iris murdoch etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iris murdoch etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.09.2022

uzun lafın kısası

murathan mungan:
herkesin namusu yakalanana kadardır.

cesare pavese: bir şiirin herhangi bir şeyi değiştirdiği görülmemiştir.

fernando pessoa: en yücelerimizin tek üstünlüğü, her şeyin boş ve kaypak olduğunu daha iyi biliyor olmalarıdır.

jean jaures: kapitalist toplumda işçiler ister devlet için isterse özel kurumlar için çalışsınlar, hepsi aynı kapıya çıkar. patron devlet adını alır ve aynı sömürü, aynı kulluk, aynı yoksulluk sürüp gider.

paul auster: insanın sonsuzluk duygusuna en yaklaştığı an bugünü yaşamaktır.

sigmund freud: birçok kadındaki tartışmasız entelektüel gerilik, cinsel baskının gerektirdiği düşünce ketlemesine bağlanabilir.

vasili grossman: iyi insanlara bu dünyada rahat, huzur yoktur.

vladimir makanin: hepimiz toprakta olacağız. tabut ya da kutularda. ölüler susar. çürüme ve küldür payımıza düşen.

pascal bruckner: eğer kendisine partner bolluğu ve aşk malzemesi yenileme konusunda güvence verilmiş olsa tek eşliliğin yavan çorbasından anında vazgeçmeyecek sevecen bir koca, iffetli bir hanım yoktur.

shakespeare: unutma; gençlik, dayanıksız bir kumaştır. 

iris murdoch: bir yazarın öğrenmesi gereken en önemli şey, yazmış olduğu bir şeyi yırtabilmektir.

septimus severus: her şey idim, hiçbir şeye değmezmiş.

28.01.2021

özlem

iris murdoch

insanın mutluluğu en mükemmel koşullarda bile gölgelenmeden kalmaz; hatta neredeyse saf mutluluk dediğimiz şeyin kendisi bir dehşet yaşatabilir.

insan yüreğinin aşka ve bilgiye duyduğu özlem sınırsızdır.

cinsel arzu, aynı zamanda aşk olduğu zaman, bizimle tüm dünya arasında bir bağlantı kurarak yeni bir deneyim tarzına geçirir. o zaman cinsellik muazzam bir bağlayıcı ilke olarak karşımıza çıkar. 

aşk bir kesinliktir, belki de kesinliğin tek türü.

p.a. loxias: kayıtsız bir dünyaya karşı gerçeği haykıran insanlar genellikle bir süre sonra yorgun düşer, sesi çıkamaz olur ya da kendi akıllarından kuşku duymaya başlarlar.

hakir görülen bir kadının öfkesinin yanında cehennem vız gelir.

cinsellik, dünyayla kurulan en güçlü bağlantılarımızdan biridir; mutluluğun ve tinselliğin doruğundayken hiçbir şeye kul köle olmaz; çünkü her türlü bilgiyi içinde taşır ve dokunduğumuz, baktığımız her şeyden zevk almamızı sağlar.

insana duyulan aşk bilgilere açılan bir kapıdır.

her büyük gerçek birer esrardır, her ahlak eninde sonunda mistisizmdir, bütün dinler giz dinleridir, büyük tanrıların hepsinin bir sürü adı vardır.

gözümüze kaba saba, bayağı ya da aşağılık görünen birinin pençesine düşenleri gördükçe hayrete düşeriz. bir kadın ya da bir erkek böyle olmalarına kimsenin karşı çıkamayacağını söyleyecek kadar incelikli ve akıllı olsalar bile aşkın doğasında bulunan bir yoğunlukla, dikkati taparcasına bir başkasının üzerinde toplamak yine de bir tür deliliktir.

