j.g. ballard: biz ayakdeğirmenine bağlı yaratıklarız: tekdüzelik ve geleneksellik her şeyi yönetiyor. tamamen aklı başında bir toplumda delilik tek özgürlüktür.
susanna tamaro: artık insanın nasıl delirdiğini kolayca anlıyorum; yalnız kalmak ve o sesi kesecek düğmeyi bulamamak yeterli.
turgenyev: hastalıkların nedenlerini aşağı yukarı biliyoruz; ruhsal hastalıklar da yanlış eğitimden, insanların kafalarına çocukluktan beri sokulan saçmalıklardan ileri geliyor; kısacası toplumun bozuk düzeninden. toplumu düzeltelim, bu hastalıklar ortadan kalkar. doğru kurulmuş bir toplumda insan, budala ya da akıllı, iyi ya da kötü olmuş, hiçbir önemi kalmaz.
saul bellow: ihtiyar william james haklıysa, mutluluk enerjinin en üst seviyelerinde yaşamaksa ve dünyaya gelişimizin gayesi mutluluk peşinde koşmaksa, delilik katıksız mutluluktur ve siyasi müeyyidelerle koruma altına alınmalıdır.
hamdi koç: kimse kanserli bir hastayı hastaneye kaldırmayı kendine iş edinmez ama bir deliyi ya da eski bir deliyi bir yere kaldırmak, paketleyip depoya kaldırır gibi ya da kapatmak, herkesin şehvetle yerine getirdiği bir toplumsal görev, bir insanlık borcudur.
joyce carol oates: delirmek, bir şeyin inanmak istediğimiz gibi olduğuna inanmaktır, öyle olmadığını bilmemize karşın. delirmemek ise insanın en derin ve derinlikli isteklerinin gerçekte olanla hiçbir ilgisi olmadığını kabullenmektir.
ursula k. le guin: hangi aklı başında insan bu dünyada yaşar da delirmez ki?
ursula k. le guin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ursula k. le guin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1.10.2021
30.03.2021
romancı
ursula kroeber le guin
kehanetleri peygamberler (bedavaya), falcılar (bunlar genellikle belli bir ücret isterler; bu yüzden de peygamberlerden daha çok saygı görürler) ve fütürologlar (bu işten maaş alırlar) yaparlar. kehanet peygamberlerin, falcıların ve fütürologların işidir. romancıların işi değildir. bir romancının işi yalan söylemektir.
meteoroloji bürosu size gelecek salı havanın nasıl olacağını, rand şirketi 21. yüzyılın nasıl olacağını söyleyecektir. bu tür bilgiler edinmek için yazarlara başvurmanızı tavsiye etmem. bununla hiçbir alakaları yoktur onların. bütün yapmaya çalıştıkları, size kendilerinin nasıl olduğunu, sizin nasıl olduğunuzu, neler olduğunu, havanın şimdi, bugün, şu anda nasıl olduğunu anlatmaktır. "bak işte yağmur, işte gün ışığı! aç gözlerini; dinle, dinle." bunu der romancılar. neyi görüp işiteceğinizi söylemezler. size bütün söyleyebilecekleri bu dünyada, üçte biri uyuyarak ve düş görerek, bir diğer üçte biri de yalan söyleyerek geçirilen kendi ömürleri içinde görüp işittikleridir.
işin aslı, bir roman okurken deliririz biraz, kafayı buluruz. olmayan insanların varlığına inanırız, seslerini duyarız. onlarla birlikte borodino savaşı'nı seyre dalar, napolyon bile oluruz. aklımız başımıza -çoğunlukla- kitabı kapadığımızda gelir. gerçekten saygın hiçbir toplumun, yazarlarına güvenmemiş olması hayret edilecek bir şey değildir.
sanatçı, sözcüklerle söylenemeyecek olanla uğraşır. sanat yaptığı araç kurmaca olan sanatçı ise bunu sözcüklerle yapar. romancı, sözcüklerle söylenemeyecek olanı sözcüklerle söyler.
gerçeğin, hayal gücüyle ilgili bir mesele olduğunu öğrettiler bana. en kesin bir olgu bile anlatılış üslubu yüzünden yok olup gidebilir ya da parlayabilir. tıpkı bir kadının üzerinde iyice parlaklaşıp da başka bir kadının üzerinde silikleşen, toza gömülen denizlerimizin o eşsiz organik mücevheri gibi. olgular incilerden daha kesin, daha katı ve daha gerçek değildirler. üstelik onlar gibi duyarlıdırlar.
kehanetleri peygamberler (bedavaya), falcılar (bunlar genellikle belli bir ücret isterler; bu yüzden de peygamberlerden daha çok saygı görürler) ve fütürologlar (bu işten maaş alırlar) yaparlar. kehanet peygamberlerin, falcıların ve fütürologların işidir. romancıların işi değildir. bir romancının işi yalan söylemektir.
meteoroloji bürosu size gelecek salı havanın nasıl olacağını, rand şirketi 21. yüzyılın nasıl olacağını söyleyecektir. bu tür bilgiler edinmek için yazarlara başvurmanızı tavsiye etmem. bununla hiçbir alakaları yoktur onların. bütün yapmaya çalıştıkları, size kendilerinin nasıl olduğunu, sizin nasıl olduğunuzu, neler olduğunu, havanın şimdi, bugün, şu anda nasıl olduğunu anlatmaktır. "bak işte yağmur, işte gün ışığı! aç gözlerini; dinle, dinle." bunu der romancılar. neyi görüp işiteceğinizi söylemezler. size bütün söyleyebilecekleri bu dünyada, üçte biri uyuyarak ve düş görerek, bir diğer üçte biri de yalan söyleyerek geçirilen kendi ömürleri içinde görüp işittikleridir.
işin aslı, bir roman okurken deliririz biraz, kafayı buluruz. olmayan insanların varlığına inanırız, seslerini duyarız. onlarla birlikte borodino savaşı'nı seyre dalar, napolyon bile oluruz. aklımız başımıza -çoğunlukla- kitabı kapadığımızda gelir. gerçekten saygın hiçbir toplumun, yazarlarına güvenmemiş olması hayret edilecek bir şey değildir.
sanatçı, sözcüklerle söylenemeyecek olanla uğraşır. sanat yaptığı araç kurmaca olan sanatçı ise bunu sözcüklerle yapar. romancı, sözcüklerle söylenemeyecek olanı sözcüklerle söyler.
gerçeğin, hayal gücüyle ilgili bir mesele olduğunu öğrettiler bana. en kesin bir olgu bile anlatılış üslubu yüzünden yok olup gidebilir ya da parlayabilir. tıpkı bir kadının üzerinde iyice parlaklaşıp da başka bir kadının üzerinde silikleşen, toza gömülen denizlerimizin o eşsiz organik mücevheri gibi. olgular incilerden daha kesin, daha katı ve daha gerçek değildirler. üstelik onlar gibi duyarlıdırlar.
15.08.2017
devrim ve özgürlük
liam o'flaherty: soylu ve güzel ne varsa özgür ve katıksız bir hayat sürdürme arayışından doğar.hans habe: özgürlükten başka mutluluk yoktur.
nikos kazancakis: özgürlük için çarpışan her zaman küçük bir topluluktur, her zaman da büyük yığınları yenilgiye uğratır.
ivo andric: özgürlük içinde doğan, adalete dayanan bir devlet, tanrısal düşüncenin yeryüzünde gerçekleşen bir damlası gibidir.
şükrü erbaş: hiçbir sevgi tutsaklıkta yeşermez. eşitlik özgürlük ister.
ingeborg bachmann: yasak levhaları, buyruk levhaları olmaksızın düşünmekten korkuyoruz, özgürlükten korkuyoruz. insanlar özgürlüğü sevmiyor. özgürlük nerede boy göstermişse insanlar onunla bozuşmuştur.
erich fromm: bir özgürlük eğilimi olarak başkaldırma eylemi mantığın başlangıcıdır.
arturo perez-reverte: ülkesini satan bir fanatik olmayı, hayatımı "yaşasın zincirler!" diye bağırarak geçirmeye tercih ederim.
thomas more: servetin ve özgürlüğün olduğu yerde, insanlar katı ve adaletsiz buyruklara sabırla boyun eğmeyi zul sayar. buna karşın yoksulluk ve kıtlık insanları köreltir, uysallaştırır ve isyana hazır cüretkar ruhları eze eze öğütür.
nazım hikmet: hiç kimse esir doğmuş olduğundan dolayı kabahatli değildir. fakat esaretini haklı bulan, onu yaldızlayan esir, yeryüzünün en aşağılık mahlukudur.
ursula k. le guin: insanların nasıl hür olunacağını öğrenmeleri lazım. köle olmak kolaydır. hür bir insan olmak için kafanı kullanman lazım.
liam o'flaherty: pis bir çukurda koyunlar gibi ölmektense göğsünü kurşunlara siper ederek ölmek yeğdir.
7.08.2017
hakikat
ursula k. le guin: gerçek, insanı özgürleştirir.
georges bataille: hakikatin bizim üzerimizde hakları vardır. hatta üzerimizdeki tüm haklara sahiptir.
peyami safa: hakikati seviniz, o da sizi sever. hakikati arayınız, o da sizi arar. yalan çin setleri gibi kalın duvarlar örse, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgar dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir: "buradayım!" der.
marcus aurelius: şeyleri, fikrini zorla kabul ettirmek isteyen kimsenin yargıladığı ya da senin onları yargılamanı istediği gibi değil, gerçekte oldukları gibi gör.
margaret atwood: gerçek, tarih olsa onu asla satamazdınız; çünkü insanlar, içinde hiçbir şeyin kokmadığı bir geçmişe sahip olmayı tercih eder.
ingeborg bachmann: nasıl bazıları için tanrı, bazıları için para pul, bazıları için şan ve şöhret, bazıları için de ruhlarının ebedi huzuru önemliyse, benim için de doğru önemlidir.
philipp vandenberg: insanlar, gerçeklerden korktukları kadar hiçbir şeyden korkmazlar.
dave eggers: gerçeği asla bilemeyecek, gerçeğin yakınından bile geçemeyeceğiz. gerçek, şahit olunması gereken bir şeydir. diğer her şey anlatıdan ibarettir, eğlencelidir fakat kaba ve şekilsiz hakikatten ziyade nakış gibi işlenmiş yalanlarla örülüdür.
tagore: eğer gerçeği kavramak istiyorsan kendini tamamıyla ona vermelisin. gerçeğe ulaşmanın başka yolu yoktur.
