oğuz atay: bütün büyük bireyler yalnızdır.
nihat genç: sadece yalnız insanların güçlü hikayeleri vardır.
erich fromm: bir başkasıyla simbiyotik bir ilişkiye girme itkisine yol açan şey, her zaman için, bireysel özün yalnızlığına dayanma yetisinden yoksunluktur.
andrew crumey: yaratıcı zihinler en iyi yalnızken gelişir.
pierre assouline: insanın başkalarıyla rastlaşmak için, her gün sadece bir avuç saati vardır, fazla değil. bazen, birkaç saniye de yeterli olur. geri kalan zaman, insan yapayalnızdır.
emily perkins: yalnız doğarız ve yalnız ölürüz. kaçamayacağımız şey budur.
enid bagnold: yalnızlığın hiçbir şeye ihtiyacı yok. o her şeyi öğretir.
ayfer tunç: insanın kendi kanından canından varlıklarla doldurulmuş yalnızlığı en büyük tutsaklıktır.
dany cohn-bendit: her zaman, kendimi her şeye karşı yalnız hissettim.
rainer maria rilke: gerekli olan tek şey yalnızlıktır yine de, büyük içsel bir yalnızlık. kendi içine kapanmak ve saatlerce hiç kimseyi görmemek, ulaşılması gereken şey oradadır. çocukluğumuzda, büyükler koşuşturup dururken ve biz bütün bu eylemlere hiçbir anlam veremezken yaşadığımız türden bir yalnızlık.
pierre assouline etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pierre assouline etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9.08.2017
29.07.2017
deha
pierre assouline: deha, uzun bir sabırdır.
stendhal: dehanın temel niteliklerinden biri, bayağı insanların açtığı yolda sürüklenip gitmeye boyun eğmemektir.
alain de botton: oscar wilde'ın gümrüğe tabi bir şeyi olup olmadığını soran gümrük memuruna verdiği yanıt, "yalnızca deham" olmuştu.
danilo kis: yetenek bir tür lanettir. puşkin yeteneği yüzünden öldü. tanrıdan gelen bir armağan kadar kıskanılan bir şey yoktur. yeteneklere az rastlanır; ama niteliksizler yığınladır.
apostolos doxiadis: saman alevi gibi birden parlayıp sonra sönüvermek, vaktinden önce yetişen az sayıda dehanın ortak kaderidir.
james joyce: deha sahibi bir insan hata yapmaz. onun hataları istençlidir ve yaratıcılığının kapılarıdır.
saul bellow: gerçek hayatta hiçbir şey kusur kaldırmayan bir beklentiyi karşılayamaz ve beklentinin kusursuzluğu iç sıkıntısının en büyük nedenlerinden biridir. çeşitli yetilere sahip, zihinsel yönden ve yaratıcılık açısından üst düzeyde olanlar, kısacası bütün yetenekliler kendilerini on yıllar boyunca bir kümese tıkılmış, silik bir hayat sürmeye mahkum kişiler olarak görürler.
philipp vandenberg: dahiler genellikle sıradışı yaşam biçimleriyle kendilerini gösterirler.
charles dickens: büyük dehanın hayatta yüce bir doruğa çıkardığı her erkeğin, genel karakteriyle bağdaşmazlığından ötürü büsbütün göze batan kimi küçük zaafları olur çoğu kez.
oğuz atay: belirli bir düzeyi aşan insanların içe dönük olduğuna inanıyorum ben. fakat onların çoğu, iç dünyalarını başkalarından tecrit etmek isterler; bu dünyalarını adeta başkalarından kıskanırlar. bu nedenle dışa dönük bir elbise giyerler. yalnız yaşayan insanların kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.
stendhal: dehanın temel niteliklerinden biri, bayağı insanların açtığı yolda sürüklenip gitmeye boyun eğmemektir.