9.11.2016

kara prens

iris murdoch

bir insan bedeninin belirli bir bedene karşı duyduğu dayanılmaz özlem ve onun yerini alabilecekler karşısında duyduğu kayıtsızlık yaşamın en büyük sırlarından biridir.

insanlar kendilerini gerçek anlamda, o uzun eylem süreçlerinde gösterirler; kendileriyle ilgili yarattıkları o kısa teorilerde değil.

bizler var olmak için havada asılı kalan uçuşlara mahkum değiliz, kendimizden sürekli uzaklaşıp tatile çıkarak yenileniyoruz. bizler fasılalı yaratıklarız, her zaman küçük sonlara düşer ve yeni, küçük başlangıçlar için yeniden kalkarız.

gerçek bir insan olabilmek için limitler koymak, çizgiler çekmek ve hayır diyebilmek gerekir. herkese belli belirsiz sempati göstermek, aynı zamanda bir insanı gerçekten iyi anlayabilmeyi de engelleyen bir şeydir.

insan ruhu sürekli yakınlaşmak üzere düzenlenmemiştir. aynı yerde kafese kapatılanların çektiği yalnızlık kadar gereksiz bir yalnızlık yoktur.

biz yalnızca kendimizi özdeşleştirdiğimiz şeyle ilgileniriz. aziz dediğimiz kişi kendisini her şeyle özdeşleştiren kişidir.

gerçek keder, kendisine uzanan her yolu tıkar.

eğer bir kadının yanında yıllarca yatarsan senin bir parçan haline gelir, ayrılman imkansızlaşır. dışarıdan bakan iyimserler evliliğin gücünü genellikle küçümserler.

yalnız insanlar onurlu olur. evli bir kadının onuru yoktur, tek başına kendini gösterebilecek düşünceleri yoktur. kadın, kocasının alt kategorisinde yer alır ve kocası isterse onun bilincine keder bile boşaltabilir, tıpkı suya boşaltılan mürekkep gibi.

hepimiz daha zengin, daha güzel, daha zeki, daha güçlü olmak, daha çok sevilmek ve "görünüşte" başkalarından daha iyi görünmek isteriz. gerçekten iyi olmanın verdiği yük içgüdüsel olarak dayanılmazdır.

7.04.2016

rüya sakinleri

iris murdoch

şiddet seven adamlar, şiddeti daha az seven ama daha zeki adamlar tarafından kafeslere konulup bedenleri gerilir. onlara laf anlatmanın tek yolu budur.

mistik olan, dünyanın nasıl olduğu değil, var olmasıdır.

hayatımızı önemli ölçüde hatırladıklarımıza ve pişman olduklarımıza bağlayan, günahlardır. geçerken yere yıkıverdiğimiz insanlar kısa sürede hafızamızdan kaybolurlar. ama onların yaraları da çok büyük olabilir. sadece hayat biçimimiz yüzünden sahip olduğumuz zaaftan pişmanlık duyuyoruz.

mutluların dünyası mutsuzların dünyasından tamamen başkadır.

aşık olmak ya da aşık olduğunu fark etmek, ne kadar acı verirse versin insanı meşgul eden bir hazdır. canlılığı ve benlik duygusunu geliştirir.

insanlar aşıkken hiçbir şey imkansız değildir.

geçmişin üzerinde durmak genellikle insanın nasıl kazanmış olabileceğinin fantezisidir, kazanamamış olmasına içerlemedir. işte bu içerlemeyi insan çoğu kez nedametle karıştırır.

ruhla ilkel malzemelerin her birlikteliği ıstırabı içerir.

her erkek annesi tarafından ihanete uğrar.

dünyada her şey olduğu gibidir ve olduğu gibi gerçekleşir. içinde hiçbir değer yoktur. hem olsaydı da bunun bir değeri olmazdı.

insan sevdiği şey gibi oluyor. ya da insan kendi gibi olan şeyi seviyor.

doğru olan genellikle doğal değildir.

insan neden ölü kuşları görmez hiç? nasıl da gizlenir hepsi ölmek için?

