gustave le bon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gustave le bon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.09.2018

kadınlar

eduardo galeano

arjantin'in patagonya bölgesindeki arazilerde çalışan tarım işçileri çok düşük ücretler ve çok uzun çalışma saatleri yüzünden greve gidince, ordu düzeni yeniden sağlamak üzere devreye girdi.

kurşuna dizmek insanı yorar. 1922 yılının 17 şubat gecesinde onca insanı öldürmekten bitkin düşen askerler hak ettikleri ödülü almak için san julian limanı'ndaki geneleve gittiler. ama orada çalışan beş kadın kapıyı suratlarına kapadı ve "katiller, katiller, defolun gidin buradan!" diye bağırarak onları kovdu.

osvaldo bayer o kadınların isimlerini sakladı. isimleri consuelo garda, angela fortunato, amalia rodriguez, maria juliache ve maid foster'di. fahişeler. saygıdeğer kadınlar.

***

birleşik devletler'de her altı dakikada bir kadın tecavüze uğruyor. meksika'daysa her dokuz dakikada bir. bir meksikalı kadın şöyle diyor: "daha sonra adamların sana hoşuna gitti mi diye sormasının dışında, tecavüze uğramakla bir kamyonun çarpması arasında bir fark yok."

***

1901 yılında, elisa sanchez ve marcela grada isimli kadınlar galiçya bölgesindeki a coruna şehrinin san jorge kilisesi'nde evlendiler. elisa ve marcela gizlice sevişiyordu. düğün, papaz, imza ve fotoğraflarla falan durumu normalleştirmek için bir koca icat etmek gerekti: elisa ismini mario yaptı, damat kıyafeti giydi, saçını kestirdi ve sesini kalınlaştırarak konuştu.

daha sonra gerçek ortaya çıkınca bütün ispanya'nın gazeteleri bu iğrenç skandal ve utanmaz ahlaksızlık karşısında yeri göğü inlettiler ve bu acıklı fırsattan istifade, hiç satmadıkları kadar sattılar. bu arada iyi niyeti suistimal edilen kilise, işlenen bu kutsala saygısızlık suçunu polise ihbar edecekti. ve sürek avı başladı.

elisa ve marcela portekiz'e kaçtılar. porto'da yakalandılar. hapisten kaçınca isimlerini değiştirdiler ve denize açıldılar. kaçakların izi buenos aires'te kaybedildi.

***

toplumsal psikolojinin kurucularından biri olan gustave le bon, akıllı bir kadının iki kafalı goril kadar ender bir şey olduğunu kanıtlayabildi. charles darwin kadınların, mesela sezgi gibi bazı erdemlerini kabul ediyordu ama bunlar "aşağı ırkların karakteristik özellikleriydi."

***

alarm: bisikletler! "dünyadaki kadınların eşit haklara ulaşması yolunda bisikletin yaptığını ne başka bir şey ne de başka bir kimse yaptı." diyordu susan anthony. mücadele arkadaşı elizabeth stanton da şöyle diyordu: "biz kadınlar oy kullanma hakkına doğru pedal çeviriyoruz."

philippe tissie gibi bazı doktorlar bisikletin düşük ve kısırlığa sebep olabileceği konusunda uyarırken, başka meslektaşları bu edepsiz aletin ahlaksızlığı teşvik ettiğini, zira mahrem yerleri seleye sürtündükçe kadınların zevk aldıklarını savunuyorlardı.

gerçek şu ki, bisiklet yüzünden kadınlar kendi başlarına çıkıp dolaşıyor, evden uzaklaşıyor ve özgürlüğün tehlikeli zevkini tadıyorlardı. ve yine bisiklet yüzünden, pedal çevirmeyi engelleyen o bunaltıcı korse elbise çıkıp müzedeki yerini alıyordu.

***

1951 yılında kahire'de bin beş yüz kadın parlamentoyu işgal etti. saatlerce orada kaldılar, çıkarılmalarının bir yolu yoktu. parlamentonun bir yalandan ibaret olduğunu, çünkü halkın yarısının seçme ve seçilme hakkından mahrum olduğunu haykırıyorlardı. göğün temsilcileri olan dini liderlerin yanıtıysa gökten bile duyuldu: "oy kullanmak kadını alçaltır ve doğaya aykırıdır!"

