herodotos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
herodotos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.06.2022

mutlu insan

herodotos

çok zengin insan vardır ki, kıt kanaat yaşayan insandan hiç de daha mutlu değildir; eğer talih, zenginlik içinde geçen ömrünün sonuna kadar ona yar olmazsa. nice insan vardır ki, masallardaki kadar zengindir; ama mutsuzdur; niceleri de vardır ki, şöyle böyle geçinirler; ama talihlidirler. çok zengin olanın, eğer mutlu değilse, talihli olandan yalnız iki ayrıcalığı vardır; ama talihli olanın mutlu olmayan zengine bakarak pek çok ayrıcalıkları vardır; birisi için her dilediğini yapmak ve büyük bir para kaybını karşılamak çok kolaydır; ama bir de öbürünün üstünlüklerine bakalım:

elbette büyük bir kaybı ve aşırı istemleri öbürü gibi karşılayamaz; ama talihi onu bundan korur; üstelik sağlam yapılıdır, hastalık bilmez, üzüntü tanımaz, görmelere layık çocukları arasında mutludur. bırak bir de bütün bunlara taç olarak ömrünü mutlu bitirsin ve işte mutlu adam sözüne layık kişi, senin aradığın kişi, budur. ama ölmeden önce, dilini tut, mutludur demek için acele etmek bir ölümlü için olacak şey değildir; hiçbir toprak yoktur ki, kendi kendine yetsin ve her ürünü versin; şu ürünü verir; ama kendisinde yetişmeyen öbürünü başka yerden alır; en çoğuna sahip olan en iyisidir. insanoğlu için de böyledir; hiç kimse tek başına her şeyi elde edemez; filanı elde eder; falandan yoksun kalır. o ki ömrü boyunca her zenginliğe erişir ve en son dünyadan hoşnut ayrılır; işte o, bana göre, ey kral, mutlu insan adını hak eder.

her şeyin sonuna bakmalıdır; tanrı çok insana mutluluğu yem olarak sunar, sonra da çeker alır elinden.

13.02.2021

insan

alfred adler

insan olmak, kendini yetersiz hissetmek ve üstün bir konumu ele geçirmek üzere çaba harcamak demektir.

herodotos: insanın ruhu onun yazgısıdır.

bir insanın devinimlerinin yöneldiği amaç, o insanın çocukken dış dünyadan aldığı izlenimlerin etkisi altında gelişip ortaya çıkar.

aklı başında hiç kimse toplumsallık duygusuna sırt çevirerek, onun etkinliğinden uzak kalarak büyüyüp gelişemez. ancak kendilerinin başkalarından ayrı sayılamayacağının bilincinde olanlardır ki yaşam yolunda korkusuzca yürüyebilir.

ancak özgürlüktür ki güçlü insanlar çıkarır bağrından; baskı ise insanı öldürür, yıkıma sürükler.

3.09.2012

bekos

herodotos


mısırlılar, psammetikos zamanından önce, kendilerini dünyanın ilk insanları sayıyorlardı. ama gün gelip de psammetikos krallığı ele alınca ve ilk insanların kimler olduğu merakına düşünce, işte o günden sonra, kendilerini gene bütün öbürlerinin en eskisi saymakla beraber, phrygialıların kendilerinden de eski oldukları kanısına vardılar. psammetikos, soruşturmalarına rağmen, dünyaya ilk gelen insanların kimler olduğunu bir türlü öğrenemeyince, şu çareye başvurdu:

bir çobana, rastgele iki tane yeni doğmuş çocuk verdi, bunlar ağıla konacak ve şöyle büyütülecekti: çocukların yanında kimse ağzını açıp tek söz söylemeyecekti; ayrı bir odada kendi başlarına büyüyeceklerdi; çoban, belli saatte keçileri alıp yanlarına götürecek, süt içirip iyice doyuracak, sonra kendi işlerine bakacaktı. psammetikos'un böyle yapmasının ve bu emri vermesinin nedeni, çocukların vıyaklamalar çağını aştıktan sonra ağızlarından çıkacak ilk sözü yakalamaktı; gerçekten de öyle oldu. üzerinden iki yıl geçince, bir gün çoban kapıyı açıp içeri girdi, önünde dizüstü duran iki çocuk, ellerini uzatarak, "bekos!" diye bağırdılar.

