alexis de tocqueville etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alexis de tocqueville etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.11.2016

bireyselleşmiş toplum

zygmunt bauman

"toplum, insan hayatının önemli olduğuna dair bir mit, cüretkar bir anlam yaratma girişimidir." (ernest becker)

henry ford: tarih oldukça saçmadır. gelenek istemiyoruz. bizler bugünü yaşamak istiyoruz. dikkate alınabilecek yegane tarih bugün yapmakta olduğumuz tarihtir.

sigmund freud: uygarlık insanın mutluluk olanağının bir bölümünü bir parça güvenlik ile takas etmiştir.

"birey yurttaşın en kötü düşmanıdır." (tocqueville) birey, "ortak çıkar", "iyi toplum" ya da "adil toplum" konusunda kayıtsız, kuşkucu ya da ihtiyatlı olma eğilimi gösterir.

knud logstrup: hiç kimse önceden verilen direktifleri uygulamaya ve gerçekleştirmeye özen gösteren kişiden daha düşüncesiz değildir.

karl marx: tarihi insanlar yapar; ancak seçtikleri koşullar altında değil.

jeffrey weeks: insanlık gerçekleştirilecek bir öz değil, en geniş anlamda insanlığımızı oluşturan çeşitli bireysel projelerin, farklılıkların ifade edilmesiyle geliştirilecek pragmatik bir yapı, bir perspektiftir.

henry ford: egzersiz saçmadır. eğer sağlıklıysanız ona ihtiyacınız yoktur; eğer hastaysanız, zaten yapamazsınız.

bir nesnenin değeri onun edinilmesindeki zorlukla ölçülür.

sigmund freud: mutluluk, büyük ölçüde bastırılmış ihtiyaçların tatmininden gelir.

"hedefe ulaştığım zaman özgürlüğümü kaybederim; birisi olduğum zaman kendim olmaktan çıkarım." (zbyszko melosik / tomasz szkudlarek)

seneca: en çabuk gerçekleşen haz aynı zamanda ilk yok olandır.

ludwig wittgenstein: hiçbir ıstırap çığlığı tek bir insanın çığlığından daha büyük olamaz. hiçbir ıstırap tek bir insanın çekebileceği acılardan daha büyük olamaz. bütün gezegen tek bir candan daha büyük bir acı çekemez.

victor hugo: ütopya, yarının gerçeğidir.

"şimdi" hayat stratejisinin parolasıdır. böylesine güvenliksiz ve kestirilemeyen bir dünyada, akıllı ve becerikli gezgin hafif seyahat eder ve kendi hareketlerini kısıtlayan herhangi bir şey için asla gözyaşı dökmez.

25.11.2015

modern zamanın tarihi

levent yılmaz

"aydınlanma, insanın, kendi eliyle yarattığı reşit olmama halinden kurtulmasıdır." (kant)

"dar kapıdan girin; zira helake götüren kapı geniş ve yol enlidir ve ondan girenler çoktur. çünkü hayata götüren kapı dar ve yol sıkışıktır ve onu bulan azdır." (matta)

andre dacier: kimi kitaplar vardır yolculuklara benzer; şu kişi olsun bu kişi olsun, başta yaptığımız yolculuk güzergahı asla tam olarak izlenmez.

cicero: felsefe yapmak, ölmeyi öğrenmektir.

nicholas mann: zaferlerin en soylusu kendi kendini yenmektir; kendi üzerinde hüküm sürmek kraliyetlerin en zenginidir.

raymond queneau: tarih, insanların acılarının ilmidir.

fenelon: yeni bir şey söylemek aşağılık bir meraktır; kör bir tutkudur.

alexis de tocqueville: geçmiş geleceği aydınlatmadığı zaman, zihin karanlıkta ilerler.

bir deha, yüzyılının kusurlarından asla kurtulamaz.

3.11.2011

entelektüel ahlak

edward said


bütün entelektüel hilelerin en bayağılarından biri, bir başkasının kültüründeki bozukluklar hakkında ahkam keserken kendi kültüründeki tam tamına aynı uygulamalara mazeretler bulmaktır.

klasik liberal ve batılı demokratik değerlere inanmak üzere eğitilmiş olan çoğumuz için söz konusu değerleri neredeyse harfi harfine cisimleştiren olağanüstü 19. yüzyıl fransız entelektüeli alexis de tocqueville, bunun en klasik örneğidir. tocqueville amerika'daki demokrasiyle ilgili değerlendirmesini yazıp amerikalıların kızılderililere ve siyah kölelere reva gördükleri kötü muameleyi eleştirdikten sonra, 1830'ların sonlarıyla 1840'larda fransızların cezayir'de izledikleri politikayla da ilgili bir şeyler yazmıştır. bu dönemde mareşal bugeaud'nun komutası altındaki fransız işgal ordusu cezayirli müslümanlara karşı vahşice bir sindirme savaşı yürütmüştü. tocqueville'in cezayir hakkında yazdıklarını okurken, amerikalıların kötülüklerine insani bir biçimde itiraz ederken kullandığı normları fransızların eylemleri karşısında askıya aldığını görürüz birdenbire. birtakım gerekçeler sıralamadığı söylenemez; sıralar sıralamasına da bunlar, tocqueville'in milli gurur dediği şey adına fransız sömürgeciliğini haklı göstermeyi amaçlayan sudan mazeretlerden başka bir şey değildirler. katliamlar karşısında kılı kıpırdamaz; müslümanlar, der, aşağı bir dine inanırlar ve disiplin altına alınmaları gerekir. kısacası, amerika hakkında yazarken kullandığı dilin görünüşteki evrenselciliğini kendi ülkesine kasten uygulamaz; hem de kendi ülkesi fransa da benzer insanlık dışı politikalar izlediği halde.

