gertrude stein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gertrude stein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.11.2017

uzun lafın kısası

gabriel tarde: hayat, yararsızlıktan geçerek imkansızı aramaktır.

judith martin: her içgüdünün peşinden gitsek, şu anda birbirimizi boğazlıyor olurduk.

richard price: güç kadar gözden kaçırılmaması gereken başka bir şey yoktur.

erich fromm: tanrının buyruğu altındaki insanın özgür iradesi yoktur; o ancak ya tanrının ya da şeytanın iradesinin bir tutsağıdır, hizmetçisidir, kölesidir.

giorgio agamben: düşlerini gerçekleştirmiş birinden daha sıkıcı bir şey yoktur.


hermann hesse: öbür dünya diye bir şey yok. kurumuş bir ağaç dirilmez hiç, soğuktan donmuş bir kuş bir daha hayata dönemez, ölmüş bir insan da öyle. aramızdan ayrılıp gitti mi, belki bir zaman düşünür, anımsarız kendisini; ama bu da uzun sürmez.

rıfat ılgaz: eleştiri dost övgüsü, kitap reklamı değildir. o da şiir kadar dürüstlük ister.

harold lamb: yanlışı doğrudan sadece bir saç kılı ayırsa bile, yanlış yine de doğru değildir.

rollo may: yaratıcılık, bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyasıyla karşılaşmasıdır.

françois thual: hiçbir toplum, ister ekonomik olarak ister demokratik olarak kurulmuş olsun, etnik yangının geri dönüşünden muaf değildir.

gertrude stein: yanıt yoktur. yanıt olmayacaktır. yanıt asla olmamıştır. işte yanıt budur.

10.05.2017

din

montaigne: kalple anlamak, anlamamaktır.

ignots pistachio: deli olup olmadığınızı merak ediyorsanız, kendinize ne olursa olsun asla değiştiremeyeceğiniz, sarsılmaz bir inancınızın olup olmadığını sorun. eğer "evet" diye yanıt veriyorsanız, delisiniz demektir.

gertrude stein: yanıt yoktur. yanıt olmayacaktır. yanıt asla olmamıştır. işte yanıt budur.

joe bageant: üç dinin de fikir birliğine vardıkları tek konu, gençler fazla eğlenmeye başladıkları zaman dünyanın sonunun geleceğidir.

howard stern: tüm dinler beni hasta ediyor. din insanları birbirinden ayırmıştır.

vanessa baird: dini grupların eğitimsiz ve bağımlı fakirlerin üzerinde muazzam bir gücü vardır.

h.p. lovecraft: eğer din gerçek olsaydı, onun takipçileri gençleri yapay bir onaylamayla terbiye etmeye çalışmazdı; onun yerine hakikat arayışlarında yılmadan ilerlemeye devam ederlerdi.

cathy ladman: tüm dinler aynıdır: din farklı tatil günleri olan basit bir suçluluk duygusudur.

lemuel k. washburn: bir inancı olan insan, zihni için bir tabut satın almış demektir. inanmak için hiçbir zihinsel alıştırma yapmaya gerek yoktur.

4.07.2014

hamdi koç

güven turan

picus dergisinin eylül sayısında, hamdi koç'la yapılmış bir röportaj var. çoksatar ve pek tutmuş yazarlar arasında artık hamdi koç. onun için de söylediklerinin geniş bir okuyucu bulması kaçınılmaz. konuşmanın cilt cilt ingilizce kitaplar önünde yapılıyor olması da ona bir otorite havası katıyor doğal olarak. ne var ki, lafının endazesi şaşık hamdi koç'un. bir yerde, tutup şöyle diyor:

"sevdiğim kadın yazarlar var, az da olsa, mesela jane austen, mesela georg eliot. bir miktar da virginia woolf'u severim. ama öyle ölüp bittiğim bir kadın yazar da yok. yani jane austen'i severim ama jane austen'sız yaşayabilirim. hadi genelleme yapalım, rahatlayalım: kadın yazarlar olmadan da yaşayabilirim."

ilk tepkim, hemen aklımdan geçmeye başlayan elisabeth bowen, katherine anne porter, isak dinesen, flannery o'connor, ingeborg bachmann, carson mccullers gibi isimlere dur deyip "sen buna yaşamak mı dersin, ilahi hamdi koç" oldu ya, bırakalım bunu bir yana. hatta, ayılıp bayıldığını söylediği henry james'in en beğendiği yanının "adamın" (bu kullanım onun) "nezle bile olmamış"lığı olduğuna göre, çok da ciddiye alınmamalı kadın yazarlar üstüne söyledikleri. ne var ki, koca koca kitapların otoriterliği önünde söylenmiş bu sözler yanıltabilir okurları. hamdi koç hep yabancı yazarlardan örnek verdiğine göre, ben de o alanda kalayım hatta, joyce'u elinden bırakamadığına göre sadece modernist edebiyat üzerinde durayım.

