joel kovel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
joel kovel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.03.2021

heidegger

joel kovel

martin heidegger'in freiburg üniversitesi rektörlüğü'ne getirildiği dönem, onun nazizmi resmen benimsediği 1933 yılıydı. hayatının geç dönemlerinde kendisini savunmak için bunu yalnızca üniversiteyi ve içindeki yahudileri korumak için yaptığını belirtmiştir. kendisi partiyi bir seneden kısa bir zaman sonra terk etmiş ve sonunda rejimin gözünden düşmüştür. ancak hayatının hiçbir döneminde belirgin bir biçimde ne kendi faşizmini reddetmiş ne de nazizmi yeterince yermiştir. dahası, sonraları yapılan araştırmalar onun faşist politikalarının fazlasıyla sahici olduğunu göstermiştir.

31.03.2020

uzun lafın kısası

amin maalouf:
uzun vadede, adem ile havva'nın tüm evlatları yitik çocuklardır.

eduardo carranza: şiir kanını kaynatmıyorsa, aniden sırlara pencereler açmıyorsa, dünyayı keşfetmene yardım etmiyorsa, umutsuz yüreğinin yalnızlıkta ve aşkta, şenlikte ve sevgisizlikte eşlikçisi değilse ne işe yarar?

joel kovel: sevgi, benliği yeni nesnelere açarak yaralanabilir hale getirir.

lawrence grossberg: bir şeye yeterince özen göstermenin, önemseyecek kadar inanmanın mümkün olduğu ve böylece de kişinin bu şeye bağlanıp bütün benliğini hasredeceği yerleri tespit etmek gitgide zorlaşıyor.

nilgün marmara: hayatın neresinden dönülse kârdır!

pascal mercier: kitsch, bütün hapishanelerin en kötüsüdür. parmaklıkları, basitleştirilmiş, sahte duyguların altınıyla kaplanmıştır, bir sarayın sütunları sanır insan onları.

robert musil: okyanusları ve kıtaları oyun oynarcasına aşıveren modern insan için hiçbir şey, bir sonraki köşede yaşayan insanlarla ilişki kurmak kadar olanaksız değildir.

stefan zweig: insanlar sadece bir şeyden yorgun düşerler: kararsızlıktan. yapılan her iş insanı rahatlatır; hatta en kötüsü bile hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir.

victor hugo: ezilmiş, yıkılmış insanlar arkalarına bakmazlar. kötü talihin peşlerini bırakmadığını bilirler.

oğuz atay: sessiz faziletlerin heykeli dikilmiyor.

ece ayhan: sezai karakoç ile ismet özel insan haklarıyla ilgilenmezler.

goethe: ve budalalar, anlamadıklarını ve anlayamayacaklarını yok ederler.

8.12.2018

nafile

joel kovel

sevgi, benliği yeni nesnelere açarak yaralanabilir hale getirir.

karl marx: tarihi insanlar yapar; ama canlarının istediği gibi değil.

bütüncül bir kavrayışa erişmek için yürütülen nafile gayret sadece kendimiz için bir iktidar arayışıdır.

william blake: karşıtlıklar olmaksızın ilerleme olmaz.

insanlar ne kadar düşkün görünürse görünsün, nefes almayı sürdürdükleri müddetçe içlerinde bir sağaltma gücü taşır.

kötü niyetle söylenmiş bir hakikat
uydurulan bütün yalanları alt eder (william blake)

sigmund freud: insanın bütün umabileceği, isterik acıların yerine sıradan mutsuzluğun geçmesidir.

aptallık, asıl ticaretini delilik üzerinden yürüten bürokratik endüstrinin zorunlu bir yan ürünüdür.

pier paolo pasolini: dünyada şimdiye kadar hiçbir enformasyon aracının televizyon kadar otoriteryan ve baskıcı olmadığına şüphe yoktur.

insanlar istenen biçime sokulabilir; ama sonsuza kadar değil; en nihayet kapitalist ilişkilerin kalpsizliğine direneceklerdir.

