nikos kazancakis: din bir bataklıktır.
d.m. thomas: dinin dogmaları ruhun korse balenleridir.
peter weiss: ben inançlı biri değilim, ben bu dünyada yaşıyorum. bizlerin, hepimizin yaptığı gibi ben de, bizi tımar etmek isteyenlerin elinden kaçıp kendi kabuğumun en kuytularına çekildim.
j.p. donleavy: cehennem fakir insanlar içindir.
nancy h. kleinbaum: eğer kararlı birer ateist yetiştirmek istiyorsan, onları dindar birileri olacak şekilde yetiştir. her zaman işe yarar.
imre kertesz: bazen din uğruna kendini feda eden kişinin mükemmel bir zalim olduğunu düşünürüm; zalimliğin en saf, herkesin önünde eğildiği biçimi.
erich auerbach: dinler, halkın saflığına dayanan kaba ikiyüzlülüklerden ibarettir; insanları, budalalıklarını istismar eden bir avuç açıkgözün boyunduruğu altına koymaktan başka bir işe yaramaz.
engin geçtan: tutucu kişi, yapmak istediği ama yaparsa suçlanacağı davranışları başkalarında gördüğünde onları eleştirerek ya da engelleyerek kendi isteklerini ketlemeye çalışır.
henryk sienkiewicz: öteki dünyada kral olmaktansa bu dünyada en basit bir çoban olmak yeğdir.
jaroslav hasek: insanları boğazlamanın ilk hazırlıkları, her zaman, ya tanrı adına ya da insanoğlunun kendi kafasında yarattığı yüce bir varlık adına yapılmıştır.
nikos kazancakis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nikos kazancakis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2.07.2017
22.09.2014
zorba
nikos kazancakis
dünyada çiçek, çocuk ve kuş olduğu sürece korkma; her şey yolunda demektir.
yalnızca çalınmış etin tadı vardır. insanın kendi karısı, çalınmış et değildir.
anayurdumuz. görev. bunlar hiçbir şey demek değil. yine de bizler, bir hiç uğruna, seve seve yok olmaya koşarız.
insan canavardır! büyük canavar! ona kötülük mü ettin, senden çekinir ve titrer. iyilik mi yaptın, gözlerini oyar. aradaki uzaklığı koru. insanlara umut verme. hepimizin eşit olduğunu, hepimizin eşit haklara sahip olduğunu söyleme; çünkü hemen senin hakkını çiğner, elinden ekmeğini kapar, açlıktan gebermeye bırakırlar seni.
güzellikler kalpsizdir ve insanın acısıyla ilgilenmez.
bir mutluluğu yaşarken onu kavramamız zordur; ancak o geçip de arkamıza baktığımız zaman, birdenbire biraz da hayranlıkla, ne kadar mutlu olduğumuzu anlarız.
gerçek hoca, öğrencisinden öğrenebileceği her şeyi öğrenmeli, gençliğin ne yöne gittiğini anlamalı, o da ruhunu oraya doğru yöneltmelidir.
iyi bir öğretmen, şundan daha belirli bir armağan istemez: kendinden üstün öğrencisi olması!
aşk, yeryüzündeki en kuvvetli sevinçtir.
dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma! tanrı, baş şeytandan çok yarım şeytandan iğrenir!
bir şeyin olmasını istiyorsan onu çok iste; gerçek dediğimiz şey, kan ve gözyaşıyla sulanmış hayalden başka bir şey değildir.
dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma! tanrı, baş şeytandan çok yarım şeytandan iğrenir!
iyi bir hareket, en uzak bir çölde bile yapılmış olsa, yankıları tüm dünyayı sarar.
o benim karım. benden daha çok bıyığı var; ama ne fark eder? ondan hoşlanıyorum.
okumak, sıradan insanlar ve öğretmenler içindir; bir yargıcın oğlu ise iyi bir yaşam, eskimiş şarap ve başkalarının kadınları için yaratılmıştır.
