nedim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nedim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26.06.2019

beş şehir

ahmet hamdi tanpınar

sanat da aşk gibidir, kandırmaz, susatır.

güzelin en büyük hususiyeti her an yeni gibi görünmesinde, her an bizi kendisine ve kendisinde uyanmaya zorlamasındadır.

mazi daima mevcuttur. kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz.

sevdiğimiz şeyler bizimle beraber değişirler ve değiştikleri için de hayatımızın bir zenginliği olarak bizimle beraber yaşarlar.

insan kaderinin büyük taraflarından biri de, bugün attığı adımın kendisini nereye götüreceğini bilmemesidir. bâkî'nin fatih camii'nde fakir bir müezzin olan babası, oğlunun türkçeyi kendi adına fethedeceğini, sözün ebedî saltanatını kuracağını; nedim'in anası türkçenin ikliminde oğlunun bir bahar rüzgârı gibi güleceğini, onun geçtiği yerlerde bülbül şakımasının kesilmeyeceğini, ağzından çıkan her sözün ebedîliğin bir köşesinde bir erguvan gibi kanayacağını biliyorlar mıydı?

mevlevîlik ne tevazu ve mahviyeti ne de hangi mertebede olursa olsun itibarı kabul eder. eşitler arasında geçen bir maceradır. ve bu eşitlik sade tarikatın içinde değil, dışında da hükmünü sürer. çünkü esası, bugünün felsefesinin çok sevdiği tabirle insanın kainattaki yeridir.

şark için "ölümün sırrına sahiptir" derler. fakat şark milletleri içinde dahi ona bizim kadar hususi bir çehre veren, her türlü laubalilikten sakınmakla beraber, onu ehlileştiren başka millet pek yoktur. ve bunu ne kadar basit unsurlarla yaparız: sade mimarili bir türbe çok defa tahtadan sırasına göre oymalı ve zarif, bazen de düz ve basit bir sanduka, birkaç işlenmiş örtü veya düz yeşil çuha, bir kavuk, bir tuğ.. işte cetlerimize ebedî hayatı tecessüm ettirmeye yeten malzeme bundan ibarettir.

boğaz bana daima zevkimizin, duygumuzun büyük düğümlerinden biri gibi gelmiştir. öyle ki, onun bizde külçelenmiş manasını çözdüğümüz zaman büyük hakikatlerimizden birini bulacağız sanmışımdır. bu bir hayal olabilir. birçok güzellikler insana kainatın eşi veya eşiti oldukları vehmini verirler. onlarla karşılaştığımız zaman bizde büyük, kendi kendine yetebilecek bir hakikat karşısında imişiz hissi uyanır.

anadolu'nun fakirliğinde vaktiyle kendi hastalığı olan ve insanını asırlarca tahrip eden sıtmaya benzer bir şey vardır. tadanlar bilir ki hiçbir lezzet sıtma üşümesi ile yarışamaz.

heine yahut gautier, genç bir şairin goethe'yi ziyaretini anlatırlar. zavallı çocuk birdenbire weimar tanrısının karşısında bulunmaktan o kadar şaşırır ki yol boyunca, hatta günlerce evvel hazırladığı sevgi ve hayranlık cümlelerini unutur ve yolda gördüğü eriklerin güzelliğinden bahseder.

asıl yolculuğu galiba üçüncü mevki vagonlarda aramak lazım. gerçek hayatı halk arasına aramak lazım geldiği gibi. çünkü orada insanlarla en geniş manasında temas var.

3.02.2018

bize göre

ahmet haşim

seyahat, hele deniz seyahati ruhun bütün dertlerine devadır.

nietzsche'ye göre milletleri birbirine düşman yapan yegane kuvvet tarihtir. geniş bir insani anlaşmaya vücut verebilmek için yapılacak ilk iş tarih öğretiminin el birliğiyle ortadan kaldırılmasıdır.

eti tadan, artık kuru ekmeğe dönemez.

dünya basınına göz atılınca hükmedilir ki zamanımızda mide ve bağırsak beyinden çok daha şerefli birer organ derecesini almıştır.

on on beş seneden beri aynı nağmeyi geveleyip durduğumuzun bariz alametlerinden biri, okurun yeni ürünlere karşı gösterdiği hayretsizlik ve alışkanlıktır. bu alışkanlık ancak âdet şekline dönüşmüş bir hassasiyetin uysallığı değil midir?

"şimdi boyanmamış bir kadın yüzü, insana bir türlü medeni bir çehre hissini vermiyor."

çingene, insanın tabiata en yakın kalan güzel bir cinsidir. zannedilir ki bu tunç yüzlü ve fağfur dişli kır sakinleri insan şekline bürünmüş birtakım neşeli yeşil ağaçlardır.

