29.11.15

uzun lafın kısası

oscar wilde: bizler acının soytarılarıyız.

bertrand russell: günah duygusu, daha iyi, daha temiz bir yaşama değil, bunun tam aksine neden olur. bir adamı hem mutsuz yapar hem de ona aşağılık duygusunu aşılar.

christine arnothy: hayatta her şey satılıktır.

erik orsenna: herkes bilir ki, otomobiller bazen yağ damlatsalar ve duman çıkarsalar da, geceleri nadiren kavga eder; asla gürültülü bir şekilde çiftleşmez ve dünyaya tahammül edilmez çocuklar getirmezler.

halil cibran: bugüne kadar yalnızca "sen kimsin?" diye sorana ne cevap vereceğimi bilemedim.

jean jaures: bir sınıfın tahakkümü, insanlığa karşı yapılmış bir suikasttır.

konfüçyüs: bir insan topluluğunun nasıl yönetildiğini anlamak isterseniz onun müziğine bakın. bir ülkede müzik yozlaşmışsa o ülkeden hayır gelmez.

mehmet eroğlu: hayat, insanlığın içine düştüğü kuyudan kurtulma çabasıdır.

walter benjamin: yıkıcı karakter, yaşamın yaşanmaya değer olduğu duygusundan ötürü değil, intiharın bile uğraşmaya değmez olduğu duygusundan ötürü yaşar.

sadık hidayet: yarın ölebilirim, kendimi tanıyamadan.

alexandre dumas: şaraptan korkanlara yazık; çünkü onlar içlerindeki kimi kötü düşünceleri şarabın ortaya çıkaracağından korkarlar.

şükrü erbaş: ey acıdan damıtılmış yaşama sevinci; sen ne güzel, ne büyük, ne değerlisin!

28.11.15

kör ayna, kayıp şark

nurdan gürbilek

leyla erbil: yaralı doğar bütün insanlar; anlaşılmak, sevilmek, sevecenlik dilenir ömrünce.

sigmund freud: şimdiki ben duygumuz, her şeyi içeren, ben'in çevresindeki dünyayla daha içten bir bağlılığına denk düşen bir duygunun büzüşmüş kalıntısıdır sadece.

györgy lukacs: her imgenin yüzüne, gerilerde bir yerde yanan bir ateşin parıltısı düşer. her imge bu dünyaya aittir ve yüzünde bu dünyaya ait olmanın sevinci parıldar; ama o bize aynı zamanda bir zamanlar varolan bir şeyi, bir yeri -bir zamanlar ait olduğu evi- hatırlatır; sonuçta bu, ruh için anlam ve önemi olan tek şeydir.

walter benjamin: büyük şehir insanını büyüleyen aşktır; ama ilk bakışta değil, son bakışta aşk.

peyami safa: kadınlar medeniyeti gözleriyle anlamaya mahkumdur. şekillerle iktifa ederler ve renklerin değişmesi onları eğlendirir.

her yapıt yaşama verilmiş güçlü bir yanıt olmayı ister.

ahmet hamdi tanpınar: çoktan beri asıl gayenin kendimizi bulmak veya vücuda getirmek olduğuna inanıyorum. bu adamlar (baudelaire, valery, verlaine, mallarme, poe, proust, dostoyevski vs.) beni kendi hakikatlerime veya asli yalanlarıma götürdüler. çünkü, belki de hakiki şahsiyet yoktur ve bizim benlik dediğimiz şey, ilk yahut en büyük ibda ve ihtiramız, bir kelime ile, masalımızdır.

cemil meriç: hepimiz garip bir hastalığın kurbanıyız: kendimizi başkası sanmak hastalığı.

leyla erbil: ölümler gördüm; dostlarımın, yakınlarımın ölümlerini, halkın acılarını, işkenceye dönüşen yaşamlarını, iktidarların soysuzluklarını. seyretmekten tiksindiğim bir dünyayla karşı karşıya kaldım.

rene girard: romanda hakikat, ancak gurur öldüğünde, yazar gururuna kıydığında, eğer kıyabiliyorsa doğar.

oğuz atay: beklenen geç geliyor, geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor.