şeytandan kurtulmak mümkün; ama insanlardan, asla!
dünyada çiçek, çocuk ve kuş olduğu sürece korkma; her şey yolunda demektir.yalnızca çalınmış etin tadı vardır. insanın kendi karısı, çalınmış et değildir.
anayurdumuz. görev. bunlar hiçbir şey demek değil. yine de bizler, bir hiç uğruna, seve seve yok olmaya koşarız.
insan canavardır! büyük canavar! ona kötülük mü ettin, senden çekinir ve titrer. iyilik mi yaptın, gözlerini oyar. aradaki uzaklığı koru. insanlara umut verme. hepimizin eşit olduğunu, hepimizin eşit haklara sahip olduğunu söyleme; çünkü hemen senin hakkını çiğner, elinden ekmeğini kapar, açlıktan gebermeye bırakırlar seni.
güzellikler kalpsizdir ve insanın acısıyla ilgilenmez.
bir mutluluğu yaşarken onu kavramamız zordur; ancak o geçip de arkamıza baktığımız zaman, birdenbire biraz da hayranlıkla, ne kadar mutlu olduğumuzu anlarız.
gerçek hoca, öğrencisinden öğrenebileceği her şeyi öğrenmeli, gençliğin ne yöne gittiğini anlamalı, o da ruhunu oraya doğru yöneltmelidir.
iyi bir öğretmen, şundan daha belirli bir armağan istemez: kendinden üstün öğrencisi olması!
aşk, yeryüzündeki en kuvvetli sevinçtir.
dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma! tanrı, baş şeytandan çok yarım şeytandan iğrenir!
bir şeyin olmasını istiyorsan onu çok iste; gerçek dediğimiz şey, kan ve gözyaşıyla sulanmış hayalden başka bir şey değildir.
dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma! tanrı, baş şeytandan çok yarım şeytandan iğrenir!
iyi bir hareket, en uzak bir çölde bile yapılmış olsa, yankıları tüm dünyayı sarar.
o benim karım. benden daha çok bıyığı var; ama ne fark eder? ondan hoşlanıyorum.
okumak, sıradan insanlar ve öğretmenler içindir; bir yargıcın oğlu ise iyi bir yaşam, eskimiş şarap ve başkalarının kadınları için yaratılmıştır.
şeytandan kurtulmak mümkün; ama insanlardan, asla!
8.08.2013
kardeş kavgası
nikos kazancakis
özgürlük mü istiyor? vurun onu.
insanoğlu adaletin yükünü taşıyamayacak kadar sefil ve güçsüzdür.
din bir bataklıktır.
özgürlük için çarpışan, her zaman küçük bir topluluktur; her zaman da büyük yığınları yenilgiye uğratır.
insanoğlunun ruhunda büyük bir güç var; bir bezden bayrak yapabiliyor.
yoksulun gözleri bir şey görmek için yaratılmamıştır.
büyük uygarlıkların son üstün kişileri insanlığı o kadar yüksekten seyrederler ki, zaman zaman ışıltılı ya da leş kokulu bir böcek yığını, ışıldayan bir kurt, bir fışkı böceği izlenimi uyandırır insanlık onların üzerinde. yeryüzü, dalgaların önüne katılıp giden bir fındık kabuğu gibi gelir. fırtınalarımızın üstünde yer alır; bizler için alay ya da soğuk ve elle tutulmaz bir acıma duygusundan başka bir şey duymazlar.
ölüm, tanrı'nın insana dokunduğunda üzerinde bıraktığı izdir.
şeytan mutluların, hoşnutların, tokların efendisidir; isa ise mutsuzların, kuşkuluların, açların.
tanrı sözü önce mideyi bulur ve orada kökleşir; sonra yavaşça yükselir, yüreği ve kafayı ele geçirir.
bir ideoloji, onu yayan kişi kadar bile değer taşımaz.
