jim morrison etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jim morrison etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.09.2021

the doors

oliver stone

kollarında bir ada buldum, gözlerinde bir ülke. 

film birazdan başlayacak. anons yapıldı. oturacak yer bulamayanlar gelecek gösteriyi bekleyecekler. salona tek sıra halinde yavaş yavaş girdik. oditoryum çok büyük ve sessiz. oturup, karanlığa gömüldüğümüzde anons devam etti. bu akşamki program yeni değil. bu eğlenceyi defalarca gördünüz. doğum, ölüm ve yaşamınızı gördünüz. gerisini hatırlarsınız. öldüğünüzde, yaşamınız nasıl görünecek? filmi yapılabilecek kadar güzel olacak mı? 

umudum senin serinkanlılığındır. 

bu dünya, bir enerji canavarı. başlangıcı ve sonu yok. ayrıca, ne bir artış ne de kazanç var. hiçbir şey söylemiyor. bu dünya güç arzusundan başka bir şey değil. gösteriş dolu. takip etmesi zor. birazcık tutarsız. dans eden ayılar, nazizm, mastürbasyon. sırada ne var? 

arkadaşlarımın verdiği partiyi büyük bir aileye tercih ederim.

"algının kapıları temizlendiği zaman her şey olduğu gibi görünür." (aldous huxley)

10.12.2019

dizeler


pek çok şafak vardır
henüz ışıldamamış olan
(friedrich nietzsche)

bu sabah kalktım ve bir bira daha içtim
gelecek belirsiz ve son hep çok yakında
(jim morrison)

zamanın soytarısı değildir sevgi
o değişmez kısacık günlerle haftalarla
direnir ve katlanır mahşerin ucuna dek
(william shakespeare)

bendim, diyor bir eski zaman kuğusu
şahane ve umutsuz kanat sıyıran
(stephane mallarme)

anlaktır, uyanıklıktır doğuran ve düşleyen
uykudur açık seçik gören
imge ve sanrıdır bakan
eksiklik ve boşluktur yaratan
(paul valery)

şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
ne kalıyor geriye yüzyıllardan
(behçet necatigil)

değil mi ki hayat sonsuza dek sürmez
ölüler asla dirilmezler
ve en yorgun ırmaklar bile
bir yerde ulaşırlar denize
(algernon charles swinburne)

yine özgürlük! yine senin bayrağın, yırtılmış ama uçuyor
rüzgara karşı yıldırım gibi dalgalanıyor
(lord byron)

26.11.2011

rock ölüler kitabı

gary j. katz

ian curtis: şu anda çoktan ölmüş olmayı isterdim. artık hiçbir şeyle başedemiyorum.

michael bloomfield: blues yalnızca notalar değildir. o, etrafımızı saran şeylerin toplamıdır. blues bireysel bir olaydır. onunla kişisel bir bağım var ve kesinlikle o benim bir parçam.

basın, kiss'in bütün elemanlarının solo albüm yayınlayacağını duyurunca, dört albüm de piyasaya çıkmadan platin plak kazandı.

23 ocak 1978 öğleden sonrası terry kath, turne kadrosunun bir üyesi olan don johnson'ın woodland hills, california'daki evinde bir partiye katıldı. parti dağıldıktan sonra sadece kath orada johnson ile kaldı. kath, parti süresince sürekli içmişti ve yanında getirdiği otomatik silahı havada döndürmeye başladı. johnson, kath'den silahla oynamayı bırakmasını istediğinde kath cevap verdi: "merak etme, dolu değil. bak." silahı kafasına doğrulttu ve tetiği çekti. beynini havaya uçuran müzisyen o anda ölecekti.

jim morrison, 68 nihilizminin en yüksek bilincidir. sahnede çoğu kez trans halindeydi jim morrison. sahnede otuzbir çekmesi de bir jest, bir çağrıydı. bazı şiirlerini the lord and the new creatures adlı kitapta toplamıştı. kız arkadaşı pamela courson da aşırı dozdan ölecekti.

eskilerin dediği gibi: "i know, it's only rock 'n' roll.. but i like it."

14.09.2011

the doors

stüdyo imge

ben sürüngen kralım. her şeyi yapabilirim.

ezra pound: en önemli şiirler otuzunu aşkın insanlar tarafından yazılmıştır.

yaramı sözcükler açtı ve onlar iyileştirecek.

amerika kendini öldürenleri sever. korkunç bir şekilde tasvir edilen trajedinin tabancasındaki çentikleri sever. ve jim morrison ölümüyle medyanın mezar soyucuları ve onların patronları tarafından mitsel bir boyuta yükseltildi.

jim morrison parayı her zaman küçümser ve asla cüzdan taşımazdı. birileri ona bir yatak bulmamışsa yaşlı kadınların kapılarının önünde ya da hiç tanımadığı insanların kanepelerinde uyurdu.

ne zaman radyoda bir elvis şarkısı çalsa herkesi susturuyor, sesi sonuna dek açıyor ve radyonun önünde büyülenmiş gibi oturuyordu.


biliyorsun gün geceyi yıkar
gece gündüzü böler

burada sefa peşinde
değerlerimizi gömdük
bir zamanlar ağladığımızı
hala hatırlayabiliyor musun

kollarında bir ada buldum
gözlerinde bir ülke
(break on through)

asla ölmeyen alanlardır sokaklar
beni nedenlerden kurtar
(the crystal ship)

tereddüt zamanı geçti
çamurda debelenmeye zaman yok
bir dene, kaybederiz en kötü ihtimalle
ve aşkımız dönüşür ölü yakma ateşine
(light my fire)

bu son, güzel arkadaş
bu son, tek arkadaşım
özenli planlarımızın sonu
ayakta duran her şeyin sonu

this is the end, beutiful friend
this is the end, my only friend
the end of our elaborate plans
the end of everything that stands

kahkaha ve beyaz yalanların sonu
ve ölmeye çalıştığımız gecelerin sonu
bu son
(the end)

yabancıysan, insanlar tuhaftır
yalnızsan, yüzler çirkin görünür
istenmediğin zaman kadınlar sana şeytansı görünür
düşmüşsen, engebelidir caddeler
(people are strange)

sabah uyandığımda bir bira açtım
gelecek belirsiz ve son hep çok yakında
(roadhouse blues)

bildiğim en tuhaf yaşam bu
baharın geldiğini hissetmiyor musun
saçılan gün ışığında yaşamanın zamanı 
(waiting for the sun)

geceyi unut! bu gökyüzü ormanında bizimle yaşa
bu boyutta hiç yıldız bulunmaz
burada hepimiz taş gibi lekesizizdir
(the wasp)