çoban bu sözü ilk duyduğunda bir şey demedi; ama daha sonra da her gelişinde aynı sözü işitince efendisine haber verdi ve isteği üzerine çocukları kendi görsün diye aldı, ona götürdü. psammetikos kendi kulağı ile de duyduktan sonra, herhangi bir şeye "bekos" adını vermiş olan insanların kimler olduklarını araştırmaya koyuldu; araya taraya phrygialıların ekmeğe bekos dediklerini öğrendi. böylece ve bu ipucuna tutunarak mısırlılar, phrygialıların kendilerinden daha eski olduklarını itiraf ettiler.

29.04.2011

uzun lafın kısası

herodotos: en değerli şey, zeki ve güvenilir bir dosttur.

adam fawer: bazen insan istatistiklerin canı cehenneme demeli ve içinden geleni yapmalı.

catherine clement: hiçbir hac yolculuğu masum değildir. 

franz kafka: sorgu yargıcına uzaktan bir kadın göster; kadını kaçırmamak için kürsüyü ve sanığı çiğneyip koşar.

jose ortega y gasset: sürekli bir göç durumu içinde olmak, sevgi içinde olmak demektir.

charles bukowski: birkaç yıl önce dinle ilişkimi kesmiştim. gerçek olduğunu varsayarsak insanları aptallaştırıyor veya aptalları çekiyordu. gerçek değilse, aptallar daha da aptaldılar.

montaigne: hiçbir kazanç başkasına zarar vermeden sağlanamaz.

ece temelkuran: bir yolculuk eğer gerçekten bir yolculuk ise yolcunun sorduğu sorulara cevap vermez. iyi bir yolculuk, yolcunun sorularını değiştirir.

peter ackroyd: mutlulukla başlarız gençlikte; sonumuz delilikle yoksulluktur.

hermann hesse: sevgi avuç avuç dilenilebilir, para pulla satın alınabilir, armağan olarak sunulabilir sana, sokakta bulunabilir; ama haydutlukla ele geçirilemez.

turgenyev: acı çekerek eğitim görmeyen insan, her zaman çocuk olarak kalır.

arturo perez-reverte: ülkesini satan bir fanatik olmayı, hayatımı "yaşasın zincirler!" diye bağırarak geçirmeye tercih ederim.

7.02.2011

cyrus vs. piso

alain de botton


pers imparatorluğu'nun büyük kurucusu ve pers kralı cyrus'un çok sevdiği, beyaz, güzel bir atı vardı. cyrus savaşa giderken ille de ona binmek isterdi. kral cyrus i.ö.539 yılının baharında topraklarını genişletmek amacıyla asurlulara savaş açtı ve fırat ırmağı'nın kenarına kurulmuş, asur'un başkenti babil'e doğru büyük bir orduyla yola çıktı. yolculuk diyale ırmağı'na varana kadar iyi gitmişti. zagros dağları'ndan doğup dicle'ye kadar uzanan bu ırmak yazın bile azgın olmasıyla ün yapmıştı. bu bahar vaktinde ise kış yağmurlarıyla iyice kabarmış, azgınlaşmıştı. ırmağın kahverengi, köpüklü suları gürleyerek akıyordu. generaller taarruzu ertelemeyi önerdiler ama cyrus buna razı olmadı ve ırmağın hemen geçilmesini emretti. sallar hazırlanırken cyrus'un atı birdenbire ırmağa dalıp yüzerek karşıya geçmek istedi. akıntıya kapılan at dalgalarla boğuşarak can verdi.

