29.06.2014

uzun lafın kısası

andrew crumey: yaratıcı zihinler en iyi yalnızken gelişir.

boethius: erdemler yüksek mevkilerden dolayı değer kazanmaz; yüksek mevkiler erdemlerden dolayı değer kazanır.

cicero: tamamen kendisine bağlı olan ve kendisinin olduğunu söylediği her şeyi içinde taşıyan birisinin son derece mutlu olmaması olanaksızdır.

ernesto sabato: nice aptallığı çok akıllıca davrandığımızı sanarak yapmışızdır.

alain touraine: demokratik yönetim biçimi en çok sayıda bireye en büyük özgürlüğü veren, olası en büyük çeşitliliği tanıyan ve koruyan siyasal yaşam biçimidir.

wolfgang günter lerch: ilk izlenim daima hayal kırıklığı yaratır.

kürşat başar: birini sevmen için elle tutulur bir neden bulamıyorsan onu sahiden seviyorsun demektir.

william s. burroughs: aşağılık bir insanın temel göstergesi sağcı olmasıdır.

mesa selimovic: her şeyin başlangıcı ve sonu olan zaman üzerine yemin ederim ki, herkes her zaman zarar içindedir.

yamamoto tsunetomo: parayı ararsan bulursun, bulamayacağın şey insandır.

pascal: insanlar dinsel inanç yoluyla yaptıkları kötülükleri başka bir yolla asla bu kadar eksiksiz ve neşeyle yapmazlar.

saltıkov-schedrin: bilgi aydınlık, bağnazlık ise karanlık demektir. karanlık, ömrünü tamamlamış, bitmiş bir gerçektir; ışık ise beklenen gerçektir. ve ne olursa olsun gelecektir.

26.06.2014

amerikan sargısı

fakir baykurt

kendinden öncekilerden daha az savaşçı olan john d. kennedy, "barış içinde bir arada yaşama"ya razı idi; bunun için öldürüldü. bunun için onu öldüren "şebeke" ortaya çıkarılmadı.

"geriye doğru tırmanarak vietnam savaşı'nı durduracağım!" diyen başkan adayı robert kennedy'yi barışçı amerikalılar seviyordu. dünyada buzdolabından daha çok satılan savaş taşıtlarını yapanlar ise elbet sevmezdi. onu, tam başkanlığını kesinleyen california önseçim sonuçlarının belli olduğu gün alnından vurdular.

zordur bu, dedim. soracağınız soruya doğru cevap alamazsınız köylüden. kimse alamamıştır.

ekonomisi kapalı olanın, gönlü de kapalı olur.

incil'de bir cümle vardır: insanoğlunun gururu, aşılması en zor dağdır.

bir ara caminin önünde vali beyimiz dedi ki, "genel meclis'e önerelim de, köyün adı değişsin. kızılöz çok kötü!" ne diyeceğimi şaşırdım. "vali beyimiz, çok affedersin ama, kızılöz bu köyün kadim adıdır. belkim atamız adem'den kalmadır. değişir mi?" tilki gibi kıstı gözlerini: "değişir, değişir!" dedi. ataların günü başka, şimdi başka. kızıl'ın anlamı kötüdür. kötü dedim mi, orda dur! güzel bir ad buluruz yerine. zaten de, güzel bir köy. daha da güzel olacak. güzelöz deriz mesela; kızıl'ı değişir, öz'ü kalır."

kaymakam efendimiz geldi. dedi: "kızılöz köyünün adı değişti. il meclisi karar aldı; güzelöz oldu. yakışanı da budur!" böylece bizim "kızılöz", "güzelöz" oldu.

sonradan sıkmayla büzük daralmaz. büzük baştan dar olacak.

aşar isek karlı dağdan aşalım
geçer isek sarp yerlerden geçelim
çekes isek güzel kahrı çekelim
çirkinin kahrı zordur çekilmez

hazreti peygamberimiz, boş durmaktansa boşa çalışmak iyidir buyurmuş.

din ayrılığını bir şey sanan deliler hala var yeryüzünde!

sıkı can iyidir kızım, çıkıp gitmez.

borç insanın üstünde bir karanlık dağdır, ezer durur adamı.

çok eskiden, saka diye bir kuş vardı. bu kuş aşık kemiği yutardı. gıdası kemikti onun. günde iki kemik.. öğünleri böyle savar giderdi. yalnız bu saka, bulduğu kemikleri yutmadan önce, aşağı yanına bir kez sokar çıkarır, ondan sonra yutardı. komşusu olan sığırcık şaşıp kalarak sordu saka kuşuna: "kemikleri neye sokup çıkarıyorsun?" saka kuşu ki, başından çok deneme geçmişti. şunu dedi sığırcığa: "yuttuğum kemikleri yarın çıkarmak gerekecek. sokup çıkarıp sınama yapıyorum, çıkabilir mi, çıkamaz mı?"

25.06.2014

aşk şiirleri

aleksandr puşkin



siz birleştirdiniz o soğuk kalbi derhal
gözlerinizin ateşiyle
sizi seven bir aptaldır elbette
sevmeyen biriyse yüz bin kere aptal

ben sizi sevdim, belki bu sevda
kalbimde sönmedi, kaldı izi
bu bir hüzne yol açmasın asla
hiçbir şeyle üzmek istemem sizi

sessizce, ümitsizce sevdim sizi
çile çekerek, kıskanç ve çekingen
öyle candan, öyle içtenlikli ki
başkası da öyle sevsin yürekten

20.06.2014

pigme

chuck palahniuk

devletin en çok istediği performans ortalama performanstır.

adolf hitler: kim gençliğe sahip olursa geleceği de kazanır.

karl marx: tarih kendini tekrarlar. birincisinde trajedi, ikincisinde fars olarak.

fidel castro: insanlar kaderlerine hükmedemez. kader her an insanı üretir.

bilim nerede olursa olsun tamamen kıyaktır.

adolf hitler: bireysel mutluluk çağı artık geçmişte kaldı.

