adnan menderes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adnan menderes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.10.2022

iktidar

ahmet hamdi tanpınar

iktidar.. bütün mesele de iktidarda. o makinenin başında bulunmakta. güldü: valery'nin çok sevdiğim bir sözü vardır: "hamamda napolyon tasavvur edilemez." yahut buna benzer bir şey. hakikaten de böyle. fontaineblau'da, waterloo'da, saint helene'de rahatça tasavvur edebiliriz de hamamda tasavvur edemeyiz. çünkü hamamda yalnız kendisidir. ferde indirmek..

gündüz: ben ismet paşa'yı heybeli'de denizde gördüm. hep bildiğim paşa idi. 

selim: yani bildiğin, dikkatli olarak değerlendirdiğin adamı gördün. en bedbaht devrimizde bize bir seviye getiren, talihle pazarlık kabul etmeyen adamı. tenakuza düştüğünü hissetmiş gibi toparlandı. demek istediğim şu: talihsizliğimiz bu adama ikinci harb-i umumînin sonunda, onun hazırladığı şartların ortasında, o buhranın içinde rastlamamızda. biz o zaman meclis'te idik. hayri bey'le beraber. ikimiz de yakından tanıdık. dirsek dirseğe yaşadığımız adam. emin olun ki dikkat edilecek tek bir tarafı bile yok. sonra hadiselerle gözümüzün önünde durmadan giyindi, durmadan genişledi. çoğumuzun farkına varmadığı küçük entrikalar, büyük ve aleni rezaletler oldu. sıfır büyüdü, türkiye'nin talihi oldu. hatalarından, vice'lerinden soyun, biçare bir mahluk kalır. ilk fırsatta şaşıran.. 1950'de tesadüfen halk partisi kazanaydı, eminim ki demokrat parti lideri olarak adnan bey kendiliğinden tasfiye edilirdi.

mehmet narh tekrar itiraz etti: soğukkanlılığını da inkâr edemezsiniz ya. şu tayyare kazasında. neden sadece uçak kazası.. tesadüfen kurtulmuş. elbette orada kalacak değil ya. vaziyete son vermek için elbette bir çare arayacak. mesele burada: adnan bey'i kabule hazırdık. halk partisi'nin menfi kalıbı. işte size formül. o devirde bu formülle efkar-ı umumiye sizi napolyon da yapardı, hitler de, evliya ve peygamber de.

hayri dura emekliye ayrıldığından beri hürriyet denen nimeti tadıyordu. bir yığın fikri, isabetli tasavvurları vardı. otuz sene konformist bir resmî hayatın yanı başında belki bir gün diye diye düşünmüş taşınmıştı. yazık ki o gün çok geç, ihtiyarlık denen şeyle beraber gelmişti. sade ihtiyarlık mı! itiyatlar.. içinde bir ömrü beyhude harcamış olmanın hiç aman vermeyen azabı vardı. ölüm düşüncesiyle beraber yürüyen bu azap şimdi her ağzını açışta tekrarlanıyordu. soğukkanlılığı.. altı yedi eylül hadisesinde, onu takip eden fırka ictimaında da gördük, soğukkanlı mıydı?

14.09.2014

sevdalım hayat

zülfü livaneli

hiçbir ideoloji, bir toplumda mevcut olan ilkellik ve şiddeti ortadan kaldıramaz.

okullardaki tek boyutlu insan yetiştirme programı; hayatı anlamayan, değişik disiplinleri kavramadan, vida gibi hep aynı noktada dönüp duran bireyler yaratıyor.

erasmus: gerçek bilgi okuldan değil kitaptan edinilir.

bir sabah babaannemi hüngür hüngür ağlarken gördüm. elinde bir gazete tutuyordu. ne olduğunu sordum, gazeteyi gösterdi. birinci sayfadaki büyük resimde adnan menderes beyaz idam gömleğiyle, ipin ucunda sallanmaktaydı. menderes karşıtı babaannem, "karga gibi astılar koskoca adamı!" diyerek hıçkırıklara boğuluyordu. 27 mayıs tartışılırken hep bu sahne gözümün önüne gelir. o barbarca idamların, insan vicdanlarını nasıl yaraladığını hatırlarım. diğerleriyle birlikte menderes ailesine yapılan kötülükler içimi sızlatır.

