lord byron etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lord byron etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.12.2019

sanat

goethe

aklı olan, dağınık işlerle ilgilenmez; kendisini sadece bir işe verir ve bu işte başarılı olur.

bir yazarın üslubu onun iç dünyasının sadık bir kopyasıdır. yalın bir üslupla yazmak isteyen kişinin önce ruhu yalın olmalı; gösterişli bir üslupla yazmak isteyen kişinin de gösterişli bir karakteri olmalı.

gerçekten başarılı olmak isteyen, asla küçümseyici tavra sahip olmamalı, olumsuz şeylerle uğraşmamalı, her zaman iyi ile ilgilenmeli. çünkü yıkıcı olmak yerine, insanlığa salt mutluluk duygusunu tattıracak şeyler yapmalı.

insanın, sahip olduğu yeteneklerin hepsini birden eğitme arzusunun, mükemmel bir şey olduğu haklı olarak söylenir. ama insan bunu yapabilecek durumda değil, herkes kendini aslında özel biri olarak yetiştirmeli; ama herkeste ortak olan şeyi bulmaya çalışmalı bunu yaparken.

bilgi ve meslek birbirinden farklı değerlendirilmeli; iş uygulamaya geldi mi, her sanatın zor bir şey olduğu düşünülmeli; hele hele bir işte usta olmak isteniyorsa, tüm bir yaşam feda edilmeli.

insan, birikiminin sınırlarını gereğinden fazla tutmaktan da kendini korumalıdır.

ne kadar özgün olursa olsun her karakter, taştan tutun da insana kadar, anlatılan her şey evrenseldir; çünkü her şey tekrardan ibaret, bir kereliğine dünyaya gelmiş hiçbir şey yoktur yeryüzünde.

lord byron, kendi yapıtlarını, güzel çocuklar doğuran kadınlar gibi yazardı; kadınlar da bu konuda düşünmezler ve bunu nasıl başardıklarını bilmezler.

her yeteneğe çevresi sınır koyar.

bir yetenek kendi haline kalmak için doğmaz; yeteneğin gelişmesi için başarılı ustaların ve sanatın birikiminden faydalanması gerekir.

sanatın başından sonuna, bir takip söz konusudur. büyük bir ustayla karşılaştığınızda, kendinden öncekilerin iyi taraflarını aldığını görürsünüz her zaman, işte onu da büyük yapan budur. raffaello gibi adamlar yerden bitmiyorlar. antik dönemi örnek alıyorlar ya da kendilerinden önce yapılmış eserlerin en iyilerini.

büyük şeyler başarmak isteyen kişi, kültürünü o düzeye getirmelidir ki, yunanlılar gibi sıradan, gerçek doğayı, kendi kültür düzeyine çıkarabilsin, doğal olaylarda içten gelen zafiyet ya da dıştan gelen engeller nedeniyle sadece niyet olarak kalmış bir şeyi gerçek kılabilecek durumda olsun.

bir odun, içinde yanması için gerekli maddeyi barındırdığı için yanar; bir insan da ünlü olması için gerekli şeyler içinde olduğu için ünlü olur. şöhret aranmaz, şöhret olmak için tüm çabalar boşunadır. akıllıca davranıp çeşitli yapay yollardan bir ölçüde ismini duyurmayı başarmış insanlar vardır. ama bunun yanında içinde o cevher yoksa, ne yapsa boş, ertesi gün unutulmaya mahkumdur.

büyük bir yapıtı kendi içinde düzene sokup derleyerek toparlamak için bazı zihinsel faaliyetler, bazı çabalar ve uygulamalar gereksizdir; bir yapıtı layıkıyla akıcı bir şekilde anlatmak için sadece yaşamdaki hangi faaliyetlerin, hangi sakin ve huzurlu durumun gerekli olduğunu bilmek gerekir. eğer genel olarak her şeyi yanlış algılamışsanız, tüm çabalarınız boşa gider.

ben tamamladığım bir yapıta karşı gerçekten kayıtsızım; onunla ilgilenmeye devam etmem, hemen yeni bir şeyler düşünmeye başlarım.

başarımı sürdürmeyi kafama takmadan, yürüdüğüm yolda sakin sakin ilerledim, olabildiğince benimle uğraşanları da görmezden gelmeye çalıştım.