15.01.2017

arzu çağı

joel kovel

tek bir insan bile zincirlere bağlıysa, hiç kimse özgür değildir.

william blake: bir tek şu andaki rahatı ve keyfi için dehasına ve vicdanına direnen kişi dürüst müdür?

insanın arzusu ötekinin arzusunda anlamını bulur; çünkü arzunun ilk nesnesi öteki tarafından tanınmaktır.

w.b. yeats: en iyilerin hiç inancı yoktur; en kötülerse büyük bir tutkuyla bağlanır.

her yerde çiçeklerin açtığı, psikanalize giren iyiliğin gündelik hayatı doldurduğu ve kötülüğün buharlaşıp uçtuğu bir toplum düşünü seviyorum. gerçek sosyalizm her zaman ekmek ve güller demektir.

sigmund freud: para mutluluk getiremez; çünkü mutluluk çocukluk arzularının tatmin edilmesidir; para da bu arzuların nesnesi değildir.

insanların varoluşlarını belirleyen, bilinçleri değildir; tersine, toplumsal varoluşları bilinçlerini belirler.

max weber: devlet meşru güç kullanma tekelini elinde tutan bir birliktir ve başka bir biçimde tanımlanamaz.

ölümü hiç kimse yenemez; ama eğer bir hayat iyi geçmiş ve dolu dolu yaşanmışsa, sonuçlanması, bir bütünün toparlanması olur.

31.12.2013

uzun lafın kısası

joel kovel: hiçbir şey insanca yaşama hakkından daha değerli değildir.

antoine furetiere: genç bir erkeği kadınlarla sohbet etmekten daha fazla uygarlaştıran ve kibarlaştıran bir şey yoktur.

botho strauss: en kötüsünü yaşamışsan artık öyle saf olamıyorsun.

samuel johnson: hemen hemen tüm saçmalıklar benzemeye çalışıp da başaramadığımız insanları taklit etmeye çalışırken çıkar.

james joyce: hayat en büyük öğretmendir.

felicien challaye: bütün öteki kutsal kitaplar gibi, hristiyanlığın kutsal kitabı da insan elinden çıkmadır.

henry miller: bazı kancıklar kendilerine çiçek bahçeleri gönderilmesinden hoşlanırlar. kendilerini önemli hissederler.

rudyard kipling: cehalet kadar büyük günah yoktur.

romain gary: görkemli senfonilerin ortasında bir yerde beliriveren, yumuşacık bir flüt sesini beklemek gibi bir eğilimim vardır.

la rochefoucauld: insanın sevdiğine sadık kalmak için kendine çektirdiği işkence hemen hiçbir zaman sadakatsizlikten daha iyi değildir.

michel tournier: insan her şeyi yok eden zamana imgeyle karşılık verir.

sabahattin eyüboğlu: ne yıkılmışsa softalar yıkmıştır bu memlekette. cahilliğimizin eline baltayı veren, keyif için, para için yıkanları da destekleyenler onlar olmuş. yalnız yapılmış eserleri yıkmakla kalsalar iyi, yeniden yapma gücünü de köreltiyorlar.

29.09.2013

uzun lafın kısası

joel kovel: tek bir insan bile zincirlere bağlıysa hiç kimse özgür değildir.

boris vian: müstehcenlik hiçbir kitapta bulunmaz. hiçbir resimde yoktur. ona bakan ve onu okuyanın bir zihinsel niteliğinden başka bir şey değildir.

samuel butler: asıl ustalık, neyi gözardı edeceğinizi bilmektir.

connie palmen: kadınların birini kurtarma fantezilerini karanlık bakışlı bir sanatçıdan daha fazla tahrik edecek bir şey yoktur.

forrest carter: iyi bir şeyle karşılaştığın zaman yapman gereken ilk şey, bulabildiğin insanla onu paylaşmaktır.

samuel p. huntington: katı gerçekleri dile getiren herhangi bir politikacı derhal oy kaybeder.