hermann göring: kültür lafını duyunca elim tabancama gidiyor.

ispanyol film yapımcısı luis megino'nun bakış açısına göre normal bir çocukluk geçiremeyen, kendilerini diğer çocuklardan ayrı gören insanlarda, birtakım nevrozlar gelişiyordu. bu nevrozlar, bir süre sonra onları sanat yapmaya itiyordu. bu yüzden bütün sanatçılar nevrotikti. sanat, nevrozlarını dışavurmanın bir aracıydı sadece.

bir gün
çok bunalırsan
denizin dibinde, yosunlara takılmış gibi soluksuz
sakın unutma gökyüzüne bakmayı
gökyüzü senindir
gökyüzü herkesindir

ne yazık ki bütün dünyada üniversite eylemleri olarak başlayan olaylar, türkiye'de öğrencilerin hunharca öldürülmeleri sonunda intikam örgütleri doğurdu ve türkiye'yi yıllarca sürecek kanlı hesaplaşmalara sürükledi. çünkü o dönemde strateji yapan asker ve sivil "türk büyükleri"nin müthiş sosyolojik buluşu olan "iti ite kırdırma" politikası uygulanmalıydı. soğuk savaş'ın cephe ülkesi olan türkiye'de solcu öğrenci hareketleri geliştiğine göre, bunun karşısına bir ülkücü gençlik çıkarılmalı ve bunlar birbirine kırdırılmalıydı. bu strateji sonucunda beş bin genç hayatını kaybetti. daha sonra solun karşısına islam'ı çıkarmaya karar verdiler. sol düşmanı olarak yarattıkları ve destekledikleri hareketler ileri gidince de bu sefer ondan kurtulmak için başka örgütlenmelerden medet umdular. dolayısıyla türkiye'nin doğal dengesi altüst oldu. birbirine düşman gruplar yaratıldı, iç savaş provaları yaşandı, kısacası halkın deneme yanılma yöntemiyle demokrasiyi öğrenmesine ve olgunlaştırmasına hiçbir zaman izin verilmedi.

bir kenti böylece bırakıp gitmek
içinde bin kaygı bin bir soruyla

ilhan koman: aslında, cumhuriyet'te olan biten şu: hasta adamın çevresini türk bayraklarıyla kapladık, törenle, bando mızıkayla caddelerden geçirdik. ve buna yeni bir isim taktık. oysa hasta adam yatıyordu içinde.

"çanağında balın olsun, arısı bağdat'tan gelir."

konserde, bizim devletin niteliğini anlatan bir olay daha gelişti: millenium konseri'nin üç sunucusu vardı: ünlü hollywood aktörleri gregory peck, sydney poitier ve büyük ingiliz oyuncu peter ustinov. konserden önce bizim dışişleri'nden bazıları beni aradılar ve bir uyarıda bulundular: "gregory peck'in aslı ermeni'dir. asıl adı gregor pekmezciyan."

"yılanın sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş." (via ahmed arif)

yaşam dalga dalga uzar giderdi
ölüm gözümüzde bir arpa boyu
çocuk gibi öper, okşar, severdim
yediğim ekmeği, içtiğim suyu

gerçekten kumbara gibi bir ülkeydi türkiye; girmesi kolaydı ama çıkması zordu.

peter ustinov: ben, okullarda bana öğretilenleri unutabilmek için 15 yılımı verdim.

alvin toffler: ucuz iş gücüne dayalı bir ihracatla ayakta kalmak zor. çünkü bir gün sizden daha ucuzu çıkıverir. yüksek teknolojiye yönelmelisiniz. devletiniz silikon vadisi'nde 5 türk şirketi kurulmasını desteklesin. bu şirketler birkaç yıl zarar etsinler ama yüksek teknolojiyi, kadroları, üretim ilişkilerini kavrasınlar. bu yöntemin türkiye'ye çok büyük yararı olur.

değerli parfümler küçük şişelerde saklanır.

hans eisler: sadece müzikten anlayan bir kişi, müziği de anlayamaz.

dünyaya gelmek ve var olmak bir mucizedir ama insanların çoğu bunu düşünmez. dünyaya gelmiş olmalarını ve var oluşlarını çok doğal karşılar ve bunun sayılamayacak kadar çok parametrenin kesişmesiyle oluştuğunu akıllarına getirmezler.