10.12.2019

dizeler


pek çok şafak vardır
henüz ışıldamamış olan
(friedrich nietzsche)

bu sabah kalktım ve bir bira daha içtim
gelecek belirsiz ve son hep çok yakında
(jim morrison)

zamanın soytarısı değildir sevgi
o değişmez kısacık günlerle haftalarla
direnir ve katlanır mahşerin ucuna dek
(william shakespeare)

bendim, diyor bir eski zaman kuğusu
şahane ve umutsuz kanat sıyıran
(stephane mallarme)

anlaktır, uyanıklıktır doğuran ve düşleyen
uykudur açık seçik gören
imge ve sanrıdır bakan
eksiklik ve boşluktur yaratan
(paul valery)

şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
ne kalıyor geriye yüzyıllardan
(behçet necatigil)

değil mi ki hayat sonsuza dek sürmez
ölüler asla dirilmezler
ve en yorgun ırmaklar bile
bir yerde ulaşırlar denize
(algernon charles swinburne)

yine özgürlük! yine senin bayrağın, yırtılmış ama uçuyor
rüzgara karşı yıldırım gibi dalgalanıyor
(lord byron)

17.06.2018

epigraflar


vitae nomen quidem est vita, opus autem mors.
yaşam, yaşam adını almış ama gerçekte ölümdür onun adı.
(herakleitos)

optima sors homini non esse.
doğmamış olmak insan için en iyi şey olmalı.
(theognis)

omnis hominum vita est plena dolore.
insanın tüm yaşamı acı doludur.
(euripides)

non enim quidquam alicubi est calamitosius homine omnium, 
quotquot super terram spirant.
şu dünyada soluk alan, yürüyen yaratıklar arasında
insandan daha acınacak bir yaratık yok.
(homeros)

nullum melius esse tempestiva morte.
hiçbir şey zamanında bir ölümden daha değerli değildir.
(plinius)

o, if this were seen -the happiest youth
-would shut the book and sit him down and die.
ah, bir görebilseydi, en mutlu genç bile
kitabı kapatır ve oturup ölümü beklerdi.
(shakespeare)

natum non esse sortes vincit alias omnes.
hiç doğmamış olmak insan için en iyisidir.
(sophokles)

this something better not to be.
daha iyisi var olmamaktır.
(lord byron)

via marcel proust

14.01.2014

durulmayan bir kafa

kay redfield jamison

yoğun ve sürekli aşk yalnızca biraz fırtınalı tutkuların yer aldığı iklimlerde gerçekleşebilir.

hayatta önemli olan insanın eline düşen kartlar değil, onları nasıl oynadığıdır.

insan uzunca bir süre kendini normal hissetti mi birtakım umutlara kapılıyor ama bu umutlar kaçınılmaz olarak boşa çıkıyor.

elinizde olmayan parayı bol keseden harcamak ya da resmi teşhis dilinde biraz hoş bir deyişle belirlendiği gibi "dizginlenemeyen alışveriş krizlerine girmek", klasik manik davranışların belli başlılarından biridir.

çeşitli duygu durumları insan yaşamının öylesine olağan bir parçasıdır, kişinin kendi kendini tarifinde öylesine temel bir rol oynar ki, psikoza varan aşırı duygu durumu ve davranış değişimleri de çoğunlukla yaşamın zorluğu karşısında gösterilen geçici ve anlaşılabilir tepkiler olarak görülebilir.

manik-depresif hem öldüren hem de hayat veren bir hastalık. ateş, doğası gereği hem yaratır hem yok eder. dylan thomas şöyle yazmış:

"yeşil ışıktan çiçeği üreten güç
benim yeşil çağımı sürdürüyor
ağacın köklerini uçurandır
beni de yok eden."

garip, itici bir güçtür mani, harap eder, kanı ateşe verir.

aşk ne kadar büyük olursa olsun deliliği düzeltemez, insanın kara duygu durumunu aydınlatamaz.

bir insan ve hasta olarak, "çift kutuplu" deyimini nedense son derece itici buluyorum: sözde adını koyduğu hastalığı küçümsüyor, anlaşılmasını zorlaştırıyor gibi geliyor. bence "manik-depresif" tanımlaması hastalığın hem özelliklerini hem de ciddiyetini daha bir yakalıyor, olayın gerçekliğinin üstünü örtmeye yeltenmiyor.

byron'ın da dediği gibi insanlar çeşit çeşittir. her birimiz kendi mizacımızın sınırlamaları içinde hareket eder, kendi kendimizi ancak kısmen gerçekleştirebiliriz.

