bertrand russell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bertrand russell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.07.2022

hayata dair

bertrand russell

- mutluluğu yapan ögeler nelerdir sizce?

"dört ögeyi en önemliler sayarım: bunların birincisi sağlıktır belki, ikincisi yoksulluğa düşmeyecek kadar varlık, üçüncüsü yakınlarımızla iyi geçinme, dördüncüsü de işte başarı."

- insan yaşadığı dönemin yaşanabilir olduğunu nasıl bilir?

"özgür kurumlardan anlarsınız. basın özgürlüğü olur, düşünce özgürlüğü olur, propaganda özgürlüğü olur. dilediğinizi okumakta özgür, dilediğiniz dine girip çıkmakta özgür olursunuz."

- genel olarak, hükümetlerin birazcık daha az etkin olmasından yana mısınız?

"kötü işlerin yapıldığı yerde, bu etkinlik ne kadar az olursa o kadar iyidir. insanoğlunun yaradılışı öyledir ki, öyle büyük kötülükler vardır ki, halk onları işlemekte etkinliğe can atar. denebilir ki, insan soyu dünya yüzünden kalkmadıysa, etkinsizlik yüzünden kalkmamıştır. zeki bir katilseniz, etkinsiniz ve bir hayli insan öldürebilirsiniz demektir. budala bir katilseniz, yakalanırsınız, öldüremez olursunuz. ne yazık ki, katiller gittikçe zeki, daha zeki oluyorlar."

- insanlar savaştan hoşlanıyorlar mı sizce?

"eh, birçokları hoşlanıyorlar. insanların birçoğu, yakınlarında olmayan ve kendilerine büyük kötülüğü dokunmayan bir savaştan hoşlanıyorlar. ama savaş kendi yurdunuza girdi mi, pek o kadar hoş olmuyor."

- insanlara savaş fırsatı verilmediği zaman saldırganlık isteklerini nasıl doyurabilirler?

"onların duyduğu aslında saldırganlık değil, serüven ihtiyacıdır. bence insanların serüven sevenlerinin hepsine imkan ölçüsünde serüven fırsatı sağlamaya çalışmak önemli, çok önemlidir. fazla para harcamadan dağlara tırmanma fırsatını bulabilmelisiniz. canı isterse kuzey kutbu'na, güney kutbu'na gidebilmeli insan. serüven için her çeşit fırsatı bulabilmeli."

- herkesin yazdığı müstehcen her şey yayınlanırsa, halkın ilgisini artırmaz mı bunlar?

"bence azaltır. aşağılık, açık saçık posta kartlarına izin verildiğini düşünelim. bence, ilk bir iki yıl bunlar kapış kapış alınır; sonra, herkes kanıksar ve kimse yüzlerine bakmaz olur."

* woodrow wyatt tarafından sorulan sorulara bertrand russell'ın verdiği yanıtlar.

30.06.2022

son insan

thomas gray: cehaletin esenlik getirdiği yerde zeki olmak budalalıktır.

lucretius: çocukların kör karanlıkta her şeyden korkup titremeleri gibi biz de aydınlıktan korkarız.

michael faraday: gerçek olamayacak kadar harika hiçbir şey yoktur.

mark twain: insanın vücudunu iyileştirmesini ya da hasta kılmasını sağlayan düş gücünden hepimiz payımızı almış olarak doğarız. ilk insanın sahip olduğu bu güç, son insana değin aktarılacaktır.

bertrand russell: denenmemiş, desteksiz kavrayış, doğrunun yetersiz bir garantisidir.

epiktetos: yalnız özgür insanların eğitilmesi gerektiğini söyleyen çoğunluğa değil, yalnız eğitimlilerin özgür olduğunu söyleyen düşünürlere inanmalıyız.

henri poincare: gerçeğin ne denli acımasız olduğunu bilir ve gerçekten koparak avuntu aramaya koyuluruz.

e.m. butler: hatırdan çıkmamalı ki sihir, sanatçı ve izleyicisi arasında iş birliği gerektiren bir sanattır.

george washington: himayemizi bilim ve edebiyatın geliştirilmesinden daha fazla hak eden hiçbir şey yoktur. bilgi her ülke için halkın mutluluğunu getiren en kesin araçtır.

heinrich heine: durmaksızın sorarız, ta ki bir avuç toprak ağzımızı kapatana kadar. peki ama bu mudur yanıt?

charles mackay: her çağın kendine özgü bir budalalığı, kazanç sevdası, heyecan merakı veya sırf taklit hevesiyle kendini kaptırdığı bir plan, proje ya da fantezisi vardır. bunların ötesinde, siyasetin, dinin ya da ikisinin birleşiminin yarattığı bir çılgınlık da görülür.