***

elisa lynch mezarı tırnaklarıyla kazmaktaydı. hayretler içindeki muzaffer askerler bunu yapmasına izin vermişlerdi. bu kadının pençe darbeleri yerden kırmızı toz bulutu kaldırıyor ve yüzüne dökülen kızıl perçemleri titretiyordu.

solano lopez hemen yanı başında yatıyordu. eşini kaybetmiş olan elisa, ona ağlamıyor, ona bakmıyordu: sadece, nafile bir çabayla, onu kendi toprağı olmuş olan toprağa gömme isteğiyle üzerine avuç avuç toprak atıyordu.

solano artık yoktu, paraguay artık yoktu. savaş beş yıl sürmüştü. bankacılara ve işadamlarına boyun eğmeyi reddeden yegane latin amerika ülkesi yenilmiş ve katledilmişti. elisa, erkeği olmuş adamın üzerine avuç avuç toprak atmaya devam ederken, güneş gidiyordu, güneşle birlikte 1870 yılının bu lanet olası günü de. cora tepesi'ndeki ağaçlarda tünemiş birkaç kuş ona elveda diyordu.

***

1876'da mata hari doğdu. lüks yataklar, birinci dünya savaşı sırasında onun savaş alanları oldu. üst düzey askerler ve kudretli şahsiyetler silahlarının büyüsüne teslim oldular ve fransa, almanya ya da en çok verene satacağı sırları onunla paylaştılar. 1917'de ölüme mahkum oldu. dünyanın en çok arzulanan casusu, kurşuna dizme mangasına veda öpücükleri gönderdi. on iki askerden sekizi atışı ıskaladı.

11.01.2017

kitle psikolojisi

gustave le bon

psikolojik kitlede en tipik özellik şudur: kitleyi yaratan bireyler, ne türden olursa olsun; yaşayışları, işleri güçleri, karakterleri, zekaları birbirine ne denli benzerse benzesin ya da birbirinden ne denli ayrılırsa ayrılsın, kitleleşme sonucu, yalnız ve yalnız bu nedenden ötürü ortak (kolektif) bir ruh kazanır; dolayısıyla, her biri tek başınayken hissedeceği, düşüneceği ve davranacağından başka türlü hisseder, düşünür ve davranır.

öyle duygu ve düşünceler vardır ki, birbiriyle kaynaşıp bir kitle oluşturmuş bireylerde rastlanır ancak ya da söz konusu bireylerde eylemlere dönüşür. bir organizmadaki hücreler nasıl bir araya gelerek tek bir varlık oluşturmuşsa, psikolojik kitle de bir an için birbiriyle kaynaşmış aynı türden -heterojen- ögelerin oluşturduğu geçici bir varlıktır.

tek kişinin bireysel yoldan edindiği özellikler kitle içinde silinip gider, bireyin kendine özgü karakteri kaybolur. ırksal bilinçdışı kendini açığa vurur; heterojenlik, homojenlik içinde eriyip kaybolur. bireyden bireye değişkenlik gösteren üstyapılar kaldırılıp bir kenara atılır, işlemez duruma getirilir; bireylerin tümünde homojen özellik gösteren bilinçsiz altyapı ise gün ışığına çıkarılır. bu yoldan kitle bireylerinin ortalama karakteri ortaya çıkar.

kitleyi oluşturan bireyler, daha önce kendilerinde rastlanmayan kimi özellikler de kazanır. bunun başlıca üç nedeni vardır. birinci neden, kalabalık bir ortamda yaşamasından ötürü bireyin kitle içinde karşı durulmaz bir güce sahip olduğu duygusuna kapılması ve böyle bir duyguyla kendini birtakım içgüdüsel isteklerin eline teslim etmesidir; oysa normalde çaresiz dizginleyip frenleyeceği içgüdülerdir bunlar. anonimlikte, dolayısıyla kitlesel sorumsuzlukta bireyleri geride tutan sorumluluk duygusu tümüyle silinip gider.