7.10.2013

din

lord byron: din hakkında hiçbir şey bilmiyorum, en azından onun lehine olan hiçbir şey.

anthony burgess: sapkın yaradılışlı birini her şey tahrik edebilir. herhangi bir kitap, büyük bir edebi eser bile pornografik bir unsur olarak kullanılabilir.

samuel butler: tanrı bizim bir şey yapmamızı istiyorsa bu isteğini açıkça belirtmesi gerekir. aklı başında insanlar, o bunu yapıncaya dek ona aldırış etmeyeceklerdir.

albert camus: hayata karşı işlenebilecek bir günah varsa, bu muhtemelen başka bir hayatın da var olduğu ümidiyle ondan ümidi kesmek ve onun amansız ihtişamını gözardı etmektir.

arthur c. clarke: yetişkin yaratılış taraftarlarının yerine getirdikleri zihinsel sapkınlıkla dolu uygulamalarını evlerinde sürdürme özgürlüklerini destekliyorum; fakat genç ve masumları korumamız gerekiyor.

goethe: bu hayat bittikten sonra başka bir yaşamla ödüllendirilseydim bu beni çok mutlu ederdi; fakat buna buradayken inanan kişilerin bana orada da eşlik etmemesi için yalvarırdım.

demokritos: atomlar ve boşluk dışında hiçbir şey yoktur; geri kalan her şey fikirden ibarettir.

richard feynman: yanlış olabilecek yanıtlara sahip olmaktansa bilmeyerek yaşamanın çok daha ilginç olduğunu düşünüyorum.

4.10.2013

goethe ile konuşmalar

johann peter eckermann

kadınlar doğurur doğurmaz bir daha kocaları ile yatmayacaklarını söylerler; ama daha ne olduğunu anlamadan hamile kalırlar.

insanlar, suda yüzerken birbirine çarpan çömlekler gibidir.

değişim için cesaret ve kararlılık gerekir. bu, aynı denize girerken sudan korkmaya benzer; yapılacak şey hızla suya dalmaktır, hemen suyun bir parçası oluveririz.

kendini sınırlamak ve izole etmeyi bilmek en büyük sanattır.

zaman zaman büyük italyan gravürlerine bakmak gibi, her yıl moliere'den birkaç oyun okurum. biz küçük insanlar böyle çok kapsamlı şeyleri aklımızda tutamıyoruz; bu yüzden ara sıra içimizdeki izlenimleri tazelemek için bu yapıtları yeniden okumamız gerekiyor.

şeytan, gerçeği sanıldığından daha sık dile getirir
ne var ki dinleyicileri cahildir (lord byron)

büyük bir zekayı gizleyemezsiniz; çünkü köken ve zeka kişiye öyle damgasını vurur ki, ikisine de bir kez sahip oldunuz mu, ne kadar belli etmemeye çalışırsanız çalışın boşuna. bunlar, yüceliğini hissedemezseniz, yanına yaklaşamadığınız güzelliğe benzeyen güçlerdir.

korku, her düşmanın vücudumuza yerleşmesini kolaylaştıran zayıflıkların ve hassasiyetlerin taşıyıcısıdır.

sonunda kendi yarattığımız yaratıkların kölesiyiz.

ben dünyayı içimde hissetmeseydim, bakan gözlerimle kör kalır, tüm araştırmalarım ve deneyimlerim tümüyle cansız, boşuna çabalar olmaktan öteye gidemezdi. ışık burada, tüm renkler etrafımızı sarmış; ama kendi gözlerimizdeki ışık ve renk olmasaydı, dışımızdaki bu gibi şeyleri algılayamazdık.