13.05.2022

din

thomas edison: din palavralardan ibarettir.

emil cioran: hiç kimse bir inanç uğruna acı çekenler kadar tehlikeli değildir. büyük işkenceciler, idam edilmemiş kurbanlar arasından çıkar.

will durant: hoşgörüsüzlük, güçlü bir inancın doğal sonucudur; hoşgörü ancak inanç kesinliğini yitirdiği zaman büyümeye başlar. kesinlik öldürücüdür.

umberto eco: peygamberlerden ve hakikat uğruna ölmeye hazır olanlardan korkun; çünkü onlar birçok kişiyi de kendileriyle beraber, genellikle kendilerinden önce, bazen de kendilerinin yerine ölüme sürüklerler.

richard dawkins: dine karşıyım; çünkü o bize dünyayı anlamadan tatmin olmayı öğretir.

lance morrow: herhangi bir agresif kabileciliği ya da milliyetçiliği deşerseniz genellikle yüzeyin altında dindar bir yapı, bağlayıcı, eski bir inanç ya da hurafe gücü bulursunuz. bu güç, inancın kendine has yok edici enerjisi sayesinde, kendini ölümcül bir kuvvete dönüştürebilir. dini düşmanlıklar acımasız ve mutlaktır.

anatole france: aptalca bir şeye 50 milyon kişi inansa bile, o aptalca bir şey olmayı sürdürür.

bertrand russell: en vahşi tartışmalar, iki tarafın da bir kanıta sahip olmadığı konular hakkındadır. işkence aritmetikte değil, teolojide kullanılır.

2.05.2022

milliyetçilik

bertrand russell

milliyetçilik, bugün insanlığın karşısına çıkan en büyük tehlikedir.

milliyetçilik zararlıdır; çünkü verdiği öğüde göre kendi memleketiniz şanlıdır, her zaman, her işte haklıdır. öteki milletlere gelince dickens'ta podsnap'ın dediği gibi "kusura bakmayın ama, yabancı milletler ne halt ederlerse etsinler."

ben bir kitap yazdım, içinde milliyetçilikten söz ederken şöyle demiştim: "dünyada bir tek millet var, bütün yüksek değerler ondadır. başkalarının bu değere sahip çıkmaya hakları yoktur. bu tek milletse, okuyucum hangi millettense, o millettir." bir polonyalıdan aldığım mektupta, şöyle diyordu: "polonya'nın üstünlüğünü kabul etmenize çok sevindim."

insan bugün insanın en büyük düşmanıdır.

bir millet, bir sınıf ya da herhangi bir topluluk haksızca ezildi mi, insanlık duygusu taşıyan herkes bu insanları pek erdemli ve pek sevilmeye değer bulur. bu değişmez bir kural gibidir ama, bu ezilen insanlar, er geç kurtuluyorlar; kurtulur kurtulmaz da kendilerini ezenlerden çektiklerini başkalarına çektirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

modern tekniğin güçlükleri ile birlikte yeni dünyanın bütün derdi bence, insan tekinin psikolojisinden, insan tekinin kötü tutkularından gelmektedir. yeni ve iyice bütünleşmiş bir dünyada mutlu olabilmek için, ne kadar nefret de etseniz, komşunuzun da mutlu olmasına katlanmanız gerekir. şimdiye dek var olmamış mutlu bir dünya ancak bu sayede kurulabilir. büyük yığınların yoksulluğu üstüne kurulmuş bir azınlık mutluluğu sağlayabileceğiniz günler geçmiştir. o zamanlar geçmişte kaldı. insanlar katlanamaz artık buna ve mutlu olmak isterseniz, başkalarının da mutlu olduklarını öğrenmeye alışmak zorundasınız.

"milliyetçilik nasıl önlenebilir? merihlilerin dünyayı almaya kalkmaları bu sorunu çözmez mi sizce?" (woodrow wyatt)

- o zaman bütün gezegenlere karşı kendi dünyamızın milliyetçisi oluruz. okullarımızda bizim gezegenimizin o aşağılık merihlilerden ne kadar üstün olduğunu öğretiriz. merih üstüne hiçbir şey bilmez, bilmediğimiz için de ona türlü kötülükler yükleriz. böylece çözümlenir bu iş.

8.02.2022

çin demliği

bertrand russell

birçok inançlı kişi, kendilerinin dogmaları ispat etmeleri gerektiğini değil, şüphe edenlerin kabul edilmiş olan dogmaları çürütmesi gerektiğini söyler. bu elbette bir hatadır. eğer ben, dünya ile mars arasında, güneş'in etrafında, eliptik bir yörüngede dönen bir çin demliği bulunduğunu öne sürseydim ve bu demliğin en güçlü teleskoplarımızla bile ortaya çıkarılamayacak kadar küçük olduğunu da iddiama ekleseydim hiç kimse bunun aksini ispatlayamazdı. fakat konuşmama, iddiamın aksi ispatlanamayacağı için insan mantığının iddiamdan şüphelenmesinin tahammül edilemez bir küstahlık olduğunu söyleyerek devam etseydim kesinlikle saçmaladığım düşünülecekti. oysaki eğer böyle bir demliğin varlığı eski kitaplarda bildirilse, her pazar kutsal bir gerçek olarak aktarılsa ve okul çağındaki çocukların zihnine yavaş yavaş aşılansaydı, varlığına inanmakta çekimser davranmak elbette bir tuhaflık belirtisi halini alırdı. ve bu şüpheci kimse aydınlık bir çağda psikiyatristlerin, daha önceki çağlarda ise engizisyon mahkemesi'nin ilgisini hak ederdi.

inanıyorum ki öldüğümde çürüyeceğim ve egomdan geriye hiçbir şey kalmayacak. genç değilim ve yaşamı seviyorum. fakat yok olma düşüncesinin dehşetiyle titremeyi küçümsemek zorundayım. mutluluk her şeye rağmen gerçek mutluluktur; çünkü mutlaka bir gün biter; sevgi ve felsefe de değerlerini yitirmez; çünkü bunlar da sonsuza kadar sürmez. çoğu zaman insan ancak darağacına gidince gururunu hatırlar; hiç kuşkusuz aynı gurur bize insanın dünyadaki konumu hakkında içtenlikle düşünmeyi öğretmelidir. bilimin açılmış pencereleri ilk başta bizi geleneksel efsanelerin sıcacık içtenliği için endişelendirmiş olsa da, sonuçta taze hava güç kazandırır ve büyük boşlukların kendine has bir ihtişamı vardır.