roland barthes: usta, öğrencinin başını uzun zaman suyun altında tutar, yavaş yavaş su kabarcıkları seyrekleşir; son anda usta, öğrenciyi çıkarıp yeniden canlandırır: "gerçeği, havayı istediğin gibi istediğin zaman, evet, işte o zaman bileceksin onun ne olduğunu."
georges bataille: hakikatin bizim üzerimizde hakları vardır. hatta üzerimizdeki tüm haklara sahiptir.
peyami safa: hakikati seviniz, o da sizi sever. hakikati arayınız, o da sizi arar. yalan çin setleri gibi kalın duvarlar örse, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgar dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir: "buradayım!" der.
marcus aurelius: şeyleri, fikrini zorla kabul ettirmek isteyen kimsenin yargıladığı ya da senin onları yargılamanı istediği gibi değil, gerçekte oldukları gibi gör.
margaret atwood: gerçek, tarih olsa onu asla satamazdınız; çünkü insanlar, içinde hiçbir şeyin kokmadığı bir geçmişe sahip olmayı tercih eder.
ingeborg bachmann: nasıl bazıları için tanrı, bazıları için para pul, bazıları için şan ve şöhret, bazıları için de ruhlarının ebedi huzuru önemliyse, benim için de doğru önemlidir.
philipp vandenberg: insanlar, gerçeklerden korktukları kadar hiçbir şeyden korkmazlar.
dave eggers: gerçeği asla bilemeyecek, gerçeğin yakınından bile geçemeyeceğiz. gerçek, şahit olunması gereken bir şeydir. diğer her şey anlatıdan ibarettir, eğlencelidir fakat kaba ve şekilsiz hakikatten ziyade nakış gibi işlenmiş yalanlarla örülüdür.
tagore: eğer gerçeği kavramak istiyorsan kendini tamamıyla ona vermelisin. gerçeğe ulaşmanın başka yolu yoktur.
roland barthes: usta, öğrencinin başını uzun zaman suyun altında tutar, yavaş yavaş su kabarcıkları seyrekleşir; son anda usta, öğrenciyi çıkarıp yeniden canlandırır: "gerçeği, havayı istediğin gibi istediğin zaman, evet, işte o zaman bileceksin onun ne olduğunu."
5.08.2017
din
ursula k. le guin: elektrikli testere üç yaşındaki bir bebek için ne kadar gerekliyse tanrı da insanlar için o kadar gereklidir.
catherine clement: düşünmek, kutsal olana saygısızlıktır.
leyla erbil: yasaklar, günahlar ve emirler silsilesiyle karşımıza dikilen din, bizden, allah'a yaranmadan başlayarak iktidara, devlete yaranma söyleminden başka bir dil geliştirmemizi bekleyemez.
ece temelkuran: tanrı'nın orta doğu'da icat edilmiş olması tesadüf olamaz. çünkü orası günahlardan kurulu. kimse günahını hatırlamıyor, kimse alacağı intikamı unutmuyor.
şerif mardin: insan, dinsel fikirlerinin kendi iç hayatının bir projeksiyonu olduğunu anladığı anda, artık kendi tabiatının dışında bir miyar aramayacak, kendi kişiliğini idrak etmeye çalışacaktır.
joyce carol oates: eğer tanrının gözünde bütün insanlar eşitse, o zaman bütün bu karın ağrısı niye?
oscar lewis: dinimi anamla babamdan öğrendim; ama biliyorsunuz, iyi öğrenim gören bir kişinin din hakkındaki görüşleri çok daha başkadır.
susanna tamaro: kendinden öte hiçbir şey yoktur. şeytan diye adlandırdığın, senin güvensizliklerin, çocukluğundan beri peşinde sürüklediğin korkulardır.
erich fromm: tanrının buyruğu altındaki insanın özgür iradesi yoktur; o ancak ya tanrının ya da şeytanın iradesinin bir tutsağıdır, hizmetçisidir, kölesidir.
13.06.2017
rüzgargülü
ursula k. le guin
psikoz dediğimiz şey bazen gerçekçilikten başka bir şey değil. ama insanlar sırf gerçekçilikle yaşayamazlar.
bir gün yolculuk günüdür, gece olur ve ertesi gün artık yola devam etmenin faydası yoktur; çünkü gittiğin yere varmışsındır.
bazı insanlar yasadışılığı sırf yasadışılık uğruna severler. kadınlardan ziyade erkekler. yasaları yapan, uygulayan ve çiğneyen erkeklerdir ve sonra bütün bu gösterinin ne kadar harika olduğunu düşünürler. kadınların çoğuysa yasalara aldırmamakla yetinir.
her ne olursa olsun kendi hakkınızdaki hakikati bilmek her zaman en iyisidir.
ne yaptığınızı bildikten sonra düşünmeniz gereken tek şey onu nasıl yapacağınızdır.
akıl sağlığı özgürlüktür.
çoğu insanın zihninin bu kadar sıradan olması şaşırtıcı bir şey.
psikoz dediğimiz şey bazen gerçekçilikten başka bir şey değil. ama insanlar sırf gerçekçilikle yaşayamazlar.bir gün yolculuk günüdür, gece olur ve ertesi gün artık yola devam etmenin faydası yoktur; çünkü gittiğin yere varmışsındır.
bazı insanlar yasadışılığı sırf yasadışılık uğruna severler. kadınlardan ziyade erkekler. yasaları yapan, uygulayan ve çiğneyen erkeklerdir ve sonra bütün bu gösterinin ne kadar harika olduğunu düşünürler. kadınların çoğuysa yasalara aldırmamakla yetinir.
her ne olursa olsun kendi hakkınızdaki hakikati bilmek her zaman en iyisidir.
ne yaptığınızı bildikten sonra düşünmeniz gereken tek şey onu nasıl yapacağınızdır.
akıl sağlığı özgürlüktür.
çoğu insanın zihninin bu kadar sıradan olması şaşırtıcı bir şey.
güzellik, bakan gözdedir.
en iyi labirent zihindekidir.
yalnızca arzudan kurtulan dünyalardan kurtulur. enerji ve arzularımız oldukça dünyalar da var olacak.
acı ben merkezlidir.
ama karanlıkta başka ışıklar doluyor şimdi, birçok ışık: ışıltılar, benekler, diziler, kıvılcımlar.. kimileri burnumuzun dibinde, kimileri uzakta. yıldızlara benziyorlar, evet; ama yıldız değiller. büyük varoluşlar değil gördüklerimiz, sadece küçük hayatlar.
en iyi labirent zihindekidir.
yalnızca arzudan kurtulan dünyalardan kurtulur. enerji ve arzularımız oldukça dünyalar da var olacak.
acı ben merkezlidir.
ama karanlıkta başka ışıklar doluyor şimdi, birçok ışık: ışıltılar, benekler, diziler, kıvılcımlar.. kimileri burnumuzun dibinde, kimileri uzakta. yıldızlara benziyorlar, evet; ama yıldız değiller. büyük varoluşlar değil gördüklerimiz, sadece küçük hayatlar.
3.09.2016
rüyanın öte yakası
ursula k. le guin
güç istencinin özü büyümedir. güç istenci varlığını sürdürebilmek için her başarıyla daha da artmalı, o başarıyı daha yüksekteki bir sonraki hedefe uzanan bir basamaktan ibaret kılmalıdır. elde edilen güç ne kadar büyük olursa daha fazla güce sahip olma iştahı da o denli artar.
lao tzu: büyük yol yitince iyilik ve hakkaniyet buluruz.
hastayla kurulan ilişkinin en değerli dönemi, hep ilk on saniyedir.
h.g. wells: hiçbir şey sağlam kalmaz, hiçbir şey -bir ukalanın zihniyeti hariç- tastamam ve kesin değildir. kusursuzluk, varlığın en derinde yatan gizemli niteliğinin, o kaçınılmaz, marjinal kesinsizliğin inkarıdır sadece.
insanı insan kılan yalnızca diğer insanlar üzerindeki etkisi ve diğer insanlarla kurduğu ilişkilerdir.
chuang tzu: tanrı'ya açılan kapı var olmayıştır.
insanlar yalnız yaşayamazlar; bir başına kalmak tutsaklıkların en beteridir. çevremizde insanlar bulunmasına ihtiyacımız var. karşılıklı yardımlaşabilmek, birbirimizle rekabet edebilmek, birbirimizi birer biley taşı gibi kullanıp zekamızı keskinleştirebilmek için.
dünyada hiçbir şey sebepsiz yere olmaz, olacağı yoksa hiçbir şey olmaz.
dünyada her şeyin bir sebebi olduğuna, insanın bir parçası olduğu bir bütünün var olduğuna ve onun parçası olmakla insanın da bütünlendiğine inanan biri ne olursa olsun asla tanrı rolüne soyunmaya heves etmez. yalnız kendi varlıklarını yadsımış olanların oynamaya can attığı bir oyundur tanrıcılık.
chuang tzu: rüyalarında bayram edenler yas'a uyanır.
alexander pope: insanoğlunun irdelemesi gereken, insandır.
rüyalar tutarsızdır, bencilcedir, akıldışıdır, ahlaksızdır. toplumsallaşmamış tarafımızın ürünüdür onlar.