sevgi her zaman için pervasız bir yapıya sahiptir.

herkes beklentilerinin karşılanacağı yere gider. bugün incir topladığı ağaçtan yarın da yine aynı meyveyi toplamak ister; eğer bir gecede ağaçta yabani erik büyümüşse, aynı kişinin canı çok sıkılacaktır. eğer insan yabani erik dostuysa, zaten çalılıklara gidecektir.

ben nesnel uğraşılarım içinde zararlı çıkıp yapayalnız kalırken, tamamen öznel olana yakınlık duyan yaşadığım çağa uyum sağlayamadım.

eğer içten gelen eğilimlerimizi aşmaya çalışmayacaksak, aldığımız tüm eğitimin ne anlamı var?

insanların bizimle uyumlu olmalarını beklemek büyük bir ahmaklık.

dünyada çığır açmak için iki şey gerekli: birincisi, insanın çalışan bir kafası olacak; ikincisi de, insan büyük bir mirasa konacak.

sabahları insan çok akıllı ama aynı zamanda da çok endişeli olur; endişe aynı zamanda akıllılıktır çünkü, her ne kadar edilgen olsa da aptallık endişe bilmez.

insan gençlik hatalarını yaşlılığa taşımamalıdır; çünkü yaşlılığın zaten kendine özgü birçok zayıf tarafı vardır.

yaşam çok kısa, insanlar birbirlerini mutlu etmenin yollarını bulmalı.

ilginçtir; işitme ve anlama yetisi ile ilgili her şey konuşmaktan önce gelir; öyle ki kısa sürede her şeyi anlayan kişi, kesinlikle her şeyi ifade edemez.

lessing çok büyük bir zekaydı ve ancak kendisi kadar zeki biri ondan gerçekten bir şeyler öğrenebilirdi. sıradan insanlar için tehlikeli biriydi.

dünyaya gelmesiyle birlikte ona iki büyük miras kaldı: onun payına düşen yanılgı ve yetersizlikti; bunlardan kurtulmak için yaşamı boyunca çok yönlü çalışmalar yapması gerekti.

insan her konuda, ancak sevdiği insandan bir şeyler öğrenir.

aslında her şeyin dahiyane olması dünyanın işine gelmez; dünyadaki hiçbir şeyin dayanağı deha değildir. hatta insanı karmaşaya sürüklemesi, ona tutunacak dal bırakmaması bakımından çok zararlıdır.

insan dünyanın sorunlarını çözmek için doğmaz; ama sorunun neden kaynaklandığını araştırmak ve kendini kavranabilir bir sınırda tutmak için dünyaya gelir.

insanların ve meleklerin diliyle konuşsam; ama sevgim olmasa, ses çıkaran bakırdan ya da çınlayan zilden farkım kalmaz.

gerici ve modası geçmiş akımların hepsi özneldir; oysa ileriye dönük akımların hepsi nesneldir. bizim içinde bulunduğumuz çağ gericidir; çünkü özneldir.

dünyaya ancak olağanüstü şeylerle yararlı olunabilir.

genç bir insanın yazdıklarını, en iyi yine genç insanlar anlar.

insanın ihtiyaç duyduğu şey berraklık ve neşe; bu da onda mükemmel insanların iyi bir eğitimden geçtiği sanat ve edebiyat akımlarına yönelme gereksinimi doğurur; böylece insan kendini iyi hisseder ve sahip olduğu kültürün hazzın başkalarına aktarmaya hazır hale gelir.

kadınlar, altın elmalar koyduğumuz gümüş tabaklara benzer.

kültürü sürekli olarak belirgin bir şekilde saf ve etik olanda aramaktan kaçınmalıyız. önemli olan her şey, biz farkına vardığımızda eğitici olur.

insanın ulaşabileceği en uç şey şaşkınlık; eğer onu ilk olgu şaşırtıyorsa, rahat olabilir; karşısına daha üst düzeyde bir şey çıkmayacak demektir.

bir insan ne kadar yüce ise, o ölçüde olağanüstü güçlerin etkisinde kalır.

insan yaşlanınca, dünya ile ilgili şeyler hakkında gençliğinde olduğundan daha farklı düşünüyor.