16.01.2022

kuruntu

bertrand russell

herkes, her gittiği yerde, rahatlatıcı bir kanılar bulutu ile sarılmıştır; bu kanılar, yazın uçuşan sinekler gibi, kendisiyle beraber hareket eder. bunların bazıları kişiseldir; kişiye, kendi erdemlerinden ve üstünlüklerinden, arkadaşlarının sevgisinden ve tanıdıklarının saygısından, mesleğinin parlak geleceğinden, pek de iyi olmayan sağlığına karşın tükenmeyen enerjisinden söz ederler. onun ardından ailesinin olağanüstü yüceliği hakkındaki inançlar gelir. daha sonra, ait olduğu toplumsal sınıf hakkındaki inançları gelir. ulus konusunda da, hemen herkes kendi ulusu hakkında rahatlatıcı kuruntular besler.

bazı aşağılamalara maruz kalmış bir kişi kendisinin ingiltere kralı olduğu yolunda bir kuram benimser ve kendisine bu yüce konumunun gerektirdiği saygı ile davranılmamasını mazur göstermek için de zekice işlenmiş bir sürü açıklama icat eder. bu örnekte, komşuları onun bu hayallerine sıcak bakmazlar ve kendisini bir tımarhaneye kapatırlar. fakat o kendi büyüklüğünü değil de ulusunun veya sınıfının veya mezhebinin büyüklüğünü ileri sürerse, görüşleri, dışarıdan bakan tarafsız bir kişiye tımarhanede karşılaşılanlar kadar abes gelse bile, birçok yandaş kazanır; bir siyasal veya dinsel -veya askeri- önder olur. bu yolla, kişisel delilikle benzer kuralları izleyen bir toplumsal delilik gelişir.

kendini ingiltere kralı sanan bir deliyle tartışmanın tehlikeli olduğunu herkes bilir; fakat tek başına olduğu için onun hakkından gelinebilir. bütün bir ulus bir kuruntuya kapıldığı zaman, savlarına karşı gelindiğinde kapıldıkları öfke tek bir delininkiyle aynıdır; fakat o ulusun aklını başına getirecek tek şey savaştır.

24.12.2021

din

bertrand russell

insanlarda din ihtiyacını yaratan, her şeyden önce korkudur. insan kendini güçsüz hisseder. onu korkutan üç şey vardır. biri, doğanın ona yapabileceği şey: doğa onu yıldırımla çarpabilir veya bir depremle yok edebilir. öteki, başka insanların ona yapabileceği şeyler: bir savaşta onu öldürebilirler. üçüncüsü, ki dinle pek ilgilidir, insanın kendi azılı tutkularının ona yaptıracağı şey; durgun bir zamanında, yaptığına pişman olacağı şeyler. bu yüzden birçok insan büyük bir korku içinde yaşar. din de bu korkulara pek fazla kapılmasına yardım eder.

dinin etkilerinin büyük çoğunluğu kötü olmuştur; çünkü dinin buyruğu ile insanlar, varlığı iyice kanıtlanmamış şeylere inanmak zorunda kalmışlar ve bu, herkesin düşüncesini ve eğitim sistemlerini bozmuş ve tam bir ahlak sapkınlığına yol açmıştır. neyin doğru, neyin yanlış olduğu üzerinde durulmaksızın bazı şeylere inanmak doğru, bazı şeylere inanmaksa yanlış sayılmıştır. din, tutuculuğu ve eski alışkanlıklara bağlılığı tanrı buyruğu haline getirmekle büyük ölçüde zararlı olmuştur; insanlar arasında hoşgörüsüzlüğü ve kinleri yüceltip beslemekle daha da zararlı olmuştur.

cehennemi ancak katı yürekli insanlar uydurmuş olabilir. insanca duyguları olanlar, yaşadığı toplum ahlakının cezalandırdığı suçları işleyenlerin öldükten sonra bile sonsuz işkenceler çekmesine razı olmazlar. kendini bilen hiç kimse böyle bir görüşü kabul edemez.

günah, katı yürekli diyebileceğimiz bir ahlakın özüdür. sizi vicdan azabı çekmeden başkalarına işkence etme yoluna götürür. buysa kötü bir şeydir.

lizbon'da dinsizlerin uluorta yakıldığı zamanlar, bazı kurbanlar "hak yoluna" döndüklerini söylemekle ateşe atılmadan önce boğularak ölmek mutluluğuna erebiliyorlardı. kurbanların işkenceler içinde kıvrandıklarını görmek, tatsız bir hayat içinde yaşayan halkın görüp göreceği başlıca zevklerden biri oluyordu. dinsizleri yakmanın doğru bir şey olduğuna inanmanın da elbette bu zevkte bir payı vardır.