özgürlük mü istiyor? vurun onu.insanoğlu adaletin yükünü taşıyamayacak kadar sefil ve güçsüzdür.
din bir bataklıktır.
özgürlük için çarpışan, her zaman küçük bir topluluktur; her zaman da büyük yığınları yenilgiye uğratır.
insanoğlunun ruhunda büyük bir güç var; bir bezden bayrak yapabiliyor.
yoksulun gözleri bir şey görmek için yaratılmamıştır.
büyük uygarlıkların son üstün kişileri insanlığı o kadar yüksekten seyrederler ki, zaman zaman ışıltılı ya da leş kokulu bir böcek yığını, ışıldayan bir kurt, bir fışkı böceği izlenimi uyandırır insanlık onların üzerinde. yeryüzü, dalgaların önüne katılıp giden bir fındık kabuğu gibi gelir. fırtınalarımızın üstünde yer alır; bizler için alay ya da soğuk ve elle tutulmaz bir acıma duygusundan başka bir şey duymazlar.
ölüm, tanrı'nın insana dokunduğunda üzerinde bıraktığı izdir.
şeytan mutluların, hoşnutların, tokların efendisidir; isa ise mutsuzların, kuşkuluların, açların.
tanrı sözü önce mideyi bulur ve orada kökleşir; sonra yavaşça yükselir, yüreği ve kafayı ele geçirir.
bir ideoloji, onu yayan kişi kadar bile değer taşımaz.
26.04.2012
günaha son çağrı
nikos kazancakis
insan, uçurumun kenarına varmadan kanatlanamaz.
en önemsiz bir ot yaprağının bile yanı başında duran ve büyümesine yardım eden bir koruyucu meleği vardır.
kötü bile olsa haber duymak hoş şeydir.
zaman, arşınla endazeyle ölçülebilecek bir tarla olmadığı gibi, mille ölçülebilecek bir deniz de değildir; bir yürek çarpmasıdır.
büyük gemilere büyük fırtınalar yakışır.
bir kadın ancak sınırlar içinde mutlu olur. kadın bir haznedir, fışkıran kaynak değil.
yalanla kurtulacağına, hakikatle yok olması yeğdir dünyanın.
tanrı hep böyle davranır: haksızlığın ta derinlerinde, adaletin hor görülen küçük çığlığını saklar.
kadın bir ölümsüz su çeşmesidir.
insanlara kanat veren, büyük işler başartan, büyük ruhlar yaratan ve bizi bir insan boyu topraktan yükseğe kaldıran şey hakikattir. insanın kanatlarını kırpan ne varsa sahtedir.
ye, iç, eğlen; çünkü yarın öleceksin.
peygamber, herkes umutsuzluğa düştüğünde umutlu olan, herkesin umutlu olduğu yerde umutsuz olan bir kimsedir.
yeryüzünde hayat, insanın kanatlarını dökmesi demektir.
insan, uçurumun kenarına varmadan kanatlanamaz.en önemsiz bir ot yaprağının bile yanı başında duran ve büyümesine yardım eden bir koruyucu meleği vardır.
kötü bile olsa haber duymak hoş şeydir.
zaman, arşınla endazeyle ölçülebilecek bir tarla olmadığı gibi, mille ölçülebilecek bir deniz de değildir; bir yürek çarpmasıdır.
büyük gemilere büyük fırtınalar yakışır.
bir kadın ancak sınırlar içinde mutlu olur. kadın bir haznedir, fışkıran kaynak değil.
yalanla kurtulacağına, hakikatle yok olması yeğdir dünyanın.
tanrı hep böyle davranır: haksızlığın ta derinlerinde, adaletin hor görülen küçük çığlığını saklar.
kadın bir ölümsüz su çeşmesidir.
insanlara kanat veren, büyük işler başartan, büyük ruhlar yaratan ve bizi bir insan boyu topraktan yükseğe kaldıran şey hakikattir. insanın kanatlarını kırpan ne varsa sahtedir.
ye, iç, eğlen; çünkü yarın öleceksin.
peygamber, herkes umutsuzluğa düştüğünde umutlu olan, herkesin umutlu olduğu yerde umutsuz olan bir kimsedir.
yeryüzünde hayat, insanın kanatlarını dökmesi demektir.