25.11.15

aforizmalar

~criminal minds

carl gustav jung: sağlıklı bir insan başkalarına işkence yapmaz. genellikle işkence yapanlar daha önce işkence görmüşlerdir.

nietzsche: uçuruma çok uzun süre bakarsan, uçurum da senin içine bakar.

james reese bir keresinde "olay mahallinde çeşitli ipuçları vardır ve bunlar doğal olarak incelenmek veya toplanmak için kendiliğinden ortaya çıkmazlar." demişti. kim aşkı, öfkeyi, nefreti, korkuyu toplayabilir ki?

thomas fuller: tilkilere karşı tilki olmak gerekir.

ernest hemingway: bir insanın avlandığı gibi avlanan yoktur: yeterince uzun avlanan ve bundan hoşlanan silahlı adamlar, başka hiçbir şeyi gerçekten umursamaz.

euripides: aşk aşırı olduğunda bir erkekte ne onur ne de liyakat bırakır.

peter ustinov: ne yazık ki çok fazla rüya görmenin bedeli, kabus görme olasılığının artmasıdır.

eugene ionesco: ideolojiler bizi ayırır; rüyalar ve acılar ise bir araya getirir.

john steinbeck: kim zihninin derinliklerindeki karanlık sulara dalmamıştır ki?

19.11.15

hayal burcu

şükrü erbaş

kente girmeden çok önce, birbiri içinden doğmuş, bir kolu doğan güneşe, bir kolu batan güneşe değen görkemli bir dağ sırası karşılamışsa sizi, antalya'dasınız. özel birisi olmanız gerekmiyor bu büyük tören için. dağdır. özgürdür. büyüktür. güneş gibi, yağmur gibi, aynı eşitlikte davranır eşiğine gelen herkese.

yasemin kokularıyla genişlemiş sokaklarda bir iyilik duygusuyla gülümsüyorsanız geçmişinize; sokaklar bahçeler boyu sapsarı ışıyan turunçlar, o kimliksiz beton yığınlarını bile akdeniz'e özgü kılıyorsa, antalya'dasınız. iyimser olmak için eşya gerekmez size. gözleriniz var ya..

mavi bir zamanın içinde ıssız bir kum çanı. hepimizden yapılmış bir vazgeçiş. uğultusuyla mağrur. bir kış bahçesinde soğumuş. deniz terledikçe kendine kapanıyor. zülüfleri köpük köpük intizar. bakmıyor, yarılmış bir nar her yere saçılıyor. hayalin cezasından kurtulmuş. ağzı sönmüş çerağ. gerçeğe katlanmak güçsüz düşürüyor. topuklarına dek ayrılık. gelmiş yine de. yazdan bir iyimserlik. unutma bahçelerine bir avuç ışık. inanmadan olmuyor. kasıklarında hayatın kalbi. acısını sevmek istiyor. acısı çiçek açmış dünya. çocukların büyüyor tanrım! sonsuzluğu gövdelerinde duyarak..

beni sevmediğini söyleyebilir misin, dedi. dört unutma yılından sonra. söz gövdeden bunca uzak düşmüşken. ağzını kirpikleriyle tutuşturarak. dünyanın evlere sığdığı bu geç vakitte. ay güle, ay denize, ay yola.. düşer gibi. sevmeyi yalnızca sevmek sanan ey kendine ceza kalp. neden iyi zamanları hatırlar insan? inanmak ister yeniden boyun eğdirdiğine? aşk ötekinde hayata dönmüşken. "su serptim ateş sönsün/serptiğim su da yandı" diyemedim. sevgilim ayrılık.. senin külün, ağzıma örttüğüm.

18.11.15

herzog

saul bellow

keder, aylaklığın bir türüdür.

toplumun onayladığı prensipler doğrultusunda yaşamak budur işte: borçlarını ödersin.

mutluluğun mekanik bir model üzerine kurulduğu hedonist bir dünyada yaşıyoruz. yapman gereken tek şey fermuarını açıp mutluluğu yakalamak.

hiçbir erkek kendisini istemeyen bir kadını tatmin edemez.

günümüzde insanlar özgür olabilirler ama bu özgürlüğün hiçbir içeriği yok. muazzam bir boşluk gibi.

paranoya, vahşilerde muhtemelen normal ruh halidir.