ruh azabın kendi yeridir ve kendiliğinden
cenneti cehennem yapabilir, cehennemi cennet (milton)

nice dertli ermişler beden hazlarından kaçarak çöllerde tek başlarına yaşadılar. etten, şaraptan, kadından yoksun bıraktılar kendilerini; hem de buna hiç zorlanmadıkları halde. keşişliğin zararlı yanlarından biri şu ki, beden hazlarından başka hiçbir yerde kötülük görmüyor. bir insan kendi kendine işkence etti mi, başkalarına işkence etmek hakkını da bulur kendinde ve bu, o hakkı destekleyecek her dogmatik sistemi kabul etmeye götürür.

bedenle ruh arasındaki ilişki ne olursa olsun, bu ilişki herkesin sandığından çok daha derindir. o kadar ki, beyin çürüdüğü zaman, ruhun yaşamaya devam etmesi düşünülemez. tanrıya gelince, onun varlığına inananların ileri sürdükleri birçok kanıt varsa da, bunların hiçbiri geçerli değildir ve tanrının varlığına inanmak isteği olmasa, kimse bu kanıtları kabul edemezdi.

yaşadığımız dünya gerçekten bir plana uygun olarak gerçekleşiyorsa, bu planı yapanın yanında neron bir evliya kalır. neyse ki, böyle tanrısal bir planın varlığını kanıtlayan hiçbir şey yoktur. bu plana inananların şimdiye kadar ortaya en küçük bir kanıt bile koymamış olmaları, böyle bir planın yokluğunu gösterir.

biyolojik, fizyolojik ve psikolojik ilerlemeler her zamankinden daha büyük bir olağanlıkla gösterdi ki, doğa olayları fizik yasalarının buyruğundadır. işte gerçekten önemli olan da budur.

7.10.2021

mimarlık

bertrand russell

mimarlığın en eski çağlardan beri iki amacı vardır: birincisi tamamen yarar güden amaç, yani insanlara sıcaklık ve barınak sağlama amacı; öteki de siyasal amaç, yani, bir fikri insanların kafasına, o fikrin taştan ifadesinin göz kamaştırıcılığı yoluyla yerleştirme amacıdır. yoksulların konutları bakımından birinci amaç yeterliydi; ne var ki, tanrıların tapınakları, kralların sarayları göksel güçler ile bu güçlerin yeryüzündeki sevgili kullarına karşı insanlarda korkuyla karışık saygı yaratmak amacıyla dikiliyordu. arada sırada da yüceltilenler tek tek hükümdarlar değil, bütün toplum oluyordu: atina'da akropol ile roma'da kapitol, azınlıklarla müttefiklere bu iki mağrur şehrin temsil ettikleri imparatorlukların görkemini göstermek amacıyla dikilmiştir. kamuya ait yapılarda daha sonraları da plütokratlarla imparatorların sarayında estetik gözetiliyordu; ama köylülerin izbeleriyle şehirli proletaryanın yaşadığı konutlarda böyle bir amaç güdülmüyordu. orta çağ'da, toplum yapısının daha karmaşık olmasına rağmen, mimarlıkta artistik güdü aynı derecede, hatta daha da sınırlanmış durumdaydı; zira derebeylerin şatoları yapılırken göz önünde tutulan amaç sadece sağlamlıktı ve eğer bu şatolarda bir güzellik eseri bulunursa bu tamamen bir rastlantıyla oluyordu.

18.10.2020

bilgi

bertrand russell

bilgi sandığımız şeyler her zaman bilgi değildir.

platon bilimi sevmezdi. sevdiği tek şey matematikti. bilimin geri kalanının onun için bir anlamı yoktu.

aristarchus'u alın. bu adam güneşin dünya çevresinde değil, dünyanın güneş çevresinde döndüğünü ilk düşünendir. ona göre, yıldızların gökte döner gibi görünmesi de, dünyanın hareketinden ötürüdür. unutulan bu görüş iki bin yıl sonra, copernicus'la birlikte tekrar çıkıyor karşımıza. oysa aristarchus düşünmese idi belki bu, copernicus'un aklına bile gelmezdi.

ressam haydon'ı anımsıyorum. büyük bir sanatçı değildi ama öyle olmak isterdi. güncesine bakın ne yazmış: "kendimi rafael ile kıyaslayarak berbat bir sabah geçirdim."

durumundan hiç de yakınmamaları gereken pek çok kimseler, "ötekilerde benden fazlası var." diye tasalanırlar. bir başkasının arabasını daha alımlı, bahçesini daha güzel bulurlar. ya da daha yumuşak bir iklimde yaşamanın hoş olacağını. filancanın yaptığı işin daha çok beğenildiğini düşünürler. ellerindeki değerlerden yararlanacak yerde başkasında daha çok var düşüncesiyle zevklerini kendilerine haram ederler. vız gelmeli oysa.