mao tse-tung: kadınlar gökyüzünün yarısını kaldırır.

benito mussolini: milletlerin kaderi üreme güçleriyle yakından alakalıdır.

hayal kuran benlik tanrıdan daha çok bilgiye sahiptir.

bağışlama eylemi tanrı'nın gözünde bir küfürdür. tanrı böyle bir bağışlamada bulunmaz. bağışlayan insan kendini en yukarıya, tanrının üstüne yerleştirmiş olur.

mihail bakunin: yıkma arzusu aynı zamanda bir yaratma arzusudur.

adolf hitler: büyük yalancılar aynı zamanda büyük sihirbazlardır.

che guevara: ateş et, korkak. yalnızca bir erkeği öldüreceksin.

leon troçki: ayaklanma bir sanattır, bütün sanatlar gibi kendi yasaları vardır.

augusto pinochet: bazen demokrasi kanla yıkanmalıdır.

benito mussolini: başkaları tarih yazarken eli kolu bağlı oturmak utanç vericidir.

amerika birleşik devletleri toplam dünya nüfusunun yalnızca yüzde 4.6'sını oluştururken, küresel enerji kaynaklarının yüzde 75'inden fazlasını tüketiyor.

vladimir lenin: silahlı bir insan silahsız yüz insanı kontrol edebilir.

benito mussolini: annelik kadın için neyse savaş da erkek için odur.

richard nixon: haber söz konusu olduğunda basında kimse dost değildir, herkes düşmandır.

eva peron: hayattaki en büyük korkum, unutulmak.

johann most: amerika'ya bakan her göz şunu görecektir: aptallık, yozlaşma ve önyargı gücüyle yürüyen bir gemi.

baskı hissetmeksizin denileni yapmak tek doğru politik ideolojidir.

adolf hitler: sözcükler, keşfedilmemiş dünyalara köprüler kurar.

mao tse-tung: yemekten sonra sıçmaya ihtiyaç duymak yemenin vakit kaybı olduğu anlamına gelmez.

benito mussolini: azizlerin tarihi esasen çılgın insanlar tarihidir.

insanın suçu tanrının suçunu hafifletir. insanın hainliği tanrının daha büyük hain uygulamalarını mümkün kılar.

adolf hitler: muzaffer olan asla sorgulanmayacaktır, şayet gerçeğin ne olduğunu kendisi söylüyorsa.

malcolm x: gelecek, ona bugünden hazır olanlara aittir.

insanın hayatta her şeyden zevk almasını sağlayan tek şey, sonunda ölecek olmasıdır.

adolf hitler: önemli olan hakikat değil, zaferdir.

fidel castro: devrim, geçmiş ile gelecek arasındaki mücadeledir.

stalin: tek bir ölüm bir trajedidir, bir milyon ölüm ise bir istatistik.

leon troçki: insancıllık sümüklü böceği, aklın işleyişine sekte vurarak, duyguları dumura uğratarak, sümüksü izlerini bırakıyor dört bir yana.

sözcükler, keşfedilmemiş dünyalara köprüler kurar.

adolf hitler: nefret, hoşnutsuzluktan daha uzun ömürlüdür.

eugene debs: ilerleme tahrikten doğar. tahrik ya da tıkanıklıktır ilerleme.

fidel castro: beni suçla. önemli değil. tarih beni temize çıkaracaktır.

d. h. lawrence: onlar, adına barış ve iyi niyet dedikleri, dışadönük bir hiçlik sistemi isterler ve böylece kendi ruhlarında bağımsız küçük tanrılar olabilirler.

nietzsche: dans eden bir yıldız doğurabilmesi için insanın bir kaos içinde olması gerekir.

oscar wilde: ilerleme, itaatsizlikle olur, itaatsizlik ve isyanla.

başka insanlardan alıntı yapmayı bıraktığın zaman gerçek zekân ortaya çıkar.

16.06.2014

baştan çıkarıcının günlüğü

søren kierkegaard

bir kız ilk bakışta ideali uyandıracak kadar derin bir izlenim bırakmıyorsa onun gerçeği de pek arzulanacak bir şey değil demektir.

bir genç kızı ne korkutur? tin. neden? çünkü tin onun tüm dişi varlığının yadsınmasına yol açar. erkeksi güzel bakışlar, çekici bir kişilik vs. iyi özelliklerdir ve bunlarla fetihler yapılabilir; ama asla kesin bir zafer kazanılamaz. neden? çünkü o zaman kızla, kızın kendi alanında savaş edilmiştir ve orada kız daima daha güçlüdür. bu yöntemlerle bir kızın yüzü kızartılabilir, mahcup duruma düşürülebilir; ama güzelliğini ilginç hale getiren o anlatılması olanaksız, büyüleyici endişe uyandırılamaz.

bir genç kızın yaşamı, çelişkilerden uzak kalamayacak kadar çok zengindir, bu da çelişkiyi gerekli kılar.

sosyal hayat gerçekten insanı kadınlarla temasa sokar; ama orada bir ilişkiyi başlatmanın estetik bir yanı yoktur. sosyal hayatta her genç kız silahlanmıştır, orada işin tadı kaçmıştır, her şey durmaksızın tekrarlanır; kız hiçbir şehvet heyecanı duymaz. kız sokakta açık denizde gibidir ve bu nedenle her şey daha dolu dolu görünür; sanki her şeyde bir giz varmış gibidir. caddede gördüğüm bir genç kızın bir gülümsemesine yüz dolar verirdim; ama bir partide elimi sıkması için on dolar bile vermem.

kadın doğası kendini direniş biçiminde gösteren bir teslimiyettir.

beceriksizlik görüntüsü çok ustaca kullanılmalıdır ve bununla çok yol alınabilir. küçük bakirenin birini kandırmak için bunu az mı kullandım? kızlar beceriksiz erkekler hakkında genellikle çok acımasızca konuşur; ama yine de gizlice onlardan hoşlanırlar. biraz utangaçlık daima genç kızın gururunu okşar, ona üstünlüğünü hissettirir; bir çeşit kaporadır.