âşık, yüz bulamayan adamdır.

maddi menfaatlerini müdafaada gösterdiği vahşet ve kabalık kabiliyetiyle yaradılışı hakkında akıllıyı bazen ümitsiz bırakan insan, ara sıra gösterdiği ulvi dayanışma manzaralarıyla, kurt ve sırtlanın iğrenç cinsinden olmadığını gösteriyor. ilkel hırsların çamurdan tabakası üstünde evrensel bir manevi ve medeni insanlık var.

leylek yaz mevsiminin kuşu değil, bizzat yazdır. kırmızı gagasının takırtısı sese dönüşmüş bir sıcak temmuzdur.

meyhane mukassi (kasvetli) görünür taşradan amma
bir başka ferah, başka letafet var içinde (nedim)

ciddi görünmek için soluk bir lisanla konuşmanın elzem olduğunu zannetmek, kibrin başlıca belirtilerinden biri ve belki de birincisidir.

ateşin kırk derecesi! bu çin, japon, amerika ve afrika'dan ziyade bir insan için görülmesi elzem, meraklı bir cihandır.

kadınlar için hakiki cazibenin ezeli düsturu bize göre daima şundan ibaret kalacaktır: çok konuşmamak ve yılışmamak. nice ilahi başların pembe dudakları her açılışta zihinden inen koca bir ahmaklık öküzüne yol veren bir kapı vazifesini görür. bu itibarla bazı kadın başları hakikatte altın, elmas ve yakuttan yapılmış tiksindirici birer alıklık yığınıdır.

seyahate çıkan bir dostunuzun size her vardığı yerden düzenli olarak mektup, kart yazarken birdenbire susması ya öldüğüne veyahut paris'e vardığına delalettir. paris'in havasına giren adam mektup yazmak için artık vakit bulamaz, böyle şeylerle meşgul olmayı hiç düşünemez.

bütün verimli hayat hırslarının harekete geçiricisi ettir ve hareketi ağır sebze yiyiciler etle beslenmeye alışıncaya kadar pençeli hayvanların aciz bir avı olmaya mahkumdur.

timur aydın: haşim'in üslubunu metaforik bir şölen olarak tarif etmek mümkündür. "üslup hakkında bir düşünce"de çocukluğunda çok sevdiği bir şiir dergisini yaşlılığında tekrar eline alan haşim, şiirlerdeki sıfatların, teşbihlerin, istiarelerin böcek koleksiyonlarında toplu iğneyle tutturulan ölü kelebekler gibi sayfalarda renkli birer naaş şeklinde durduğunu söyler.

4.10.2016

aylaklar

melih cevdet anday

kadınla erkek arasındaki o sahte nezaket kırılsa, her şey konuşulur artık.

siyaset yararlanmak için değildir. siyaset halkın da çıkarına değildir. ondan ne tek tek insanlar, ne de topluluklar yararlanabilir. siyaset insan topluluklarının kaderidir. bu kader birtakım dahilerin elinde arada bir yeniden yazılır ve birtakım bıkkınlıklar giderilerek insanlara yeni bir yaşama ümidi aşılanır. siyaset bir şey için değil, siyaset için yapılırsa güzel olur. siyasetin yararlısı, yararsızı olmaz, dahicesi olur, o kadar.

evrenin, insan için hiçbir özel amacı yoktur. insan türünün çoğalıp gelişmesi, sonsuz zaman içinde, üzerinde durulmaya değmez bir oyundur.

savaş demek politika demek değildir. savaş insanların bir deliliğidir.

büyük işler için de, küçük işler için de serçe parmağımı bile kıpırdatmam. çünkü olayların gidişini değiştirecek bir güç verilmemiştir bize, her şey olacağına varır.

gül mevsiminde tövbe-i meyden benim gibi
zannım budur ki sen de pişmansın ey gönül (nedim)

kan dökücü insanlar, enteresan olmak için güzel sanatlara meraklı görünürler. öyle ince bir ruhta, bu ne şiddet diye şaşılsın isterler. ama ben şaşmam; çünkü kanmam bu yavelere.

annem sağ olsaydı, "bırak da babamla biraz da ben yatayım." derdim. ana babalarla, çocuklar, kız erkek kardeşler arasındaki cinsel ilişki yasağı tümüyle anlamsızdır.

zenci ile yatmamış bir kadın, eksik bir kadındır.

aşkı küçük görür, aşka bir küçük burjuva tutkusu diye bakar. küçük burjuvanın zavallılığını gösteren bir acayipliktir aşk, der.

dünya onun için bir tuzaktı, babamın bütün çabası da bu tuzağa düşmemek için çalışmak, uyanık bulunmak olmuştur. paçayı kurtarmak kaygısı, bencillik, başka bir şey değil.

platon: felsefe, insanların ve toplumların güçlü oldukları çağlarda yararlıdır; zayıf oldukları zamanlarda ise acınacak bir şeydir.