alain de botton: oscar wilde'ın gümrüğe tabi bir şeyi olup olmadığını soran gümrük memuruna verdiği yanıt, "yalnızca deham" olmuştu.
danilo kis: yetenek bir tür lanettir. puşkin yeteneği yüzünden öldü. tanrıdan gelen bir armağan kadar kıskanılan bir şey yoktur. yeteneklere az rastlanır; ama niteliksizler yığınladır.
apostolos doxiadis: saman alevi gibi birden parlayıp sonra sönüvermek, vaktinden önce yetişen az sayıda dehanın ortak kaderidir.
james joyce: deha sahibi bir insan hata yapmaz. onun hataları istençlidir ve yaratıcılığının kapılarıdır.
saul bellow: gerçek hayatta hiçbir şey kusur kaldırmayan bir beklentiyi karşılayamaz ve beklentinin kusursuzluğu iç sıkıntısının en büyük nedenlerinden biridir. çeşitli yetilere sahip, zihinsel yönden ve yaratıcılık açısından üst düzeyde olanlar, kısacası bütün yetenekliler kendilerini on yıllar boyunca bir kümese tıkılmış, silik bir hayat sürmeye mahkum kişiler olarak görürler.
philipp vandenberg: dahiler genellikle sıradışı yaşam biçimleriyle kendilerini gösterirler.
charles dickens: büyük dehanın hayatta yüce bir doruğa çıkardığı her erkeğin, genel karakteriyle bağdaşmazlığından ötürü büsbütün göze batan kimi küçük zaafları olur çoğu kez.
oğuz atay: belirli bir düzeyi aşan insanların içe dönük olduğuna inanıyorum ben. fakat onların çoğu, iç dünyalarını başkalarından tecrit etmek isterler; bu dünyalarını adeta başkalarından kıskanırlar. bu nedenle dışa dönük bir elbise giyerler. yalnız yaşayan insanların kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.
14.07.2014
lutetia
pierre assouline
hiçbir şey, çalışmayı deha olarak görmek kadar bağışlanamaz değildir.
insanın başkalarıyla rastlaşmak için, her gün sadece bir avuç saati vardır, fazla değil. bazen, birkaç saniye de yeterli olur. geri kalan zaman, insan yapayalnızdır.
şeref.. iki sessiz harf değişikliğiyle kenef olur.
terk etmek her zaman bağışlanmaz bir gizemdir. bilmemek, mutlak işkence. bilmeye cüret etmek gerekir.
sanatçının varlığını en aza indirmesi olmazsa olmazdır. sanatçı hayatı basitleştirmeli, yararsız olan hiçbir şeyi almamalı.
eğer gülüyorsan herkes seninle güler. ağlarsan yalnız ağlarsın.
resmi bürolar büyük otellere yerleştirilmeye başlanırsa, gerçekten olağanüstü şeyler yaşanmaya hazırlanılıyor demektir.
çocuklar, gerçek sermayedir. torunlar da, sermayenin faizi.
insanın düşünmemesi, içgüdüsüne kapılıp gitmesi gereken anlar vardır. onur refleksleri dürtükler, bilinçse kaçış yollarını.
tek olmak bir hapishane; hatta bir sınır değil, tam tersine, bir başarıdır. her ünlü insanın iki kişi ve gerçek insanın öteki olduğu çelişkisini beğenmek için insanın mutlaka kaçık olması mı gerekir? insanın iki yüze sahip olması, durmadan ikiye bölünmesi gerektiği söylenir; çünkü maskesini çıkarıp atarak kuklasını öldürme anı her zaman gelip çatabilirmiş. eğer maske olmasa, insan yüzünün zarfını koparacaktı.
insanın bağlanmayı atlatması ya da sahip olma duygusunun tuzağına düşmemesi için bir geçiş yerinden daha iyisi olamaz.