cyrus öfkeden mosmor kesilmişti. ırmak sevgili beyaz atını, croseus'a toz yutturan, yunanlılara korku salan bir savaşçının atını almaya cüret etmişti. kral bağırıp lanetler okumaya başladı ve öfkesinin doruğa çıktığı anda, bu cüretkarlığını diyale ırmağı'na ödeteceğini haykırdı. ırmağı cezalandıracaktı. artık ırmağın suları o denli azalacaktı ki, kadınlar eteklerini bile ıslatmadan ırmağı geçebileceklerdi.

cyrus topraklarını genişletme arzusunu bir kenara bırakıp ordusunu ikiye ayırdı. ırmağın her iki kıyısında 180'er kanal açılacaktı. cyrus adamlarına kazmaya başlamalarını emretti. askerler bütün bir yaz boyunca kazmayı sürdürdüler. üstelik asurluları bozguna uğratma hayalleri suya düştüğü için moralleri de bozulmuştu. kazma işi bittiğinde diyale ırmağı'nın suları 360 kanaldan ayrı yönlere doğru akıyordu. su seviyesi o kadar azalmıştı ki şaşkınlıktan ağızları açık kalan yöre kadınları gerçekten de eteklerini ıslatmadan karşıya geçebiliyorlardı. öfkesi dinen kral yorgunluktan bitap düşmüş ordusuna babil'e doğru ilerlemeyi emretti. (herodotos)

roma'nın suriye valisi gnaeus piso, yürekli olmakla beraber ruhsal açıdan dengesiz bir generaldi. bir gün, izin yaptıktan sonra bölüğüne dönen bir asker, birlikte izne çıktığı arkadaşının nerede olduğunu bilmediğini söyleyince piso askerin yalan söylediğine, arkadaşını öldürmüş olduğuna ve bu nedenle de idam edilmesi gerektiğine kanaat getirdi.

zavallı asker kimseyi öldürmediğine yeminler ediyor, bir soruşturma başlatılması için yalvarıyordu; ama piso kimseyi dinlemedi ve askerin hiç zaman kaybedilmeden idam edilmesi için emir verdi.

ancak, görevli yüzbaşı, askerin kafasını uçurmak üzere hazırlıklarını sürdürdüğü sırada kayıp asker kampın kapılarından içeri girdi. bunun üzerine bütün ordu alkışa başladı. tabii içi rahatlayan yüzbaşı da idamı iptal etti.

fakat piso haberi herkes gibi iyi karşılamadı. alkış seslerini duyan general askerlerin, verdiği karar yüzünden kendisini alaya aldıklarını düşünerek öfkesinden kıpkırmızı kesildi ve bu defa izne birlikte giden iki askerin de idam edilmesini buyurdu. üstelik kendisini o denli kötü hissediyordu ki yüzbaşıyı da idam etmenin akıllıca olacağına karar verdi.

seneca'nın, bir yargıya varılırken niçin bu türden hatalar yapıldığına ilişkin bir açıklaması vardı: cyrus ve piso gibi adamlar "sefil bir ruh" taşıyan adamlardı. bunlar, her an birilerinin kendilerine hakaret etmesini bekliyor gibiydiler. bunun altında yatansa, alaya alınmalarının haklı nedenlere dayanabileceği korkusuydu. kendimizi başkalarının kolayca saldırabileceği uygun bir hedef olarak görüyorsak, birinin ya da bir şeyin bize acı çektirmeye kastetmiş olduğunu düşünmemiz çok doğaldır.

10.09.2010

tarih

herodotos

en değerli şey, zeki ve güvenilir bir dosttur.

gerçek bilgelik kaygı ile düşünmektir, her talihsizliği hesap etmek; ama bir kere eyleme geçtikten sonra da cesur olmaktır.

kendini beğenmişlik uğursuz bir şeydir, eldeki güç onu besler ve haset insanoğluna daha doğduğu andan itibaren pençesini geçirir. bu iki kusur insanı canavar haline getirir; cinayetlerin yarısı kendini beğenmişlikten, öbür yarısı hasetten gelir.

kimse barış dururken savaşı seçecek kadar deli değildir; barışta oğullar babalarını gömerler, savaşta babalardır oğullarını mezara indiren.