kadın özdür, erkek yansımadır. bu yüzden, kadın öyle hemen, sessizce seçmez. erkek talep eder, kadın seçer. ama talep bir sorudur ve kadının seçimi bu soruya bir yanıttır. bir anlamda erkek kadından fazladır, diğer anlamda ise sonsuz azdır.

bir genç kızda ne gençleştirici güç olurmuş meğer! ne sabah havasının tazeliğinde, ne rüzgarın uğuldamasında, ne okyanusun serinliğinde, ne şarabın lezzetinde ve hoş kokusunda -dünyadaki başka hiçbir şeyde- bu güç yok.

ruh gözü

balzac

ruhsal evrenimizin kendi yasaları vardır. bu yasalar acımasızdır. onları tanımayan her zaman cezalandırılır. hele bir tanesi vardır ki ona hayvan bile tartışmadan, her zaman uyar. bu da bize bir ilk seferde isteyerek ya da istemeden, bile bile ya da bilmeden zarar vermiş olan kimseden kaçmayı buyurandır. bize bir zarar vermiş ya da rahatımızı kaçırmış yaratık bizim için her zaman uğursuz olacaktır. bulunduğu mevki ne olursa olsun, bize ne kadar sevgi duyarsa duysun, onunla ilişkimizi kesmemiz gerekir. çünkü bize bir şeytan tarafından yollanmıştır. benliğimizde bir iç görüş, ruhun gözü vardır; yıkımları hızlandırır. bu uğursuz varlığa duyduğumuz tiksinti de bu öngörünün sonucudur. din bunu yenmemizi buyursa da içimizde sesinin sürekli dinlenmesi gereken bir kuşku, bir güvensizlik kalır.

13.06.2014

the unbelievers

gus holwerda

lawrence krauss: bazı konuların sorgulamaya açık olmadığı bir dünyada yaşıyorsak düşünmeye son verilmiş bir dünyada yaşıyoruz demektir.

cameron diaz: bence dinler uyuşturucu gibidir. birçok insan için dünyanın gerçekte ne olduğunu görmek kaldıramayacakları kadar büyük bir yük olduğundan kendilerini iyi, rahat, sıcak, hafif ve her şeyi yolunda hissettirecek bir mit hapını almayı tercih ediyorlar.

ricky gervais: tanrı bana özgür irade vermiş. o zaman bunu kullandığım için beni neden cehenneme yolluyor?

lawrence krauss: hiçbir fikir alay edilmekten hariç tutulmamalı. alay etmek çok önemli bir araçtır. neden din de alay edilmekten hariç tutulsun? siyaset alay konusu olabiliyorsa, bilim, seks ve dünyadaki geri kalan her şey gerçeği aydınlatmanın bir yolu olarak alay konusu olabiliyorsa neden din bundan hariç tutulsun?

woody allen: herkesin aynı gerçeği bilmesine rağmen, yaşamlarımız gerçeği nasıl çarpıtmak isteyeceğimizden ibaret.

penn jillette: bizler bu hayata inanan insanlarız. bizler ahlaka inanan insanlarız. ödül veya cezalandırma şartıyla bir şeyler yapıyorsanız ahlaktan yoksunsunuz demektir.

christopher hitchens: din her şeyi zehirliyor.

ian mcewan: insanlar icat ettikleri mitlere aslında inanmıyorlar. rahibin öbür dünyadan bahsederken orada bulunan insanların bile hıçkıra hıçkıra ağladığı pek çok cenazeye katıldım. sevdikleriyle 5 yıl içinde karşılaşacaklarını sahiden de düşünmüyorlar. öte yandan, rıhtımın kenarında durup queen mary gemisinin new york'a doğru yola çıkışını izlerken rıhtımın yanında bekleyen insanların ağlamadığını görürsünüz; çünkü yolcu ettikleri kişileri çok yakında göreceklerini biliyorlar.

richard dawkins: inançlı kişileri hor görmekle suçlanıyorum sık sık. inançlı kişileri hor görmüyorum, savundukları inancı hor görüyorum. 

lawrence krauss: demokrasi için en büyük tehdit halkın bilinçsiz olmasıdır. 

ricky gervais: herkesin her şeye inanmaya hakkı olduğuna inanıyorum. her şeye inanmaya hakları var ama benim de inançlarını gülünç bulmaya hakkım var.

lawrence krauss: düşünme şeklimizi değiştirmediğimiz sürece, serbest sorgulamaya, tartışmaya ve gerçekliğe dayalı kamu politikası önünde saygı duymaya istekli olmadığımız sürece birçok yönden sahibi olduğumuz bu harika dünyayı bir hiçliğe dönüştürebiliriz; bunun olmaması için elimizden geleni yapmalıyız.

james randi: onlara korku hükmediyor. bu benim tarzım değil, sizlerin de değil. hepimizin içinde büyüdüğü çağ bu, hiç şüphesiz. geçmişe dönmektense 21. yüzyılı bağnaz, kaprisli, acımasız, düzenbaz, soykırımcı, homofobik, kadın düşmanı, ırkçı, kindar ve şiddet yanlısı bir zorbaya olan inanca bir son vererek kucaklamalıyız.