önemli olan ulaştığın yerdir, oraya nasıl ulaştığın değil.
lafcadio hearn: ebedi kederin, doymak bilmez arzunun ebedi açlığından ibaret olduğunu; sönüp gitmiş güneşlerin, ancak ve ancak kaybolmuş hayatların ateşi söndürülemez tutkularıyla yeniden alevlenebileceğini öğrenmek zorunda kalabiliriz.
dehanın en büyük koşulu, doğru zamanda doğru yerde olmaktır.
dertlerin sökülmüş kumaşını dikip onaran, uykudur.
t.s. eliot'ın bir şiirinde, insanın gerçekliğin fazlasına tahammül edemediğini söyleyen bir kuş vardır; oysa kuş yanılıyor. insan evrenin bütün ağırlığını seksen yıl boyunca gıkını çıkarmadan taşıyabilir sırtında. asıl gerçekdışılıktır onun tahammül edemediği.
hangi aklı başında insan bu dünyada yaşar da delirmez ki?
güç istencinin özü büyümedir. güç istenci varlığını sürdürebilmek için her başarıyla daha da artmalı, o başarıyı daha yüksekteki bir sonraki hedefe uzanan bir basamaktan ibaret kılmalıdır. elde edilen güç ne kadar büyük olursa daha fazla güce sahip olma iştahı da o denli artar.lao tzu: büyük yol yitince iyilik ve hakkaniyet buluruz.
hastayla kurulan ilişkinin en değerli dönemi, hep ilk on saniyedir.
h.g. wells: hiçbir şey sağlam kalmaz, hiçbir şey -bir ukalanın zihniyeti hariç- tastamam ve kesin değildir. kusursuzluk, varlığın en derinde yatan gizemli niteliğinin, o kaçınılmaz, marjinal kesinsizliğin inkarıdır sadece.
insanı insan kılan yalnızca diğer insanlar üzerindeki etkisi ve diğer insanlarla kurduğu ilişkilerdir.
chuang tzu: tanrı'ya açılan kapı var olmayıştır.
insanlar yalnız yaşayamazlar; bir başına kalmak tutsaklıkların en beteridir. çevremizde insanlar bulunmasına ihtiyacımız var. karşılıklı yardımlaşabilmek, birbirimizle rekabet edebilmek, birbirimizi birer biley taşı gibi kullanıp zekamızı keskinleştirebilmek için.
dünyada hiçbir şey sebepsiz yere olmaz, olacağı yoksa hiçbir şey olmaz.
dünyada her şeyin bir sebebi olduğuna, insanın bir parçası olduğu bir bütünün var olduğuna ve onun parçası olmakla insanın da bütünlendiğine inanan biri ne olursa olsun asla tanrı rolüne soyunmaya heves etmez. yalnız kendi varlıklarını yadsımış olanların oynamaya can attığı bir oyundur tanrıcılık.
chuang tzu: rüyalarında bayram edenler yas'a uyanır.
alexander pope: insanoğlunun irdelemesi gereken, insandır.
rüyalar tutarsızdır, bencilcedir, akıldışıdır, ahlaksızdır. toplumsallaşmamış tarafımızın ürünüdür onlar.
önemli olan ulaştığın yerdir, oraya nasıl ulaştığın değil.
lafcadio hearn: ebedi kederin, doymak bilmez arzunun ebedi açlığından ibaret olduğunu; sönüp gitmiş güneşlerin, ancak ve ancak kaybolmuş hayatların ateşi söndürülemez tutkularıyla yeniden alevlenebileceğini öğrenmek zorunda kalabiliriz.
dehanın en büyük koşulu, doğru zamanda doğru yerde olmaktır.
dertlerin sökülmüş kumaşını dikip onaran, uykudur.
t.s. eliot'ın bir şiirinde, insanın gerçekliğin fazlasına tahammül edemediğini söyleyen bir kuş vardır; oysa kuş yanılıyor. insan evrenin bütün ağırlığını seksen yıl boyunca gıkını çıkarmadan taşıyabilir sırtında. asıl gerçekdışılıktır onun tahammül edemediği.
hangi aklı başında insan bu dünyada yaşar da delirmez ki?
Kategori:
.kitap,
alexander pope,
chuang tzu,
h.g. wells,
lafcadio hearn,
lao-tzu,
t.s. eliot,
ursula k. le guin
14.08.2016
bir gül gibi
ursula k. le guin
kendini bir örnek olarak mı sunuyorsun
bir gül gibi açabilir mi insan
kendi hassas özünü çoğaltarak
yoksa işini yapmak yeterli mi
çünkü iş denmez
bir gül olmak için yapılana
tanrı, pencereden dışarı bakarken
eve çekidüzen veriyor
8.02.2016
yerdeniz büyücüsü
ursula k. le guin
insanlar bilmedikleri şeylerden korkarlar.
güç, sadece ihtiyaç olduğunda ortaya çıkmaz; bilgi de olması gerekir.
büyücü olarak doğmuş birinin aklını karanlıkta bırakmak tehlikelidir.
bir şey söylemeden veya bir şey yapmadan önce, ödemen gereken bedeli bilmen gerekir.
insanı insan yapan, davranışlarıdır.
dünya bir denge içindedir. dengededir. büyücülerin dönüştürme ve çağırma güçleri dünyanın dengesini bozabilir. bu güç, tehlikeli bir güçtür. korkunç bir güçtür. bilgiyi izlemeli, gereksinime hizmet etmelidir. bir mum yakan, bir gölge yaratır.
aldatmacalar bile, aptalların elinde tehlike yaratabilir.
kim bir adamın ismini biliyorsa, onun hayatını avuçlarının içinde tutuyor demektir.
günün ağarması dünyayı ve denizi var eder, gölgeden şekli çıkartır, düşü karanlıklar krallığına kovar.
eğer karşılığında verecek bir şeyin yoksa, gemide de yerin yok demektir.
söz sessizlikte
ışık karanlıkta
yaşam ölürken
bomboş gökyüzünde
uçarken parlar atmaca
kötülerin, teslim olmamış ruhları ele geçirmeleri çok zordur.
birçok güçlü büyücü, tüm hayatlarını, bir tek şeyin ismini arayarak geçirirler; tek bir gizli veya kaybolmuş ismi arayarak. yine de listeler tamamlanmış değildir. ne de dünyanın sonuna kadar tamamlanabilecektir. dinleyin, o zaman nedenini anlarsınız.
dünyanın ne kadar aydınlık olduğunu, sen bana gösterinceye kadar unutmuştum.
büyücüler tesadüfen karşılaşmazlar.
insanlar bilmedikleri şeylerden korkarlar.güç, sadece ihtiyaç olduğunda ortaya çıkmaz; bilgi de olması gerekir.
büyücü olarak doğmuş birinin aklını karanlıkta bırakmak tehlikelidir.
bir şey söylemeden veya bir şey yapmadan önce, ödemen gereken bedeli bilmen gerekir.
insanı insan yapan, davranışlarıdır.
dünya bir denge içindedir. dengededir. büyücülerin dönüştürme ve çağırma güçleri dünyanın dengesini bozabilir. bu güç, tehlikeli bir güçtür. korkunç bir güçtür. bilgiyi izlemeli, gereksinime hizmet etmelidir. bir mum yakan, bir gölge yaratır.
aldatmacalar bile, aptalların elinde tehlike yaratabilir.
kim bir adamın ismini biliyorsa, onun hayatını avuçlarının içinde tutuyor demektir.
günün ağarması dünyayı ve denizi var eder, gölgeden şekli çıkartır, düşü karanlıklar krallığına kovar.
eğer karşılığında verecek bir şeyin yoksa, gemide de yerin yok demektir.
söz sessizlikte
ışık karanlıkta
yaşam ölürken
bomboş gökyüzünde
uçarken parlar atmaca
kötülerin, teslim olmamış ruhları ele geçirmeleri çok zordur.
birçok güçlü büyücü, tüm hayatlarını, bir tek şeyin ismini arayarak geçirirler; tek bir gizli veya kaybolmuş ismi arayarak. yine de listeler tamamlanmış değildir. ne de dünyanın sonuna kadar tamamlanabilecektir. dinleyin, o zaman nedenini anlarsınız.
dünyanın ne kadar aydınlık olduğunu, sen bana gösterinceye kadar unutmuştum.
büyücüler tesadüfen karşılaşmazlar.
6.12.2015
içdeniz balıkçısı
ursula k. le guin
benim dinim tanrısız, tartışmacı ve mistiktir.
mantığın uykuya dalması canavarlar doğurur.
gerçek, insanı özgürleştirir.
kalbin, insan aklının anlayamadığı kendi nedenleri vardır.
endişe, idrakle ilgili anormallikleri artırır.
başka bir insanın algılarının sanrı olduğuna hükmetmenin temelinde bu sanrıların hükümde bulunan kişide mevcut olmaması yatar.
ruhumuzu koymadığımız hiçbir şey çalışmaz; tehlikeyi göze almadığımız hiçbir şey emniyetli değildir.
deliler, akıllılardan çok daha sıkı tartışırlar.
dünyadan belli bir maksatla bir anlam çıkartırız. kaosla karşılaşınca, bildik bir şeyler arar veya yaratır ve bununla bir dünya kurarız.
doğru dediğimiz şey nadiren basit olur.
bütün kurgu eserler bize başka türlü erişemeyeceğimiz bir dünya sunarlar.
aşkın söylenme hakkı vardır.
ben gerçekten de gittiğimiz her yere kendi çamurumuzu da götürmemiz gerektiğine inanıyorum. biz çamuruz. biz dünyayız.
ne zaman kendimi kandırsam şairliğim tutar.
adamlarla kadınlar, kadınlarla kadınlar, hep birlikte -aşk-. bu her zaman için çok garip bir şey. insan ne bilirse bilsin, asla buna hazır olamaz. hiçbir zaman.
benim dinim tanrısız, tartışmacı ve mistiktir.mantığın uykuya dalması canavarlar doğurur.
gerçek, insanı özgürleştirir.
kalbin, insan aklının anlayamadığı kendi nedenleri vardır.
endişe, idrakle ilgili anormallikleri artırır.
başka bir insanın algılarının sanrı olduğuna hükmetmenin temelinde bu sanrıların hükümde bulunan kişide mevcut olmaması yatar.
ruhumuzu koymadığımız hiçbir şey çalışmaz; tehlikeyi göze almadığımız hiçbir şey emniyetli değildir.
deliler, akıllılardan çok daha sıkı tartışırlar.
dünyadan belli bir maksatla bir anlam çıkartırız. kaosla karşılaşınca, bildik bir şeyler arar veya yaratır ve bununla bir dünya kurarız.
doğru dediğimiz şey nadiren basit olur.
bütün kurgu eserler bize başka türlü erişemeyeceğimiz bir dünya sunarlar.
aşkın söylenme hakkı vardır.
ben gerçekten de gittiğimiz her yere kendi çamurumuzu da götürmemiz gerektiğine inanıyorum. biz çamuruz. biz dünyayız.
ne zaman kendimi kandırsam şairliğim tutar.
adamlarla kadınlar, kadınlarla kadınlar, hep birlikte -aşk-. bu her zaman için çok garip bir şey. insan ne bilirse bilsin, asla buna hazır olamaz. hiçbir zaman.
