beni dünyada en çok şaşırtan budur. öyle tumturaklı bir tavırla koşturup duruyorlar ki, sanki bir önemi var yaşamlarının! düşünün bir; varlıkların en yücesi, kralı olan insanoğlu onlara bakmaya zaman buluyor ama, bu onların umurunda bile değil. sonra, herhangi bir sivrisinek, bu en yüce varlığın burnuna konuyor ve onu yiyecek olarak kullanıyor. bu, onur kırıcı bir şey. bu açıdan bakarsak, böceklerin yaşamı bizimkinden niye daha kötü olsun? biz kendimizde, kurum satmaya hak görürken, onlar niye bu hakkı görmesinler kendilerinde?