insanın kendini başka biriyle eksiksiz bir uyum içinde hissetmesi ne tatlı ve ne enderdir! sadece açıklamak zorunda kalmamak; açıklama etkiyi öylesine azaltır. tek bir kelime büyüyü yaratabilir, fazladan tek bir kelimeyse o büyüyü dağıtır.
iki kişi kendilerini duygu taktiğine atar, bir şey yapmaktansa konuşur, kuşatmayı akıllarına getirmeden tarlaların ortasında dövüşür. arzularını boşlukta yorarak, böylece kendi kendilerini bıktırırlar.
asla yattığı kadınların yanında uyumam. içlerinden hiçbiri benim yanımda uyanmamıştır. hiçbiri yatağımı bütün bir gece paylaşmaz. tersi, sağlıksız olduğu kadar, nasıl demeli, uygunsuz görünür bana.
"iki kadını olan ruhunu, iki evi olan aklını yitirir."
yürek, gözlerden daha uzağını görür.
arşivlerin geniz yakıcı dumanı, alelacele gidişlerin kokusu insanı yanıltmayan belirtilerdir.
kadınlar olmasa, biz erkekler tek bir takım elbise ve bir de çek defteriyle otelde kalırdık. eğer insanlar hala xv. louis stili komodinler yapıyorlarsa, kadınlarımız içindir. kadınların dışında, böylesi mobilyalara gerçekten tutkun olan kimse yoktur.
deha, uzun bir sabırdır.
insan akla meydan okuyacak gizli dürtülere boyun eğince, yapılması gereken tek şey harekete geçmek, sesini kısmak ve olacakları beklemektir.
insanlık, özellikle de büyük bir otelin müşterileri, sadece ayakkabılarına bakarak tanımlanabilir. modalar, çağlar, devrimler ifadelerini temel olarak yer seviyesinde bulur.
hiçbir şey insanın kendini izlemesi kadar endişe verici olamaz.
insanı oluşturan, göze çarpmamaktır.
kendini paniğe kaptıran bir insan, kayıp bir insandır.
hiçbir şey, çalışmayı deha olarak görmek kadar bağışlanamaz değildir.insanın başkalarıyla rastlaşmak için, her gün sadece bir avuç saati vardır, fazla değil. bazen, birkaç saniye de yeterli olur. geri kalan zaman, insan yapayalnızdır.
şeref.. iki sessiz harf değişikliğiyle kenef olur.
terk etmek her zaman bağışlanmaz bir gizemdir. bilmemek, mutlak işkence. bilmeye cüret etmek gerekir.
sanatçının varlığını en aza indirmesi olmazsa olmazdır. sanatçı hayatı basitleştirmeli, yararsız olan hiçbir şeyi almamalı.
eğer gülüyorsan herkes seninle güler. ağlarsan yalnız ağlarsın.
resmi bürolar büyük otellere yerleştirilmeye başlanırsa, gerçekten olağanüstü şeyler yaşanmaya hazırlanılıyor demektir.
çocuklar, gerçek sermayedir. torunlar da, sermayenin faizi.
insanın düşünmemesi, içgüdüsüne kapılıp gitmesi gereken anlar vardır. onur refleksleri dürtükler, bilinçse kaçış yollarını.
tek olmak bir hapishane; hatta bir sınır değil, tam tersine, bir başarıdır. her ünlü insanın iki kişi ve gerçek insanın öteki olduğu çelişkisini beğenmek için insanın mutlaka kaçık olması mı gerekir? insanın iki yüze sahip olması, durmadan ikiye bölünmesi gerektiği söylenir; çünkü maskesini çıkarıp atarak kuklasını öldürme anı her zaman gelip çatabilirmiş. eğer maske olmasa, insan yüzünün zarfını koparacaktı.
insanın bağlanmayı atlatması ya da sahip olma duygusunun tuzağına düşmemesi için bir geçiş yerinden daha iyisi olamaz.