14.06.2009
allahın garibi
nikos kazancakis
ne kadar aşağılara inersen, o kadar hızlı yükseğe çıkarsın.
aziz olmak demek, sadece yeryüzüyle ilgili her şeyden değil, aynı zamanda bütün tanrısal şeylerden de vazgeçmek demektir.
kötülüğü iyilikle karşılamaktan daha ağır bir ceza olamaz.
erdem bile ılımlı olmayı gerektirir; yoksa küstahlığa döner.
gönlümün derinlerinde istemediğim şeyi biliyorum; ama ne istediğimi bilmiyorum.
gerçek insan, insanı aşmış olandır.
dünyada çiçek, çocuk ve kuş olduğu sürece korkma; her şey yolunda demektir.
vaktiyle bütün ömrünü mükemmelliğe erişmek için çalışarak geçiren bir zahit varmış. varını yoğunu yoksula dağıtmış, çöle çekilmiş ve gece gündüz tanrısına dua etmiş, sonra eceli gelmiş. cennete çıkıp kapısına vurmuş. "kim o?" diye bir ses gelmiş içeriden. "ben" demiş zahit. "burada iki kişiye yer yok!" demiş ses. "git buradan!" zahit gerisin geri yeryüzüne dönmüş, çabasına yeniden başlamış; yoksulluk, oruç, dua ve ağlama. eceli yeniden gelmiş ve ölmüş. yeniden çalmış cennetin kapısını. "kim o?" demiş aynı ses. "ben" demiş. "iki kişiye yer yok burada. git buradan!" olmuş cevap. zahit kurşun gibi yeniden yeryüzüne inmiş ve kurtulmak için, eskisinden daha büyük çabayla aynı şeylere sarılmış. yaşlanıp yüzünü bulduğunda, yine ölmüş. yeniden çalmış cennet kapısını. "kim o?" demiş ses. "sen rabbim, sen!" cennet kapısı açılmış, o da içeri girmiş.
zamanın her şeye vakti vardır.
şeytandan kurtulmak mümkün; ama insanlardan, hiçbir zaman!
nedir sevgi? sadece acıma değil, iyilik değil. acımada iki şey vardır: verenle alan. sevgide tek şey vardır; ikisi birleşir, ayrılmaz olurlar. "ben" ile "sen" yok olur. sevmek demek insanın kendini sevgilide kaybetmesi demektir.
ne kadar aşağılara inersen, o kadar hızlı yükseğe çıkarsın.aziz olmak demek, sadece yeryüzüyle ilgili her şeyden değil, aynı zamanda bütün tanrısal şeylerden de vazgeçmek demektir.
kötülüğü iyilikle karşılamaktan daha ağır bir ceza olamaz.
erdem bile ılımlı olmayı gerektirir; yoksa küstahlığa döner.
gönlümün derinlerinde istemediğim şeyi biliyorum; ama ne istediğimi bilmiyorum.
gerçek insan, insanı aşmış olandır.
dünyada çiçek, çocuk ve kuş olduğu sürece korkma; her şey yolunda demektir.
