pittakos: iktidar insanın özünü ortaya koyar.
victor hugo: toplumun bütün bereketli ışımaları bilimden, edebiyattan, sanattan, öğretimden çıkar; insanları yetiştirin, yetiştirin insanları.
diogenes: yararsız çabaları bırakıp doğaya uygun yaşamayı seçenler mutlu yaşar, insanlar aptallıkları yüzünden mutsuz olurlar.
irvine welsh: kim olduğunu ve kim olmadığını anlamaya çalışmak lazım. hayattaki esas macera bu. kendini bir yerde bulduğunda arkada bıraktığın ve hep yanında taşıdığın şeyler vardır.
aristippos: eğitimsiz olmaktansa dilenmek daha iyidir. nitekim berikinin parası yoktur, ötekinin insanlığı.
halil cibran: nasıl bir meyvenin çekirdeği, kalbi güneşi görebilsin diye kabuğunu kırmak zorundaysa, siz de acıyı bilmelisiniz.
mario levi: kaybedilmeyecek servet, elden çıkmayacak zenginlik yoktur. hiç kimse sahip olduklarıyla övünmemeli.
jean paulhan: günümüzde iki edebiyat türü var: okunması olanaksız kötü edebiyat -ama pek çok okunmaktadır- ve kimsenin okumadığı iyi edebiyat.
solon: halk iyi yönetiliyorsa tanrı ve yasaların yararı vardır; ama kötü yönetiliyorsa hiçbir işe yaramazlar.
carl gustav jung: insan, kendisini yargılayamayan bir olgudur ve başkalarının iyi ya da kötü yargılarına bırakılmıştır.
hegel: herkes ister ve inanır ki, ancak kendisinin dünyasıdır en iyi dünya; gene inanır ki, bu dünyayı diğerlerinden daha iyi anlatacak olan da, o en iyisi olandır.
andre breton: güzellik, ya ihtilaçlı bir güzellik olacak ya da hiç olmayacak.
mario levi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mario levi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30.09.2017
26.02.2016
lakerda*
mario levi
endülüs emevi günleri zamanında ailesinin geçimini balıkçılıkla sağlayan bir adam varmış. bu balıkçı kızına çok düşkünmüş. her balık tutuşunda onu düşünürmüş. bir keresinde kızın canı çok balık çekmiş. ne var ki o gün "şabat"mış, balıkçının denize çıkması mümkün değilmiş. bu yüzden de bu isteği yerine getirmediğine çok üzülmüş. sonraki günlerde balığa çıktığındaysa bu üzüntüyü bir daha yaşamamak ve yaşatmamak için kendine bir çare aramış. balığı ayıklayıp tuzlama fikri de o zaman aklına düşmüş işte. tuzlayarak, ava çıkamadığı zamanlar için saklamayı başardığı bu balığa da, yine çok sevdiği kızını düşünerek "la querida" demiş. "la querida" ya da dilimizdeki karşılığıyla "sevgili". sonra da kelime değişmiş, tarihin akışında, daha birçok kelime gibi, daha kolay söylenir ve coğrafyasına uygun halini almış, "lakerda" olmuş.
not: ayrıca bkz. sevan nişanyan
endülüs emevi günleri zamanında ailesinin geçimini balıkçılıkla sağlayan bir adam varmış. bu balıkçı kızına çok düşkünmüş. her balık tutuşunda onu düşünürmüş. bir keresinde kızın canı çok balık çekmiş. ne var ki o gün "şabat"mış, balıkçının denize çıkması mümkün değilmiş. bu yüzden de bu isteği yerine getirmediğine çok üzülmüş. sonraki günlerde balığa çıktığındaysa bu üzüntüyü bir daha yaşamamak ve yaşatmamak için kendine bir çare aramış. balığı ayıklayıp tuzlama fikri de o zaman aklına düşmüş işte. tuzlayarak, ava çıkamadığı zamanlar için saklamayı başardığı bu balığa da, yine çok sevdiği kızını düşünerek "la querida" demiş. "la querida" ya da dilimizdeki karşılığıyla "sevgili". sonra da kelime değişmiş, tarihin akışında, daha birçok kelime gibi, daha kolay söylenir ve coğrafyasına uygun halini almış, "lakerda" olmuş.not: ayrıca bkz. sevan nişanyan
16.10.2013
içimdeki istanbul fotoğrafları
mario levi
kaybedilmeyecek servet, elden çıkmayacak zenginlik yoktur. hiç kimse sahip olduklarıyla övünmemeli.
vapurlar şehre bir nefes verir. yaşamayı bilenler de onlarla nefes alır. hayat akar, deniz akar, geçen günlerin suları derinlerimizde, ait olduğumuz tarihle beraber akar.
aramak, tüm bulunabilenlere rağmen daha fazlasını bulmaya çalışmak, belki tehlikeli; hatta çok tehlikeli; ama aynı zamanda da daha anlamlı değil mi?
zaman ölülerini taşıyor. sen ölülerini taşıyorsun. yürümek, her şeye rağmen yürümeye devam etmek için..