yaşamayı, ölmeyi becerebilen gerçek bir birey şimdiye dek yaşamamıştır. yalnızca kimi zaman bir ideale iradeyle, ona duydukları muazzam arzu sayesinde erişebileceklerini uman hastalıklı, trajik ya da mutsuz ve gülünç budalalar.

pascal: kalbin kendine özgü nedenleri vardır.

iyiler diğer insanların algılarını cazip bulur ve kendileri adına düşünmezler.

gerçek sadece insanlığa daha çok utanç ve umutsuzluk getirdiği müddetçe gerçektir; kötülük dışında herhangi bir şey yansıtıyorsa gerçek değil yanılsamadır.

spinoza: bir insanın istikrarlı olmasının ilk şartı bu kişinin var olmayı gerçekten arzu etmesidir.

hiçbir hayat hayali payelere, müstakbel onurlara, gelecekte erişilecek özgürlüğe dair umutlar taşımayacak kadar kısır ve yoksun değildir.

gerçek dostluk karşı çıkmaktır.

tolstoy, "krallar tarihin köleleridir." demişti. insan güç merdiveninde ne kadar yüksekteyse, eylemleri de o kadar dış koşulların kontrolündedir. tolstoy'a göre özgürlük tamamen kişiseldir. yalın ve dürüst -yani gerçek- bir yaşantısı olan insan özgürdür. özgür olmak, tarihsel sınırlamadan kurtulmak demektir.

peygamberlerin hiçbirinin söylemediği muazzam gerçek şu ki, özel hayat her şeyin üzerindedir. dinden daha evrenseldir. gerçek, güneşten daha yüksektedir. ruh tutkudur.

12.11.15

harita ve topraklar

michel houellebecq

çözülmemiş bir olay eski bir yara gibidir; size asla huzur vermez.

ne tuhaf, insandaki kendini ifade etme, dünyada bir iz bırakma ihtiyacının güçlü bir şey olduğunu sanırız; ama genelde yeterli olmaz bu. asıl işe yarayan, insanları kendilerini aşmaya iten şey hala sadece para kazanma ihtiyacı.

inat birçok meslekte, en azından gerçeklik kavramıyla uzaktan yakından ilgisi olan her meslekte işe yarayan tek insan özelliğidir.

edebiyatta, müzikte yön değiştirmek kesinlikle olanaksız; adamı linç ederler. bir yandan hep aynı şeyi yaparsan kendini yinelemekle, gerilemekle suçlarlar; ama başka tarafa kayarsan bu sefer de her işe el atan tutarsız biri olmakla suçlarlar.

güzellik biraz da ayrıntıdır.

yoğun bir bakış, tutkulu bir bakış. kadınların aradıkları her şeyden önce budur. bir erkeğin bakışlarında bir canlılık, bir tutku fark ettiler mi onu çekici bulurlar.

tanrı'ya inanmak rahatlatıcı bir şey olsa gerek: başkaları için artık bir şey yapılamadığında -yaşamda da genellikle öyle oluyor, işin özünde hemen her zaman olan biten budur, özellikle de kanser söz konusu olduğunda- geriye onlar için dua etme seçeneği kalıyor.

8.11.15

özgürlükten kaçış

erich fromm

bir özgürlük eğilimi olarak başkaldırma eylemi mantığın başlangıcıdır.

birey, kendisini dış dünyaya bağlayan göbek kordonunu koparmadığı ölçüde özgürlükten yoksundur; ama bu bağlar ona bir ait olma ve bir yerlere köklenmiş olma duygusu ve güvenlik de verir.

başarılı devrimci bir devlet adamı, başarısız olanı ise bir suçludur.

eğer yaşamın anlamı kuşkulu bir duruma gelmişse, eğer kişinin başkalarıyla ve kendisiyle olan ilişkileri ona güvenlik sunmuyorsa, bu durumda ün, kişinin kuşkularını dindirmeye yönelik bir araç olur.

ideal olan -eğer insan doğası o noktaya dek yükselebilirse- komünizmdir.

tanrının buyruğu altındaki insanın özgür iradesi yoktur; ancak o ya tanrının ya da şeytanın iradesinin bir tutsağıdır, hizmetçisidir, kölesidir.

sadece bu dünyayı küçümseyen kişi kendini gelecek dünyaya hazırlamaya aday olabilir.

nefret, tutkulu bir yıkım arzusudur; sevgi ise bir nesnenin tutkuyla olumlanmasıdır; sevgi bir coşku değil, amacı kendi nesnesinin mutluluğu, gelişimi ve özgürlüğü olan aktif bir çaba ve içsel bir ilgililiktir.