27.06.2013

melekler zamanı

iris murdoch

gerçek her zaman bir yerde can acıtır; onu bu denli az tanımamız bu yüzdendir.

dünya baştan sona bir göçmenler kampıdır.

dünyada insanları en mutlu ve özgür kılan şey, başka insanların içeride kapalı olduklarını, acı çektiklerini görmektir.

din denen şeyi içimizden iyice temizleyip atana kadar, şu içinde yaşadığımız "tanrıların alacakaranlığı" gibisinden hava, bir dolu insanın delirmesine yol açacaktır.

değerler görecelidir, mutlak değer diye bir şey yoktur.

ahlaklı insanlar geridir. uyanıp kendi kendilerini anlayamamışlardır.

tanrısız din aslında, kör inan çağının kapanmış olduğunun, yarı bilinçli olarak kavranmasından başka bir şey değildir.

bizim yaşamamız gereken şey inançlarımızın yıkılması değil, arınmasıdır. insan ruhunun birtakım derin gereksinmeleri vardır. maneviyat yeterli gelmez. tanrı'ya yalnızca ahlak düzeninin güvencesi gözüyle bakmak aydınlanma çağının yanılgısıydı. bizim tanrı'ya olan gereksinmemiz maneviyatı aşan bir şeydir.

başkalarının bahtsızlığı insana moral verir.

3.10.2012

sanat

iris murdoch

"her sanatçı mutsuz bir aşıktır ve mutsuz aşıklar öykülerini anlatmak ister." (p.a. loxias)

bütün sanatlar uyumsuzlukları ele alır ve sadeliği amaçlar. sanatın iyisi gerçeği anlatır, daha doğrusu gerçeğin ta kendisidir, belki de tek gerçektir.

beyaz bir sayfanın saflığını, uygunluk ve güzelliğin en kusursuz halinden daha azıyla, yani doğru olandan daha azıyla doldurup suistimal etmektense, yaşamları boyunca sessizce beklemeyi tercih eden sanat azizleri vardır.

yalnızca öyküler ve sihir gerçekten dayanıklı çıkabilir. insanın anlayış alanı ne kadar küçük olursa olsun, sanatın o kişiye öğreteceği şeyler felsefeden daha fazladır.

bir yazarın öğrenmesi gereken en önemli şey, yazmış olduğu bir şeyi yırtabilmektir.

sanat, yalnızca öncelikle değil, mutlak olarak gerçekle ilgilenir. sanat gerçeğin bir başka adıdır. sanatçı, gerçeği yansıtabileceği özel bir dili öğrenen kişidir.

yaşamın sanata benzemediğini gösteren şeylerden biri de, sanattaki karakterlerin tecavüz edilemez bir vakarı olması. oysa yaşamdaki karakterlerin böyle bir özelliği yoktur.

zeki bir yazar şöyle demişti: "başarılı olmak yetmez; diğerlerinin başarısız olması gerekir."

insan ruhu yalnızca aşk ve sanat tarafından işareti verilebilen bir sonsuzluğa hasrettir.

en büyük sanat bile eninde sonunda karışık bir bulmacadır.

insanoğlunun anlamakta zorluk çektiği şeyleri sanat, bir anda öğretiverir. alıştığı dünyanın bir santimetre ötesinde tümüyle yabancı başka bir dünyanın içinde kendini buluverir insan. doğa, bir durumdan öteki duruma ite kaka atlattırılıveren insanlara unutkanlık bağışlayarak iyileştirir.

sanat sevimli değildir, taklit de edilemez. sanat yalnızca doğruyu söyler, mutlak önemli olan doğruları. insana ait şeylerin onarılmasına yarayan ışıktır sanat. sanatın ötesinde başka hiçbir şey yoktur.

en yüksek sanat şiirdir; çünkü sözcükler en incelikli hallerinde, en yüksek matrislerinde bir ruh kazanırlar.