"kitle yaşamında vicdanın ve sorumluluk duygusunun yitimini anlamak bizim için hiç de zor değildir; çünkü toplumsal korku, vicdan denilen nesnenin çekirdeğini oluşturur." (sigmund freud)

bulaşım (sirayet) diyebileceğimiz ikinci neden de, yine kitle yaşamında bireylerin yeni birtakım özellikler kazanmasına ve ilgili özelliklerin kendilerini şu ya da bu doğrultuda açığa vurmasına yardım eder. bulaşım kolay saptanabilen; ama nedeni açıklanamayan bir olaydır ve hipnotik fenomenler kapsamına girer. kalabalıkta her duygu, her davranış bulaşıcı, hem de ileri derecede bulaşıcıdır; öyle ki, bireyin kendi kişisel çıkarını kitle çıkarına feda ettiği görülür. bu ise, ancak kitlenin bir parçasına dönüşüm sonucu ele geçirilen ve bireyin doğasına düpedüz aykırı düşen bir yetenektir.

nedenlerin en önemlisi sayılıp kitleyi yaratan bireylerde, yalıtık -tek başına- bireydekilere büsbütün karşıt birtakım özelliklerin oluşmasına yol açan üçüncü neden telkin yatkınlığıdır; zaten daha önce sözünü ettiğim bulaşım, telkin yatkınlığının sonucundan başka bir şey değildir.

bu olayı anlamak için, fizyolojideki kimi yeni bulgulamaları göz önünde tutmak gerekiyor. bazı işlemler sonucu, bir insanın bilinçli kişiliğini kaybederek kendisinden bu bilinci koparıp alanın bütün telkinlerini benimseyebileceğini ve karakteriyle alışkanlıklarına düpedüz aykırı davranışlar sergileyebileceğini artık bilmekteyiz. pek titiz gözlemlerin ortaya koyduğuna göre, aktif bir kitlenin sinesinde bir süre dinlenen birey çok geçmeden ya kitleden kaynaklanan birtakım esintiler sonucu ya da bilinmedik bir başka nedenden ötürü özel bir durum kazanmakta, ilgili durum hipnotize edileni hipnotizörün etkisiyle kuşatan o büyülü havaya pek benzemektedir. çünkü hipnotizmada da bireyin bilinçli kişiliği bütünüyle kaybolur, irade ve ayrım gücü ortadan kalkar, tüm duygu ve düşünceleri hipnotizörün belirlediği tarafa yönelir.

psikolojik kitle içinde bireyin durumu aşağı yukarı bunun gibidir: kitle içinde birey, davranışlarının bilincinde olmaktan çıkar, hipnotize edilen kişideki gibi bazı yetenekleri silinip giderken, bazıları alabildiğine güçlülük kazanır.

hipnotize edilen kişi, kendisine telkin edilen belli davranışları gerçekleştirmek için karşı durulmaz bir içgüdüsel zorlamayla harekete geçer. bu içgüdüsel zorlama, kitlelerde, hipnotize edilen tek kişiye göre çok daha önüne geçilmez nitelik taşır; çünkü kitlede bireyleri egemenliği altında tutan telkin, bireyler arası etkileşim sonucu daha da güçlenip büyür.

buna göre, kitle bireyinin ana özellikleri şunlardır: bilinçli kişiliğin kaybolarak bilinçsiz kişiliğin egemenliği ele geçirişi, duygu ve düşüncelerin telkin ve bulaşım sonucu aynı yöne yönelişi, telkinle alınan direktifleri vakit geçirmeden gerçekleştirme eğilimi; yani bireyin artık kendisi olmaktan çıkıp istem gücünden -iradeden- yoksun bir otomat durumuna girişi.

örgütlenmiş kitleye yalnızca katılışı bile, insanın uygarlık merdiveninin birden çok basamağını gerisin geri inmesine yol açar. yalıtık durumdayken belki üstün bir aşamada bulunan birey, kitlede barbar bir kişiye dönüşür; yani içgüdüleriyle davranan bir varlık olup çıkar, ilkeller gibi içinden geldiği gibi davranır, ansızın parlar, vahşice eylemlere girişir, coşkulara ve yiğitlik gösterilerine kaptırır kendini.