yanılgının yeri kütüphaneler, hakikatin yeri ise insan zekasıdır; kitaplar kitaplarla çoğalır; oysa basit olanı kavramayı bilen, karışık şeyleri çözüp belirsiz şeyleri açıklığa kavuşturan insan zekası, hep var olan yasalarla iç içe olmaktan hoşlanır.

nefret kimseye zarar vermez; ama aşağılanma insanı yıkar.

mosheim: şöhret, zahmet ve acının; karanlıksa mutluluğun kaynağıdır.

insan basit bir varlıktır. ne kadar zengin, ne kadar çok yönlü, ne kadar anlaşılması zor olursa olsun, yine de içinde bulunduğu durumların alanı hemen anlaşılır.

aynı olduğumuz konular bizi pasifleştirir; oysa bizi üretken kılan karşıtlıklardır.

ben sadece kız kardeşin kız kardeşe duyduğu sevginin cinsellikten uzak olduğunu düşünürdüm. kız kardeşle erkek kardeş arasında, ister bilinsin ister bilinmesin, cinsel eğilimlerin olduğu sayısız durumun yaşanmış olduğunu bilmezlikten gelmemiz gerekiyor.

bir canlı, ancak doğal gelişiminin zirvesine ulaştığında güzeldir.

gerçek, elmasa benzer; ışınları tek bir yöne değil, birçok yöne yansıtır.

eğer insan sarhoşsa doğruyu bilir.

iyi insancıklar, okumayı öğrenmenin, bir insanın ne kadar vaktini aldığını, ne çabalara mal olduğunu bilmezler. ben bu işe 80 yılımı verdim; hala da amacıma ulaştığımı söyleyemem.

aşk bile, her zaman aynı yaşanmaz; hep kendine özgü ve sevdiğimiz insanın karakteri ve kişiliğine göre değişen bir şeydir.

günlük yaşam en etkili kitaptan daha öğreticidir.

"hiç kimse iki efendiye birden hizmet edemez."

hiçbir devrimde aşırılıklardan kaçınılamaz. politik devrimde başlangıçta genellikle aşırılıkların kesintiye uğramasıdır söz konusu olan; ama çok geçmeden insan kendini kan gölüne ve vahşete gömülmüş bulur.

"insan dünyada faydalı bir şey yapmışsa, yaşam aynı şeyi ikinci kez yapmasını engeller."

j.p. eckermann: yoksulluğum benim felaketimdir.

başkalarının konuşmasına aldırmadan, doğru bulduğum şeyi yaptım. yaptığım işi her yönüyle kavradım ve hedefimin ne olduğunu hep bildim. birey olarak bir hata yapmışsam, onu düzeltebildim.

goethe, 22 mart 1832 tarihinde saat 11.30'da yaşama veda etmiştir. o zamandan beri çalışma odasının önündeki holde duran ayaklı aat 11.30'u göstermektedir. saat rastlantı sonucu mu durmuştur; yoksa goethe'nin sadık bir yakını mı saati durdurmuştur bilinmiyor. ölmeden önce yardımcısı friedrich'e söylemiş olduğu son söz, "pencerenin ikinci kepengini de aç, içeriye daha fazla ışık girsin." olmuştur. bu daha fazla ışık sözü, goethe'nin aydınlanmacı dünya görüşü ile ilintili kılınarak, zaman içinde her tür karanlığa karşı durmak anlamında yorumlanmış, goethe'yi tanımlayan bir ifade olmuştur.

* alıntılanan sözler goethe'ye aittir.

9.02.2013

din

teslime nesrin: şeriat kuralları değiştirilemez. reddedilmeleri, terk edilmeleri gerekir. yedinci yüzyılın kurallarına şimdi neden ihtiyaç duyalım ki?

lord byron: dünyanın sonu geldiğinde, sonsuz işkencenin ahlaka döndürücü ve ibret verici ne gibi bir amacı olabilir?

raymond smullyan: bu kadar fazla insanın, tanrı'nın ona inananları ödüllendirdiği fikrini sorgulamadan kabul etmesi, her zaman kafamı karıştırmıştır.