22.09.2011

imkansız poetika

ahmet oktay

orhan veli: teşbih, istiare, mübalağa ve bunların bir araya gelmesinden meydana çıkacak bir hayal zenginliği, ümit ederim ki, tarihin aç gözünü artık doyurmuştur.

ilhan berk: sözcükler, suç işlemeden, aç kalmadan, acı çekmeden, sevişmeden kendilerine gelemezler. bunun için bizim gelip ellerinden tutmamızı beklerler.

heidegger: dil insanın evidir.

necip fazıl: şiirin üstün gayesi, alemlerin namütenahi kesret ifadesi içinde büyük ve merkeze doğru, iç içe remz ve sır helezonlarından kayacak, harikulade çevik ve ince bünyenin heykeltıraşlığıdır.

ahmet oktay: yazmak, bir sorunu çözümleme ya da bir sorun yaratma girişimidir.

iris murdoch: yozlaşmış, yalan söyleyen bir sanat, despotik bir toplumun temel görüntüsüdür. sanat, özellikle de edebiyat, hepimizin buluşabileceği ve güneşin altındaki her şeyin incelenip gözden geçirilebileceği bir düşünme salonudur. bu yüzden diktatörler ve platon gibi otorite yanlısı ahlakçılar tarafından korkulur ve saldırılır.

jean cocteau: şiir başka bir dile çevrilemez, yazıldığı dile bile.

"acılarımı anlatayım diye
bir dil verildi bana" (goethe)

hölderlin: dil, mülklerin en tehlikelisi verilmiştir insana; yaratarak, yok ederek ve batarak ve hep yaşayana, sevgiliye ve anaya dönerek kendisinin ne olduğuna tanıklık etsin diye.

heidegger: şiir, varoluşun ve bütün nesnelerin özünün kurucu adlandırılışıdır ve şiir tarihsel bir halkın ilkel dilidir.

herbert marcuse: sanat ve devrim, dünyayı değiştirmede -özgürleştirmede- birleşirler. ancak sanat kendi pratiğinde kendine ait gereklilikleri bırakmaz, kendi boyutunu terk etmez: işlemsel olmayan olarak kalır. sanatta politik hedef sadece estetik biçimde ortaya çıkar. hatta sanatçı kendini adamış bir devrimci olsa bile devrim pekala yapıtın içinde olmayabilir.

"erdem dolu, yine de şairce barınır
insan bu yeryüzünde" (hölderlin)

marx: insan gelişmesinin alanı zamandır. hiçbir boş zamanı olmayan, bütün hayatı kapitalist hesabına çalışması tarafından yutulan bir insan, bir yük hayvanından daha aşağıdır. o, başkaları hesabına zenginlik üreten, fizik bakımından ezilmiş ve entelektüel bakımdan alıklaştırılmış basit bir makinedir.

"ben yağmurun kum saatiyim
nice göğün düşüp öldüğü yerde
taşın ilk çağıdır yüreğim" (melih cevdet anday)

heidegger: dil, yani şiir yeryüzünden kaçmak ve üzerinde dönüp durmak için yükselip üstüne çıkmış değildir yeryüzünün. şiir, insanı ilk kez yeryüzüne getiren, onu yeryüzüne ait kılan, böylelikle ona yaşayacak bir yer sağlayan şeydir.

melih cevdet anday: şiir bilgiden doğmaz. bilim adamı bildiklerinden başka bir bilgi çıkarmak için çalışır; ozan ise meraklarından 'ben'i çıkarmak ister. bu 'ben' kendisi değildir, yaratılacak insandır.

"neye yarar şairler yoksulluk zamanında?" (hölderlin)

mutlu yazar, ölü yazardır. mutlu olmak yasaklanmıştır yazara. mutlu olabilen, yazar olmaz, yazar olmayı istemez. kafka'yı anımsıyorum: felice'ye yazar: sadece yemek saatinden yemek saatine açılan ve önüne bir tepsi sürülen, hücreden hücreye geçilen bir zindanın en dip odasında yaşamayı ister. hiçbir ödülü, güvencesi olmayan yazı için.

son kertede hepimiz kişisel yeteneklerimiz ne olursa olsun, toplumsal koşulların ürünleriyiz.