12.06.2014

savaş ve barış

tolstoy

iyi biten her şey iyidir.

en iyisi, kırbacı havada tutmaktır; onu koşan hayvanın başına indirmek değil.

büyük insanlar denen kişilerin tarihsel olaylardaki önemleri sanıldığından çok daha azdır.

eylemimiz ne kadar soyutsa ve bu yüzden de başka insanların eylemlerinden ne kadar uzaksa, o kadar özgür ve tersine, eylemimiz başka insanlara ne kadar yakınsa, o kadar özgürlükten uzaktır.

başka insanlarla kurulan en güçlü, en kopmaz, en zorlu ve sürekli ilişki, başka insanlar üzerinde iktidar sahibi olmak denen, aslında gerçek anlamı onlara en yüksek bağımlılık olan ilişkidir.

mutluluk anları nasıl adaletsizce bölünüyor bazen.

bir genç için aydın kadınlardan daha lüzumlu bir şey yoktur.

tekerleklerin yürümesi için yağlama ne kadar gerekliyse, en iyi, en dostça ilişkilerde de yaltakçılık ve övgü o kadar gereklidir.

bu dünyada ödül beklemek doğru değil; bu dünyada onur, doğruluk yok. bu dünyada düzenbaz, kötü olmak gerek.

dünyada en büyük arzumun ne olduğu bana sorulsaydı, dilencilerin en yoksulundan daha yoksul olmayı istediğimi söylerdim.

her şeyi anlamak, her şeyi affetmektir.

yalnız budalalar şanslarına güvenerek kumar oynar.

biz ancak, hiçbir şey bilmediğimizi bilebiliriz. bu da insan üstünlüğünün en yüksek basamağıdır.

mutluluğu başka yerde değil, kendi yüreğinizde arayın. huzurun kaynağı dışımızda değil içimizdedir.

neyin doğru, neyin yanlış olduğunu takdir etmek insanların işi değil. insanlar daima yanıldılar ve yanılacaklar; hem her şeyden çok da, doğru olduğunu sandıkları şeyde.

doğru olmayan şey, başka bir insana kötülüğü dokunan şeydir.

ben hayatta yalnız iki gerçek felaket tanıyorum: vicdan azabı ve hastalık. mutluluk, bu iki kötülüğün uzak olmasındadır.

kendisine karşı kusurlu olduğun ve karşısında kendini haklı çıkarmayı ümit ettiğin, senin için aziz, sana bağlı bir varlık görürsün; sonra birden bu varlık acı çekmeye başlar, ağrılar duyar, yok olur.. neden?

hüzünlü bir gülümsemede öyle hoş bir şey var ki..

her insan kendisi için yaşar, kendi amaçlarına erişmek için özgürlükten faydalanır; şu veya bu hareketi şimdi yapıp yapmayacağını bütün varlığıyla duyar ama onu yapar yapmaz belli bir an içinde yapılan bu hareket geri alınamaz olur, tarihin malı olur ki, burada onun özgür değil, önceden belirlenmiş bir anlamı vardır.

her insanda hayatın iki tarafı var: birincisi kişisel hayat, ki ilgileri ne kadar soyutsa o kadar özgürdür; ikincisi içgüdüsel hayat; kovan hayatı, ki insan burada zorunlu olarak kanunların ona emrettiğini yerine getirir.

savaşa katılan insanlarda, kendi kişisel özelliklerine, adetlerine, şartlarına ve amaçlarına göre şöyle davranıyorlardı: ne iş gördüklerini, kendileri için ne yaptıklarını biliyorlarmış gibi korkuyor, övünüyor, seviniyor, öfkeleniyor, akılyürütüyorlardı. oysa tarihin aletiydiler, kendilerinden saklı ve bizce anlaşılır bir iş görüyorlardı. değişmez yazgılarıdır bu; toplum içinde ne kadar yükselirlerse o kadar az hürdürler.

beklemeyi bilen için her şey zamanında gelir.

eskilerin bize bıraktıkları kahramanlık destanı örneklerinde tarihin bütün anlamını kahramanlar teşkil eder; bu çeşit tarihin zamanımız için anlamsız olduğu gerçeğine biz hala alışamıyoruz.

dünya olaylarının akışı önceden ve yukarıdan tayin edilmiştir; bu olaylara katılan insanların kendi keyiflerince yaptıkları hareketlerin birbirine uygun düşmesine bağlıdır; bu olaylar üzerinde napoléon'ların etkisi görünüştedir yalnızca.

en parlak, en derin planlar, önlemler bile, savaşı kazandırmazlarsa berbat şeylermiş gibi görünür; her askerlik bilgini de onları, bilgiç bir tavırla eleştirir; savaş kazandıran en kötü planlar, emirlerse çok parlak şeylermiş gibi görünür ve en ciddi insanlar da bu kötü planların üstünlüklerini kanıtlamak için ciltlerce yazı yazar.

düşman tarafından işgal edilen bir şehir, ızrına geçilmiş bir kıza benzer.

insanların onca peşinden koştukları, dört elle sarıldıkları zenginliğin, iktidarın; hatta hayatın bile bir değeri varsa, o da bütün bu şeylerin fırlatılıp atılmasındaki zevktedir.

aşk hayattır. hayattan ne anlıyorsam ancak sevdiğim için anlıyorum. her şey sadece sevdiğim içindir, sevdiğim için vardır. her şey ona bağlıdır.

insan zekası için olayların bütün nedenlerini kavramak olanaksızdır. ama nedenleri arayıp bulmak ihtiyacı insan ruhuna özgü bir şeydir. olayların, her biri ayrı ayrı sebep olarak görünebilen, sayısız ve karışık şartlarına nüfuz edemeyen insan zekası, önüne ilk çıkan, kavranması en kolay açıklamaya yapışır, "işte sebep" der.

insan, yapacağı işler için bir amaç edinir. bin verst yol gitmek için insanın kendisini bu bin verstin ötesinde iyi bir şeyin beklediğini bilmesi gerek. yürüme gücü bulabilmek için insanın toprak hakkında bir fikri olması gerekir.

dünyada korkunç bir şey yoktur. dünyada insanın mutlu ve bütünüyle özgür olacağı bir durum nasıl yoksa, bütünüyle mutsuz ve tutsak olacağı bir durum da yoktur.

yüce ile gülünç arasında ancak bir adımlık mesafe vardır.

sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük de yoktur.

kaderin iradesini anlayıp kendi iradesini ona tabi kılan seyrek ve her zaman yalnız insanların kaderidir bu: yığınların nefreti, hor görüşü bu adamlara, yüksek kanunları kavramalarının cezasıdır.

uşak için o büyük adam olamaz; çünkü uşağın kendine göre bir büyüklük anlayışı vardır.

pelin, kendi kökleri üzerinde büyür.

erkekler birbirlerine hiç benzemedikleri zaman dost olur, derler.

sosyal hayatın akıl ve mantıkla idare edilebileceği kabul edilirse yaşama olasılığı da yok olur.

insanda kendini -ne kadar önemsiz bir şey olursa olsun- tamamıyla bir şeye adamak yeteneği olduğu bilinir. yine bilinir ki, üzerinde dikkatle durulunca, önemi sonsuzluğa kadar yükselmeyecek önemsiz bir şey yoktur.

evlenmenin amacı aile ise birkaç kez evlenmek isteyen biri belki çok zevk duyacak ama asla aile sahibi olamayacaktır.

sonuçları büyük olan bütün düşünceler genellikle basittir.

kötü insanlar birbirlerine bağlıysalar ve nasıl bir güç oluşturuyorlarsa, namuslu insanların da aynı şeyi yapmaları gerekir. bu kadar basit.