shabnam nadiya: kutsal kitap, bana ne kadar okursam okuyayım; ne kadar bilirsem bileyim, insanlara karşı beslediğim, göğsümdeki sevgi ve şefkat ne kadar büyük olursa olsun, zekam ve yeteneklerimin ne ölçüde olduğunun hiçbir önemi olmaksızın, asla en aşağılık erkek kadar bile iyi olamayacağımı öğretti. ben bir erkeğin tohumunu ekeceği bir tarlaydım. bu adamın sözüne karşı benimkine güvenilemezdi. erkekler beni arzuladığı için, ben bir cehennem kapısıydım. inançsızlığın bana sunduğu itibar ve saygınlıkla hangi inanç sistemi yarışabilir?

luis bunuel: tanrı ve devlet yenilmez bir ekiptir; baskı ve katliam konusunda emsalsiz bir üstünlüğe sahiptir.

spinoza: eğer bir üçgen konuşabilseydi, bize tanrı'nın kesinlikle üçgen olduğunu söylerdi. buna karşılık bir daire de, kutsal doğanın kesinlikle dairesel olduğunu söylerdi.

etta semple: eğer basit bir biçimde, cennete gitmek istemiyorsam, bu benden başka kimi ilgilendirir?

21.11.2012

din

george santayana: doğaüstüne duyulan inanç, insanın talihinin en kötü olduğu anda girdiği umutsuz bir bahistir.

lord byron: herkes gerçekleşmesini çok istediği şeylere inanmaya meyillidir. bu ister bir loto bileti, ister cennete gidiş bileti olsun.

samuel p. putnam: insan bilincindeki son batıl inanç, dinin iyi bir şey olduğu hakkındadır.

matt berry: inanç, kişinin kendi bütünlüğünü korumak yerine tanrı'nınkini koruma girişiminin bunaltıcı bir sonucudur.

john bice: kişisel dini inançların büyük bir oranı hakkında, kişinin ailesinin inançlarına ya da içinde yetiştiği kültüre bakılarak doğru bir tahmin yürütülebilir. dindarların kendilerine "benim dini inançlarım mantık ve kanıtlar üzerine mi inşa edilmiş, yoksa bana aşılanmışlar mı?" diye sormaları gerekir.

pearl s. buck: insanlara duyduğum inançtan başka bir inanca ihtiyacım yok.

buddha: sadece size böyle söylendiği ya da nesilden nesile aktarıldığı veya dini kitaplarınızda yazılı olduğu için ya da öğretmenleriniz ve büyükleriniz böyle istediği için bir şeye inanmayın. fakat gözlem ve analiz sürecinin ardından, bir düşüncenin mantığınıza uyduğunu, iyi nitelikler taşıdığını ve herkese faydası dokunacağını fark ederseniz onu kabullenin ve ona göre yaşayın.

richard burton: din üzerine çalışmalarımı sürdürdükçe, insanın kendisi dışında hiçbir şeye tapmadığından giderek daha fazla emin oluyorum.

31.08.2009

uzun lafın kısası

irvin yalom: 
herkes aynı yemeği yemekten bıkar. her güzel kadının olduğu yerde, bir de onu düzmekten bıkmış zavallı bir erkek vardır.

mahabharata: bilgi gerçeği anlamaktır. barış, ruhun sükun bulması.

cevdet kudret: her işte böyledir: insan, diplomasız asistan olamaz fakat profesör olur; kaymakam olamaz fakat vali olur; katip olamaz fakat mebus olur.

george sand: evlilik, toplumun icat ettiği en barbar kurumlardan biridir.

nicholas malebranche: insanların körlüğü ve bilgisizliği bizi şaşırtmamalıdır; çünkü zihinleri, önemli bir zorluğu içeren hiçbir şeye nüfuz edemez.

marguerite yourcenar: insanın gerçek doğum yeri, onun kendisine ilk kez aklıyla baktığı yerdir.

sophokles: en keyifli hayat, hiçbir bilgelik olmadan sürüp giden hayattır.

platon: iyi bir dost dünyanın en güzel bıldırcınından, en güzel horozundan; hatta en güzel atından ve köpeğinden çok daha değerlidir.

nezihe meriç: yıkanmış taşlık, sulanmış bahçe demektir bir bakıma yaşamak.

veysel atayman: şiddet, modern toplumun hayal kırıklıklarından ve duygusal soğukluğundan doğar.

lord byron: şeytan sanıldığından daha sık doğruyu söyler; ama dinleyicileri cahildir.

ahmet ümit: iktidar kanla beslenen bir organizmadır. kendisini yöneten insanları güç kadar kötülükle de ödüllendirir. ister romalı olsun, ister osmanlı, birkaç istisna dışında eline kan bulaşmamış hükümdar yok gibidir.