insanın kendini başka biriyle eksiksiz bir uyum içinde hissetmesi ne tatlı ve ne enderdir! sadece açıklamak zorunda kalmamak; açıklama etkiyi öylesine azaltır. tek bir kelime büyüyü yaratabilir, fazladan tek bir kelimeyse o büyüyü dağıtır.
iki kişi kendilerini duygu taktiğine atar, bir şey yapmaktansa konuşur, kuşatmayı akıllarına getirmeden tarlaların ortasında dövüşür. arzularını boşlukta yorarak, böylece kendi kendilerini bıktırırlar.
asla yattığı kadınların yanında uyumam. içlerinden hiçbiri benim yanımda uyanmamıştır. hiçbiri yatağımı bütün bir gece paylaşmaz. tersi, sağlıksız olduğu kadar, nasıl demeli, uygunsuz görünür bana.
"iki kadını olan ruhunu, iki evi olan aklını yitirir."
yürek, gözlerden daha uzağını görür.
arşivlerin geniz yakıcı dumanı, alelacele gidişlerin kokusu insanı yanıltmayan belirtilerdir.
kadınlar olmasa, biz erkekler tek bir takım elbise ve bir de çek defteriyle otelde kalırdık. eğer insanlar hala xv. louis stili komodinler yapıyorlarsa, kadınlarımız içindir. kadınların dışında, böylesi mobilyalara gerçekten tutkun olan kimse yoktur.
deha, uzun bir sabırdır.
insan akla meydan okuyacak gizli dürtülere boyun eğince, yapılması gereken tek şey harekete geçmek, sesini kısmak ve olacakları beklemektir.
insanlık, özellikle de büyük bir otelin müşterileri, sadece ayakkabılarına bakarak tanımlanabilir. modalar, çağlar, devrimler ifadelerini temel olarak yer seviyesinde bulur.
hiçbir şey insanın kendini izlemesi kadar endişe verici olamaz.
insanı oluşturan, göze çarpmamaktır.
kendini paniğe kaptıran bir insan, kayıp bir insandır.
31.08.2011
uzun lafın kısası
muriel barbery: tek bir dostunuz olsun; ama onu da iyi seçin.
hermann hesse: yüksek düzeyde bir mizah yeteneğine kavuşmanın başlıca koşulu, kendini bundan böyle ciddiye almamaktır.
marcel proust: kaygısızca kabullenilemeyecek kadar büyük bir utanç yoktur.
pierre assouline: insanın başkalarıyla rastlaşmak için her gün sadece bir avuç saati vardır, fazla değil. bazen birkaç saniye de yeterli olur. geri kalan zaman, insan yapayalnızdır.
jorge luis borges: şiir kitabı çıkarmak, kuyuya bir gül atıp yankısını beklemek gibidir.
albrecht von wallenstein: yüz bin kişilik düzenli bir orduyu yönetmek, on iki binlik milis gücünü yönetmekten daha kolaydır.
franz kafka: insan boş yere kafasını yoruyor. kurtuluş yolu diye bir şey yok.
duygu asena: bütün kadınlar evlenmek için programlanmışlardır. bir erkek onlarla evlenmek lütfunda bulunduğu zaman zevkten ölürler. evlenme teklifi aldıkları gün yaşamlarının en büyük günüdür.
david b. resnik: aldatma, dürüstlüğe oranla daha karlıysa, o zaman neden dürüst olalım ki?
carson mccullers: halk için tek çözüm yolu bilmektir. bir kere gerçeği öğrenir öğrenmez baskı altına alınamazlar artık. yarısı bile bilse gerçeği, tüm savaş kazanılmış demektir.
dave eggers: seyahat ve bebekler var şu dünyada. geri kalan her şey ya angarya ya ölüm.
arthur rimbaud: benden uzak olsun artık bu boş inançlar, bu eski bedenler, bu eşler ve bu yaşanmış yıllar; karaya vurmuş bir çağdır bu çağ!
hermann hesse: yüksek düzeyde bir mizah yeteneğine kavuşmanın başlıca koşulu, kendini bundan böyle ciddiye almamaktır.