10.06.2014

sergey neçayev

aziz çalışlar

1869 yılında, herzen, ogaryov ve bakunin'le isviçre'de yakından bir ilişki kuran ve moskova üniversitesi'nde okuyan neçayev adlı bir bağnaz devrimci, öğrenci arkadaşlarını gelecekteki bir devrim adına örgütlemeye başlar.

"halkın öcü" adıyla tanınan, enternasyonal'in temsilcisi ve tüm rusya devrimcileri komitesi'nin üyesi olduğunu ileri süren, son derece merkezi bir örgütün kurucusudur neçayev. bu girişiminde neçayev'i, kendisine alliance révolutionnaire européenne committée général adını taşıyan, gerçekte var olmayan bir örgütün mühürü ile özel bir garanti belgesi veren bakunin desteklemektedir.

neçayev'in devrimci kateşizm adını taşıyan kitapçığı, acımasız ve dürüst olmayan savaşım yöntemlerini savunmaktadır: "devrimci, yerleşik toplumsal ahlaktan tiksinip ondan nefret eder. onun için, yolu devrimin zaferine açan her şey ahlaka uygundur. onun yolunun karşısına dikilen her şeyse ahlaka aykırıdır."

bu ilkeler çevresindeki eylem, başlarındaki şef yoluyla yukarıdaki bir gruba bağlı beşer kişilik gruplarca yürütülecekti. 1869 yazında italya'dan dresden'e geçen dostoyevski'ye, orada karısı anna'nın moskova tarım akademisi'nde öğrenci olan ağabeyi, bu gençlerin yaşamlarını, devrim üzerine bilgilerini anlatır. bu arada da, ivanov adındaki bir öğrenciden de renkli bir biçimde söz eder. ancak, ivanov, neçayev'in elindeki belgenin gerçekliğinden kuşkulanan ve neçayev'in yöntemlerine de karşı çıkan biridir.

birkaç ay sonra bir haber yıldırım hızıyla bütün dünyaya yayılır. 21 kasım'da, ivanov, akademinin arka bahçesinde neçayev'le üç arkadaşı tarafından öldürülüp cesedi havuza atılmıştır. öldürülenlerin "halkın öcü" örgütü üyeleri olduğu, ivanov'un hainlik etmesinden ve kendilerini ele vermesinden korktukları için kendisini öldürdükleri, bunu da neçayev'in başkanlığında, onun bir kışkırtması sonucu yaptıkları ortaya çıkar. bu üç kişi, öbür örgüt üyeleriyle birlikte tutuklanıp 1870 haziran'ında st. petersburg'da yargılanırlar. neçayev ise isviçre'ye kaçar.

9.06.2014

gün eksilmesin penceremden

cahit sıtkı tarancı


ne doğan güne hükmüm geçer
ne halden anlayan bulunur
ah aklımdan ölümüm geçer
sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur

ve gönül, tanrısına der ki
- pervam yok verdiğin elemden
her mihnet kabulüm, yeter ki
gün eksilmesin penceremden

me-ti

bertolt brecht

yeni dünyaların ve yeni makinelerin bulunması, insanoğluna büyük bir özgürlük getirmişti. insanoğlu doğadan daha iyi yararlanmayı öğrenince birçok kısıtlamadan da kurtulmuş oldu. ama kazanılan yeni özgürlük aradan kısa bir süre geçtikten sonra insanın insanı ezme ve sömürme özgürlüğüne dönüştü. çağımızda ise başka sınıfları ezen ve sömüren sınıflar, ezdiklerinden ve sömürdüklerinden ulusu özgürlüğe kavuşturmalarını, başka deyişle ulusa öteki ulusları ezme ve sömürme özgürlüğünü sağlamalarını istiyorlar. oysa bu tüz özgürlükler arttığı oranda yeryüzünde kölelik de artacaktır.

cinsiyet organını kiralamak için para alan kadının, organını başkalarına da kiraya vermesi, tersi taraflar arasında kararlaştırılmış olmadıkça ahlaka aykırıdır. ancak bu tür ülkelerde cinsiyet organını kiraya vermeyen kadın ne yiyecek bir lokma ne de bir barınak bulabilir; dolayısıyla o kadının aldatması, yalnızca ahlaka aykırı bir sözleşmeye aykırı davranmak anlamını taşır. düşünün ki, çıplaklığını satmayan kadın, bu çıplaklığını örtmek için bir şey alamaz! böyle ülkelerde hem zina hem de evlilik ahlaka aykırıdır.

halk, özel erdemler ortaya koymaktan kaçınamaz. halk iktidar sahiplerinin elinde oyuncak olduğu sürece, iktidardakileri devirmek için bu erdemleri ortaya koymak zorunda kalacaktır. özgürlük tutkusu, adalet duygusu, yüreklilik, satılmazlık, özveri, sıkıdüzen- bunların tümü bir ülkeyi içinde yaşanılması için özel erdemlere gerek duyulmayacak kadar değiştirebilmek için gereklidir. bu tür olağanüstü çabaları gerekli kılan da zaten koşulların kötülüğüdür.

kazanç getiren şey orman değil, ağaç kesmek üzere ormana götürülen insanlardır. kazanç getiren, pamuk değil; toplayıcılar, iplik bükenler ve dokumacılardır. orman ve pamuk, insanları sömürerek para kazanılmasını sağlayan araçlardır. bu sistem insanların giderek daha çok, yeryüzünün ise giderek daha az sömürülmesini sağlar.

insanın tümcelerini okuyabilmesinin en iyi yolu, okurken aynı zamanda okunana uygun düşen devinimlerin yapılmasıdır; bunlar, saygı, öfke, karşısındakini inandırma isteği, alay, bellemek, karşısındakini şaşırtmak, uyarmak, korkmak ya da korku vermek anlamına gelebilecek devinimlerdir.

