alfred north whitehead etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alfred north whitehead etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.11.2019

prekarya: yeni tehlikeli sınıf

guy standing

hayatını sürekli olarak geçici işlerle idame ettiren bir kişinin varoluşu risklerle doludur.

prekarya, "precarious" (güvencesiz) sıfatı ile "proletariat" (proletarya) isminin birleşmesiyle oluşan yeni bir terimdir.

prekaryaya dahil olanların kendilerine saygısı yoktur ve yaptıkları işin de sosyal değeri bulunmaz. başarılı olsunlar ya da olmasınlar, saygıyı başka yerlerde ararlar. eğer başarılı olurlarsa, çok da kabul görmeyen ve geçici olarak yaptıkları işlerine atfedilen nafilelik duygusu azalabilir; zira statü konusundaki engellenmiş olma duygusu da aynı şekilde azalacaktır. ancak prekaryada sürdürülebilir öz saygı bulma hüneri kesinlikle yeterli değildir. sürekli olarak bir şey yapıyor olmaya karşın yalnız bir kalabalık içerisinde izole olma tehlikesi mevcuttur.

dünyanın her yerinde sağ politika, kamuda ücretleri, sosyal hakları ve istihdam güvenliğini budamaya dair saldırıları yoğunlaştırmak için ekonomik durgunluğu kullandı.

dünyada sayıları bir milyarı aşan 15-25 yaş arasındaki gençler, tarihin en geniş genç nüfusunu oluşturuyor ve gelişmekte olan ülkelerde de çoğunluğu oluşturuyorlar. dünya bir taraftan yaşlanıyor olabilir ama gençlerin de sayısı oldukça fazla ve onların canını sıkacak çok şey var.

güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle daha fazla sayıda genç erkek, ihtiyaç olur diye aileleriyle beraber ya da onlara yakın yerlerde yaşıyor ki bunların bazıları kırklı yaşlarda olabiliyor.

"işlerimiz ve yaşadığımız evler kısa dönemli sözleşmelere dayanıyor. hayatlarımız dolambaçlı yollardan müteşekkil. birçoğumuz için hayatlarımızdaki tek sabit nokta, çocukluğumuzun geçtiği ev. ülkeyi hayata döndürecek nesil bir türlü harekete geçemiyor. bu arada borçlarımız büyüyor, işler giderek azalıyor ve hayatlar da zorlaşıyor." (ed howker & shiv malik)

çağlar boyunca eğitim, aklın olgunlaşmamış kapasitesini geliştirmesine yardımcı olacak, özgürleştirici, sorgulayıcı ve sistemi alaşağı edebilecek bir süreç olarak düşünüldü. aydınlanma'nın özünde insanın dünyayı şekillendirip kendisini de öğrenme ve tefekkür aracılığıyla daha düzgün bir birey haline getirebileceği düşüncesi yatar. piyasa toplumunda bu rol, giderek marjinalleştiriliyor.

sovyetlerdeki eski bir şakaya göre işçiler şöyle diyorlar: "biz çalışıyor gibi yapıyoruz, onlar da bize para veriyor gibi yapıyorlar." bu şakayı günümüzde eğitim için şöyle uyarlayabiliriz: "onlar öğretir gibi yapıyorlar, biz de öğreniyor gibi yapıyoruz." elitler açısından değil ama çoğunluk açısından aklın basite indirgenmesi bu sürecin bir kısmı. dersler, geçme oranları yükselsin diye basitleştiriliyor.

"yaşadığımızı kanıtlamanın tek yolu ölmek. belki de foxconn çalışanları ve bizim gibi kırdan göçüp gelen işçiler için ölüm, yaşadığımızı belgelemenin tek yolu. hayatta kaldığımız dönemde elimizde ümitsizlikten başka bir şey yoktu." (foxconn'daki on ikinci intihar girişiminden sonra çinli bir işçinin bloğundan)

iyi bir toplumun empati kurabilen ve kendisini başkasının yerine koyabilen insanlara ihtiyacı vardır. empati ve rekabet duyguları sürekli olarak bir gerilim içindedir. rekabetin başladığı dönemlerde insanlar başkalarından malumatları, birtakım gerekli iletişim bilgileri ve çeşitli kaynakları, rekabet avantajını kaybetmemek amacıyla gizlerler. başarısızlık veya sadece sınırlı bir statü elde etmeye dair korku, empati kurulmasının kolaylıkla önüne geçer.