marcel proust: kaygısızca kabullenilemeyecek kadar büyük bir utanç yoktur.
pierre assouline: insanın başkalarıyla rastlaşmak için her gün sadece bir avuç saati vardır, fazla değil. bazen birkaç saniye de yeterli olur. geri kalan zaman, insan yapayalnızdır.
jorge luis borges: şiir kitabı çıkarmak, kuyuya bir gül atıp yankısını beklemek gibidir.
albrecht von wallenstein: yüz bin kişilik düzenli bir orduyu yönetmek, on iki binlik milis gücünü yönetmekten daha kolaydır.
franz kafka: insan boş yere kafasını yoruyor. kurtuluş yolu diye bir şey yok.
duygu asena: bütün kadınlar evlenmek için programlanmışlardır. bir erkek onlarla evlenmek lütfunda bulunduğu zaman zevkten ölürler. evlenme teklifi aldıkları gün yaşamlarının en büyük günüdür.
david b. resnik: aldatma, dürüstlüğe oranla daha karlıysa, o zaman neden dürüst olalım ki?
carson mccullers: halk için tek çözüm yolu bilmektir. bir kere gerçeği öğrenir öğrenmez baskı altına alınamazlar artık. yarısı bile bilse gerçeği, tüm savaş kazanılmış demektir.
dave eggers: seyahat ve bebekler var şu dünyada. geri kalan her şey ya angarya ya ölüm.
arthur rimbaud: benden uzak olsun artık bu boş inançlar, bu eski bedenler, bu eşler ve bu yaşanmış yıllar; karaya vurmuş bir çağdır bu çağ!
31.08.2010
uzun lafın kısası
pierre assouline: deha, uzun bir sabırdır.
adolphe thiers: tek kişinin hükümeti, hükümdarın iktidar ve ehliyeti ne kadar yüksek olursa olsun, daima tehlikelidir.
max frisch: her üniforma insanın karakterini bozar.
feridun zaimoğlu: bir erkeğin başına gelebilecek en güzel şey, kalbinin derinliklerine bakabilecek bir kıza rastlamasıdır.
hüsnü arkan: arzunun kapısı açık kaldığında, içeri mutlaka biri girer.
joyce carol oates: insan hayatının derin kederlerinden biri de et oluşumuzdur. ve hayatlarımız boyunca ete bağımlı oluşumuz.
simone de beauvoir: hükümdarların en iyisinin vicdanında yüzlerce ölü vardır.
muriel barbery: hep tekrarlanan bir muammadır bu: büyük eserler, bizim içimizde zaman dışı bir uygunluğun kesinliğine erişen görsel biçimlerdir.
ernest renan: din ayırır, akıl birleştirir. semavi dinlerin hepsi pozitif bilimlere düşmandır.
ursula k. le guin: düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.
felix nadar: yaşamak istiyorsan sıradan biri ol.
aslı erdoğan: insan özgür olduğu yanılsamasına kapılmamalı. görünür/görünmez polisler her an her yerdeler. en küçük bir varoluş belirtisi gösterenin üzerine çullanır, doğduğuna pişman ederler.
adolphe thiers: tek kişinin hükümeti, hükümdarın iktidar ve ehliyeti ne kadar yüksek olursa olsun, daima tehlikelidir.
max frisch: her üniforma insanın karakterini bozar.
feridun zaimoğlu: bir erkeğin başına gelebilecek en güzel şey, kalbinin derinliklerine bakabilecek bir kıza rastlamasıdır.
hüsnü arkan: arzunun kapısı açık kaldığında, içeri mutlaka biri girer.
joyce carol oates: insan hayatının derin kederlerinden biri de et oluşumuzdur. ve hayatlarımız boyunca ete bağımlı oluşumuz.
simone de beauvoir: hükümdarların en iyisinin vicdanında yüzlerce ölü vardır.