7.11.15

demian

hermann hesse

cesaret ve karakter sahibi kişiler, başkalarına her zaman pek korkutucu görünür.

kavuşma diye bir şey yoktur. ama dost yolların birbirine kavuştuğu yerde, bütün dünya insanın gözüne vatan gibi görünür.

şükran denen şey inandığım bir erdem değildir asla.

beni ilgilendiren bir şey varsa, o da kendime ulaşmak için attığım adımlardır.

bir insan bütün dikkatini ve iradesini belli bir şey üzerine yöneltirse o şeyi ele geçirir sonunda.

biz insanların etkinlik alanı bir hayvanınkinden daha geniştir, ilgi duyduğumuz nesneler daha çoktur. ama biz de hayli dar bir çemberin içinde hapsolmuş yaşarız, bu çemberin dışına çıkmak elimizden gelmez.

"yazgı ve gönül aynı kavramın değişik adlarıdır."

zevk ve sefa peşinde koşarak yaşamak, gizemciliğe özenen kimse için bu yolda en iyi hazırlıklardan biridir. hem ileriyi görme aşamasına ulaşanlar da hep aziz augustinus gibi olanlardır. augustinus da daha önceleri zevk ve sefa peşinde koşan biriydi.

insan bir şeyi yeterince güçlü biçimde isterse istediği şey gerçekleşir.

biz bir insandan nefret ettiğimizde, kendi içimizde yuvalanıp bu insanın görüntüsüyle karşımıza çıkan birinden nefret ederiz. bizim kendi içimizde olmayan şey bizi kızdırmaz. 

sadece yaşadığımız düşünceler bir değer taşır. 

insanın kendini kendisine götüren yolu izlemesi kadar dünyada nefret ettiği başka bir şey daha yoktur.

kuş yumurtadan çıkmak için savaş veriyor. yumurta dünyadır. doğmak isteyen, bir dünyayı yok etmek zorundadır.

uçmak korkutur insanı. bu yüzden insanların çoğunluğu uçmaktan seve seve el çeker, yasal düzenlemelerin yol göstericiliğinde kaldırımlarda yürümeyi yeğ tutarlar.

6.11.15

tamirci

bernard malamud

en derin yaralar asla kapanmaz.

hasta bir ülkede sağlığa doğru atılan her adım, hastalıktan beslenenler için bir hakaret gibidir.

insan yokluğa alıştıysa çokluktan korkar.

yanlış kitap yoktur; asıl yanlış olan, kitaplardan korkmaktır. 

özgür olmak istiyorsan, önce zihnini özgür bırakmalısın.

"ne mutlu ruhta yoksul olanlara; çünkü göklerin egemenliği onlarındır." (incil)

insan bir şeyi saklamaya başladı mı arkası çorap söküğü gibi gelir.

bugünlerde insanlar başkalarının iyiliğini eskisi kadar çok düşünmüyor. dünyada dini duygular giderek azaldı ve iyilik nadir rastlanan bir şey oldu. gerçekten de pek nadir.

bir felsefem varsa eğer, o da hayatın bundan daha iyi olabileceğidir.

bir adam çarpık konuşuyorsa, başka konularda da çarpıktır.

insan hayatta kaldığı sürece her zaman şansı vardır. çaresi olmayan bir tek ölümdür.

harun ile öyküler denizi

salman rushdie

yaşam, öyküler kitabı değildir; fıkracı dükkanı da değildir. bütün bu eğlencelerin sonunda iyi bir şey çıkmayacak. doğru bile olmayan öykülerin ne yararı var?

insanlarda zevk diye bir şey yoksa, her şeyin en iyisi bile boşuna.

talih, bazen en küçük bir uyarıda bile bulunmadan kayıplara karışıverir. bir bakarsınız uğurlu yıldızınız sizi gözetiyor, bir bakarsınız sapıtıvermiş.