17.04.2020

serüven

bertrand russell

kültür bakımından modern dünya umut kırıcı bir tekdüzelik içinde. lüks bir otelde, hangi kıtada olduğunuzu size gösterecek tek işaret bulamazsınız. her tarafta aynı şeyler çıkıyor karşınıza, hoş değil. bu yüzden de zenginler için düzenlenen gezilerde girişilen zahmete değmez. yabancı ülkeleri tanımak için insan yoksul gezmeli. bu bakımdan ulusçuluk yararına söylenecek çok şey var; çünkü sanatta, edebiyatta, dilde vb. çeşitleri koruyor. ama politikada milliyetçilik kötünün kötüsüdür. aksi savunulamaz.

serüven peşinde koşanlara serüven olanağı vermek çok önemlidir. çok para harcamadan dağlara tırmanmanın, kuzey ya da güney kutbuna gidebilmenin yollarını bulmalı. az para ve az zaman ile insanlara gerektiğinde tehlikeli, gençlerin düşlediği türden serüven olanakları sağlanmalı. kutuplara giderler, dağlara tırmanırlar ya da bir gün, olursa, uzayda gezerler. bütün bunlar çok kez savaşlarda harcanan enerjiye kullanım olanağı sağlar.

31.12.2019

uzun lafın kısası

fernando pessoa:
iyi bir düşçü asla uyanmaz.

osho: bir gün, her insanın yaşamında önemsiz ilkelerin üzerine çıkması gereken bir zamanın geldiğini öğreneceksin.

bertrand russell: hatırlamaya çalıştığımda, yaşamımda gerçekten hayat dolu, tutkulu olduğum birkaç dakikadan fazlasını bulamıyorum.

pascal: kötülük hiçbir zaman adalet duygusuyla yapıldığı zamanki kadar eksiksiz biçimde ve sevinçle yapılamaz.

raoul vaneigem: tek bir insan kıyımı bile yoktur ki, doğal eğilimlere karşı kolektif ya da bireysel olarak sürdürülen kutsal bir savaştan kaynaklanmasın.

eduardo galeano: dünya giderek devasa bir karakola ve bu karakol da dünya boyutunda bir tımarhaneye dönüşüyor. bu tımarhanede deli olanlar kim? kendilerini öldüren askerler mi yoksa onlara öldürmeyi emreden savaşlar mı?

george orwell: hazcı düşünmeye eğitilmiş bir ulus, köleler gibi çalışan tavşanlar gibi üreyen ve temel ulusal endüstrileri savaş olan halklar arasında hayatta kalamaz.

herman melville: ordularda, donanmalarda, kentlerde ya da ailelerde, hatta doğada bile sefalet kadar düzen bozucu bir şey olamaz.

etgar keret: bu ülkede güçlü olan haklıdır; siyaset, ekonomi ya da park yeri, fark etmez. sadece kaba kuvvetin dilinden anlarız biz.

sigmund freud: dinsel doktrinlerin doludizgin hüküm sürdüğü dönemlerde insanların genellikle daha mutlu oldukları kuşkuludur, daha ahlaklı olmadıklarıysa kesindir.

halil cibran: hepimiz mahpusuz; ama kimimizin hücresinde pencere var, kimimizinkinde yok.

walter benjamin: insanlık kurtulmadıkça, ezilenler ezenlerden intikam almadıkça kültür de bir barbarlık belgesi olmaktan kurtulamayacaktır.

13.11.2019

din

bertrand russell

insandaki bu din gereksinimi nereden geliyor? sanırım her şeyden önce korkudan. çok güçsüz sanıyor insan kendini.

üç şey korkutuyor onu: birincisi, doğanın ona yapabilecekleri: yıldırım çarpması, depremde yok olmak. ikincisi, öbür insanların ona yapabilecekleri: örneğin savaşta ölmek. üçüncüsü de, işte burada dine yaklaşmaktayız, tutkularının ona neler yaptırabileceği: sessizliğe kavuşunca hayıflanacağını bildiği şeylerdir bunlar.

işte bundan ötürü insanların çoğu büyük bir korku içinde yaşar. din, kuşkularının azalmasında yardımcı olur onlara.

dinde akla uygun gelmeyen bir şey var, o da neyin önemli olduğudur. roma imparatorluğu yıkılıyordu; ama kilise ileri gelenlerinin umurunda değildi. onların kafasını kurcalayan, bekaretin nasıl korunabileceği idi. onlar için pek önemli idi bu. insanları kışkırtıyorlardı. ama sınırlara dayanan ordular ve vergi reformu onları ilgilendirmiyordu. bildikleri tek şey vardı. o şey, ülkelerinden de önemli idi.

insan türü de çöküyor bugün ve öyle kilise adamları tanırım ki en büyük sorunları suni döllenmeye engel olmaktır. bunu, sonuncumuza dek bizi yok edecek bir dünya savaşına engel olmaktan daha önemli bulmaktalar. bence oranların anlamını göremiyorlar.

insanların herkesin düşüncesini ve şaşmaz bir ahlaki saçmalığın dayandığı eğitim sistemini bozan varlığı doğrulanmamış birtakım şeylere inanmaları pek önemli sayılmaktadır. doğru ya da yanlış olduklarını araştırmadan bazı şeylere inanmak iyi, bazı şeylere inanmak kötüdür.

genel olarak bence dinlerin çok kötülükleri olmuştur. dar görüşlülüğü, geçmiş geleneklere kendini bırakmayı kutsallaştırmıştır. dahası, hoşgörmezlik ve kini baştacı etmiştir. özellikle avrupa'da hoşgörmezlikten dine aktarılabilen her şey gerçekten korkunçtur.