kitle, davranışında içtepisel, değişken ve aşırı duyarlıdır; hemen yalnızca bilinçdışının yönetimi altında bulunur. kitleye egemen içtepiler, duruma göre yüce ya da acımasız, atılgan ya da korkak nitelik taşıyabilir; ama hepsinde de dediğini yaptırtan zorlayıcı bir karakter saklıdır; öyle ki, bazen kişisel çıkarlar, hatta özyaşamı sürdürme kaygısı bireyin gözüne görünmez olur.

hiçbir eylem, kitlede önceden düşünülüp tasarlanmaz. kimi şeyleri ele geçirmek için tutkuyla davrandığı zaman bile uzun sürmez tutkusu; bir istekte sürekli karar kılma gücünden yoksundur. gönlünde uyanan güçlü arzuların ertelenmesine katlanamaz, her şeye gücüyeterlik gibi bir duygu içinde yaşar. kitle bireyi, "olmaz" diye bir şey bilmez.

kitle, etkilenmelere alabildiğine açık ve safdildir; eleştirilere yer vermez davranışında, olanaksız diye bir şey tanımaz. çağrışım yoluyla birbirini sürükleyip getiren ve yalıtık bireylerin özgür düşlemlerinde -fantezilerinde- rastlanıp ussal hiçbir mekanizma tarafından gerçeğe uygunluğu denetlenmeyen coşkulu bir özellik gösterir. yani kitle için ne bir kuşku ne de kesinsizlik diye bir şey vardır. bir anda en son noktaya kadar vardırır işi; alt tarafı bir kuşku, göz açıp kapamadan kaya gibi kesinlik kazanır; hafif bir antipatiden azgın bir nefret doğup çıkar ortaya.

kitlenin kendisi tüm aşırılıklara eğilim gösterdiği gibi, onu coşturup heyecanlandırmak da yine ancak aşırı uyarılarla gerçekleşir. kitleyi etkileyecek kimsenin, elindeki nedenleri mantık süzgecinden geçirmesinin gereği yoktur; işi alabildiğine güçlü imajlara dökmek, abartmaya kaçmak ve sürekli aynı şeyi yinelemek amaca ulaşılmasını sağlar. kitle, gerçek ve düzmece konusunda kuşku nedir tanımaz; öte yandan kendisinde büyük bir gücün varlığı bilinci içinde yaşar; dolayısıyla otoriteye inançla bağlı olduğu kadar hoşgörüsüzdür de. güce saygı duyar, bir çeşit güçsüzlük belirtisi diye baktığı iyilikçi davranışların fazla etkisinde kalmaz. üstün bildiği kişilerde aradığı, güçlülük, hatta zorbalıktır. egemenlik ve baskı altına alınmayı, efendisinden korkmayı ister. gerçekte düpedüz tutucu karakter taşır, tüm yenilik ve ilerlemelerden enikonu nefret eder, geleneğe karşı sınırsız bir saygı duyar.

kitlelerde en aykırı düşünceler yan yana varlığını sürdürür, bir arada güzel güzel geçinebilir ve mantıksal açıdan aralarında gözlemlenebilecek çelişkiler asla bir çatışmaya yol açmaz; gelgelelim, psikanalizin çoktan kanıtladığı gibi, bireylerin, çocukların ve nevrozluların bilinçsiz ruhsal yaşamlarında da durum başka türlü değildir.

kitlenin üzerinde durulacak son bir özelliği varsa, gerçek açlığı diye bir şeyi asla tanımamasıdır. hep illüzyonlara kucak açar kitle, illüzyonlardan asla yoksun kalamaz. gerçek olmayana her vakit gerçek olandan önde yer verir. gerçek dışının da gerçek gibi etkisine açıktır, bu ikisini birbirinden ayırmaya eğilim duymaz.

kitle uysal bir sürü gibidir, başında bir efendi olmadan yaşayamaz. itaate karşı öylesine bir susamışlık içindedir ki, ortaya çıkıp kendisini efendi ilan edecek herkese içgüdüsel bir boyun eğişle karşılık verir.

baştaki önderin herhangi bir nedenle yitirilişi, önderin şahsına karşı güvende bir an bocalayış, tehlikenin boyutları değişmemesine karşın bir panik durumunun patlak vermesine yol açar. önderle aradaki bağların kopması, genel olarak bireyler arasındaki karşılıklı bağların da çözülüp dağılmasına yol açar; kitle, kafası koparılan bir bologna şişesi gibi tuz buz olur.