17.10.2015
dünyanın doğum günü
ursula k. le guin
elektrikli testere üç yaşındaki bir bebek için ne kadar gerekliyse, tanrı da insanlar için o kadar gereklidir.
düşünmek, yapmanın bir yoludur; kelimeler de düşünmenin bir yolu.
savaşta herkes tutsaktır.
bir erkek için sikmek, bir kadın için olduğu gibi aşkın ve hayatın sadece bir boyutu değil, en önemli şeyidir.
içe dönük insanlarla ilgili hemen hiç iyi bir şey yazılmaz. baskın karakterler hep dışa dönüktür. insan yirmi yazardan on dokuzunun içe dönük olduğunu fark edince hayli garip geliyor bu. bize "dışa açık" olmamaktan utanmamız öğretildi. ama yazarların işi içe dönmektir.
anlatılmamış hikaye yalan doğurur.
toplumun olumsuz baskısına karşı oluşturulan ilişkiler korkunç bir zorlanma altında olur; zaman geçtikçe de alıngan, haddinden fazla heyecanlı ve huzursuz bir hal alırlar. gelişecek yerleri yoktur. ilk başlarda ödenecek kişisel bedel yüksek olur.
elektrikli testere üç yaşındaki bir bebek için ne kadar gerekliyse, tanrı da insanlar için o kadar gereklidir.düşünmek, yapmanın bir yoludur; kelimeler de düşünmenin bir yolu.
savaşta herkes tutsaktır.
bir erkek için sikmek, bir kadın için olduğu gibi aşkın ve hayatın sadece bir boyutu değil, en önemli şeyidir.
içe dönük insanlarla ilgili hemen hiç iyi bir şey yazılmaz. baskın karakterler hep dışa dönüktür. insan yirmi yazardan on dokuzunun içe dönük olduğunu fark edince hayli garip geliyor bu. bize "dışa açık" olmamaktan utanmamız öğretildi. ama yazarların işi içe dönmektir.
anlatılmamış hikaye yalan doğurur.
toplumun olumsuz baskısına karşı oluşturulan ilişkiler korkunç bir zorlanma altında olur; zaman geçtikçe de alıngan, haddinden fazla heyecanlı ve huzursuz bir hal alırlar. gelişecek yerleri yoktur. ilk başlarda ödenecek kişisel bedel yüksek olur.
9.01.2015
güçler
ursula k. le guin
soylu sözler de insana nasıl mutsuz olacağını öğretebilir. hayatlarımızı üzerine inşa ettiğimiz o sağlam inanç temelini bir kez yerinden kaldırırsan bir şey kalmaz. sadece kelimeler! debdebeli, boş kelimeler. insan sadece kelimelerle yaşayamaz. sadece inanç insana yaşam ve huzur verir.
insan, kahin gözünün gördüğü yere gitmekten kurtulamaz.
insanlar genellikle bir işin nasıl yapıldığını yapandan daha iyi bilirler; bir de yol gösterirler; o yüzden işi yapanın kendi fikrini kendine saklamasında fayda vardır.
ancak ahmaklar talihten fazlasını bildiklerini sanırlar.
savaş tehdidi ve varlığı sıradan meselelere bir gerginlik, bir heyecan ışıltısı katar. belki de erkekler kendilerini önemli hissetmek için savaşa bel bağlıyorlardır; tıpkı politikaya da bel bağladıkları gibi; belki de şiddet ve yıkım ihtimali, normalde küçük gördükleri ev yaşantısına sathi bir çekicilik veriyordur. kendilerini böyle önemli hissetme ihtiyacında olmayan ve bu horgörüyü paylaşmayan kadınlar genellikle savaşın erdem ve gerekliliğini anlayamazlar; ama onlar da bu sathi çekiciliğe kapılabilirler ve cesaretin güzelliğine bayılırlar.
adalet tanrıların elinde; ölümlü eller ise sadece merhamet ve kılıcı tutar.
zemheri gecesinin karanlığında
şafağı arar gözlerimiz
keskin soğuğun kollarında
güneşe hasret yüreğimiz
böyle kör, böyle tutsakken ruhumuz
sesleniriz sana
gel bize ışık ol, ateş ol, hayat ol
hürriyet
efendilerinden daha akıllı olma. pahalıya mal olur.
zihnin ihtiyaç duyduğunu öğrenme ve istediğini düşünme gücünden başka nedir ki hürriyet? insanın bedeni zincirlenmiş bile olsa zihninde filozofların düşünceleri ve şairlerin kelimeleri varsa zincirlerinden kurtulabilir, ulular arasında yürüyebilir.
yalana inanmak, yalan bir hayat yaşamaktır.
insanların nasıl hür olunacağını öğrenmeleri lazım. köle olmak kolaydır. hür bir insan olmak için kafanı kullanman lazım.
aradıkça artan, ruhu güçlendiren üç şey: aşk, öğrenmek, hürriyet.
soylu sözler de insana nasıl mutsuz olacağını öğretebilir. hayatlarımızı üzerine inşa ettiğimiz o sağlam inanç temelini bir kez yerinden kaldırırsan bir şey kalmaz. sadece kelimeler! debdebeli, boş kelimeler. insan sadece kelimelerle yaşayamaz. sadece inanç insana yaşam ve huzur verir.insan, kahin gözünün gördüğü yere gitmekten kurtulamaz.
insanlar genellikle bir işin nasıl yapıldığını yapandan daha iyi bilirler; bir de yol gösterirler; o yüzden işi yapanın kendi fikrini kendine saklamasında fayda vardır.
ancak ahmaklar talihten fazlasını bildiklerini sanırlar.
savaş tehdidi ve varlığı sıradan meselelere bir gerginlik, bir heyecan ışıltısı katar. belki de erkekler kendilerini önemli hissetmek için savaşa bel bağlıyorlardır; tıpkı politikaya da bel bağladıkları gibi; belki de şiddet ve yıkım ihtimali, normalde küçük gördükleri ev yaşantısına sathi bir çekicilik veriyordur. kendilerini böyle önemli hissetme ihtiyacında olmayan ve bu horgörüyü paylaşmayan kadınlar genellikle savaşın erdem ve gerekliliğini anlayamazlar; ama onlar da bu sathi çekiciliğe kapılabilirler ve cesaretin güzelliğine bayılırlar.
adalet tanrıların elinde; ölümlü eller ise sadece merhamet ve kılıcı tutar.
zemheri gecesinin karanlığında
şafağı arar gözlerimiz
keskin soğuğun kollarında
güneşe hasret yüreğimiz
böyle kör, böyle tutsakken ruhumuz
sesleniriz sana
gel bize ışık ol, ateş ol, hayat ol
hürriyet
efendilerinden daha akıllı olma. pahalıya mal olur.
zihnin ihtiyaç duyduğunu öğrenme ve istediğini düşünme gücünden başka nedir ki hürriyet? insanın bedeni zincirlenmiş bile olsa zihninde filozofların düşünceleri ve şairlerin kelimeleri varsa zincirlerinden kurtulabilir, ulular arasında yürüyebilir.
yalana inanmak, yalan bir hayat yaşamaktır.
insanların nasıl hür olunacağını öğrenmeleri lazım. köle olmak kolaydır. hür bir insan olmak için kafanı kullanman lazım.
aradıkça artan, ruhu güçlendiren üç şey: aşk, öğrenmek, hürriyet.
14.05.2012
mülksüzler
ursula k. le guin
bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.
hiçbir zaman hiçbir şey olmuyordu. olay gerçekten çıktığında da, o hazırlıklı değildi.
ölmek, kendini yitirmek ve diğerlerine katılmaktır. o ise kendini kurtarmış, diğerlerini yitirmişti.
makineler olmasa da, kürekle kazmak veya sırtta taşımak gerektiğinde belki erkekler daha hızlı çalışır -iri olanları yani- ama kadınlar daha çok çalışır. çoğu kez bir kadın kadar dayanıklı olmayı istediğim olmuştur.
benzetmeleri kullanarak her şeyi kanıtlayabilirsin.
erkeğin istediği özgürlüktür. kadının istediği mülkiyettir. seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. bütün kadınlar mülkiyetçidir.
erkeklerin çoğunlukla anarşist olmayı öğrenmek zorunda kaldıklarını düşünüyorum. kadınlar öğrenmek zorunda değiller.
nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. ama gerçekliğin, rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçeğin, acının gerçekliğinin acı olmadığına inanıyorum. eğer içinden geçebilirsen. eğer sonuna kadar ona dayanabilirsen.
insan yaşamının gerçek durumu sevgidir.
tuhaf ölçüde şık, görkemli makineler olan kiralık arabalarla kent dışına çıktılar. yollarda pek fazla araba yoktu. araba kiralamak çok pahalıydı ve çok az kişinin özel arabası vardı. çünkü vergiler çok ağırdı. halkın özgür kullanımına bırakıldığı zaman, yerine konulamayacak doğal kaynakları kurutma veya çevreyi, artık ürünlerle kirletme eğilimi gösterecek bu tür bütün lüksler yasalarla ve vergilendirme yoluyla sıkı bir denetim altında tutuluyordu.
laia asieo odo: bütün olmak parça olmaktır; gerçek yolculuk geri dönüştür.
geri dönmeyen ya da haberini iletecek gemileri göndermeyen kaşif, kaşif değildir, olsa olsa bir maceracıdır; oğulları da sürgünde doğar.
burada yalnızdı; çünkü kendini sürgün etmiş bir toplumdan geliyordu. kendi dünyasında hep yalnız olmuştu; çünkü kendini toplumundan sürmüştü.
laia asieo odo: aşırılık dışkıdır. bedende kalan dışkı da zehirdir.