29.11.2018

uzun lafın kısası

charles bukowski: sığınak çukurlarında melek bulunmaz.

albert caraco: evreni yok eden şey zina değil doğurganlıktır, haz değil görevdir.

bertrand russell: milliyetçilik, insanoğlunun şimdiye dek karşılaştığı tehlikelerin en büyüğüdür.

robert musil: diplomasi, güvenilir bir düzenin ancak yalanla, korkaklıkla, yamyamca davranmakla, kısacası, insanların o sarsılmaz aşağılık yanlarıyla kurulabileceğini savunur. diplomasi, küçültücü bir idealizmdir.

zygmunt bauman: aşk bulunabilen bir şey değildir, buluntu nesne ya da hazır bir şey de değildir. her gün, her saat sürekli olarak yeniden yapılması gereken, daima diriltilmesi, teyit edilmesi, özen gösterilip ilgilenilmesi gereken bir şeydir.

immanuel kant: insanlık denen çarpık çurpuk malzemeden dümdüz bir şey yapılamaz.

yuval noah harari: para şu ana kadar yaratılmış en evrensel ve en etkili karşılıklı güven sistemidir.

carl sagan: hiçbir devletin, hiçbir dinin, hiçbir ekonomik sistemin, hiçbir bilgi birikiminin hayatta kalmamıza yetecek tüm yanıtları vermeye yeterli olabileceği sanılmamalıdır.

comte de volney: insanlar aydın ve bilge olmadıkça, aralarındaki ilişkilerin, örgütlerindeki yasaların bilgisine dayanan adalet sanatını uygulamadıkça acı çekmekten kurtulamayacaklardır.

inci aral: yazmak, bugün her zamankinden daha fazla yaşamsal bir tepki, ifşa etme gereksinimi, cehennemin içinden gelen bir çığlık ve kesinlikle ucuzluktan kaçış olmalı. günümüzün yazara yüklediği sorumluluk budur.

5.11.2018

dünya görüşüm

bertrand russell

yaratıcılık kimseden bir şey almadan yoktan var etmektir. gerçek büyük davranışlar, özgürlük çerçevesi içinde irdelerseniz, yaratıcı olanlardır.

can sıkıntısı yüksek bir zekanın belirtisidir ve önemi çok büyüktür.

eninde sonunda insanların çoğunluğu materyalisttir. istedikleri şeyler, para ile alınabilecek şeylerdir.

bir tek suçsuzun kurtarılması, doksan dokuz suçlunun salıverilmesine değer.

iyi bir hükümette iktidarın kullanımının sınırları, kontrol odakları, karşıt ağırlıkları vardır. kötü bir hükümette iktidar ayrım tanımaz. kötü bir hükümetle savaşa tutuşun, büsbütün kötüleştirirsiniz onu.

felsefenin gerçek görevi dünyayı değiştirmek değil, anlamaktır.

bir gün bisikletle winchester'e giderken yolumu kaybettim, ilk kasabada bir dükkana girip "winchester'e giden en kısa yolu bana söyleyebilir misiniz?" dedim. karşımdaki, dükkanın arkasındaki benim göremediğim bir başkasına seslendi: "bir bay winchester'e en kısa yolu soruyor." dedi. ses cevap verdi: "winchester mi?" "eeevet." "en kısa yol mu?" "eeeevet." "bilmiyorum."

önemli şeyler başaranların hemen hepsi, şu ya da bu şekilde kudret tutkusu ile davranmışlardır. azizler için de bu böyledir, günahkarlar için de. her enerjik kişide rastlanır bu davranışa.

hangi yönde olursa olsun ilerleyenler, her zaman halkı karşılarında bulmuşlardır. ta ilk çağlardan beri insanlığın ileri attığı her büyük adım, bireyler sayesinde olmuştur ve hemen her zaman bu kişiler toplumun çetin bir direnişi ile karşılaşmışlardır.

ikinci dünya savaşı birincisi gibi olmadı. 1914'te cepheye gidenler, pek geriye dönemeyeceklerini bildiklerinden elbetteki bayram yapmıyorlardı. ama cephe gerisi eğlenceli idi. ikinci dünya savaşı gerçekten farklı oldu. bıkmış bir hal vardı insanlarda. savaş ürpertisini yirmi beş yıl önce duymuşlardı.

arkadaşlık, sevgi, çocuklarla ilişkiler, başkalarıyla içtenlik.. bu ilişkiler mutlu olmadıkça yaşam zordur.

dört başı mamur, bütün zorluklara karşın başarılmış bir işin mutluluğuna sınır yoktur. eğer size uygun ise her türlü uğraşı sizi mutlu yapacaktır.

en varlıklılar bile yoksullar yurduna düşmekten korkarlar.

tam anlamıyla hoşgörü, ortada suç olmadıkça düşünceleri için kimseyi cezalandırmamaktır.

önemli bulduğum dört şey var. birincisi sağlıktır. ikincisi bizi yoksulluğa düşmekten koruyacak araçlar. üçüncüsü, başka insanlarla mutlu ilişkiler. dördüncüsü de çalışmada başarı.

eskiden yoksulluk bazı insanlar için çaresi olmayan bir hastalıktı. bugün böyle değil. dünya yoksulluğa son vermek isterse kırk yılda çözer bunu. hastalık geriledi, daha da gerileyebilir. insanların istedikleri kadar ve istedikleri zaman yaşamaktan kıvanç duymalarına hiçbir engel yoktur.