4.05.2009

mutluluk yolu

bertrand russell

olağanüstü bir karar verme yetisine sahip kimseler dışında, insanların çoğu, emirler sert olmamak koşuluyla, kendilerine günün her saatinde ne yapacaklarının bildirilmesinden hoşlanırlar.

kendileri için dünyada yapacak hiçbir şey kalmamış olduğu kanısını taşıyan yetenekli gençlere öğüdüm şudur: yazmaya çalışmaktan vazgeçin; bunun yerine yazmamaya çalışın. dünyaya açılın, bir korsan olun, borneo'da bir kral, sovyet rusya'da bir işçi olun; ilkel fizik gereksinimlerin hemen bütün enerjinizi yutacağı bir hayata başlayın.

en iyi romanların hepsinde sıkıcı pasajlar vardır. birinci sayfasından sonuncu sayfasına değin göz kamaştıran bir romanın büyük bir yapıt olmaması çok olasıdır.

yaptığımız şeyler, sandığımız kadar önemli değildir; başarı ya da başarısızlıklarımız da, öyle büyük önem taşımazlar. büyük üzüntüler bile unutulabilir; mutluluğa yaşam boyunca son verecek gibi görünen felaketler, zamanla kabuk bağlar ve acıları hemen hemen duyulmayacak derecede azalır. üstelik bütün bu kişisel düşüncelerin üstünde ve ötesinde bir gerçek var ki, kişi dünyanın çok büyük bir parçası değildir. düşünce ve umutlarını benliğinin üstünde bir şeye yöneltebilen bir kimse, dünyanın sıradan dertlerinde, tam anlamıyla bencil bir kimse için olası olmayan bir huzur bulabilir.

kararsızlık kadar yorucu ve boşuna olan bir şey yoktur.

günah duygusu, daha iyi, daha temiz bir yaşama değil, bunun tam aksine neden olur. bir adamı hem mutsuz yapar hem de ona aşağılık duygusunu aşılar.

can sıkıntısı aslında bir olaylar özlemidir; hem de yalnız hoşa gidecek olaylar değil, bunalım kurbanının bir günü öbüründen ayırt etmesine yardım edecek herhangi bir olay özlemidir. can sıkıntısının aksi ise haz değil, heyecandır.

bilgisizlerin zorbalığından kendini kurtarabilmiş birçok kişi, baskı süresince öyle çetin ve uzun bir savaş vermek zorunda kalmışlardır ki, sonunda gücenmiş ve enerjilerini yitirmişlerdir.

dimağ, kendisine sunulan malzemeyi şaşılacak alaşımlar halinde birleştirme gücü olan garip bir makinedir; ama dış dünyadan malzeme almayınca güçsüzleşir.

insanoğlu durmadan didinir ve madde durmadan hareket halindedir; sonradan gelen, daha önce gidenden hiçbir bakımdan farklı olmadığı halde, yerinde duran bir şey yoktur. bir adam ölür ve mirasçısı onun çabalarının meyvelerini toplar; nehirler denize dökülür; ama sularının orada kalmasına izin verilmemiştir. insanlar ve eşyalar, sonsuz ve amaçsız bir devir içinde doğarlar, ölürler; yıllar boyunca hiçbir ilerleme olmaz, kalıcı bir şey başarılmış değildir. nehirler akıllı olsalardı, yerlerinde kalırlardı. süleyman akıllı olsaydı, meyvelerinin tadını oğlunun çıkaracağı ağaçlar dikmezdi.