sokrates: yunan sitelerinde el sanatları, haklı olarak hor görülür. insanı hep gölgede ve oturarak çalışmaya zorlar, vücudun gelişmesine engel olur. vücut zayıf düşünde kafa da kalınlaşır. ayrıca insanın ne arkadaşlarına ayıracak zamanı, ne de kamu işlerine bakacak hali kalır.

bir efendinin buyruğu altında yurttaşlar istekli davranmazlar; çünkü bir efendi için çalışmaktadırlar; oysa özgür oldukları zaman, artık kendi öz çıkarları haline gelmiş olan şeyi canla başla savunurlar.

acele etmek her işi yanlışa sürükler, büyük zararlar genellikle bundan çıkar; beklemek değerli bir sanattır, kazancı çabuk görülmese bile, zamanla ortaya çıkabilir.

bir ömür boyu, acımaya daha çok layık olan nice olaylar görürüz; zira bu kısa ömür içinde bunlardan ya da başkalarından bir tek kişi yoktur ki, ara sıra değil sık sık, yaşamaktansa ölmek daha iyi diye düşünmesin; zira hiçbir mutluluk sürekli değildir. üzerine çöken felaketler, ağzının tadını kaçıran hastalıklar, bu kısacık ömrü ona çok uzun gösterir. işte bunun için eziyet çeken birisi için ölüm, insana en iyi sığınak gibi gelir; ama tanrı bize tatlı şeyler de tattırır ve bizi aldatan da onun kıskançlığındaki bu inceliktir.

büyük işler büyük tehlikelere atılmadan gerçekleştirilemez.

asurlular, hastalananları kentin meydanına getirip koyarlar; çünkü hekim yoktur. gelen geçen hastaya hastalığı üzerine öğütler verir, kimisinin kendi başından da böyle bir hastalık geçmiştir, kimisi bir başkasında görmüştür; hastanın yanına gelirler, çareler gösterirler, kendilerinin o hastalıktan öyle kurtulmuş olduklarını ya da başka birisinin öyle kurtulduğunu gördüklerini söylerler. hastaya bir şey söylemeden geçmek yasaktır; yoluna gitmeden önce, derdinin ne olduğunu öğrenmek gerekir.

"nasıl başlayacağı bilinir, nasıl biteceği bilinmez."

mısırlılar, psammetikos'u bırakıp ethiopia'nın yolunu tutmuşlar. bunu haber alan psammetikos peşlerine düşmüş; yetişmiş ve boşuna yalvarıp yakarmış: "kendi öz yurtlarınızın tanrılarını, karılarınızı ve çocuklarınızı bırakıp gitmeyiniz." demiş. o zaman bu savaşçılardan biri, erkeklik aletini çıkarıp göstermiş ve "bu bende olduktan sonra nerede olsa karı da bulurum, çocuk da yaparım" demiş.

her işte önceden akıllı davranmak, genellikle sonucun iyi olmasını sağlar.

20.11.2008

mısır

herodotos

mısırlılar yalnız öbür iklimlerden değişik bir iklime ve öbür ırmaklara benzemeyen bir ırmağa sahip olmakla kalmazlar; daha geniş olarak her şeyde, adetlerinde, yasalarında hep başkalarınınkine uymayan görenekleri vardır. onlarda çarşıya kadın çıkar, ufak tefek alışverişini kendi yapar; erkekler evlerde bez dokurlar. erkekler yükleri başları üstünde, kadınlar omuzlarında taşırlar. kadınlar ayakta işerler, erkekler çömelirler. doğal ihtiyaçlarını evin içinde giderirler; ama yemeklerini dışarıda sokakta yerler ve bunu şöyle açıklarlar ki, utandırıcı gerekler gözden uzak tutuluyor; utandırıcı olmayanlar ise açıkça yapılıyor. dişi, erkek, hiçbir tanrı sunak taşına bir kadının hizmet etmesini istemez; din adamları erkek tanrılar için de, kadın tanrılar için de erkektir. ana babalarına bakmak istemeyen erkek çocuklar buna zorlanamazlar; ama kızlar istemeseler de ana babalarına bakmak zorundadırlar.