çocukluğundan beri birçok bakımdan başkalarından farklı olduğunu biliyordu. bir çocuk için böyle bir farklılığın bilinci çok acı vericidir; çünkü henüz bir şey yapmamış ve bir şey yapacak durumda olmadığından, bunu mazur gösteremez. kendi açılarından farklı olan büyüklerin varlığı, böyle bir çocuğun tek güven kaynağıdır.
nezaketi uzlaşma içermiyordu. hükmetme yarışına girmediği için ona hükmetmek mümkün değildi.
anarres öğrenme merkezlerinde dersler böyle düzenlenirdi: öğrencilerin isteğiyle, öğretmenin inisiyatifiyle ya da her ikisiyle birlikte.
en alttaysan, aşağıdan yukarıya örgütlenmelisin.
o kadar cömertçe sunulan şeyleri alacak kadar güçlü değildi. bu güzel vahada kendini bir çöl bitkisi gibi kuru ve kavruk hissediyordu. anarres'teki yaşam onu mühürlemiş, ruhunu hapsetmişti; yaşam pınarları, çevresinde dolup taşıyor; ama o bir türlü içemiyordu.
bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın. suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.
kuşyemi, şehirli işçi sınıfı için üretilen popüler basın, gazeteler, yayınlar ve edebiyata argoda verilen addı.
eğer öldürmek isteseydin, buna karşı çıkarılan bir yasa seni engeller miydi? zorlama, düzeni sağlamanın en etkisiz yoludur.
bir insana onu birkaç yıl içinde öldürecek ya da sakatlayacak bir işte çalışmasını söyleyemezsiniz. neden bunu yapsın ki?
eğer çoğunlukla mekanik bir dokuma tezgahında çalışıyorsan, her on günde bir dışarı çıkıp değişik bir grup insanla birlikte boru döşemek veya tarla çapalamak hoş gelir insana.. paranın olmadığı bir yerde gerçek dürtüler belki daha açık çıkar ortaya. insanlar bir şeyler yapmaktan hoşlanırlar. yaptıkları işi iyi yapmak isterler. insanlar tehlikeli, zor işleri üstlenirler; çünkü onları yapmaktan gurur duyarlar, daha zayıf olanlara.. nasıl denir.. hava atabilirler -biz buna bencilleşmek diyoruz. hey, bakın küçükler, ne kadar güçlü olduğumu görün!
insan iyi yaptığı şeyi yapmak ister.
yüreği ona kardeşim diyen genç varlıklara uzanmak istiyordu; ama ne o onlara, ne de onlar ona ulaşabiliyorlardı. yalnız olmak için doğmuştu, kahrolası soğuk bir entelektüel, bir bencildi.
düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.
eğer gereksinmem olmayan şeyleri alırsam, gereksinme duyduklarıma hiçbir zaman sıra gelmez.
yaşam, aşağıda, soğuk karanlıkta, kayaların arasından çabucak akıp giden ırmak.
zamanı gayet safça, uzanıp giden bir yol gibi görüyordu. ileri doğru yürüyüp bir yerlere varıyordunuz. eğer şanslıysanız, gidilmeye değecek bir yer oluyordu bu.
göbek bağları hiçbir zaman kesilmeyen ruhlar var, diye düşünüyordu. hiçbir zaman evrenden kopmuyorlar. ölümü bir düşman olarak görmüyorlar, çürüyüp humusa dönüşmeyi arıyorlar.
eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen, hep güzelmiş gibi görünür. gezegenler, yaşamlar.. ama yakından bakıldığında bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur. günden güne yaşam daha da zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. uzaklığı ararsın, ara vermeyi. dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. yaşamın ne güzel olduğunu görmenin yolu ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor.
yaşamı bütün olarak görmek için tek yapman gereken şey, onu ölümlü olarak görmek. ben öleceğim, sen öleceksin; başka türlü birbirimizi nasıl sevebilirdik ki? güneş de bir gün sönecek, başka türlü nasıl parlamaya devam edebilir?
- adlarınızı bir bilgisayardan aldığınız doğru mu?
- evet.
- bir makine tarafından adlandırılmak ne sıkıcı!
- neden sıkıcı olsun ki?
- o kadar mekanik, o kadar kişiliksiz ki.
- ama yaşayan başka kimsenin sahip olmadığı bir addan daha kişisel ne olabilir?
- hiç kimse mi? tek shevek siz misiniz?
- yaşadığım sürece. benden önce başkaları vardı.
- akrabaları mı kastediyorsunuz?
- akrabalara pek önem vermeyiz; hepimiz akrabayız aslında.
onun için telefon acil gereksinmeleri, ölüm, doğum ve deprem gibi durumları bildirmeye yarayan bir araçtı. ne söyleyeceğini bilmiyordu.
takver, cinselliklerini erkeklerle güç mücadelesinde bir silah olarak kullanan kadınlara "beden satıcısı" diyordu.
insanlar genellikle birbirlerine çok yakından dikkatle bakmazlar; eğer anneyle çocuk, doktorla hasta ya da iki sevgili değillerse.
şu eski ikiyüzlülük. yaşam bir kavgadır ve en güçlü olan kazanır. uygarlığın tek yaptığı güzel sözlerle kanı ve nefreti gizlemek!
eş'siz insanların önünde birbirini okşayıp sevişmek en az aç insanların önünde yemek yemek kadar kaba bir davranıştı.
birbirini öldüren ülke adları değil, insanlar. askerler neden gidiyor? bir insan neden gidip yabancıları öldürür?
burada siz mücevherleri görüyorsunuz, orada gözleri görürsünüz. gözlerde de görkemi, insan ruhunun görkemini görürsünüz. çünkü bizim erkeklerimiz ve kadınlarımız özgürdür, hiçbir şeye sahip olmadıkları için özgürdürler. siz sahipler ise sahiplisiniz. hepiniz hapistesiniz. herkes yalnız, tek başına, sahip olduğu yığınla birlikte. hapiste yaşıyor, hapiste ölüyorsunuz. gözlerinizde görebildiğim yalnızca bu duvar, duvar!
onlarla pazarlık etmeyi düşünmüştü; ancak çok saf bir anarşistin düşünebileceği bir şeydi bu. birey devletle pazarlık edemezdi. devlet güçten başka bir para tanımaz: üstelik parayı da kendisi basar.
düşünen bir adamın işi, bir gerçekliği bir diğeri adına reddetmek değil, onu içermek ve birleştirmekti. kolay bir iş değildi.
var olduğunu bilmek, hükümeti, polisi, ekonomik sömürüsü olmayan bir toplumun var olduğunu bilmek, artık onun yalnızca bir serap, idealist bir düş olduğunu söyleyemeyeceklerini bilmek!
adalet güç kullanılarak elde edilemez.
hiçbir şeyiniz yok. hiçbir şeye sahip değilsiniz. hiçbir şey sizin malınız değil. özgürsünüz. sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir.
vaadi yerine getirdik biz, anarres'te. özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok. bireyler arasında karşılıklı yardımlaşma dışında hiçbir yasamız yok. hükümetimiz yok, yalnızca özgür birlik ilkemiz var. devletlerimiz, uluslarımız, başkanlarımız, başbakanlarımız, şeflerimiz, generallerimiz, patronlarımız, bankerlerimiz, mülk sahiplerimiz, ücretlerimiz, sadakalarımız, polislerimiz, askerlerimiz, savaşlarımız yok. başka da pek fazla bir şeyimiz var sayılmaz. biz paylaşırız, sahip olmayız. varlıklı değiliz. hiçbirimiz zengin değiliz. hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz. eğer istediğiniz anarres ise, aradığınız gelecek oysa, o zaman ona eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum. ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerekiyor. tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir geçmişi olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan, yaşamak için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi. vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. devrim'i satın alamazsınız. devrim'i yapamazsınız. devrim olabilirsiniz ancak. devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir.
insanı canlı tutan, bir yerden ötekine dolaşmak değil, zamanı kendi yanına çekmek. zamanla birlikte çalışmak, zamana karşı değil.
her zaman liste yapmaya gönüllü birileri vardır.
sana yaptırdıkları, şunun yaşayıp bunun öleceğini söylemek. insanın bunu yapmaya hakkı yok, herhangi birine yapmasını söylemeye de hakkı yok.
küçük çocuklar metin oluyorlar. kafalarını çarpınca ağlıyorlar; ama büyük şeyleri olduğu gibi kabul ediyorlar, birçok yetişkin gibi sızlanıp durmuyorlar.
gebe kadınların ahlakı yoktur. yalnızca o en ilkel kendini feda etme içgüdüsü vardır. kitabın da, eşliğin de, gerçekliğin de canı cehenneme, eğer değerli cenini tehdit ediyorsa!
odocu toplum kalıcı bir devrim olarak tasarlanmıştı, devrim ise düşünen bir akılda başlar.
doyum, zamanın bir işlevidir. zevk arayışı döngüseldir, yinelenir, zamandışıdır. izleyicinin, heyecan arayanın, rastgele cinsel ilişkide bulunanın çeşitlilik arayışı hep aynı yerde son bulur. bir sonu vardır. sona erer ve yeniden başlamak zorunda kalır. bir yolculuk ve dönüş değildir, kapalı bir çevrimdir, kilitli bir odadır, bir hapishanedir.
ölü anarşistler şehit olur, yüzyıllar boyu yaşarlar. ama ortadan kaybolanlar unutulur.
yok edemezsen evcilleştir.
entelektüeller her zaman yollarını şaşırabilirler; çünkü zaman, mekan ve gerçeklik gibi ilgisiz şeylerle, gerçek yaşamla bağı olmayan şeylerle ilgilenirler. bu yüzden kötü niyetli sapmalar tarafından kolayca kandırılabilirler.
eğer yola çıkarsan. her zaman gittiğin yere ulaşıyorsun. her zaman da geri dönüyorsun.
özgürlük hiçbir zaman çok güvenli değildir.
biz zamanın çocuklarıyız.
hiçbir şey getirmemişti. elleri bomboştu, her zaman olduğu gibi.
engels: yeni bir dünya hayal etmekle yetinilemez. o dünyayı var olan dünyanın, eski dünyanın somut, bilimsel eleştirisi üzerinde kurulabilir.
le guin'e göre, ikide bir gelip tosladığımız duvarlar, bugünümüzü yaşanmaz kılan engellerdir. bir birey olarak çevremizi saran, devletin, kapitalizmin ya da yalnızca "kamuoyu ön yargısının", çoğunluk kanaatinin duvarlarını yıkmak yeterli değildir. ulusları, ülkeleri, dünyaları ayıran duvarları yıkmak da yeterli değildir. kendimizi kendimizden, an'ı zamandan ve hangi toprak parçasında, hangi gezegende yaşarlarsa yaşasınlar tüm canlı varlıkları birbirinden ayıran duvarlar yıkılana kadar her birimizin birer "olumsuz, tersine duvarcı ustası" olmamız gerek.
içeri kapamak, dışarıda bırakmak, aynı şey.
bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.hiçbir zaman hiçbir şey olmuyordu. olay gerçekten çıktığında da, o hazırlıklı değildi.