14.07.2011

kumdan kale

iris murdoch

evli bir çift tehlikeli bir makinedir. evlilik, toplum koruması ile organize edilmiş bencilliktir.

alışılagelmişin dışındaki insanlar, alelade insanlar için faydalıdır; çünkü onlar diğerlerinin her şeyin farklı olduğunu anlamalarına yardımcı olurlar. bu onlara bir çeşit özgürlük ruhu verir. sonuçta hiçbir şey diğer insanlar olmaktan daha eğitsel değildir.

tanıdığınız zaman insan farklı görünür; hatta onun hakkında özel bir şey öğrendiğimiz zaman daha da farklı görünecektir.

özgürlük, fazilet olarak adlandıracağım bir şey değildir. özgürlük için hak veya bir çeşit lütuf denebilir; gerçi onu aramak veya kazanmak da tabii ki bir marifetin ispatıdır.

aslına bakarsanız, çocuklara resim yapmayı öğretemezsiniz. zaten onlar resim yapmayı biliyorlar. insanların doğal olarak sahip oldukları şey sanattır. masumiyetlerini kaybettikleri çağda resim yapmayı nasıl unuttuklarını unuturlar. ondan sonra her şeyi tekrar öğrenmek zorunda kalırlar. boyamak, insanın en temel anlama güdüsünün açığa çıkmasıdır. biz vücut bulmuş yaratıklarız, bilgi kaynağımız hissedilebilir ve hayalgücümüz diğer duyuların üzerindedir. insanoğlu konuşmayı bilmiyorken resim çizebiliyordu.

en büyük ressam nesne neye benziyorsa sadece o şekilde resmetme alçakgönüllülüğünü gösteren kişidir. fakat resimdeki bu sadece her şeydir.

her portre aslında bir ressamın kendi portresidir. ressamlar gerçekten resmini yaptıkları kişilerde kendilerini resmederler.

eğer duygularımız şimdi açık değilse, hiçbir zaman açık olmayacaktır. eğer aşık olmak diye bir şey varsa, işte biz aşığız.

bazen, bazı yargılamalar yapmaya çalışmak kaçınılmaz bir görevdir ve sonra yargılama konusu bir merhamet duygusundan değil yargılanma korkusundan gelir.

31.12.2009

uzun lafın kısası

louis althusser: bir sabah, seçiminin tutsağı olarak uyanır insan.

lord acton: güç yozlaştırır. mutlak güç mutlaka yozlaştırır.

gandhi: özgürlüğün çoğunlukla cezaevlerinin duvarları arasında, bazen de idam sehpasında aranması gerekir; asla meclislerde, mahkemelerde ya da okullarda değil.

iris murdoch: alışılagelmişin dışındaki insanlar, alelade insanlar için faydalıdır; çünkü onlar diğerlerinin her şeyin farklı olduğunu anlamalarına yardımcı olurlar.

matsuo basho: anlam uçucudur, yaşam geçicidir, ömür sonludur, ölüm zorunludur; öyleyse kişi yalnızdır.

margaret atwood: her hayat, daha yaşanırken bile bir çöplük gibidir; bir ölünün arkasından temizlik yaptığınızda, bir gün sıra size geldiğinde ne kadar plastik çöp torbası doldurulacağını daha iyi anlarsınız.

narayana: dar kafalı "bu bendendir, bu yabancıdır." diye düşünür. geniş düşünceli olanlar ise tüm dünyayı kendi ailesi olarak görürler.

simone de beauvoir: eğri bir yüzeyde dik bir doğru alınamaz! dürüst olmayan bir toplumda, böyle bir yaşam sürdürmek olanaksızdır.

sokrates: yaşamak, uzun süren bir hastalıktır.

mine söğüt: kutsal kitaplar her şeyin cevabını verir, bir bu sorunun cevabında susarlar: "neden?"

vasili grossman: yaşamın özgünlüğünün ve kendine özgü özelliklerinin kaba kuvvetle silinmek, yok edilmek istendiği yerlerde yaşam söner.

nihat behram: bir an vardır, uğruna ölüme gidilir. işkence acıları unutulur, onurlu ve dik yaşamak iz bırakır hayatta.