doğru dürüst bir adam yaşamın ciddi olduğunu bilir.

hüzünlü bir kentte yaşıyorsan içine düştüğün mutsuzluğu hemen tanırsın. arabaların, kamyonların egzoz dumanları yatıştığı, ayın her şeyi pırıl pırıl aydınlattığı zaman bile, gecenin havasında koklayabilirsin mutsuzluğu.

gerçek dünya büyülü şeylerle dolu; öyleyse büyülü dünyalar da pekala gerçek olabilir.

katliam

emil cioran

kuşkuculuk, incinmiş ruhların sadizmidir.

bir katliam ümidi ya da fırsatı verin gençlere, sizi körlemesine izleyeceklerdir.

yalnızca büyük acılar, unutulmaz acılar insanı dünyadan koparırlar; ahlaken en beteri olan diğerleri, vasat acılar dünyaya kul ederler; çünkü ruhun alt kademelerini harekete geçirirler.

insanda her şey bastırılabilir; tapınakların yıkılmasından, hatta dinin yeryüzünden silinip gitmesinden sonra bile ayakta kalacak olan mutlaklık ihtiyacı dışında.

başkaldıran, neredeyse daima, köle haline gelmiş baskıcıdır.

bize karşılığında kendi tarzımızda açlıktan ölme serbestliğini verirlerse ötekilerin zenginliğini affederiz.

hırs, kendini ona kaptıran kişiyi potansiyel bir iblis haline getiren bir uyuşturucudur.

mükemmel olmak isteyen bir toplum, deli gömleğini moda haline getirmeli ya da mecburi kılmalıdır. zira insan ancak kötülük yapmak için yerinden kımıldar.

bir cumhuriyetin dermansızlaşması ve acze düşmesinden daha acıklı bir şey yoktur.

varlık sahibi olmanın her biçimi alçaltır, aşağılıklaştırır, hepimizin içinde uyuklamakta olan canavarı pohpohlar. herhangi bir şeyi kendi malı görmek, bir süpürge sahibi bile olmak, genel bayağılığa katılmaktır.

ne kadar yükseğe çıkarsa çıksın, kişi tabiatının, kökendeki düşkünlüğünün mahkumu olarak kalır.

5.11.15

devrim

deniz gezmiş

insanlığın büyük kültür mirasını yine en iyi, devrimciler anlar, devrimciler değerlendirir. marksist-leninist olanın ötekilere üstünlüğüdür bu.

ölümle burun buruna gelmedikçe, yani ölüm, karşında somutlaşmadıkça, ölüme pek aldırmıyorsun. hem de hiç aldırmıyorsun. takmıyorsun ölümü.

bir devrimcinin ölümü bile gündelik olağan eyleminden, olağan mücadelesinden soyutlanamaz. bir devrimci ölüme böyle gider işte: bayram yerine gider gibi. ama bak, mahpushane kötü. bir devrimciye en çok koyan, eylemin dışında kalmaktır. korkunç bir şey bu.

asacaklar herhalde. bu, o günkü politik ortama bağlı. faşizm güçlüyse asar. politik mücadele veriyoruz. sınıf mücadelesinin arttığı dönemlerde yasa masa kalmaz. hukuk ancak denge durumlarında vardır ve işlerlik kazanır. siyasal iktidar için pek tehlikeli değilsindir, onun da pek gücü yoktur; işte o zaman hukuk vardır. gerici sınıfların en güçlü iktidarıdır faşizm.

burada ölen yalnızca bedenimdir; ki zaten ölümlüydü, ölecekti. ama düşüncemi öldüremeyeceksiniz. düşüncem yaşayacak.