10.01.2018

din

morris r. cohen: din kötülüğü dizginleyemiyorsa, etkili bir iyilik gücüne sahip olduğu iddia edilemez.

francis crick: ortaya çıkmış dinlerin ortaya çıkardıkları şey, genellikle yanılmış olduklarıdır.

francisco ferrer: insanlık kendini yönetebilecek kadar duyarlı bir hale gelince, dine duyulan ihtiyaç yok olacaktır.

seneca: din sıradan insanlara göre doğru, bilge insanlara göre yanlış ve hükümdarlara göre kullanışlıdır.

andrew mueller: eğer insanlar bir yedinci yüzyıl vaizini kendi ailelerinden daha çok seviyorlarsa bu onlara kalmış; ancak onlardan başka kimse bunu ciddiye almak zorunda değildir.

ralph waldo emerson: bir çağın dini, bir sonrakinin edebi eğlencesidir.

cathy ladman: tüm dinler aynıdır; dinler temelde, farklı kutsal günlerinin yanı sıra, günahkarlıktır.

bertrand russell: üstün zekalı erkeklerin çok büyük çoğunluğu dine inanmaz; ancak bu gerçeği toplum içinde örtbas ederler; çünkü kazançlarını kaybetmekten korkarlar.

11.11.2017

faşizm

bertrand russell

milliyetçilik, insanoğlunun şimdiye dek karşılaştığı tehlikelerin en büyüğüdür.

milliyetçilikten söz ettiğim kitaplarımdan birinde şunu yazmıştım: "bir ulus vardır ki öbürlerinin iddia ettiği bütün üstün nitelikleri kendinde toplamıştır. benim okuyucumun ulusudur işte bu ulus." bir polonyalı bana gönderdiği bir mektupta şöyle diyor: "polonya'nın üstünlüğünü kabul ettiğinizden ötürü mutluyum."

propaganda her yerde devletin elindedir. devleti ilgilendiren ise istendiği zaman öldürmeye hazır olmanızdır.

şu veya bu şeye aşırı bir önem veren ve geri kalan her şeyi hafif bulan adama ben dar görüşlü derim. insanlık tarihinin hemen her anında, dünyanın hemen her kesiminde toplumların yakalandığı akıl hastalıklarından biridir bu. bir partiye giren herkes, öteki partilere bağlı olanların yanlış yolda olduğunu sanır.

2.10.2017

nazi felsefesi

bertrand russell

nazi felsefesi içindeki usdışı ögelerin varlık nedeni, politik anlamda, artık var olmaları için bir sebep kalmamış bulunan grupların desteğine duyulan gereksinmelere dayanırken, aklı başında ögeler de sanayicilerle militaristlere dayanmaktadır. önce saydığımız ögeler usdışıdır; zira mesela küçük esnafın, kendi umutsuzluklarıyla fantastik inançlarının kendilerini kopkoyu umutsuzluktan kurtaracak bir sığınaktan başka bir şey olmadığını algılamaları pek mümkün değildi; buna karşılık, sanayicilerle militaristlerin umutları faşizm yoluyla belki gerçekleşebilirdi; ama faşizmden başka bir yolla asla. sanayicilerle militaristlerin umutlarının ancak uygarlığın yıkımı pahasına gerçekleşebileceği olgusu, sanayicilerle militaristlere usdışı bir nitelik kazandırır. bu adamlar, bu akımın içinde kafa bakımından en mükemmel; ama töre bakımından en berbat ögeleri meydana getirirler, geri kalanlar ise, şan, şeref, kahramanlık, fedakarlık düşleriyle gözleri kamaştırılmış olduğundan, ötekilerin ciddi çıkarlarını göremeyip bir heyecan tufanı içinde kendi çıkarlarına zıt amaçlara alet olmuşlardır. nazilik denen akıl hastalığı işte budur.

10.09.2017

bir insanı bilim adamı yapan şey

v.s. ramachandran

bilim adamlığını meslek olarak seçmeniz için sizde olması gereken en önemli nitelik nedir? insanlar bu soruya çoğu kez "araştırma merakı" diye yanıt verirler ama bütün hikaye bundan ibaret olmasa gerek. ne de olsa herkes bir dereceye kadar meraklıdır ama herkesin yazgısı bilim adamı olmak değildir. ben saplantılı, tutkulu, neredeyse hastalık derecesinde araştırıcı olmak gerektiğini iddia edeceğim. ya da bir zamanlar peter medawar'ın dediği gibi, "anlaşılmayan bir şey karşısında fiziksel bir rahatsızlık duymanız" gerekir. merak hayatınıza egemen olmalıdır.

bilim doğayla aranızda yaşanan bir aşktır -bir aşk serüveninin bütün tutkulu niteliklerine sahiptir; çalkantı ve insanın genellikle romantik aşkla birleştirdiği tutkulu özlem. ama bu özlem nereden gelir? bir yere kadar bu belki de doğuştan gelen bir kişilik özelliğidir. ama daha önemlisi, sizin ilk ilişkilerinizden doğar. başarının en iyi formülünün, yaptıkları işe tutkuyla bağlı olan, o işten heyecan duyan insanların çevresinde bulunmak olduğunu; çünkü heyecan kadar bulaşıcı bir şeyin bulunmadığını ben çok erken keşfettim. bu bakımdan çok şanslıydım.