8.06.2014

inanç

arthur koestler

inanç hiç de akıl yoluyla edinilmez. bir dizi mantıksal tümdengelimlerle bir kadına âşık olamaz, bir kilisenin içine giremezsiniz. us, bir inanç aşamasını geçerli sayabilir; ama yalnızca iş işten geçtikten ve inanan, eylemiyle şimdiden inandığı şeye güdümlendikten sonra. inanma, inanç değiştirmede ama yalnızca her durumda ve koşulda, uzun süredir içine kapalı ruhun alanlarında olgunlaşan bir değişimin bilinçlenmesine olanak tanıyan yaratıcının inanç değiştirmesinde bir rol oynayabilir. inanç kazanılmaz. tıpkı bir ağaç gibi boy atar. doruğu gökyüzüne uzanır, kökleri geçmişe gömülür ve atalardan kalma bir humusun karanlık özsuyu ile beslenir.

6.06.2014

şimdi uzaklardasın

mehmet h. doğan

ilk gençlik yıllarında, memleketin ıssız, hareketsiz kasabalarında geçirilen uzun yıllar, yalnız kalmanın hiç de öyle korkulacak bir şey olmadığını öğretir insana, kendi kendini biriktirmeyi öğretir.

edip cansever: bizlere dadanan her yakıcı umutsuzluk, her küstah acı, bir güzelliğe, bir yaşama direncine dönmek zorundadır. anlam da bizde, anlamsızlık da.

küçük kentlerde, tenha kasabalarda yaşamak zordur; sonsuz bir özveri gerektirir, kendine yetme gücü gerektirir. düzayak yaşam kolaydır; ama sıkıcıdır. ya da yaşamdan, dünyadan beklentilerinizin adamakıllı azaldığı bir yaşa ulaşmanız gerekir.

aziz nesin: bir her yana birden koştuk, koşmak zorunda bırakıldık. tarih, ekonomi, politika, edebiyatın her dalı, öykü, roman, tiyatro, sosyoloji, daha neler neler.. olamaz, olmamalı böyle şey. olur demek, hiçbiri tam olarak olamaz demektir.

çok denedim anlatmayı, yazmayı; ama olmuyor, acılar bu kadar sıcak ve tazeyken anlatamıyor insan. bütün yazılanlar, bütün anlatılanlar hafif, çocuksu kalıyor yaşananın yanında, insanı doyurmuyor. yaşananın ağısı yüreğe oturdukça sıkıyor boğazını insanın.

asım bezirci 2 temmuz 1993'te sivas'ta 35 şair, yazar, sanatçı, aydınla birlikte yobazlarca yakıldı.

denizin morluğunu belirtmek için
deniz mordur demek yetmiyor
o morun gerekçesini de belirtmeli
denizle olan ilişiğini de
ondan sonra deniz mor (metin eloğlu)

metin altıok ağır yanıklarla bir hafta daha boğuştuktan sonra 9 temmuz 1993 günü gitti. onları yakan karanlık çağ artıklarının yargılanmasıysa 5 yıl sonra hala sürüyordu. 37 insanın yaşama hakkını ellerinden vahşice alan gözü dönmüş yabanlar, ağır tahrik (!) nedenleri ileri sürülerek kurtarılmaya çalışılıyor.

evet önümüz bahardır biliyorum
leylaklar açacak biliyorum
kiraz da çıkacak yakında
iyi şeyler söylemek de gerek biliyorum
sevgilim güzelim bir tanem biliyorum da
şimdilik bağışla (turgut uyar)

övgü nesine artık yaşamayanların! övgü, olsa olsa biz yaşayanların işine yarayan kalp bir paradır.

halikarnas balıkçısı: her yaşayan insan hayatın askeridir. ölüm var, her zaman. ölüm hayata sığmıyor ama hayat ölümü aşıyor. hayat doğadır.

şakir paşa'nın torunu olan cevat şakir kabaağaçlı, 87 yıllık ömre birkaç kişinin yaşamını sığdırarak kendi bildiği, istediği gibi, kendisine nasıl geliyorsa öyle yaşadı. orta öğrenimini robert kolej'de okuduktan sonra oxford'da yeni çağlar tarihi bölümünü bitirip yurda döndüğünde (1910) kendine pekala yüksek maaşlı bir görev edinebilecekken, gazete ve dergilerde çevirmenlik, yazarlık, ressamlık yaparak sürdürdü yaşamını. daha sonra şöyle diyecektir: "oxford'da dört yılda öğrendiklerimi unutmak için dört yıl harcadım."