vaktiyle bütün ömrünü mükemmelliğe erişmek için çalışarak geçiren bir zahit varmış. varını yoğunu yoksula dağıtmış, çöle çekilmiş ve gece gündüz tanrısına dua etmiş, sonra eceli gelmiş. cennete çıkıp kapısına vurmuş. "kim o?" diye bir ses gelmiş içeriden. "ben" demiş zahit. "burada iki kişiye yer yok!" demiş ses. "git buradan!" zahit gerisin geri yeryüzüne dönmüş, çabasına yeniden başlamış; yoksulluk, oruç, dua ve ağlama. eceli yeniden gelmiş ve ölmüş. yeniden çalmış cennetin kapısını. "kim o?" demiş aynı ses. "ben" demiş. "iki kişiye yer yok burada. git buradan!" olmuş cevap. zahit kurşun gibi yeniden yeryüzüne inmiş ve kurtulmak için, eskisinden daha büyük çabayla aynı şeylere sarılmış. yaşlanıp yüzünü bulduğunda, yine ölmüş. yeniden çalmış cennet kapısını. "kim o?" demiş ses. "sen rabbim, sen!" cennet kapısı açılmış, o da içeri girmiş.
zamanın her şeye vakti vardır.
şeytandan kurtulmak mümkün; ama insanlardan, hiçbir zaman!
nedir sevgi? sadece acıma değil, iyilik değil. acımada iki şey vardır: verenle alan. sevgide tek şey vardır; ikisi birleşir, ayrılmaz olurlar. "ben" ile "sen" yok olur. sevmek demek insanın kendini sevgilide kaybetmesi demektir.
10.11.2008
yeniden çarmıha gerilen isa
nikos kazancakis
iyi bir hareket, en uzak bir çölde bile yapılmış olsa, yankıları tüm dünyayı sarar.
o benim karım. benden daha çok bıyığı var; ama ne fark eder? ondan hoşlanıyorum.
insanın verdiği her karar bir meyve gibidir. güneşin, yağmurun ve rüzgarın sayesinde yavaş yavaş, sabırla olgunlaşır ve düşer.
"bir devenin bir iğne deliğinden geçmesi, bir zenginin cennete girmesinden daha kolaydır." (hz. isa)
her zaman öğrenilecek bir şeyler vardır.
okumak, sıradan insanlar ve öğretmenler içindir; bir yargıcın oğlu ise iyi bir yaşam, eskimiş şarap ve başkalarının karıları için yaratılmıştır.
her adamın kaderinde bir kadın vardır.
bir suçlunun ruhu nasıldır bilemem ama dürüst insanın, iyi insanın ruhu bir cehennemden farksızdır. öyle bir cehennem ki içinde her türlü şeytan var. her birimiz, yüreğimizin derinliklerinde birer hırsız, cani, suçluyuz.
iyi bir hareket, en uzak bir çölde bile yapılmış olsa, yankıları tüm dünyayı sarar.o benim karım. benden daha çok bıyığı var; ama ne fark eder? ondan hoşlanıyorum.
insanın verdiği her karar bir meyve gibidir. güneşin, yağmurun ve rüzgarın sayesinde yavaş yavaş, sabırla olgunlaşır ve düşer.
"bir devenin bir iğne deliğinden geçmesi, bir zenginin cennete girmesinden daha kolaydır." (hz. isa)
her zaman öğrenilecek bir şeyler vardır.
okumak, sıradan insanlar ve öğretmenler içindir; bir yargıcın oğlu ise iyi bir yaşam, eskimiş şarap ve başkalarının karıları için yaratılmıştır.
her adamın kaderinde bir kadın vardır.
bir suçlunun ruhu nasıldır bilemem ama dürüst insanın, iyi insanın ruhu bir cehennemden farksızdır. öyle bir cehennem ki içinde her türlü şeytan var. her birimiz, yüreğimizin derinliklerinde birer hırsız, cani, suçluyuz.