ölmek, kendini yitirmek ve diğerlerine katılmaktır. o ise kendini kurtarmış, diğerlerini yitirmişti.
makineler olmasa da, kürekle kazmak veya sırtta taşımak gerektiğinde belki erkekler daha hızlı çalışır -iri olanları yani- ama kadınlar daha çok çalışır. çoğu kez bir kadın kadar dayanıklı olmayı istediğim olmuştur.
benzetmeleri kullanarak her şeyi kanıtlayabilirsin.
erkeğin istediği özgürlüktür. kadının istediği mülkiyettir. seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. bütün kadınlar mülkiyetçidir.
erkeklerin çoğunlukla anarşist olmayı öğrenmek zorunda kaldıklarını düşünüyorum. kadınlar öğrenmek zorunda değiller.
nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. ama gerçekliğin, rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçeğin, acının gerçekliğinin acı olmadığına inanıyorum. eğer içinden geçebilirsen. eğer sonuna kadar ona dayanabilirsen.
insan yaşamının gerçek durumu sevgidir.
tuhaf ölçüde şık, görkemli makineler olan kiralık arabalarla kent dışına çıktılar. yollarda pek fazla araba yoktu. araba kiralamak çok pahalıydı ve çok az kişinin özel arabası vardı. çünkü vergiler çok ağırdı. halkın özgür kullanımına bırakıldığı zaman, yerine konulamayacak doğal kaynakları kurutma veya çevreyi, artık ürünlerle kirletme eğilimi gösterecek bu tür bütün lüksler yasalarla ve vergilendirme yoluyla sıkı bir denetim altında tutuluyordu.
laia asieo odo: bütün olmak parça olmaktır; gerçek yolculuk geri dönüştür.
geri dönmeyen ya da haberini iletecek gemileri göndermeyen kaşif, kaşif değildir, olsa olsa bir maceracıdır; oğulları da sürgünde doğar.
burada yalnızdı; çünkü kendini sürgün etmiş bir toplumdan geliyordu. kendi dünyasında hep yalnız olmuştu; çünkü kendini toplumundan sürmüştü.
laia asieo odo: aşırılık dışkıdır. bedende kalan dışkı da zehirdir.
çocukluğundan beri birçok bakımdan başkalarından farklı olduğunu biliyordu. bir çocuk için böyle bir farklılığın bilinci çok acı vericidir; çünkü henüz bir şey yapmamış ve bir şey yapacak durumda olmadığından, bunu mazur gösteremez. kendi açılarından farklı olan büyüklerin varlığı, böyle bir çocuğun tek güven kaynağıdır.
nezaketi uzlaşma içermiyordu. hükmetme yarışına girmediği için ona hükmetmek mümkün değildi.
anarres öğrenme merkezlerinde dersler böyle düzenlenirdi: öğrencilerin isteğiyle, öğretmenin inisiyatifiyle ya da her ikisiyle birlikte.
en alttaysan, aşağıdan yukarıya örgütlenmelisin.
o kadar cömertçe sunulan şeyleri alacak kadar güçlü değildi. bu güzel vahada kendini bir çöl bitkisi gibi kuru ve kavruk hissediyordu. anarres'teki yaşam onu mühürlemiş, ruhunu hapsetmişti; yaşam pınarları, çevresinde dolup taşıyor; ama o bir türlü içemiyordu.
bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın. suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.
kuşyemi, şehirli işçi sınıfı için üretilen popüler basın, gazeteler, yayınlar ve edebiyata argoda verilen addı.
eğer öldürmek isteseydin, buna karşı çıkarılan bir yasa seni engeller miydi? zorlama, düzeni sağlamanın en etkisiz yoludur.
bir insana onu birkaç yıl içinde öldürecek ya da sakatlayacak bir işte çalışmasını söyleyemezsiniz. neden bunu yapsın ki?
eğer çoğunlukla mekanik bir dokuma tezgahında çalışıyorsan, her on günde bir dışarı çıkıp değişik bir grup insanla birlikte boru döşemek veya tarla çapalamak hoş gelir insana.. paranın olmadığı bir yerde gerçek dürtüler belki daha açık çıkar ortaya. insanlar bir şeyler yapmaktan hoşlanırlar. yaptıkları işi iyi yapmak isterler. insanlar tehlikeli, zor işleri üstlenirler; çünkü onları yapmaktan gurur duyarlar, daha zayıf olanlara.. nasıl denir.. hava atabilirler -biz buna bencilleşmek diyoruz. hey, bakın küçükler, ne kadar güçlü olduğumu görün!
insan iyi yaptığı şeyi yapmak ister.
yüreği ona kardeşim diyen genç varlıklara uzanmak istiyordu; ama ne o onlara, ne de onlar ona ulaşabiliyorlardı. yalnız olmak için doğmuştu, kahrolası soğuk bir entelektüel, bir bencildi.
düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.
eğer gereksinmem olmayan şeyleri alırsam, gereksinme duyduklarıma hiçbir zaman sıra gelmez.
yaşam, aşağıda, soğuk karanlıkta, kayaların arasından çabucak akıp giden ırmak.
zamanı gayet safça, uzanıp giden bir yol gibi görüyordu. ileri doğru yürüyüp bir yerlere varıyordunuz. eğer şanslıysanız, gidilmeye değecek bir yer oluyordu bu.
göbek bağları hiçbir zaman kesilmeyen ruhlar var, diye düşünüyordu. hiçbir zaman evrenden kopmuyorlar. ölümü bir düşman olarak görmüyorlar, çürüyüp humusa dönüşmeyi arıyorlar.
eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen, hep güzelmiş gibi görünür. gezegenler, yaşamlar.. ama yakından bakıldığında bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur. günden güne yaşam daha da zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. uzaklığı ararsın, ara vermeyi. dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. yaşamın ne güzel olduğunu görmenin yolu ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor.
yaşamı bütün olarak görmek için tek yapman gereken şey, onu ölümlü olarak görmek. ben öleceğim, sen öleceksin; başka türlü birbirimizi nasıl sevebilirdik ki? güneş de bir gün sönecek, başka türlü nasıl parlamaya devam edebilir?
- adlarınızı bir bilgisayardan aldığınız doğru mu?
- evet.
- bir makine tarafından adlandırılmak ne sıkıcı!
- neden sıkıcı olsun ki?
- o kadar mekanik, o kadar kişiliksiz ki.
- ama yaşayan başka kimsenin sahip olmadığı bir addan daha kişisel ne olabilir?
- hiç kimse mi? tek shevek siz misiniz?
- yaşadığım sürece. benden önce başkaları vardı.
- akrabaları mı kastediyorsunuz?
- akrabalara pek önem vermeyiz; hepimiz akrabayız aslında.
onun için telefon acil gereksinmeleri, ölüm, doğum ve deprem gibi durumları bildirmeye yarayan bir araçtı. ne söyleyeceğini bilmiyordu.
takver, cinselliklerini erkeklerle güç mücadelesinde bir silah olarak kullanan kadınlara "beden satıcısı" diyordu.
insanlar genellikle birbirlerine çok yakından dikkatle bakmazlar; eğer anneyle çocuk, doktorla hasta ya da iki sevgili değillerse.
şu eski ikiyüzlülük. yaşam bir kavgadır ve en güçlü olan kazanır. uygarlığın tek yaptığı güzel sözlerle kanı ve nefreti gizlemek!
eş'siz insanların önünde birbirini okşayıp sevişmek en az aç insanların önünde yemek yemek kadar kaba bir davranıştı.
birbirini öldüren ülke adları değil, insanlar. askerler neden gidiyor? bir insan neden gidip yabancıları öldürür?
burada siz mücevherleri görüyorsunuz, orada gözleri görürsünüz. gözlerde de görkemi, insan ruhunun görkemini görürsünüz. çünkü bizim erkeklerimiz ve kadınlarımız özgürdür, hiçbir şeye sahip olmadıkları için özgürdürler. siz sahipler ise sahiplisiniz. hepiniz hapistesiniz. herkes yalnız, tek başına, sahip olduğu yığınla birlikte. hapiste yaşıyor, hapiste ölüyorsunuz. gözlerinizde görebildiğim yalnızca bu duvar, duvar!
onlarla pazarlık etmeyi düşünmüştü; ancak çok saf bir anarşistin düşünebileceği bir şeydi bu. birey devletle pazarlık edemezdi. devlet güçten başka bir para tanımaz: üstelik parayı da kendisi basar.
düşünen bir adamın işi, bir gerçekliği bir diğeri adına reddetmek değil, onu içermek ve birleştirmekti. kolay bir iş değildi.
var olduğunu bilmek, hükümeti, polisi, ekonomik sömürüsü olmayan bir toplumun var olduğunu bilmek, artık onun yalnızca bir serap, idealist bir düş olduğunu söyleyemeyeceklerini bilmek!
adalet güç kullanılarak elde edilemez.
hiçbir şeyiniz yok. hiçbir şeye sahip değilsiniz. hiçbir şey sizin malınız değil. özgürsünüz. sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir.
vaadi yerine getirdik biz, anarres'te. özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok. bireyler arasında karşılıklı yardımlaşma dışında hiçbir yasamız yok. hükümetimiz yok, yalnızca özgür birlik ilkemiz var. devletlerimiz, uluslarımız, başkanlarımız, başbakanlarımız, şeflerimiz, generallerimiz, patronlarımız, bankerlerimiz, mülk sahiplerimiz, ücretlerimiz, sadakalarımız, polislerimiz, askerlerimiz, savaşlarımız yok. başka da pek fazla bir şeyimiz var sayılmaz. biz paylaşırız, sahip olmayız. varlıklı değiliz. hiçbirimiz zengin değiliz. hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz. eğer istediğiniz anarres ise, aradığınız gelecek oysa, o zaman ona eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum. ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerekiyor. tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir geçmişi olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan, yaşamak için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi. vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. devrim'i satın alamazsınız. devrim'i yapamazsınız. devrim olabilirsiniz ancak. devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir.
insanı canlı tutan, bir yerden ötekine dolaşmak değil, zamanı kendi yanına çekmek. zamanla birlikte çalışmak, zamana karşı değil.
her zaman liste yapmaya gönüllü birileri vardır.
sana yaptırdıkları, şunun yaşayıp bunun öleceğini söylemek. insanın bunu yapmaya hakkı yok, herhangi birine yapmasını söylemeye de hakkı yok.
küçük çocuklar metin oluyorlar. kafalarını çarpınca ağlıyorlar; ama büyük şeyleri olduğu gibi kabul ediyorlar, birçok yetişkin gibi sızlanıp durmuyorlar.
gebe kadınların ahlakı yoktur. yalnızca o en ilkel kendini feda etme içgüdüsü vardır. kitabın da, eşliğin de, gerçekliğin de canı cehenneme, eğer değerli cenini tehdit ediyorsa!
odocu toplum kalıcı bir devrim olarak tasarlanmıştı, devrim ise düşünen bir akılda başlar.
doyum, zamanın bir işlevidir. zevk arayışı döngüseldir, yinelenir, zamandışıdır. izleyicinin, heyecan arayanın, rastgele cinsel ilişkide bulunanın çeşitlilik arayışı hep aynı yerde son bulur. bir sonu vardır. sona erer ve yeniden başlamak zorunda kalır. bir yolculuk ve dönüş değildir, kapalı bir çevrimdir, kilitli bir odadır, bir hapishanedir.