benim annemle babam gibi, insanı sürekli arkasından iten, doğal merakını boğmak yerine dürtüleyen bir annesi ve babası olmasının da yararı yok değildir. benim bilime olan ilgimi bildiği için annem, bana dünyanın her yerinden deniz kabukları ile -küçük bir denizatı da içinde olmak üzere- başka hayvan örnekleri getirirdi ve merdiven altına bir kimya laboratuvarı kurmama yardım etmişti. on bir yaşındayken babam bana carl zeiss marka bir araştırma mikroskobu aldı. daha da önemlisi, birbiriyle uzlaşmaz iki düşünceyi kafama soktular. birincisi, ben seçilmiş biriydim, en iyiydim; ikincisi, asla onların istedikleri kadar iyi olamazdım. çocuğunuzun, belki nevrotik ama mutlaka başarılı biri olmasını sağlayacak garantili bir formül.

insanın aklına bertrand russell'ın bir sözü geliyor: "çoğumuz için gerçek hayat ideal olan ile gerçek olan arasında sürekli bir uzlaşmadır; ama saf akıl dünyası uzlaşma diye bir şey tanımaz; böylece soylu itkilerimizden hiç değilse bir tanesinin gerçek dünyanın can sıkıcı sürgününden kaçmasına izin verir."

bilimin himaye gördüğü, büyük zenginlik dönemlerinde doruğuna ulaşmasında şaşılacak bir şey yoktur. bilimin en iyi gelişeceği ortam tam bir özgürlük ve parasal bağımsızlık ortamıdır.

bilim adamlığını meslek olarak seçmiş pek çok kişi ünlü olmak umuduyla bunu yapar. ben de bu boş gururlara karşı herhangi bir meslektaşımdan daha fazla bağışıklı değilim. ama hiç değilse bu tür düşünceler artık zihnimin baş köşesini işgal etmiyor; çünkü iki şeyi çok iyi biliyorum: bilim yaparak hiç ummadığım kadar eğleniyorum. o kadar ki, protestan iş ahlakı anlayışına sahip bir meslektaşım bir keresinde bana kuşkuyla sormuştu: "bu kadar eğleniyorsan yaptığın iş gerçekten bilim olabilir mi?" diye. ikincisi algı ve nörolojiyle ilgili olarak yaptığım deneylerin çoğu, bu alandaki meslektaşlarımın hiç değilse bazılarının düşünce tarzını etkiledi.

sherlock holmes'ün watson'a dediği gibi, "sıradanlık, kendinden daha yüksek bir şey tanımaz; dehayı fark etmek yetenek ister."

son çözümlemede geriye dönüp hayatınıza baktığınızda, yalnızca şu iki soru önemlidir: ne kadar etkim oldu? ne kadar eğlendim?

4.09.2017

sinema

bertrand russell

modern dünyada birörnekliği meydana getiren bütün güçler içinde belki de en büyüğü sinemadır; zira sinemanın etkileyiciliği sadece amerika sınırları içinde kalmayıp dünyanın dört bir yanına girebilmektedir. geniş anlamda sinema, orta doğu'da halkların nelerden hoşlandığı konusunda hollywood'un görüşünü temsil eder. aşk ve evlilikle ilgili duygularımız hep bu reçeteye göre standartlaştırılmaktadır. hollywood, gerek zenginlerin zevklerini, gerek zengin olmak için benimsenmesi gereken yöntemleri gösterişiyle, gençlerin gözünde çağdaşlığın son sözünü temsil etmektedir. öyle sanıyorum ki, sesli sinemalar çok geçmeden evrensel bir dilin benimsenmesine yol açacak ve bu evrensel dil hollywood dili olacaktır.

31.01.2017

uzun lafın kısası

alexandre dumas: bir kadın sizi on altına satar.

anatole france: adalet ancak gerçeklerden, mutluluk ancak adaletten doğabilir.

bertrand russell: dünyada mutlu dediğimiz insanların en göze çarpan özellikleri kendilerinde yaşama zevki olmasıdır.

charlotte bronte: cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. ön yargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler.

epikuros: ölüm varken ben yokum. ben varken, ölüm yok. o halde üzülecek ne var?

gustave flaubert: insan şarabı, aşkı, kadınları ya da zaferi ancak sarhoş, aşık, koca ya da asker olmadığı zaman tasvir edebilir. hayatın içine çok fazla karışırsa insan, hayatı çok da açık bir şekilde göremez. ya çok acısını çekeriz hayatın ya da çok fazla keyfini süreriz.

jane austen: insanların çok hoş olmasını istemem; çünkü onları çok sevme derdinden kurtarır beni bu.

kierkegaard: bir kızı baştan çıkarmak ustalık değildir ama baştan çıkarmaya değer birisini bulmak büyük şans gerektirir.

orhan pamuk: her erkeğin ölümü babasının ölümüyle başlar.

rollo may: ölümle -insanın kendi varlığının hiçbir yankısını bulamadığı bir dünyayla- yüz yüze gelebilme yeteneği ve cesareti, gelişmenin ön koşuludur; insanın kendi bilincine varmasının ve kendisini bulmasının ön koşulu.

max frisch: vicdanımız ne kadar güçlüyse çöküşümüz de o kadar kesindir.

wilhelm reich: doğayı düzeltmeye kalkışma. bunun yerine, onu anlamaya ve korumaya çabala. boks maçı yerine kitaplığa, lunaparka gideceğine yabancı ülkelere git.