tahsin yücel: yoksula karşı birleşmek sağın eski alışkanlığıdır.

robert m. pirsig: evlenen insanlar en sahtekar insan cinsidir. bütün özgürlüğünden ve her şeyden, güya her gece seks için vazgeçiyorsun. ama bu onları mutlu etmiyor. hep bir kaçış yolu arayıp duruyorlar sonra.

henry david thoreau: para, ruhun ihtiyaçlarından hiçbiri için lazım değildir insana.

michel foucault: insan dediğimiz şey, yakın tarihin bir icadıdır ve muhtemelen sonu yakındır.

saltıkov-schedrin: kötülük hiçbir zaman kalıcı bir güç olmamıştır. tarih özgürlüğün öyküsüdür; iyilikle mantığın, kötülükle kafasızlığa karşı kazandığı zaferin öyküsüdür.

paul auster: bütün bu siktirici dünyanın anasını belleyeyim!

6.06.2013

tarih ve tin

joel kovel

aşkta arzuladığımız aslında başkasının bizim için duyacağı arzudur. evrensel anlamda arzu duyulan şey kalıcı bir sevilme duygusudur.

kendisine ideallerinin güzel; ama gerçekleşemez olduğu söylenen eski ispanyol anarşistin verdiği yanıt "tabii ki bunları gerçekleştirmek olanaksız; ancak bugün olanaklı olan her şeyin değersiz olduğunu görmüyor musunuz?"

wittgenstein: ölüm korkusu yanlış, yani kötü yaşamın en belirgin işaretidir.

kar uğruna insanların çoğunu umutsuzluk ve yoksulluğa iterek gezegenin intiharına yol açan bir dünya düzeni, tinsel merkezi olmayan bir öldürme/üretme makinesidir. theodor adorno, bir keresinde, yahudi soykırımından sonra artık şiir yazılamayacağını söylemişti. aynı şey tinsellik için de söylenebilir. tinden uzaklaştırılan bir dünyanın evrensel koşulu bir tür hissizleşmeyse, bunun nedeni bir ölçüde her yerde hazır bekleyen korkuyu bertaraf etme gereksinimidir. kar, düzen ve verimlilik adına mutat olarak işlenen katliamlarla karşılaşan ruh kendi içine sığınır, daha doğrusu kaybolur.

william blake: eğer algının kapıları temizlenirse insana her şey olduğu gibi görünecektir: sonsuz olarak.

ilkel insanın asla yapmadığı bir şey vardır: o, benliği birleşmiş bir bütünlük olarak düşünme ya da durağan bir şey olarak görme hatasına düşmemiştir. onun için benlik, her zaman, düşünürün bile tek bir birim halinde birleştiremediği çok sayıda parçadan oluşan dinamik bir kendiliktir.

karl marx: benlik toplumsal ilişkilerin bir toplamıdır.

genelde, öteki ile olan ilişki sınırlar içinde tutulamaz ve çeşitli türden ötekilikler bir araya gelir ve birbirlerini belirlerler. bu, freud'un insanların doğuştan biseksüel olduğu görüşünün ve aktarım teorisinin dayanağıdır; çünkü bu sonraki ilişkilere öncekilerin nüfuz edişini açıklayarak bastırılmış tin-varlığın geri dönüşünü yeniden üretir. freud'un, her cinsel ilişkinin en az dört kişiyi içerdiği yolundaki aforizması onun en doğru görüşlerinden biridir.

pascal: yüreğin, aklın hiç bilmediği kendi nedenleri vardır.

freud dinsel ve mistik fenomenlerin olgunluk öncesi deneyilerin kalıntıları olduğunu, bunların dünyadan kaçış amacı güttüğünü ve böylelikle rasyonel bir temelleri olmadığını ileri sürmüştür. aynı eleştiri orgazm, aşık olma ve politik tutku gibi kendinden geçme duygularına da uygulanabilir.

sigmund freud: ego, terk edilmiş nesne kateksisinin tortusudur. nesnenin gölgesi egonun üzerine düşer.