ölü anarşistler şehit olur, yüzyıllar boyu yaşarlar. ama ortadan kaybolanlar unutulur.
yok edemezsen evcilleştir.
entelektüeller her zaman yollarını şaşırabilirler; çünkü zaman, mekan ve gerçeklik gibi ilgisiz şeylerle, gerçek yaşamla bağı olmayan şeylerle ilgilenirler. bu yüzden kötü niyetli sapmalar tarafından kolayca kandırılabilirler.
eğer yola çıkarsan. her zaman gittiğin yere ulaşıyorsun. her zaman da geri dönüyorsun.
özgürlük hiçbir zaman çok güvenli değildir.
biz zamanın çocuklarıyız.
hiçbir şey getirmemişti. elleri bomboştu, her zaman olduğu gibi.
engels: yeni bir dünya hayal etmekle yetinilemez. o dünyayı var olan dünyanın, eski dünyanın somut, bilimsel eleştirisi üzerinde kurulabilir.
le guin'e göre, ikide bir gelip tosladığımız duvarlar, bugünümüzü yaşanmaz kılan engellerdir. bir birey olarak çevremizi saran, devletin, kapitalizmin ya da yalnızca "kamuoyu ön yargısının", çoğunluk kanaatinin duvarlarını yıkmak yeterli değildir. ulusları, ülkeleri, dünyaları ayıran duvarları yıkmak da yeterli değildir. kendimizi kendimizden, an'ı zamandan ve hangi toprak parçasında, hangi gezegende yaşarlarsa yaşasınlar tüm canlı varlıkları birbirinden ayıran duvarlar yıkılana kadar her birimizin birer "olumsuz, tersine duvarcı ustası" olmamız gerek.
içeri kapamak, dışarıda bırakmak, aynı şey.
12.03.2012
karanlığın sol eli
ursula k. le guin
hayatı mümkün kılan, umulmayan şeylerdir.
bir kapıyı açmaya bin adam gerekmez; ama açık tutmak için gerekebilir.
krallar bile bedel ödemek zorundadır.
cehalet düşüncenin temelidir. kanıtsızlık eylemin temelidir.
hayatı mümkün kılan şey sürekli, dayanılmaz belirsizliktir; yani bir sonra ne olacağını bilememek.
takdir edilecek olan, izah edilemeyendir.
bir erkek erkekliğinin dikkate alınmasını ister, bir kadın kadınlığının takdir edilmesini ister; bu dikkat ve takdir ne kadar örtülü, ne kadar dolaylı olsa da.
bir şeye karşı koymak onu sürdürmektir.
bayağılığa muhalefet de ister istemez bayağılık olur. başka bir yere gitmelisiniz, başka bir amacınız olmalı; o zaman başka bir yolda yürürsünüz.
kimse kendini bir hain olarak görmez.
hangi soruların cevaplanamaz olduğunu öğrenmek ve onları cevaplamamak: gerilim ve karanlık dönemlerinde en gerekli yetenek bu.
hiçbir şey yoktur ki görülmesin.
güz fırtınalarında yere düşen tek bir yağmur damlası bile yoktur ki, daha önce düşen bir yağmur damlası ile aynı olsun. ve tüm yılların tüm güzlerinde yağmur yağmıştır, yağmaktadır ve yağacaktır.
ulaşılacak bir sonu olan bir yolculuk yapmak iyidir; ama asıl önemli olan yolculuktur.
cehaletin karı çiğnenmeden kalır.
ateş ile korku iyi birer uşak, kötü birer efendidir.
ışık karanlığın sol elidir
karanlık da ışığın sağ eli
ikisi birdir, yaşam ve ölüm, yan yana
yatarlar kemmerdeki sevgililer gibi
tutuşmuş eller gibi
sonuçla yol gibi
sanırım bir insanın hayatındaki en önemli şey, tek başına en belirleyici etken erkek veya kadın olarak doğmak. çoğu toplumda insanın beklentilerini, etkinliğini, bakış açısını, etiğini, tavırlarını bu belirliyor; hemen hemen her şeyini. kelime hazinesi. semiyotik kullanım. giyiniş. hatta yemekler.. kadınlar genellikle daha az yerler.
böyle bazı talihli anlarda tam uykuya dalarken yaşamımın gerçek merkezinin ne olduğunu tüm kuşkuların ötesinde biliyorum, geçmiş ve yitmiş; ama yine de sürekli olan o zaman, süren an, sıcaklığın yüreği.
hayatı mümkün kılan, umulmayan şeylerdir.bir kapıyı açmaya bin adam gerekmez; ama açık tutmak için gerekebilir.
krallar bile bedel ödemek zorundadır.
cehalet düşüncenin temelidir. kanıtsızlık eylemin temelidir.
hayatı mümkün kılan şey sürekli, dayanılmaz belirsizliktir; yani bir sonra ne olacağını bilememek.
takdir edilecek olan, izah edilemeyendir.
bir erkek erkekliğinin dikkate alınmasını ister, bir kadın kadınlığının takdir edilmesini ister; bu dikkat ve takdir ne kadar örtülü, ne kadar dolaylı olsa da.
bir şeye karşı koymak onu sürdürmektir.
bayağılığa muhalefet de ister istemez bayağılık olur. başka bir yere gitmelisiniz, başka bir amacınız olmalı; o zaman başka bir yolda yürürsünüz.
kimse kendini bir hain olarak görmez.
hangi soruların cevaplanamaz olduğunu öğrenmek ve onları cevaplamamak: gerilim ve karanlık dönemlerinde en gerekli yetenek bu.
hiçbir şey yoktur ki görülmesin.
güz fırtınalarında yere düşen tek bir yağmur damlası bile yoktur ki, daha önce düşen bir yağmur damlası ile aynı olsun. ve tüm yılların tüm güzlerinde yağmur yağmıştır, yağmaktadır ve yağacaktır.
ulaşılacak bir sonu olan bir yolculuk yapmak iyidir; ama asıl önemli olan yolculuktur.
cehaletin karı çiğnenmeden kalır.
ateş ile korku iyi birer uşak, kötü birer efendidir.
ışık karanlığın sol elidir
karanlık da ışığın sağ eli
ikisi birdir, yaşam ve ölüm, yan yana
yatarlar kemmerdeki sevgililer gibi
tutuşmuş eller gibi
sonuçla yol gibi
sanırım bir insanın hayatındaki en önemli şey, tek başına en belirleyici etken erkek veya kadın olarak doğmak. çoğu toplumda insanın beklentilerini, etkinliğini, bakış açısını, etiğini, tavırlarını bu belirliyor; hemen hemen her şeyini. kelime hazinesi. semiyotik kullanım. giyiniş. hatta yemekler.. kadınlar genellikle daha az yerler.
böyle bazı talihli anlarda tam uykuya dalarken yaşamımın gerçek merkezinin ne olduğunu tüm kuşkuların ötesinde biliyorum, geçmiş ve yitmiş; ama yine de sürekli olan o zaman, süren an, sıcaklığın yüreği.
10.08.2011
marifetler
ursula k. le guin
köpekler kabullenir, atlar mutabık kalır.
çakmaktaşı ile çelik yıllarca yan yana durur da en ufak bir kıpırtı olmaz; ama birbirine sürtersen kıvılcımlar saçarlar. isyan anlık bir şeydir, birden ortaya çıkar; bir kıvılcım, bir ateş gibidir.
kötü günler kavgaları da beraberinde getirir.
ölüm, hikayeleri bitirdiğini zanneder. hikayelerin onunla birlikte değil, onun içinde bittiğini bir türlü anlayamaz.
marifetini sen kullanmazsın, marifet seni kullanır.
en iyi insanda bile biraz kötülük vardır.
köpekler kabullenir, atlar mutabık kalır.çakmaktaşı ile çelik yıllarca yan yana durur da en ufak bir kıpırtı olmaz; ama birbirine sürtersen kıvılcımlar saçarlar. isyan anlık bir şeydir, birden ortaya çıkar; bir kıvılcım, bir ateş gibidir.
kötü günler kavgaları da beraberinde getirir.
ölüm, hikayeleri bitirdiğini zanneder. hikayelerin onunla birlikte değil, onun içinde bittiğini bir türlü anlayamaz.
marifetini sen kullanmazsın, marifet seni kullanır.
en iyi insanda bile biraz kötülük vardır.
31.12.2010
uzun lafın kısası
feodor gladkov: en iyi memurlar budalalardır. görmeyi ve almayı bilirler.
aslı erdoğan: her şeyi yitirdiğinde elinde yalnızca hayat kalır.
edmundo paz soldan: adaleti sağlamanın pek çok yolu vardır ve hukuki yolları izlemek bunlardan biri değildir.
felicien challaye: yaşamak için para kazanmak gerekir ama, para kazanmak için de yaşamamak gerekir.
philipp vandenberg: insanlar, gerçeklerden korktukları kadar hiçbir şeyden korkmazlar.
g.b. shaw: biz en yüceyi gördüğümüz zaman ondan nefret ederiz; onu çarmıha gereriz, baldıran zehri içirerek öldürürüz, bir odun yığınının üstüne bağlar diri diri yakarız.
howard stern: öldüğünüz zaman gerçekleşecek olan şudur: bir kutuya konulmak ve solucanlar tarafından yenmek.
emile zola: tehlikenin gözünün içine baktın mı onun sana zararı dokunmaz.
muriel barbery: evren boşlukla el birliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır.
platon: felsefe, insanların ve toplumların güçlü oldukları çağlarda yararlıdır; zayıf oldukları zamanlarda ise acınacak bir şeydir.
ursula k. le guin: bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın. suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.
ernesto sabato: tüm devrimler olanca saflıklarıyla ve özellikle de öylelerse, pis bir polis bürokrasisine dönüşmeye mahkumdur; bu sırada en büyük ruhların sonu zindan ya da tımarhane olur.
aslı erdoğan: her şeyi yitirdiğinde elinde yalnızca hayat kalır.
edmundo paz soldan: adaleti sağlamanın pek çok yolu vardır ve hukuki yolları izlemek bunlardan biri değildir.
felicien challaye: yaşamak için para kazanmak gerekir ama, para kazanmak için de yaşamamak gerekir.
philipp vandenberg: insanlar, gerçeklerden korktukları kadar hiçbir şeyden korkmazlar.
g.b. shaw: biz en yüceyi gördüğümüz zaman ondan nefret ederiz; onu çarmıha gereriz, baldıran zehri içirerek öldürürüz, bir odun yığınının üstüne bağlar diri diri yakarız.
howard stern: öldüğünüz zaman gerçekleşecek olan şudur: bir kutuya konulmak ve solucanlar tarafından yenmek.
emile zola: tehlikenin gözünün içine baktın mı onun sana zararı dokunmaz.
muriel barbery: evren boşlukla el birliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır.
platon: felsefe, insanların ve toplumların güçlü oldukları çağlarda yararlıdır; zayıf oldukları zamanlarda ise acınacak bir şeydir.
ursula k. le guin: bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın. suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.
ernesto sabato: tüm devrimler olanca saflıklarıyla ve özellikle de öylelerse, pis bir polis bürokrasisine dönüşmeye mahkumdur; bu sırada en büyük ruhların sonu zindan ya da tımarhane olur.