rengini dünyaya ilk defa sunan
adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerin
sevgilim
bana "sen bir şairsin" dediğin zaman (edip cansever)

kan var bütün kelimelerin altında

cemal süreya


posta arabalarından söz et bana
kan var bütün kelimelerin altında
ezop'un şu lanetli dilinden söz et
kan var bütün kelimelerin altında
umulmadık bir gün olabilir bugün
aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
bir çay söyle yağmurların kokusunda
kan var bütün kelimelerin altında
işte durup dururken şurda
bir yelpaze gibi açıldı sesin
gözün en gürültülü kanadında
göğün en ince dalında

kan var bütün kelimelerin altında
umulmadık bir gün olabilir bugün
bir çeşme gibi akabilir cumartesi
çığlığındaki sessiz harfler
dün gecenin ağırlığıdır damarlarında
ne güzel konuşur sokak satıcıları
fötr şapkalarıyla ne kalabalıktırlar
ve çiçekçi kızların göğüsleri
daha suçsuzdur kırlangıç yumurtasından
kan var bütün kelimelerin altında
yaprağını dökecek ağaç yok burda
ama ışık sökebilir olanca renklerini
sürekli işbaşındadır belleğin
tanık şairler arasında
oyuncu arkadaşlar arasında

yolculuk bir kafiye arayabilir
atının kuyruğundaki düğümde

ölüm bir kafiye arayabilir
ak gömleğinde

yol bir kafiye arar ve bulur
dönemeçlerin benzerliğinde

kan var bütün kelimelerin altında
bir gül al eline söz gelimi
kan var bütün kelimelerin altında
beş dakka tut bir aynanın önünde
sonra kes o aynadan bir tutam
beyaz bir tülbent içinde
koy iç cebine
bütün bir ömür kokar o ayna
kan var bütün kelimelerin altında
işte o kandır senin gülüşün
sızmıştır hayatın derinlerine
siyahtır orda kırmızıdır
daldan dala atlar
sever çocuklara anlatılan masalları
ama iş savunmaya gelince
yalnız alevi savunur
ve güneşin solmaz çekirdeğini
yalnız doruklarda

umulmadık bir gün olabilir bugün
kan var bütün kelimelerin altında

5.06.2014

emek

henry miller

bugünün insanları için cennet sadece günahtan kurtulma anlamını taşımaz, işten kurtulma anlamını da taşır; çünkü çalışma nefret ve tiksinti vericidir. insanoğlu tanrı'ya ulaşmak için kestirme yol arar. tanrı'nın sırrını çalmaya kalkışır. sonuç ne olmuştur? günah, hastalık, ölüm. başlangıcı olmayan savaş, başlangıcı olmayan huzursuzluk. bildiğimiz küçücük şeyleri, kendimizi ortadan kaldırmak için kullanırız. yarattığımız canavarın zulmünden nasıl kaçacağımızı bilmiyoruz. günün birinde mutluluğu bulacağımıza kendi kendimizi inandırmaya çalışıyoruz; oysa, doğruyu söylemek gerekirse, kendimize daha çok, daha büyük işler çıkartıyor, kendimizi daha büyük sıkıntılara sokuyoruz. buluşlarımızla dünya yüzünü değiştiriyoruz. öyle bir gün gelecek ki dünyayı tanınmayacak şekilde değişmiş bulacağız. yaşantı dayanılmaz bir hale gelinceye kadar.. uzak bir yıldızın ışınları.. sorarım size, eğer bu değişmez ışınlar insan olmayan bir yaratığı etkiliyorsa, bizi neden etkilemesin? cennetin bütün yıldızları, güneşin yardımıyla üzerimizde parıldarken neden hala karanlık içinde bocalıyoruz? eğer bizi meydana getiren madde tahrip olmazsa, neden yavaş yavaş eriyip bitiyoruz? eriyip biten nedir? bizi meydana getiren elemanların erimedikleri gerçek. eriyor, yok oluyoruz; çünkü yaşama arzumuzu yitiriyoruz. peki neden böylesine önemli bir alev sönüyor? inançtan yoksun olduğumuz için. doğduğumuz anda, fani olduğumuz söyleniyor. kelimeleri anlamaya başladığımız andan itibaren, yaşamak için öldürmemiz gerektiğini öğreniyoruz. ne kadar iyi, ne kadar akıllıca yaşarsak yaşayalım, hasta olup öleceğimiz hatırlatılıyor. ölüm düşüncesi daha doğuşumuzdan itibaren kafamıza yerleşiyor. öleceğimiz üzerine en küçük bir kuşku dahi var mıdır?

cinayet

john berger

hepimiz hayatın bedenimizi anlamla doldurduğunun farkındayız; başka bedenlerin başka hayatlar içerdiğinin ve bu hayatların, bedenin bütün parçalarının varoluşundan çok daha büyük bir anlam taşıdığının da farkındayız. dolayısıyla, bir kez düşünülerek işlenmiş cinayetler, bir bedeni ortadan kaldırmaktan çok, bir varlığı yok etme girişimidir. çoğu intiharın nedeni budur. intihar olaylarının pek azında kendi bedenine karşı girişilmiş bir saldırganlıktan söz edilebilir; intihar edenin isteği, o bedenin içerdiği dünyanın anlamını susturmaktır.

ölümün hayat için gerekli bir çelişki olduğunu söylemek beylik bir laftır; ama doğrudur da. fakat ne tarzda bir çelişkidir bu? hayata hiç benzemeyen bir tarzda ölümün hiçbir çelişkiyi içermediği midir yoksa? ölüm tekildir. hiçbir ölüm bir başka ölümü içermez. kendisi dışında hiçbir şeyi kapsamaz, kendisi de bir hiçtir. tekil olduğu için de kısmidir, düşünebileceğimiz hiçbir bütün de tekil olamaz.

4.06.2014

kibar semtler

louis aragon

insanın günü gününe uymaz; bugün zenginlikler içinde yüzer, yarın sefaletin koynundadır.

bir kadın hiçbir zaman gerçek anlamda bizim olamaz; kendine özgü bir dünyası vardır kadının.

her insanda, kendi çehresinden bile daha derin, daha kalıcı bir iş, yani küçücük alışkanlıklar, "mani" dediğimiz küçüklükler yaşar. aslında evlilik dediğimiz şey, bu küçüklüklere, bu alışkanlıklara duyulan nefretin izdüşümüdür; bozulmadan sürüp giden sevgiler de, aynı alışkanlıklara bakarken gösterdiğimiz anlayış ve yumuşaklığın eseridir.

inanılmaz bir doymazlık vardır sanatçının yapısında, hep arar sanatçı ve neyi arar? hiç kuşkusuz kendini aramakta, bir hayaletin, bir çiçeğin bile peşinde koşmaktadır.

bu dünyadaki en sevimli, en çekici yaratıktır şeytan.

kumarhaneler ve oyun salonları, kendilerini ikiyüzlüce mahkum eden bir sistemin en üstün biçimleridir, salt borsa sayesinde yaşayan bir sistemin.