kapitalizm, egonun ruhu yendiği bir benlik düzeyinde işlev gören bir tür toplumsal düzendir.

descartes: farklı ellerce yapılmış birçok parçadan oluşan eserlerde tek bir ustanın elinden çıkmış eserlerde görülen mükemmelliğe rastlanmaz.

elbette herkesin bir ruhu vardır. ruhsuz koşullar terimiyle denmek istenen şudur: ruhu ortaya çıkaran varlık biçimleri dünyevi başarı ile ödüllendirilmez. toplumun ana kurumları insanları verimli tekno-bürokratik işçiler, neşeli tüketiciler ve yaşam oyununun tutkulu galipleri olmak üzere yetiştirir. bu düzen içinde bir ruha sahip olmak tamamen gereksiz bir kategoridir ve kişiye ilerlemede yardımcı olamaz; hatta başarısızlığa neden olur.

walter benjamin: peri masalları, mitin insana yüklediği kabustan kurtulma yolunda insanların ilk çabalarını anlatır.

hiçbir şey, insanca yaşama hakkından daha değerli değildir.

bir kişi politik olarak tam bir faşist olup kuşlara ve çiçeklere derin bir sevgi duyabilir. hitler'in köpeklerine düşkünlüğünü anımsayın. dağlarda yaşayan heidegger vahşi hayata hayrandı ve doğaya ilgi duyardı; ancak bildiğim kadarıyla bu onun poltik görüşlerinde bir iyileşmeye neden olmadı. başka birisi kendini yoksul kişilere adarken çimenlerden nefret edebilir.

tarsuslu saul: tanrı bilgeleri şaşırtmak için dünyanın aptalca şeylerini seçmiştir ve tanrı güçlü olanları şaşırtmak için dünyanın zayıf şeylerini seçmiştir ve dünyanın aşağılık ve horgörülmüş şeyleri tanrı tarafından seçilmiştir ve olmayan şeyler, olan şeylere yokluğu getirmek için seçilmişlerdir.

ateşli bir anticinsellik, cinsel kategorisini gerekli kılar. yani eğer bir mezhep, üyelerinin dine bağlılığını ispatlamak için hadım etme töreni getiriyorsa, bunu cinselliğin bir tezahürü olarak almak zorundayız. kuşkusuz sağlıklı bir cinsellik olmasa da yine de cinseldir. çünkü cinselliği kökünden ortadan kaldırmaya yönelik böyle bir davranışın ardında, her ne kadar nefret edilse de, ancak erotik bir patlama olabilir.

şeyleri söze dökmek için varlığın bütünlüğünü bozarız.

sigmund freud: insanlar sevilmek isteyen ancak saldırıya uğradıklarında kendilerini koruyan nazik canlılar değillerdir; tam tersine, insanlar içgüdüsel donanımları içinde saldırganlığın güçlü bir yer bulduğu canlılardır. bir kural olarak, bu zalim saldırganlık bir tahrik bekler ya da başka ılımlı yollarla da ulaşılabilecek bir amaca hizmet eder.

meister eckhart: her şeyi almak isteyen biri her şeyen feragat etmelidir.

maddi özgürlük olmadan tinsel özgürlük olmaz.

tanrı'nın ölümü mutlak varlığın yadsınması değil, yalnızca insan özelliklerini ve eğilimlerini göklere de uzatan bir tanrı kavrayışının yadsınmasıdır. diğer bir deyişle, nietzsche ayrı ve özel bir varlık olarak tapılan teistik tanrı'yı öldürmüştür. bunun güzel bir kurtuluş olduğunu söyleyeceğim! çünkü böyle bir tanrı tarihin başının belası olan yarılma ve tinsel gururun başlıca özelliği olmuştur. narsisizme acı bir darbe olsa da herhangi bir birey ya da ulusun ilerlemesine adanmış bir mutlak varlık olmadan çok daha iyi yaşayabiliriz.

sigmund freud: kitleler tembel ve akılsızdırlar.