2.06.2010

menderes'in oğlu

kemal ateş

menderes'in oğullarından biri, yüksel mi, öteki mi, bilemiyorum, bizden birkaç yıl önce atatürk lisesi'nde okumuş. sonra sınıf arkadaşlarından da duydum, tembel bir öğrenciymiş, bazı arkadaşları ondan birkaç kuruş alır, sınavlarda onun yerine de yazarlarmış. ancak son sınıftaki bitirme sınavlarında kurul bunu sınıfta bırakmış. menderes, vay siz misiniz benim oğlanı sınıfta bırakan, demiş; kuruldaki bütün öğretmenleri sürmüş, o yıllarda dört yıla çıkan lise öğrenimini de üç yıla düşürmüş. böylece oğlunu sınıfta kalmaktan kurtarmış.

28.04.2008

tahkikat komisyonu

vedat türkali

tahkikat komisyonu da yasalaşıyor. ulan alçaklar!.. bir gün bu taksim alanı, bütün alanlar, yollar, fabrikalar, görürsünüz siz ulan!.. yalan var mı tarihte? konya gerici ha?.. bizim halk mı gerici?.. yüzünüze gülüyor şimdilik. çeşme, yol filan yapıyorsunuz. cami, mami.. gün gelecek..

1960'ın nisan'ına da varıldı, iyiden iyiye sallanıyordu türkiye. taa derinlerden geliyordu titreyiş. muhalefet, partilerden, parlamentodan çoktan taşmıştı, yığınlardaydı. uzak yol kamyon şoförlerinin, dolmuşçuların ağzındaydı kentlerde; ana avrat sövgülerindeydi. şoförün ağzına düştün mü türkiye'de bittin. türkü etmişti herif cezaevinde candarma kulübesine karşı: avrat dedin mi, hamiyet yüceses, oğlan istersen adnan menderes!.. halkçı mısın, demokrat mısın? görünen buydu. başka şey de görülsün istemiyorlardı ya, kötü kapışmışlardı. bastırdıkça bastırıyor demokratlar.

chp milyoneri vehbi koç'u kırk yıllık partisinden ayırdılar. tanrı şaşırtmasın!.. yasalar uygulanmıyormuş, asıl nedeni buymuş derdin; partizanlık sarmış her yanı. ispat hakkı, çifte meclis, bir de özgürlük diyordu muhalefet. mart sonunda, kayseri'de, yeşilhisar'da, vilayete zorla girdiler diye chp'liler üstüne ateş açıldı, 17 kişi yaralandı. mart ayı bütün dertlerini bırakıp ramazan bayramı ile çekip gitti.

2 nisan'da inönü kayseri'ye vardı. trenini himmetdede'de durdurdular. olay büyüdü. bir sürü kavga, gürültü.. üç saat sonra yolu açtılar. kayseri'ye girebildi inönü. ertesi günü yapılacak kayseri chp il kongresi'ni yasakladılar. inönü, yeşilhisar yoluyla ankara'ya dönecekti. incesu'da dokuz saat bekletildi inönü. sonunda kente sokmadılar. yeşilhisar yolundan ankara'ya döndü. ordu da için için kaynıyor, diyenler vardı ya, söyleyenin de, dinleyenin de inanacağı gelmiyordu pek. fısıltı gazetesi başladı mı millette laf mı eksik?.. yalnız, kayseri olaylarında, ordunun politikaya karıştırılmasından üzüntüye düşen bir kurmay albayla bir kurmay binbaşının emekli edildiğini yazdı gazeteler.

daha ocakta menderes, muhalefetin zorbalık yoluna saptığını, dünyayı başlarına yıkacağını söylüyordu. chp 11 gensoru önergesi vermiş, hemen hepsi geri çevrilmişti. "gideceksiniz" diyordu inönü. nasıl gideceklerdi?

hükümetin -demokratların- kışkırtmalarla gizli oyunlar peşinde olduğu söylentileri yaygındı. 6-7 eylül'ü komünistlere yıkmaya çalışmadılar mı? binlerce kişiyi tutuklamışlardı suçsuz; belli ki iyice kötüye götüreceklerdi işi. bereket mecliste inönü bozmuştu oyunlarını.