muriel barbery: hep tekrarlanan bir muammadır bu: büyük eserler, bizim içimizde zaman dışı bir uygunluğun kesinliğine erişen görsel biçimlerdir.
ernest renan: din ayırır, akıl birleştirir. semavi dinlerin hepsi pozitif bilimlere düşmandır.
ursula k. le guin: düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.
felix nadar: yaşamak istiyorsan sıradan biri ol.
aslı erdoğan: insan özgür olduğu yanılsamasına kapılmamalı. görünür/görünmez polisler her an her yerdeler. en küçük bir varoluş belirtisi gösterenin üzerine çullanır, doğduğuna pişman ederler.
31.07.2010
uzun lafın kısası
ian mcewan: bir tohum ek. sonra bak bakalım gelişip serpiliyor mu.
aslı erdoğan: sonuçta her insan hayatı bir yenilgidir; ama bazılarınınki daha görkemli bir yenilgi.
cenap şahabettin: güzel bir kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur.
balzac: devrimizde, o dört köşe adamlara, kötülük önünde hiç eğilmeyen, doğru çizgiden en küçük sapmayı bir suç sayan o güzel iradelere her devirdekinden daha az rastlanıyor.
fernand braudel: uygar alan, çoğu zaman bir sahil şeridiyle sınırlıdır.
ursula k. le guin: elektrikli testere üç yaşındaki bir bebek için ne kadar gerekliyse, tanrı da insanlar için o kadar gereklidir.
fichte: dünya parçalara ayrılacak olsa bile hakikatin söylenmesi gerekiyor.
juli zeh: doğru olanı sürekli tekrarlamak bir insanın vatanına sunabileceği en büyük hizmettir.
irvin yalom: zirveye tırmandım ve tepedeki bu noktadan aşağıda neler olduğuna baktığımda gördüğüm şey yalnızca çürümeden ibaret.
muriel barbery: inançlarımızın üzerinde yükseldiği kaide asla sarsılmasın diye kendi kendimizi manipüle etme yeteneğimiz ne büyüleyici!
pierre assouline: hiçbir şey, çalışmayı deha olarak görmek kadar bağışlanamaz değildir.
simone de beauvoir: insanlar kendilerini biraz fazla ciddiye alırlar. aslında ne davranışlarımızın ne de dünyanın öyle pek bir ağırlığı vardır. hafif, dayanıksız bir dünya bu işte!
aslı erdoğan: sonuçta her insan hayatı bir yenilgidir; ama bazılarınınki daha görkemli bir yenilgi.
cenap şahabettin: güzel bir kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur.
balzac: devrimizde, o dört köşe adamlara, kötülük önünde hiç eğilmeyen, doğru çizgiden en küçük sapmayı bir suç sayan o güzel iradelere her devirdekinden daha az rastlanıyor.
fernand braudel: uygar alan, çoğu zaman bir sahil şeridiyle sınırlıdır.
ursula k. le guin: elektrikli testere üç yaşındaki bir bebek için ne kadar gerekliyse, tanrı da insanlar için o kadar gereklidir.
fichte: dünya parçalara ayrılacak olsa bile hakikatin söylenmesi gerekiyor.
juli zeh: doğru olanı sürekli tekrarlamak bir insanın vatanına sunabileceği en büyük hizmettir.
irvin yalom: zirveye tırmandım ve tepedeki bu noktadan aşağıda neler olduğuna baktığımda gördüğüm şey yalnızca çürümeden ibaret.
muriel barbery: inançlarımızın üzerinde yükseldiği kaide asla sarsılmasın diye kendi kendimizi manipüle etme yeteneğimiz ne büyüleyici!
pierre assouline: hiçbir şey, çalışmayı deha olarak görmek kadar bağışlanamaz değildir.
simone de beauvoir: insanlar kendilerini biraz fazla ciddiye alırlar. aslında ne davranışlarımızın ne de dünyanın öyle pek bir ağırlığı vardır. hafif, dayanıksız bir dünya bu işte!