üniversitelerin girişimcilik ve işletmelere hizmet etmesi gerektiğini savunan kişiler, geçmişin entelektüellerine kulak vermeli. felsefeci alfred north whitehead şöyle diyor: "üniversitenin varoluş nedeni, bilgi ve hayat arzusunun yanı sıra eski ve yeni arasındaki bağlantıyı, öğrenmenin yaratıcı boyutu temelinde korumasına dayalıdır."

john stuart mill de rektör olduğu yıllarda şunu söylemişti: "üniversitelerin asıl amacı, insanların geçinmesine yönelik bilgilerin öğretilmesi değildir. amaç yetenekli avukatlar, doktorlar ya da mühendis yetiştirilmesi de değil. asıl amaç, yeterli ve kültürlü insanlar yetiştirilmesidir."

prekarya, eğitimin ticarileştirilmesi ilkesini reddetmeli. kültürsüz insanların durdurulması şart.

15.03.2018

umut devrimi

erich fromm 

devrim hiçbir zaman umutsuzluk temeli üzerine kurulmamıştır ve de kurulamaz.

ideolojiler ve kavramlar çekiciliklerini büyük ölçüde yitirdiler. sağ ve sol gibi, komünizm, kapitalizm gibi geleneksel kalıplar anlamlarını yitirdiler. insanlar kendilerine yeni bir yön, yeni bir felsefe, fiziksel ve tinsel açıdan ölümün önemini değil de yaşamın önemini konu alan yeni bir felsefe arayışı içindeler.

hareketsiz durduğumuz an kokuşmaya başlarız.

alfred north whitehead: mantığın işlevi, yaşama sanatını geliştirmektir.

geçmiş tarih boyunca sanatçılar saray dalkavuğu olagelmiştir. hakikati kendine özgü ama toplumsal açıdan kısıtlı sanatsal biçimde sundukları için doğruyu söylemelerine izin verilmiştir.

hırs, insanları belli bir amaca ulaşmaya dürten arzuların ortak özelliğidir. hırstan yoksun bir duyguda insan dürtülmez; edilgin değil, özgür ve etkindir.

siyasal özgürlük, tam anlamıyla insan olma durumunun gelişmesine katkıda bulunduğu ölçüde insan özgürlüğünün bir koşuludur.

karşılanmamış maddesel gereksinimlerin bulunmaması halinde insanla insan arasındaki sorunların, çatışkıların ve trajedilerin bulunmayacağı varsayımı, çocukça bir düştür.

eğitimle seçmenlerin siyasal görüşü arasında çarpıcı bir ilişki vardır. en az bilgilendirilmiş seçmenler daha çok akıl dışı, fanatik çözümlere kaymakta, eğitimli olanlarsa daha gerçekçi ve akılcı çözümlere eğilim göstermektedirler.

insanoğlunun tarihi boyunca yarattığı bütün duygular arasında, yalnızca insan olmanın katışıksız niteliğini yansıtma açısından sevecenliği aşan hiçbir duygu yoktur.

akılcı sevgi, kişi ile bir başka kişi arasında çok yakın ilişki oluşturan, aynı zamanda da onun bağımsızlığını ve bütünlüğünü korumasına engel olmayan sevgidir.

şimdiki anlamıyla mutluluk, insan varoluşunun doluluğuna eşlik eden bir koşulu değil de yüzeysel bir doymuşluk halini ifade etmektedir. mutluluğun, sevincin yabancılaşmış biçimi olduğu söylenebilir.

aristoteles: olası olmayanın gerçekleşmesi, olasılığın sınırları içindedir.

eğer fikir insanlara seslenebilirse en güçlü silahlardan biri haline gelir. çünkü onlarda heves, adanmışlık yaratır. insan enerjisini artırır ve yönlendirir. önemli olan fikrin bulanık ve genel değil, özgül, aydınlatıcı ve insanın gereksinmelerine uygun olmasıdır.