başkalarının yaşadıklarını yaşamak.. ya da başkalarının oyunlarının içinde olmak.. yalnızlığını oyunlarla unutmaya çalışmak nasıl da sancılıydı aslında. yalnız kalmamak için kendini bir yerlerde unutmak; hatta yok saymaya çalışmak..
mihrimah sultan için yaptırılan iki cami aynı eksende bulunuyordu. ne demekti bu? karşı karşıya kalınabilecek görüntüde bu hikayenin en can alıcı tarafı nefes alıp veriyordu işte. senede bir gün bakılabilecek bir resim: edirnekapı'daki caminin üzerinden güneş batarken, üsküdar'dakinin üzerinden ay doğuyordu. mihrimah'ın anlamı neydi? güneş ve ay.. şair ruhlu bir deha -mimar sinan-, dile getiremediği, içine gömdüğü duygusunu böyle mi dile getiriyordu?
bir renk nelerin kapısını açıyordu değil mi? insan yola, hiç istediği gibi şiir yazamayacağını bilse de, hayatını bir şiir gibi yaşamak için çıkınca..
insan en çok kaybettikleriyle kazanıyordu galiba. gerçek öğrenmeler, gerçek bedelleri gerektiriyordu.
zamanın akışında başka fotoğraflar da hayatına girebilir, biliyorsun. hikaye bitmez. bu şehri yaşama kararlılığını gösterdiğin sürece.. ama ne yaparsan yap, kimle yaşarsan yaşa, bu fotoğraflar hep ardından gelecek. yeni fotoğraflarında bu fotoğrafların kendilerini devamlı hatırlatmalarını başka türlü nasıl açıklayabilirsin? kaybedilenlerin hikayesinde balıklarının izleri de vardı..
yalnızlığını daha iyi taşıyabilmek için çıktığın savaş nasıl da zorlu bir savaşmış!
"sular kararmaya başlayınca her şeyin dili ve edası değişir. akşam her şeyi azamet ve kadife ile giydirir. her şey daha çok kalp diliyle konuşmaya başlar. sular kayıkları, sanki büyütmek istedikleri hülyalarımızın beşikleri gibi sallar. renkler koyulaştıkça yüreklere bir keder çöker."
kaybedilmeyecek servet, elden çıkmayacak zenginlik yoktur. hiç kimse sahip olduklarıyla övünmemeli.vapurlar şehre bir nefes verir. yaşamayı bilenler de onlarla nefes alır. hayat akar, deniz akar, geçen günlerin suları derinlerimizde, ait olduğumuz tarihle beraber akar.
aramak, tüm bulunabilenlere rağmen daha fazlasını bulmaya çalışmak, belki tehlikeli; hatta çok tehlikeli; ama aynı zamanda da daha anlamlı değil mi?
zaman ölülerini taşıyor. sen ölülerini taşıyorsun. yürümek, her şeye rağmen yürümeye devam etmek için..
başkalarının yaşadıklarını yaşamak.. ya da başkalarının oyunlarının içinde olmak.. yalnızlığını oyunlarla unutmaya çalışmak nasıl da sancılıydı aslında. yalnız kalmamak için kendini bir yerlerde unutmak; hatta yok saymaya çalışmak..
mihrimah sultan için yaptırılan iki cami aynı eksende bulunuyordu. ne demekti bu? karşı karşıya kalınabilecek görüntüde bu hikayenin en can alıcı tarafı nefes alıp veriyordu işte. senede bir gün bakılabilecek bir resim: edirnekapı'daki caminin üzerinden güneş batarken, üsküdar'dakinin üzerinden ay doğuyordu. mihrimah'ın anlamı neydi? güneş ve ay.. şair ruhlu bir deha -mimar sinan-, dile getiremediği, içine gömdüğü duygusunu böyle mi dile getiriyordu?
bir renk nelerin kapısını açıyordu değil mi? insan yola, hiç istediği gibi şiir yazamayacağını bilse de, hayatını bir şiir gibi yaşamak için çıkınca..
insan en çok kaybettikleriyle kazanıyordu galiba. gerçek öğrenmeler, gerçek bedelleri gerektiriyordu.
zamanın akışında başka fotoğraflar da hayatına girebilir, biliyorsun. hikaye bitmez. bu şehri yaşama kararlılığını gösterdiğin sürece.. ama ne yaparsan yap, kimle yaşarsan yaşa, bu fotoğraflar hep ardından gelecek. yeni fotoğraflarında bu fotoğrafların kendilerini devamlı hatırlatmalarını başka türlü nasıl açıklayabilirsin? kaybedilenlerin hikayesinde balıklarının izleri de vardı..
yalnızlığını daha iyi taşıyabilmek için çıktığın savaş nasıl da zorlu bir savaşmış!
"sular kararmaya başlayınca her şeyin dili ve edası değişir. akşam her şeyi azamet ve kadife ile giydirir. her şey daha çok kalp diliyle konuşmaya başlar. sular kayıkları, sanki büyütmek istedikleri hülyalarımızın beşikleri gibi sallar. renkler koyulaştıkça yüreklere bir keder çöker."