29.06.2010
uzun lafın kısası
ian mcewan: inananların pençelerinden kurtulmak pek kolay değildir.
aslı erdoğan: yalnızca kötülüğün en dibine inenler erdemin doruklarına varabilirler.
juli zeh: bir güvenlik sistemini hayattan vazgeçmiş insanlardan daha çok korkutan bir şey yoktur. bu durum onları durdurulamaz kılar.
elia kazan: insanların içine düştükleri en zararlı ve aldatıcı yanılgılardan biri, bir defada yalnızca bir kişiyi fiziksel olarak sevebilecekleri kanısıdır.
muriel barbery: nerede para varsa orada uyuşturucu da vardır.
erich auerbach: dinler, halkın saflığına dayanan kaba ikiyüzlülüklerden ibarettir; insanları, budalalıklarını istismar eden bir avuç açıkgözün boyunduruğu altına koymaktan başka bir işe yaramaz.
g.b. shaw: her erkek sevdiği şeyi öldürür. kadın dediğin de budur zaten: en iyi kemiği kapmak için birbirleriyle dalaşan köpekler.
ursula k. le guin: erkeğin istediği özgürlüktür. kadının istediği mülkiyettir. seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. bütün kadınlar mülkiyetçidir.
pierre assouline: eğer gülüyorsan herkes seninle güler; ağlarsan yalnız ağlarsın.
simone de beauvoir: kadın; bir sevgili, tanrıça, ana, cadı ya da derin bir düşünce olabilir ama hiçbir zaman kendisi olamaz.
cemil sena: bazı mağlubiyetler vardır ki asildir; bazı galibiyetlerin de sefil olduğu gibi.
edward said: entelektüel; sismik şoklar yaratır, insanları sarsar; ama ne geçmişine ne de arkadaşlarına bakılarak açıklanabilir. sürgün entelektüel zorunlu olarak ironik, kuşkucu ve hatta oyunculdur; ama kinik değildir.
aslı erdoğan: yalnızca kötülüğün en dibine inenler erdemin doruklarına varabilirler.
juli zeh: bir güvenlik sistemini hayattan vazgeçmiş insanlardan daha çok korkutan bir şey yoktur. bu durum onları durdurulamaz kılar.
elia kazan: insanların içine düştükleri en zararlı ve aldatıcı yanılgılardan biri, bir defada yalnızca bir kişiyi fiziksel olarak sevebilecekleri kanısıdır.
muriel barbery: nerede para varsa orada uyuşturucu da vardır.
erich auerbach: dinler, halkın saflığına dayanan kaba ikiyüzlülüklerden ibarettir; insanları, budalalıklarını istismar eden bir avuç açıkgözün boyunduruğu altına koymaktan başka bir işe yaramaz.
g.b. shaw: her erkek sevdiği şeyi öldürür. kadın dediğin de budur zaten: en iyi kemiği kapmak için birbirleriyle dalaşan köpekler.
ursula k. le guin: erkeğin istediği özgürlüktür. kadının istediği mülkiyettir. seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. bütün kadınlar mülkiyetçidir.
pierre assouline: eğer gülüyorsan herkes seninle güler; ağlarsan yalnız ağlarsın.
simone de beauvoir: kadın; bir sevgili, tanrıça, ana, cadı ya da derin bir düşünce olabilir ama hiçbir zaman kendisi olamaz.
cemil sena: bazı mağlubiyetler vardır ki asildir; bazı galibiyetlerin de sefil olduğu gibi.
edward said: entelektüel; sismik şoklar yaratır, insanları sarsar; ama ne geçmişine ne de arkadaşlarına bakılarak açıklanabilir. sürgün entelektüel zorunlu olarak ironik, kuşkucu ve hatta oyunculdur; ama kinik değildir.