alçak gönüllü kişiler, her zaman birlikte bulundukları kişilerden daha parlak başarılar elde edemediklerine inanırlar. bu yüzden hasetçiliğe, haset yoluyla mutsuzluğa ve kötü niyetliliğe çok eğilimli olurlar.

kendi kendine bölünmüş bir kişilik kadar, yalnız mutluluğu değil, yeterliliği de azaltan hiçbir şey yoktur.

geleneksel ahlak o derece bir özgecilik -kendinden başkalarını düşünme- gerektirir ki, çoğu hallerde insan yaradılışının yetenek sınırlarını aşar ve dürüstlükleriyle övünen kişilerin çoğu da, kendilerini, hiçbir zaman ulaşılamayacak olanı elde etmiş sanır. en yüce kişilerin bile büyük çoğunluğunun davranışları, kendilerine çevrik, kendi çıkarları yönünde güdüler taşır.

hiç kimseden, yaşama tarzını başka bir kişi uğruna temelden değiştirip bozması beklenmemelidir. insanların çoğunlukla yakındığı davranışlar, hasta bencilliğin sınırları aşmasına karşı, normal egonun sağlıklı tepkisidir.

kendi kendini aldatmaya dayanan hiçbir gönül doyumu sağlam değildir. gerçek ne kadar tatsız olursa olsun, yüz yüze gelinmeli, alışılmalı ve yaşayışımız ona uydurulmaya çalışılmalıdır.

düşüncenin ilk parıltısı duygunun tatsız çürüyüşü içine gömülürken
dünyanın çekip aldığı gibi verebileceği bir zevk yok (lord byron)

başkaları için duyduğumuz korku, kendimiz için duyduğumuzdan ancak nüans farkıyla üstün bir duygudur. kaldı ki bu duygu, çoğu hallerde, sevilene sahip ve egemen olma isteğini gizlemek için bir bahanedir. sevilenin korkularını uyandırmaktan beklenen şey, ona daha fazla egemen olmaktır. erkeklerin ürkek kadınlardan hoşlanma nedenlerinden biri de budur; çünkü korunan kimseye egemen olunur.

herhangi bir işte ciddi bir başarı, o işin malzemesine karşı duyulan gerçek ilgiye bağlıdır.

en iyi sevgi, insanın eski mutsuzluklardan kaçmak için değil de, yeni mutluluklara kavuşma umuduyla beslediği sevgidir.

"güneş altında yeni bir şey yoktur."

önemli nitelikte bir yapıcı işle uğraşmak kadar kişiyi nefret alışkanlığından kurtarabilecek pek az şey vardır.

"çok bilenin çok derdi olur; bilgiyi artıranın üzüntüsü de artar."

inanılması her gün biraz daha güçleşen şeylere inanmak için harcanan çaba kadar yorucu ve en sonunda usandırıcı hiçbir şey yoktur. böyle bir çaba zorunluluğundan kurtulmaksa güvenilir ve uzun ömürlü bir mutluluğun vazgeçilmez koşuludur.

13.02.2009

parazit

shakespeare: bu günlerin talihsizliği, delilerin körleri yönetmesidir.

galen: kahkahadan daha iyi bir ilaç yoktur.

aristoteles: insanlık, yönetmek için doğanlar ve boyun eğmek için doğanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

platon: kölelerin kaçınılmaz bir biçimde efendilerinden nefret etme eğilimi vardır ve sadece sürekli bir gözetim hepimizi öldürmelerini engelleyebilecektir.

jose marti: dünyanın bütün şanı, şöhreti bir mısır tanesinin içine sığar.

lord byron: günümüzde artık insan üretmek makine üretmekten daha kolay.

francisco franco: zor bir iş olan ülke yönetmeyi öğrenmemiş ve bu kendisine öğretilmemiş halka, bir devleti yönetme sorumluluğunu vermek bir delilik ve kötülüktür.

brillat-savarin: yeni bir yemek insan mutluluğuna yeni keşfedilen bir yıldızdan daha çok katkı sağlar.

galen: uzun ve zahmetli yolu, kolay ve kısa patikaya tercih ederim.

fukuzama yukichi: bir ülke özgürlüğünü her türlü parazite karşı korumaktan asla korkmamalıdır, bütün dünya kendisine düşman olsa bile.