31.03.2015

uzun lafın kısası

konfüçyüs: iyilikseverlik, bütün insanları sevmektir. bilgi, insanları tanımaktır.

tagore: bir insan ne kadar büyük olursa olsun bir ülkenin kaderine hükmedememeli.

andre maurois: bir kadının bizde uyandırabileceği düş kırıklıklarının en kötüsü, bizi rakiple düş kırıklığına uğratmasıdır.

cicero: adaletten yoksun olan hiçbir şey ahlaken doğru olamaz.

bilge karasu: siz kadınlar bir şeye bağlanınca kusurları mil olup gözünüze çekilse gene de görmezsiniz.

oscar wilde: hiçbir şey yapılmaya değmez, dünyanın yapılamaz dediklerinden başka.

ernest hemingway: başkasından üstün olmanın onurlu bir yanı yoktur; asıl onur, kişinin eski halinden üstün olmasından gelir.

salah birsel: insanları en iyi nişanlar uyutur.

henry david thoreau: insan vazgeçebildiği eşya oranında zengindir. lüks ürünlerin ve sözümona bize rahat yaşamlar sunan hizmetlerin çoğu, hiçbir biçimde vazgeçilmez değildir. bütün bunlar insanlığın gelişimine ket vurur.

jeannette walls: eğer emin değilseniz, muhtemelen kötü bir fikirdir.

alfred north whitehead: bir toplumun gerçeği, sözü edilemeyen şeylerde yatar.

melih cevdet anday: benim içimde hiçbir inanç yok, hiçbir sevgi yok. insanları da, memleketimi de sevmiyorum. şu son yıl içinde ne yaptıysam hepsi zoraki idi. kendimi oyaladım, aldattım; fakat korkunç gerçek ağır bastı sonunda.

29.09.2014

uzun lafın kısası

ernesto sabato: banka, burjuva ruhunun tapınağıdır.

harper lee: selam vermeden önce çekip vurmak gereken türde insanlar vardır; o zaman bile harcanan kurşuna değmezler.

cicero: hazinesini nereye gizlediğini unutan ihtiyar yoktur.

jeannette walls: eşyalardan vazgeçmek zorunda kaldığınızda, onlara hiç de ihtiyacınız olmadığını anlıyorsunuz.

konfüçyüs: ne kadar yavaş gittiğinizin önemi yok; yeter ki durmayın.

andre maurois: kadınlar doğal olarak yaşamları bir devinim olan, bu devinim içinde kendilerini de alıp götüren, kendilerine bir görev veren, çok şey isteyen erkeklere bağlanırlar.

melih cevdet anday: çoğu başyapıt bir arka odada doğmuştur.

alfred north whitehead: büyük hayalperestlerin düşleri asla gerçekleşmez. onlar her zaman daha fazlasını ister.

oscar wilde: ütopya içermeyen bir dünya haritasına bakmaya bile değmez.

pascal: insan doğal bir anlatım gördü mü hem şaşırır, hem sevinir; çünkü bir yazar görmeyi beklerken bir insan bulmuştur.

yann martel: müslümanların medeniyetsizlikleri islam'ın ne denli kötü bir din olduğunun kanıtıdır.

tagore: eğer gerçeği kavramak istiyorsan kendini tamamıyla ona vermelisin. gerçeğe ulaşmanın başka yolu yoktur.

2.04.2010

elli yaş korkusu

erica jong

ün, en büyük karakter sınavıdır.

erkeklerin çoğunluğu prezervatifi kamışlarına takmaktansa nazara karşı muska gibi boyunlarına takmayı yeğ tutarlar.

bir maskenin ardına gizlenmeksizin doğruyu söylemek zordur.

gerçek bilgeliğin öfkeden değil kahkahadan doğduğunu bilecek yaştayım.

v.s. pritchett: dünyaya geliyoruz; bundan önce olup bitenler söylencedir.

dünyaya göz açmamızdan önceki günleri merak ve ilgiyle düşünüp dinleriz; çünkü, gerçekte bunlar bizim ölümlülüğümüzün ön habercisidir ve ölümlülüğümüzü kabul etmemiz de -edebilirsek eğer- ömür boyu süren bir uğraştır.

bellek, tüm varlıklarımızın en dayanıksızıdır. yittiği zaman da ardında, kaymış yıldızlar kadar bile iz bırakmaz.

insanlar, yaradılıştan sıra, sınıf gözeten yaratıklardır; demokrasi onların doğal dini değildir.

temelde köksüz olduğumuzdan köklü olmanın düşlerini kurarız.

okul, çoğu zaman, kültürümüzün en kötü ön yargılarını pekiştirir; zeka, sanki niceliği saptanabilir bir şeymiş gibi çocukları zekalarına göre sıralama eğilimi; cinsiyetleri kalıplaştırarak dişi ile erkeği, (hepimizin kişiliğinde var olan nitelikler yerine) ayrı ve zıt kimlikler olarak görme eğilimi; özgürlük ve ufuk genişletmesi yoluyla değil de ezber ve kısıtlama yoluyla eğitim verme eğilimi).

genç kadınlarını koruyamayan bir toplum çökmeye yazgılanmış bir toplumdur.