liderin belki de en büyük dramlarından biri tutkulu bir ruhu soğuk bir zeka ile birleştirip kılı bile kıpırdamadan acı dolu kararlar almasıdır.

tinselliğin başlangıcı çoğu kişi için doğa alanı ile duyumsal bir karşılaşmadır: yıldızlı bir gece, denizin kükremesi, karanlık bir yerdeki ateşböceklerine bakmak. meditasyon tinselliği içe döndürür; o bilincin öyle bir değiştirilmesine dayanır ki, beden-organizma, ruh ile evren arasında sonsuz küçüklükte bir perde olur. ikinci doğa ile birinci doğa, aynı doğa ile dolaysız bir karşılaşma umuduyla birbirine yaklaşır. onu evrenle birleştirerek, insan varlığının ayrılmışlığını eritip yok eden saf varlığın kıvılcımı: mistik an.

bilgi ileri kapitalizmin yaşam-plazması olarak düşünüldüğü için, büyük bir fetişleştirmeye maruz kalmıştır. bu hiçbir yerde, bilgisayarın bir süper-akıl olarak putlaştırılmasından daha belirgin değildir. ancak bilgisayarın sınırlarını onun farklılaşmamış varlığı belirler. bir bilgisayar saniyede kaç milyar hesap yaparsa yapsın, hiçbir zaman bir ruha sahip olmayacaktır.

kurban olmak erdemli olmaya yetmez. en iyi olasılıkla mazlumu efendi olmanın günahlarından uzak tutar; en kötü olasılıkla kişiyi sırf öç almak için öç almanın sonsuz ve nihilistik döngüsüne sokar. bazen ezilenlerin özgürleşme hareketi -ıra gibi- kurbanlaştırma ve intikam mantığı içinde umutsuz bir tuzağa düşer.

11.08.2011

psikoloji çağı

joel kovel

artık modern dönemin neden psikoloji çağı olduğu gözler önüne serilmiştir. bu dönemde benlik hem şişerek büyümüş hem de sakatlanmıştır. kişisel hayat her alanda -üretim ve ev hayatı- sorunlu bir biçimde yaratılmaktadır. ücretli emek bomboş bir benliğin tüketmesi için metalar üretiyorsa, çekirdek aile de ücretli emeğin tüketeceği ve dahası boşaltarak fırlatıp atacağı çekirdeği çıkarılmış bireyler üretmektedir. ücretli emek, emek gücünün yabancılaşmasında, bireysel benliğin kendisinden kopmasını talep eder, bu arada çekirdek aile içten nevroza kurban olan ama kısmen psikolojinin verdiği garantiler sayesinde kazandığı, dışsal bir güven ihtiyacı duyan bir benlik üretir. kopan iki parça birbirini güçlendirir ve karşılıklı birbirini etkileyerek kapitalist toplumun karakteristiği olan bir benlik üretir: kabarmış, hırpalanmış ve içi boş bir benlik.

kendisini mutsuz eden bir şeytana sahip olan herkes "nevrotik" olarak ve "akıl hastaları"nın hayli geniş marjinal sınıfına dahil olarak görülür. ancak ondan daha hakiki bir biçimde yüceltilen ve böylece şeytanları sessiz ve otomatik bir biçimde çalışan başkaları, bir anlamda kazanan bir başka anlamda ise kaybedendir. kazandıkları bellidir: acının yokluğu. ama acının öteki yönünü kaybederler: daha büyük bir farkındalık olanağı, toplumumuzda tecrit edilen o kocaman insani alanla iyice çıldırtıcı bir temas içinde olma. bu arada, hiçbir iz kalmayacak biçimde yabancılaşmış işlevlerinde özümsenmiş kendi deliliklerine de normallik denir. normalliğin içerdiği akıl kendini ve yaptıklarını göremeyecek kadar güdüktür. nevrotikler daha ileriyi görür; ama gördükleri şeyin biçimi çarpıktır ve onlara işkence etmek için geri gelmiştir.