30.11.2009

uzun lafın kısası

lewis carroll: ah, aşktır, aşk, dünyayı döndüren. 

elias canetti: bir kitaplık, dünyadaki en büyük vaatten daha değerlidir.

iris murdoch: dünyada insanları en mutlu ve özgür kılan şey, başka insanların içeride kapalı olduklarını, acı çektiklerini görmektir.

margaret atwood: öldürmeye hazır olmadığınız hiçbir şeyi yemeyin. yemeğe hazır olmadığınız hiçbir şeyi öldürmeyin.

heinrich heine: kitapları yaktıkları yerde, sonunda insanları da yakacaklardır.

günter grass: günün birinde cehennem kapımızı çalarsa, en seçkin işkencelerinden biri, insanın çırılçıplak soyulup yaşadığı günlerin çerçeveli resimleriyle bir odaya tıkılması olacaktır.

grigory petrov: her millet, layık olduğu idareye ve idarecilere sahip olur.

leopoldo lugones: politika! ulusal felaket budur. bu ülkede gerileme, yoksulluk, haksızlık adına ne varsa, ya ondan kaynaklanır ya da onun tarafından istismar edilir.

vera tulyakova: kadınlar hiçbir şeyi öylesine yapmazlar.

ahmet oktay: hiç kimse yaşamında bir yanlışlık olmadığı sürece intihar etmez. intihar, geride kalanlara işlerin ne kadar kötü gittiğini göstermeyi amaçlar.

hallac-ı mansur: cehennem acı çektiğimiz yer değildir; acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir.

manuş romanov: öldüğüm zaman beni ayakta gömün; çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti.

31.10.2009

uzun lafın kısası

gandhi: 
şiddetin en ölümcül biçimi yoksulluktur.

hildegard knef: hayat bazen yabancı bir kentte geçirilen pazar günlerine benzer. insan kime danışacağını, kime sığınacağını bilemez.

ahmet oktay: her türlü baskının kökeninde özel yaşamlara tahakküm etme isteği yatar.

gaston bachelard: gecenin gizeminde, karanlık bir mağaranın yalnızlığında, gerçeği özünde, ağırlığıyla, tözsel yaşamıyla tutuyorken insan, gelip geçici görünüşleri ne yapsın!

elias canetti: bin yıllık imparatorluklar olmuştur: platon'un, aristo'nun ve konfüçyüs'ünkiler.

georges politzer: bir bilgine bilgin diyebilmemiz için tutarlı olması, tutarlı olması için de dinsel inancından vazgeçmesi kaçınılmazdır. çünkü bilim ve inanç birbirine karşıdır.

julian barnes: en kötü olanlar, her zaman ailelerine bağlı adamlardır.

margaret atwood: insanlar mutlu sonlara neden ağlarsa düğünlerde de aynı nedenle ağlar: aslında gerçekleşmeyeceğini bildikleri bir şeye umutsuzca inanmak istedikleri için.

howard fast: tanrının verdiği beyni kullanmaya başlar başlamaz günahkar oluyor insan.

immanuel kant: aydınlanma, insanın, kendi eliyle yarattığı reşit olmama halinden kurtulmasıdır.

katherine mansfield: yaşamda, gerçekten kabul ettiğimiz her şey dönüşüme uğrar.

iris murdoch: din denen şeyi içimizden iyice temizleyip atana kadar, şu içinde yaşadığımız "tanrıların alacakaranlığı" gibisinden hava, bir dolu insanın delirmesine yol açacaktır.