31.08.2010
uzun lafın kısası
pierre assouline: deha, uzun bir sabırdır.
adolphe thiers: tek kişinin hükümeti, hükümdarın iktidar ve ehliyeti ne kadar yüksek olursa olsun, daima tehlikelidir.
max frisch: her üniforma insanın karakterini bozar.
feridun zaimoğlu: bir erkeğin başına gelebilecek en güzel şey, kalbinin derinliklerine bakabilecek bir kıza rastlamasıdır.
hüsnü arkan: arzunun kapısı açık kaldığında, içeri mutlaka biri girer.
joyce carol oates: insan hayatının derin kederlerinden biri de et oluşumuzdur. ve hayatlarımız boyunca ete bağımlı oluşumuz.
simone de beauvoir: hükümdarların en iyisinin vicdanında yüzlerce ölü vardır.
muriel barbery: hep tekrarlanan bir muammadır bu: büyük eserler, bizim içimizde zaman dışı bir uygunluğun kesinliğine erişen görsel biçimlerdir.
ernest renan: din ayırır, akıl birleştirir. semavi dinlerin hepsi pozitif bilimlere düşmandır.
ursula k. le guin: düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.
felix nadar: yaşamak istiyorsan sıradan biri ol.
aslı erdoğan: insan özgür olduğu yanılsamasına kapılmamalı. görünür/görünmez polisler her an her yerdeler. en küçük bir varoluş belirtisi gösterenin üzerine çullanır, doğduğuna pişman ederler.
adolphe thiers: tek kişinin hükümeti, hükümdarın iktidar ve ehliyeti ne kadar yüksek olursa olsun, daima tehlikelidir.
max frisch: her üniforma insanın karakterini bozar.
feridun zaimoğlu: bir erkeğin başına gelebilecek en güzel şey, kalbinin derinliklerine bakabilecek bir kıza rastlamasıdır.
hüsnü arkan: arzunun kapısı açık kaldığında, içeri mutlaka biri girer.
joyce carol oates: insan hayatının derin kederlerinden biri de et oluşumuzdur. ve hayatlarımız boyunca ete bağımlı oluşumuz.
simone de beauvoir: hükümdarların en iyisinin vicdanında yüzlerce ölü vardır.
muriel barbery: hep tekrarlanan bir muammadır bu: büyük eserler, bizim içimizde zaman dışı bir uygunluğun kesinliğine erişen görsel biçimlerdir.
ernest renan: din ayırır, akıl birleştirir. semavi dinlerin hepsi pozitif bilimlere düşmandır.
ursula k. le guin: düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.
felix nadar: yaşamak istiyorsan sıradan biri ol.
aslı erdoğan: insan özgür olduğu yanılsamasına kapılmamalı. görünür/görünmez polisler her an her yerdeler. en küçük bir varoluş belirtisi gösterenin üzerine çullanır, doğduğuna pişman ederler.
31.07.2010
uzun lafın kısası
ian mcewan: bir tohum ek. sonra bak bakalım gelişip serpiliyor mu.
aslı erdoğan: sonuçta her insan hayatı bir yenilgidir; ama bazılarınınki daha görkemli bir yenilgi.
cenap şahabettin: güzel bir kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur.
balzac: devrimizde, o dört köşe adamlara, kötülük önünde hiç eğilmeyen, doğru çizgiden en küçük sapmayı bir suç sayan o güzel iradelere her devirdekinden daha az rastlanıyor.
fernand braudel: uygar alan, çoğu zaman bir sahil şeridiyle sınırlıdır.
ursula k. le guin: elektrikli testere üç yaşındaki bir bebek için ne kadar gerekliyse, tanrı da insanlar için o kadar gereklidir.
fichte: dünya parçalara ayrılacak olsa bile hakikatin söylenmesi gerekiyor.
juli zeh: doğru olanı sürekli tekrarlamak bir insanın vatanına sunabileceği en büyük hizmettir.
irvin yalom: zirveye tırmandım ve tepedeki bu noktadan aşağıda neler olduğuna baktığımda gördüğüm şey yalnızca çürümeden ibaret.
muriel barbery: inançlarımızın üzerinde yükseldiği kaide asla sarsılmasın diye kendi kendimizi manipüle etme yeteneğimiz ne büyüleyici!
pierre assouline: hiçbir şey, çalışmayı deha olarak görmek kadar bağışlanamaz değildir.
simone de beauvoir: insanlar kendilerini biraz fazla ciddiye alırlar. aslında ne davranışlarımızın ne de dünyanın öyle pek bir ağırlığı vardır. hafif, dayanıksız bir dünya bu işte!
aslı erdoğan: sonuçta her insan hayatı bir yenilgidir; ama bazılarınınki daha görkemli bir yenilgi.
cenap şahabettin: güzel bir kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur.
balzac: devrimizde, o dört köşe adamlara, kötülük önünde hiç eğilmeyen, doğru çizgiden en küçük sapmayı bir suç sayan o güzel iradelere her devirdekinden daha az rastlanıyor.
fernand braudel: uygar alan, çoğu zaman bir sahil şeridiyle sınırlıdır.
ursula k. le guin: elektrikli testere üç yaşındaki bir bebek için ne kadar gerekliyse, tanrı da insanlar için o kadar gereklidir.
fichte: dünya parçalara ayrılacak olsa bile hakikatin söylenmesi gerekiyor.
juli zeh: doğru olanı sürekli tekrarlamak bir insanın vatanına sunabileceği en büyük hizmettir.
irvin yalom: zirveye tırmandım ve tepedeki bu noktadan aşağıda neler olduğuna baktığımda gördüğüm şey yalnızca çürümeden ibaret.
muriel barbery: inançlarımızın üzerinde yükseldiği kaide asla sarsılmasın diye kendi kendimizi manipüle etme yeteneğimiz ne büyüleyici!
pierre assouline: hiçbir şey, çalışmayı deha olarak görmek kadar bağışlanamaz değildir.
simone de beauvoir: insanlar kendilerini biraz fazla ciddiye alırlar. aslında ne davranışlarımızın ne de dünyanın öyle pek bir ağırlığı vardır. hafif, dayanıksız bir dünya bu işte!
29.06.2010
uzun lafın kısası
ian mcewan: inananların pençelerinden kurtulmak pek kolay değildir.
aslı erdoğan: yalnızca kötülüğün en dibine inenler erdemin doruklarına varabilirler.
juli zeh: bir güvenlik sistemini hayattan vazgeçmiş insanlardan daha çok korkutan bir şey yoktur. bu durum onları durdurulamaz kılar.
elia kazan: insanların içine düştükleri en zararlı ve aldatıcı yanılgılardan biri, bir defada yalnızca bir kişiyi fiziksel olarak sevebilecekleri kanısıdır.
muriel barbery: nerede para varsa orada uyuşturucu da vardır.
erich auerbach: dinler, halkın saflığına dayanan kaba ikiyüzlülüklerden ibarettir; insanları, budalalıklarını istismar eden bir avuç açıkgözün boyunduruğu altına koymaktan başka bir işe yaramaz.
g.b. shaw: her erkek sevdiği şeyi öldürür. kadın dediğin de budur zaten: en iyi kemiği kapmak için birbirleriyle dalaşan köpekler.
ursula k. le guin: erkeğin istediği özgürlüktür. kadının istediği mülkiyettir. seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. bütün kadınlar mülkiyetçidir.
pierre assouline: eğer gülüyorsan herkes seninle güler; ağlarsan yalnız ağlarsın.
simone de beauvoir: kadın; bir sevgili, tanrıça, ana, cadı ya da derin bir düşünce olabilir ama hiçbir zaman kendisi olamaz.
cemil sena: bazı mağlubiyetler vardır ki asildir; bazı galibiyetlerin de sefil olduğu gibi.
edward said: entelektüel; sismik şoklar yaratır, insanları sarsar; ama ne geçmişine ne de arkadaşlarına bakılarak açıklanabilir. sürgün entelektüel zorunlu olarak ironik, kuşkucu ve hatta oyunculdur; ama kinik değildir.
aslı erdoğan: yalnızca kötülüğün en dibine inenler erdemin doruklarına varabilirler.
juli zeh: bir güvenlik sistemini hayattan vazgeçmiş insanlardan daha çok korkutan bir şey yoktur. bu durum onları durdurulamaz kılar.
elia kazan: insanların içine düştükleri en zararlı ve aldatıcı yanılgılardan biri, bir defada yalnızca bir kişiyi fiziksel olarak sevebilecekleri kanısıdır.
muriel barbery: nerede para varsa orada uyuşturucu da vardır.
erich auerbach: dinler, halkın saflığına dayanan kaba ikiyüzlülüklerden ibarettir; insanları, budalalıklarını istismar eden bir avuç açıkgözün boyunduruğu altına koymaktan başka bir işe yaramaz.
g.b. shaw: her erkek sevdiği şeyi öldürür. kadın dediğin de budur zaten: en iyi kemiği kapmak için birbirleriyle dalaşan köpekler.
ursula k. le guin: erkeğin istediği özgürlüktür. kadının istediği mülkiyettir. seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. bütün kadınlar mülkiyetçidir.
pierre assouline: eğer gülüyorsan herkes seninle güler; ağlarsan yalnız ağlarsın.
simone de beauvoir: kadın; bir sevgili, tanrıça, ana, cadı ya da derin bir düşünce olabilir ama hiçbir zaman kendisi olamaz.
cemil sena: bazı mağlubiyetler vardır ki asildir; bazı galibiyetlerin de sefil olduğu gibi.
edward said: entelektüel; sismik şoklar yaratır, insanları sarsar; ama ne geçmişine ne de arkadaşlarına bakılarak açıklanabilir. sürgün entelektüel zorunlu olarak ironik, kuşkucu ve hatta oyunculdur; ama kinik değildir.