sevmek/sevmemek gibi hiçbir eleştirel değer taşımayan; hatta edebi değer ölçüsü olmayan yaklaşımlar bir yana bırakılırsa, modernist edebiyatın temelinde bir kadın yazar yer almaktadır: gertrude stein. stein'la karşılaşana kadar örneğin apollinaire sembolistlerin çizgisinde sıradan bir şairdir. onu ve max jacob'u ve dolayısıyla bütün bir gerçeküstücü hareketi tetikleyen stein olmuştur. dublinliler'in joyce'u stein'in tender button'daki (1914) metinleri ardından ulysses'in (1922) joyce'una dönüşmüştür. aynı şey ezra pound için de geçerlidir. onun şiirindeki h.d. (hilda doolittle) öncesi ve sonrası arasındaki fark, 19. yüzyıl şiiriyle 20. yüzyıl şiiri arasındaki farktır. joyce ve woolf elbette karşılaştırılamazlar; ama bütünüyle eleştirel ölçütler içinde ele alındıklarında, joyce modernist yaklaşımın göz boyayıcılığı bir yana, bir hayli savruk bir dille yazar. ulysses'in kurgusu da modernizm için bile bir hayli dağınıktır. sadece modernist edebiyatın başlangıcıyla bitmiyor mesele. her şey bir yana tarihsel roman kavramını baştan sona değiştiren; hatta terime yeni bir tanım yapmaya zorlayan marguerite yourcenar'ın adını anmamak bile hiç cinsiyetçi bir yaklaşım içinde olmasa da "doğru dürüst bir kadın yazar yok" savına isyan ettirir insanı.

17.04.2011

ernest hemingway

güler dikmen nalbantoğlu

"insan yok edilebilir ama yenilmez."

hemingway, 1920'de chicago'da çalıştığı yayınevinde hikayeci sherwood anderson'la tanıştı ve 1921'de bir gazetenin avrupa muhabiri olarak amerika'dan ayrıldı.

paris'e varır varmaz, sherwood anderson'ın kendisini gertrude stein'e tanıtan bir mektubunu, miss stein'e götürdü.

öğretmenleri ezra pound ve gertrude stein'di. sonradan çıraklık yılları hakkında hemingway, "ezra'nın söylediklerinin yarısı doğruydu; gertrude stein her zaman haklıydı." demiştir.

hemingway "gençken talihim vardı" derdi, "kendimden yaşça büyük insanlarla arkadaş oldum." ve eklerdi, "şimdi yine talihim var; çünkü gençlerle arkadaşlık ediyorum."

genç bir yazara gönderdiği mektupta "karşınızda birisi konuşurken bütün benliğinizle dinleyin söylediklerini. insanların çoğu dinlemeyi bilmezler." diyordu.

hemingway sabahları erken kalkar ve saat sekizde masanın başına geçerek çalışmaya başlardı. "durmak için en uygun zaman romanın rahatça ilerlediği andır." derdi. "ondan sonra ne yazacağınızı bildiğiniz bir anda durursanız, ertesi gün devam etmekte güçlük çekmezsiniz."

yazma sanatını hala öğrenmekte olduğunu söyleyen hemingway, "ben ölünceye kadar çırak kalacağım." derdi. "aptallar usta olduğumu söylüyorlar. fakat kimse bu işin ustası olmamıştır ve her yazarın sanatında daha da ilerlemesi olasıdır."

arthur koestler, "hemingway'i küçümsemeyin. basmakalıp yazıyor belki; ama yine de bugün hayatta olan en büyük yazar odur." demişti.

bir romancı arkadaşına "ulusal yazar, serüven yazarı, şu yazarı, bu yazarı diye bir şey yoktur. eğer çanağında balı varsa yazar düpedüz yazardır." demişti.

hemingway, "bir insanı sağlıklı olmak, iyi çalışmak, arkadaşlarla yiyip içmek, cinsellik ilgilendirir." diyordu.

bir alman gazeteci, "bay hemingway, ölüm hakkındaki düşüncenizi açıklar mısınız?" diye sorduğunda, "evet, o da başka bir fahişe." diye yanıtlamıştı.

yaşamı, eşinin, çevresinin bütün önleme çabalarına karşın, kendi eliyle, silahlarından birini temizlerken son buldu.