3.11.15

etik vs. ahlak

nilüfer kuyaş

ahlak kural arayışıyken etik sadece değer arayışıdır. etik olmadan ahlak boş bir sistemdir. ahlak karşılığı olan "moral" sözcüğü latince "moralis" yani örf-adet kökünden gelir ve yaşamdaki ödevleri tanımlar; etik ise yunanca "ethos", yani "karakter" kökünden gelir ve insanın değer üretme özelliğini betimler. buna göre, insan neyi neden yaptığını bilmeden ahlaki kurallara uyabilir; oysa etik davranmak için değer bilgisi şarttır. örneğin "kimseyi öldürmeyeceksin" demek başkadır; "yaşamak en temel insan hakkıdır" demek başka. ahlakın çıkış noktası olumsuzdur; yasak ve sınır koyar; etiğin çıkış noktası ise olumludur; değer arar. bu nedenledir ki insan hakları dediğimiz şeyi ahlaktan değil sadece etikten türetebiliriz. sanat da sırasında örf ve adetlere uymayabilir; hatta yasaklara karşı bile çıkabilir; ama etik değer üretmediği zaman sanat olmaktan çıkar; çünkü ahlak belli bir anda hayatı kuşatan kurallardır; halbuki hayat sürekli akmaktadır. edebiyat ahlakın iyi/kötü ikilemleriyle kısıtlanmama ayrıcalığına sahiptir; çünkü etik ile estetik arasında içkin bir bağ vardır; ahlakın ise estetikle böyle bir bağı hiç olmamıştır.

2.11.15

naomi

junichiro tanizaki

yararlanılması için herkese o kadar hazır vaziyette bekletilen bir teni saklamak, işte bu, bana sorarsanız bir fahişenin kendisini muhafaza etme arzusudur. bir fahişenin teni onun en önemli çekim unsuru, malı mülküdür. bazen onu bir bakireden bile daha ateşli korumak zorundadır ki asıl çekim unsuru azalıp yok olmasın.

kadınların erkekleri kandırdığı söylenir sık sık. ne var ki benim açımdan bakıldığında, kadının erkeği kandırmasıyla başlamıyor her şey. daha çok, herhangi bir şeye önayak olmaya kalkışmadan kandırılmış olma halinin keyfini çıkarır erkek; bir kadına aşık olduğunda kadın doğru veya yanlış ne derse desin kulağına son derece hoş gelir. kadın başını onun omzuna dayayıp sahte gözyaşları akıttığında, erkek şöyle alicenap bir açıdan bakar hadiseye:

"hah, işte şimdi beni kafaya almaya çalışıyorsun. sevimli, hayran olunası bir yaratıksın sen. neyin peşinde olduğunu biliyorum; ama beni baştan çıkarmana göz yumacağım. hadi, aptal yerine koy bakalım beni."

erkek, oyununu oynamaya devam eder; tıpkı küçük bir çocuğu memnun etmek ister gibi. kadın tarafından yanlış yöne çekilmeyi istemek gibi bir niyeti yoktur aslında. tersine, kadını asıl kendisi kandırdığı için kendi kendine gülmektedir o.

1.11.15

sanat

şükrü erbaş

yağmurun tenimde sustuğu, rüzgarın aklımda ıslık çaldığı, güneşin duvarları aşarak kalbime doğduğu o herkese ait günlerden bir gün, çağdaşı bir düşünür için: "iyi de hep öğreniyor; ne zaman bilecek?" diyen sokrates, "başarıyla insana ne yapacağı öğretilmedikçe başarının can sıkıntısına yol açması önlenemez." diyen bertrand russell ve "gökyüzü açık da olsa kapalı da insan sevmedikçe onu göremez." diyen paul eluard el ele vererek, herkesin zamanından kendi zamanıma yeni bir yol açtılar ömrümde.

"sanat, yabancı bir deneyimi, o kişinin kendisinin deneyimini, bizim kendimizin edinmesine yol açar."

daha yakından görebilmek için daha uzaktan bakmak, sanatsal yaratıcılık için, sanatta yabancılaştırma için olmazsa olmaz bir ilkedir. şu ya da bu nedenle içinde yer aldığımız bir etkinliğin, eylemin, durumun olumlu yanları da olumsuz yanları da kendi gerçekliklerinin ötesinde bir değer içerirler. çünkü biz o durumla sıcağı sıcağına bir ilişki içindeyizdir. bu nedenle duygularımız, durumun bütününden çok, o bütünü oluşturan ve bizi kuşatan ayrıntıya odaklanmıştır. abartı kaçınılmazdır ve değerlendirme, överken de yererken de ister istemez haksızlık taşımaya başlayacaktır.