temel sorun kişinin kendi kimliğine ve kendi kültürüne, toplumuna ve tarihine ilişkin gerçekleri diğer kimlikler, kültürler ve halkların gerçekliğiyle nasıl uzlaştıracağıdır. bu, kişinin tercihini zaten kendisinin olandan yana yapmasıyla asla çözülemeyecek bir sorundur: "bizim" kültürümüzün ihtişamı ya da "bizim" tarihimizdeki zaferler yüzünden şişinmek entelektüelin enerji harcamasına değmez; hele birçok toplumun hiçbir formüle indirgenemeyecek ölçüde farklı ırklardan ve tarihlerden oluştuğu günümüzde hiç değmez.

ırak'ın uluslararası hukuku hiçe sayarak kuveyt'i işgal etmesinden hemen sonraki dönemde batı'da kamusal platformda yapılan tartışmalar haklı olarak, inanılmaz bir vahşetle kuveyt'in varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan saldırının kabul edilemezliği üzerinde odaklandı. amerika'nın aslında ırak'a askeri güç kullanma niyetinde olduğu açıklığa kavuştukça, bu tartışmalarda -bm anayasası'na dayanarak- bm tarafından ırak'a karşı çeşitli yaptırımlar uygulanmasını ve gerekirse güç kullanılmasını talep eden kararlar alınması istendi. hem ırak'ın yaptığı işgale hem de sonrasında çöl fırtınası harekatı'nda büyük ölçüde amerikan kuvvetlerinin kullanılmasına karşı çıkan az sayıda entelektüel arasından, benim bildiğim kadarıyla hiç kimse ırak'ın yaptıklarını mazur göstermeye çalışmadı.

fakat bush yönetimi karşı saldırının başladığı 15 ocak tarihinden önce işgale müzakereler yoluyla son verilmesi yolundaki sayısız olanağı görmezden gelip bm'nin bizzat abd'nin ya da onun bazı yakın müttefiklerinin karıştığı diğer yasa dışı toprak işgali olaylarında aldığı kararları tartışmayı reddederek, sahip olduğu o muazzam güçle bm'ye savaşa girilmesi yönünde baskı yaptığı andan itibaren amerika'nın ırak'a karşı savunduğu davanın gücünü büyük ölçüde yitirdiği haklı olarak belirtilmişti. tabii ki abd açısından körfez'deki asıl mesele bush yönetiminin beyan ettiği ilkeler değil, petrol ve stratejik güç hesaplarıydı; ülke çapında, güç kullanarak toprak elde etmenin kabul edilemez bir şey olduğunu tekrar tekrar vurgulayan entelektüel tartışmalar bu düşünceyi evrensel olarak geçerli görmeme gibi bir hatayla maluldü. savaşı destekleyen birçok amerikalı entelektüel, abd'nin kendisinin daha yenilerde egemen bir devlet olan panama'yı işgal etmiş olmasını meseleyle alakalı görmüyor gibiydiler. eğer ırak eleştiriliyorsa abd'nin de aynı eleştiriyi hak ettiği açık değil miydi? ama hayır: "bizim" daha yüce gerekçelerimiz vardı, saddam, hitler'den farksızdı; oysa "biz" büyük ölçüde özgeci ve çıkar gözetmeyen saiklerle hareket ediyorduk; bu yüzden de haklı bir savaştı bu.

ya da sovyetler'in aynı ölçüde yanlış ve aynı ölçüde mahkum edilmesi gereken bir biçimde afganistan'ı işgal etmesi olayını düşünelim. fakat ruslar afganistan'a girmeden önce abd'nin israil ve türkiye gibi müttefikleri de uluslararası hukuku hiçe sayarak başka ülkelerin topraklarını işgal etmişlerdi. keza abd'nin bir başka müttefiki endonezya 1970'lerin ortalarında doğu timor adalarını işgal ederek yüz binlerce timorluyu katletmişti; abd'nin doğu timor savaşı dehşetini bildiğini ve desteklediğini gösteren yeterince kanıt vardır; ama her zamanki gibi sovyetler birliği'nin suçlarıyla meşgul olan abd'nin hindiçin'i işgal edip zaten kötü durumda olan küçük, çoğunlukla köylülerden oluşan toplumlara yıkımdan başka bir şey götürmediğini de kimse unutmadı.

eskiden nesnel ahlaki normlar ve makul otorite diye bilinen şeylerin ortadan kalkmasıyla kafası zaten karışmış olan bir dönemde yaşayan çağdaş entelektüelin kendi ülkesinin davranışlarını körü körüne desteklemesi ve işlediği suçları görmezden gelmesi ya da lakayt bir tavırla "bütün ülkeler böyle yapıyor herhalde, dünyanın kanunu bu" demesi kabul edilebilir şeyler midir? oysa burada söylememiz, söyleyebilmemiz gereken şey, entelektüellerin aşırı hatalar yapan iktidara yaltaklanarak hizmet ettikleri için entelektüel vasıflarını yitiren profesyoneller değil, sonuç olarak iktidara hakikati söylemelerini sağlayan alternatif ve daha ilkeli bir duruşu olan entelektüeller olduklarıdır.