24.06.2008
ludmila
nikos kazancakis
bir zamanlar diyordum ki: bu türk'tür, bu bulgar'dır ve bu yunan'dır. ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağmaladım. neden? çünkü bunlar bulgar'mış ya da bilmem neymiş. şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle diyorum: bu iyi adamdır, şu kötü. ister bulgar olsun, ister rum, isterse türk! hepsi bir benim için. şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım.
ulan, ister iyi ister kötü olsun be! hepsine acıyorum işte! boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrısı ve karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek. hey zavallı hey! hepimiz kardeşiz be! hepimiz kurtların yiyeceği etiz. ve bu bir kadınsa, gayri o zaman, vallahi ağlayasım geliyor. sen ikide bir, kadınları seviyorum diye benimle alay edersin. nasıl sevmeyeyim be! nasıl acımayayım ki, onlar zayıf yaratıklardır, ne yaptıklarını bilmezler; memelerinden tutuversen kapılarını açıp teslim olurlar.
ben, bir zamanlar yine bir bulgar köyüne girmiştim. namussuz bir yunan köy ihtiyar kurulu üyesi beni ihbar etti, kaldığım evde sarıldım. dama fırladım, damdan dama atladım. ayışıklı bir geceydi. kaçmak için kedi gibi taraçadan taraçaya atlıyordum. ama gölgemi görüp damlara çıktılar, beni yaylım ateşe tuttular. ne yapabilirdim? bir avluya atladım; avluda uyuyan bir bulgar karısı geceliğiyle fırladı, beni görünce ağzını açıp bağırmak istedi; ama elimi uzatıp dedim ki: "aman! aman! sus!" ve göğsünü tuttum. kadın sararıp mayna etti. yavaşça "gir içeri" dedi, "görmesinler bizi!" içeri girdim, elimi sıktı: "yunan mısın?" dedi. "evet, yunan'ım, beni ele verme!" deyip belinden yakaladım. ses çıkarmadı. birlikte yattık. kalbim hazdan titriyordu. "nah" diyordum, "nah ulan zorba, kadın bu demektir, insan bu demektir! bu bulgar mı, rum mu, hamhum şaralop mu? aynı şey be; insandır, insan! öldürmekten utanmıyor musun? tuh sana!"
onunla birlikteyken, onun ılıklığı içinde olduğum sürece bunları düşünüyordum. ama "o kuduz köpek vatan" bırakmaz ki! sabahleyin, dul bulgar karısının verdiği bulgar elbiselerini giyerek kaçtım; merhum kocasının elbisesini sandıktan çıkarıp vermişti; tekrar geleyim diye de dizlerimi öperek yalvarıyordu. evet, evet, ertesi gece oraya gene döndüm; ama yurtsever olarak; evcilleşmez bir canavar olarak; bir teneke petrolle döndüm. köyü yaktım. o zavallı kadın da birlikte yanmış olmalı. adı ludmila idi.
bir zamanlar diyordum ki: bu türk'tür, bu bulgar'dır ve bu yunan'dır. ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağmaladım. neden? çünkü bunlar bulgar'mış ya da bilmem neymiş. şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle diyorum: bu iyi adamdır, şu kötü. ister bulgar olsun, ister rum, isterse türk! hepsi bir benim için. şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım.ulan, ister iyi ister kötü olsun be! hepsine acıyorum işte! boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrısı ve karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek. hey zavallı hey! hepimiz kardeşiz be! hepimiz kurtların yiyeceği etiz. ve bu bir kadınsa, gayri o zaman, vallahi ağlayasım geliyor. sen ikide bir, kadınları seviyorum diye benimle alay edersin. nasıl sevmeyeyim be! nasıl acımayayım ki, onlar zayıf yaratıklardır, ne yaptıklarını bilmezler; memelerinden tutuversen kapılarını açıp teslim olurlar.