"bir azınlık grubunun üyeleri öfkelerini ezenlerden değil, birbirlerinden çıkarırlar."

"üstün zihinler yakındır deliliğe
inceciktir aradaki duvarlar" (dryden)

içerlek yerlerin insanıyım ben
dedikodu, bıçak bilemeler, mutfak şiirleri
oysa akıl erdiremem haritalara
çünkü kadınım, içimde saklarım her şeyi
süsledim mağarayı, postlar astım duvarlara
yerlere yün halılar serdim

piero o ilk sabah, saat on birde, merhaba, demeye geldi. meme başlarıma merhaba, dedi; boynuma, dudaklarıma, dilime, sonra elimden tutup beni yatak odasına götürdü, sırtımdakileri, çıplak kalan her yerimin güzelliğini ayrı ayrı öperek, ağır ağır çıkardı, yatağın üzerinde içime girdi ve içimde, bana sonsuz gibi gelen bir zaman boyunca sımsıkı kaldı; ben de armut ağacının üstündeki meyveler gibi balla doldum ve dalları sallayıp meyveleri yere döken bir fırtınaya tutulmuşçasına sarsılmaya başladım.

insan denen yaratık biçime her zaman içerikten daha çok önem verir.

bugün kitaplarda, sinemada ve televizyonda gördüğümüz cinsellik, gizemden öylesine yoksun ki beni ürkütüyor. gizem, insanlığımızın özüdür. bizi biz yapan şeydir.

oscar wilde: yirmi yıl aşk yaşamak kadını harabeye çevirir; oysa yirmi yıl evli kalmak onu kamusal bir anıta dönüştürür.

gene merton: yeryüzündeki tek gerçek mutluluk, kendi sahte kimliğimizin zindanından kaçabilmektir.

duyguları gözlemleyip betimleme yeteneği, bir tür çırılçıplaklığı yanında getirir. kaygısız ve umursamaz olamazsınız. yazarlar kuşkucudur, kendi kendilerine eza etmeye meraklı, saplantılı kimselerdir. işkenceye ancak kısa sürelerle ara verirler.

öğrenci hazır olduğunda öğretmen ortaya çıkar.

acı çekmek üstüne yazı yazmak, mutluluğu yazmaktan daha kolaydır. çünkü mutluluk dilsizdir.

alfred north whitehead: bir toplumun gerçeği sözü edilemeyen şeylerde yatar.

bu genç adam librofilyak (kitap delisi) bir romantik, bir pikaresk roman kahramanıydı. zorlu kitaplarla uysal kadınları seviyordu.

aşk, inançsızlığı yenilgiye uğratmak için doğar.

ölümsüzlük, bizi sevmiş olanların belleğindeki anılarımızdır.

mesele kendimizin, doğa yolunda bir kaya değil de doğrudan yol olduğumuzu görebilmemizde.

"herkes her an herkesi yargılar."

kadınlar çok zaman kendi bedenlerinden tiksinirler. bazen bana öyle geliyor ki hiç değilse bir kez, kendi cinsimizden biriyle ilişkiye girmenin en önemli yönü, kadındaki bu öznefretle yüzleşmek ve onu özsevgiye dönüştürebilmektir.

cinsel arzunun tek gereksinimi kendisidir, çocuk kanıtı değil. kimsenin bakıp sevmeye olanak bulamadığı sayısı belirsiz çocuk yapacağımıza, birbirimizi çocukmuşuz gibi sevip esirgesek çok daha iyi değil mi?

lou andreas - salome: inan bana, dünya sana armağanlar sunacak değildir. yaşanacak bir hayatın olsun istiyorsan bu hayatı çalacaksın.

"ben neysem bugün, nasıl biri olmuşsam
yaşlı, köksüz ve kendi gözümde asılsız
kurban edildiğim içindir
akıl sır ermez savrukluğuna hayatın
ve zalim tükenişine zamanın." (gore vidal)

özgürlüğü sevmek zordur; çünkü özgürlük bütün bahaneleri insanın elinden alır.

diktatörler kitap yakarlar; çünkü bilirler ki kitap, insanın duygularına sahip çıkmasını sağlar ve duygularına sahip çıkan insanı ezmek daha zordur.