şu da bir gerçektir ki, kötülüğün aşırısı hep iyilik yaratmıştır, tarih bu gerçeğe tanıktır.

hiç adam öldürdünüz mü? sanıldığından çok daha karışık iştir. her şeyden önce, insanlar kendilerini savunurlar. üstelik, örneğin bir tabancanız varsa, bir şey değil. o sayılmaz. hile yapmaktır bir anlamda. ellerinizle, kollarınızla, bedeninizle adam öldürmekten söz ediyorum. birçok kişiyi öldürülmekten kurtarmış olan şey, işin ortasında öldürme isteğinin gevşemesidir. öldürme isteği, temel olan budur. iki güç an vardır: başlamak ve bitirmek. insanın birini öldürürken yüzünün aldığı biçimler hayal edilemez.

3.06.2014

güvenimi geri çekiyorum

juli zeh

insanlardan oluşan; ama yine de insandan korkmaya dayanan topluma,

beden uğruna ruha ihanet eden uygarlığa,

kendi etimle kemiğimi değil de normal bedene ilişkin kolektif vizyonu temsil etmesi istenen bedene,

kendini sağlık olarak tanımlayan normalliğe,

kendini normallik olarak tanımlayan sağlığa,

döngüsel düşünmeye dayalı egemenlik sistemine,

soru sormadan nihai cevap olmak isteyen bir güvenliğe,

varoluşsal sorunları tartışmamızın gerekmediğini ileri süren felsefeye,

iyi ile kötü paradoksuyla yüz yüze gelemeyecek kadar tembel olup sadece "işliyor" veya "işlemiyor" ilkesine tutunan ahlaka,

başarılarını vatandaşı mutlak olarak denetlemeye borçlu olan hukuka,

tam soruşturmanın sadece gizleyecek bir şeyleri olana zarar verdiğine inanan halka,

bir insanın sözleri yerine dna'sına inanmayı tercih eden yönteme,

kendi kaderini tayini tahammül edilemez bir maliyet faktörü olarak gördüğü için kamu yararına,

popülerliğini salt risksiz bir hayat sürdürme vaadine dayandıran siyasete,

özgür iradenin olmadığını iddia eden bilimlere,

kendini immünolojik bir optimizasyon sürecinin ürünü olarak gören aşka,

ağaç evine "yaralanma tehlikesi", ev hayvanına ise "bulaşma riski" diyen ebeveynlere,

benim için neyin iyi olduğunu benden daha iyi bilen devlete,

dünyamızın girişindeki "dikkat! hayat öldürür!" tabelasını kaldıran o salaklara,

yaşamanın ne anlama geldiğini anlayabilmem için kardeşimin ölmesi gerektiği için kendime

güvenimi geri çekiyorum.

2.06.2014

büyük gurbetçi

turgut uyar


senin adın bir deftere yazıldı
eskimez bir mavi deftere
adın
yazıldı

erenköyünde bir bahar eskir
savrulur ve eskir sürek avları
kuzey yarımkürenin çok koyu mavi bir gecesinde
aşkı türkçe kavramanın sağlamlığı başlayınca
bir öğrenci yatakhanesinde
uzak asyalı bir başka öğrenciyle çatışınca
bir sürü ıvır zıvır ve ekimler
bir kahramanlık sandığımız kendimizi
eskir ucuz ormanlarda yürek avları
ve eski anaların belbağladığı hekimler
eskimez senin gurbetçiliğin
yanar, tüter, dağılır
ve ince bir duman eskir bir kalın duman adına

gurbet bir yazgıdır ulusuna
güneşe çıkmak gibi, alınteri bilinir
gurbet bilinir, bir duyarlıktır, bir meslektir

sen herhalde en iyi bilirdin bayramları
paşalarla, yalılarla uzlaştırılan
kısa kış akşamlarını, uzun yaz akşamlarını
kayalar, kayalar ve sahipsiz dağlar adına
bir türkü gibi öfkede söylenen
ıssız hanlar, bilgece susmalar, bakımsız bağlar adına
puslu ve telaşlı garlardan kaçırdığın
bir pençeden, bir katılıktan kayırdığın
her ülkede söylenen bir türkü gibi
aklığın, eskimez bir kış güzelliğinde
sıcak evler, karlı yollar, bağlılıklar adına
bir zorbalığa direnmek adına
anlaşılmazsa
söğütler yeşermez, balıklar bırakmaz döllerini

ellerin bir gezinmedir uykularda
kimine korkudur, ısınmak kimine
eskimez bir kış güzelliğinde
kuzey yarımkürenin çok koyu mavi bir gecesinde
büyük bir alanda, küçük bir cezaevinde
ve çok yabancı dilden iki istasyon-arası biletinde
biliyorum nasıl yaşadığını senin türkçe yokken
mahzun ve yaşamaklı -eskimez elbet-
ülkeni dirençle yaşamak, ülken olmayınca sözlüğünde

sen bir ağlayış gibisin neden
bir çocukluğu sürüklüyorsun kanında
bir güvercin gibi parlar şaşkınlığın
ölüme yakınlığında bir köylünün, uymasında
gök durur ve boncuklar durur pazarlarda
ığdır'da orta anadolu tarlalarında
akşam oldu muydu gaz lambası yakılır
nerde olursa olsun artık. coğrafyada
sürekli bir gurbet vardır

eskimezsin bir mayıs serpintisi gibi
bir mayıs serpintisi ki sağlıklı
ağustos günlerini hazırlayan. güllerini
sürer gurbetçiliğin
halksız bir yazarın acısını taşıyan
kalebent bir şehzade gibi mahzun
börklüce gibi sabırsız haklılığında

öyle bir şey
biraz uzak, biraz çıplak ve yayan