ben, bir zamanlar yine bir bulgar köyüne girmiştim. namussuz bir yunan köy ihtiyar kurulu üyesi beni ihbar etti, kaldığım evde sarıldım. dama fırladım, damdan dama atladım. ayışıklı bir geceydi. kaçmak için kedi gibi taraçadan taraçaya atlıyordum. ama gölgemi görüp damlara çıktılar, beni yaylım ateşe tuttular. ne yapabilirdim? bir avluya atladım; avluda uyuyan bir bulgar karısı geceliğiyle fırladı, beni görünce ağzını açıp bağırmak istedi; ama elimi uzatıp dedim ki: "aman! aman! sus!" ve göğsünü tuttum. kadın sararıp mayna etti. yavaşça "gir içeri" dedi, "görmesinler bizi!" içeri girdim, elimi sıktı: "yunan mısın?" dedi. "evet, yunan'ım, beni ele verme!" deyip belinden yakaladım. ses çıkarmadı. birlikte yattık. kalbim hazdan titriyordu. "nah" diyordum, "nah ulan zorba, kadın bu demektir, insan bu demektir! bu bulgar mı, rum mu, hamhum şaralop mu? aynı şey be; insandır, insan! öldürmekten utanmıyor musun? tuh sana!"
onunla birlikteyken, onun ılıklığı içinde olduğum sürece bunları düşünüyordum. ama "o kuduz köpek vatan" bırakmaz ki! sabahleyin, dul bulgar karısının verdiği bulgar elbiselerini giyerek kaçtım; merhum kocasının elbisesini sandıktan çıkarıp vermişti; tekrar geleyim diye de dizlerimi öperek yalvarıyordu. evet, evet, ertesi gece oraya gene döndüm; ama yurtsever olarak; evcilleşmez bir canavar olarak; bir teneke petrolle döndüm. köyü yaktım. o zavallı kadın da birlikte yanmış olmalı. adı ludmila idi.
8.01.2008
zahit
nikos kazancakis
vaktiyle bütün ömrünü mükemmelliğe erişmek için çalışarak geçiren bir zahit varmış. varını yoğunu yoksula dağıtmış, çöle çekilmiş ve gece gündüz tanrısına dua etmiş, sonra eceli gelmiş. cennete çıkıp kapısına vurmuş. "kim o?" diye bir ses gelmiş içeriden. "ben" demiş zahit. "burada iki kişiye yer yok!" demiş ses. "git buradan!" zahit gerisin geri yeryüzüne dönmüş, çabasına yeniden başlamış; yoksulluk, oruç, dua ve ağlama. eceli yeniden gelmiş ve ölmüş. yeniden çalmış cennetin kapısını. "kim o?" demiş aynı ses. "ben" demiş. "iki kişiye yer yok burada. git buradan!" olmuş cevap. zahit kurşun gibi yeniden yeryüzüne inmiş ve kurtulmak için, eskisinden daha büyük çabayla aynı şeylere sarılmış. yaşlanıp yüzünü bulduğunda, yine ölmüş. yeniden çalmış cennet kapısını. "kim o?" demiş ses. "sen rabbim, sen!" cennet kapısı açılmış, o da içeri girmiş.
vaktiyle bütün ömrünü mükemmelliğe erişmek için çalışarak geçiren bir zahit varmış. varını yoğunu yoksula dağıtmış, çöle çekilmiş ve gece gündüz tanrısına dua etmiş, sonra eceli gelmiş. cennete çıkıp kapısına vurmuş. "kim o?" diye bir ses gelmiş içeriden. "ben" demiş zahit. "burada iki kişiye yer yok!" demiş ses. "git buradan!" zahit gerisin geri yeryüzüne dönmüş, çabasına yeniden başlamış; yoksulluk, oruç, dua ve ağlama. eceli yeniden gelmiş ve ölmüş. yeniden çalmış cennetin kapısını. "kim o?" demiş aynı ses. "ben" demiş. "iki kişiye yer yok burada. git buradan!" olmuş cevap. zahit kurşun gibi yeniden yeryüzüne inmiş ve kurtulmak için, eskisinden daha büyük çabayla aynı şeylere sarılmış. yaşlanıp yüzünü bulduğunda, yine ölmüş. yeniden çalmış cennet kapısını. "kim o?" demiş ses. "sen rabbim, sen!" cennet kapısı açılmış, o da içeri girmiş.