petrol kuyularından da, önce birtakım pislikler çıkarmış, petrol arkadan gelirmiş. benim günlüğüm de öyle olacak. asıl önemli olan düşünceleri yakalamak için, onları örten süprüntüyü çıkarıp atmalı.

irade teorisi yapan bir düşünür, bir tekerleğin orta yeri gibi sakin kalmaya alıştırıyordu kendini. hayat gümbür gümbür dönüyor; ama o, orta yerde istifini bile bozmadan hareketsiz kalabiliyor. gerçekten büyük bir başarı.

yaşamaktan soğumamak için tek çare, daha güzel bir dünya düşünmektir. o dünyayı özlemek ve o dünya için savaşmaktır.

rahattır insanın ilkelerinin olması; her gün, her saat yeni baştan düşünmek zorunda kalmaz çünkü. ama bunun için gerçekten doğru olmalı, içten olmalı; gösteriş diye gütmemeli bu davranışı.

doğanın, insan için -bütün canlılar için olduğu gibi- hiçbir ereği yoktur. etimde, kanımda bir enerji var; bunun işletilmesi gerekiyor, işlemezse bizi bekleyen sadece deliliktir. onun için koşuşuyorum, yorgun düşünceye kadar didiniyorum. enerjimle deliliğim arasında korkunç bir yarışma başladı. bir an dursam, sanki dağılacağım, zerrelerime ayrılacağım, beni bilincimle yaşatan denge altüst oluverecek. bilincimi korumak değil ereğim, onun üstünlüğünü ezmek, egemenliğini ortadan kaldırmak. bilinç, onu baskı altında tutmak için, tutacak kadar gerekli bana. iş arkadaşlarımın, parti arkadaşlarımın davranışlarındaki içtenlik payını, doğruluk payını öyle ince eleyip sık dokumayacağım. görünüşlerin altındakini anlamaya hiçbirimizin gücü yetmez. yeteneğim ne kadar elverirse, o kadarcık bir iş göreceğim ve üst yanına karışmayacağım.

benim içimde hiçbir inanç yok. hiçbir sevgi yok. insanları da, memleketimi de sevmiyorum. şu son yıl içinde ne yaptımsa hepsi zoraki idi. kendimi oyaladım, aldattım; fakat korkunç gerçek ağır bastı sonunda.

9.04.2013

beyitler


gel ey fasl-ı bahârân mâye-i ârâm u hâbımsın
enis-i hâtırım kâm-ı dil-i pür-ıztırabımsın
(nedim)

(ey bahar gel, benim huzur ve uykumun mayası
acılı gönlümün neşesi, düşüncemin arkadaşı)

ey âlem-i misâlin seyyâh-ı huşyârı
hiç kasr sûretinde gördün mü nev-bahârı
(nedim)

(ey rüya âleminin akıllı seyyahı
hiç köşk şeklinde gördün mü ilkbaharı)

geldi sabah-ı rûz-i civaniye infilak
eyyâm-ı fitne erdi belâlar mübarekî
(?)

(gençlik gününün sabahı patlamayla geldi
kargaşa günlerdi erişti, belalar mübarek olsun)

der-vakt-i civânî zi muhabbet çi hicâbest
bes tavr-ı aceb lazım-ı eyyâm-ı şebâbest
(hâfız-ı şirazî)

(gençlik çağında aşktan niçin utanmalı
tuhaf davranışlar gençlik günlerinin gereğidir)

hicrile çifte nehr-i revân oldu gözlerim
o nihâli hayli zaman oldu gözlerim
(?)

(ayrılık acısıyla gözlerim akan iki ırmak oldu
nice zamandır o fidan boylu sevgiliyi beklemekteyim)

ve beyne ihtilaf-il-leyli ves-subhi ma'rekün
yekkürü aleyna ceyşühu bil-acaib
(?)

(gece ile gündüz arasında savaş vardır
acayip askerleriyle bize saldırırlar)

yaktın ey âteş-zen-i ârâm yanmış gönlümü
nev-heves kıldım şu kendinden usanmış gönlümü
(halil şakir bey)

(ey huzur ve rahat yakıcı güzel, yanmış gönlümü yaktın
şu kendinden usanmış gönlümü yeni heveslenir kıldın)

yâre küstahâne dil arz etti dâğ-ı sineyi
âteşin pîrâhen oldu germî-i haclet bana
(sâmî)

(gönül, sevgiliye küstahça göğsündeki yarayı gösterdi
utanmanın sıcaklığı bana ateşten bir gömlek oldu)

nasıl çıldırmadım hayretteyim hâlâ sevincimden
lisanından seni sevdim sözün gûş ettiğim demler
(recaizade mahmut ekrem)

yetmez mi temâşâ-yı cemal el de sunarsın
ey âşık-ı mihnetzede buldukça bunarsın
(sâmi mustafa)

(güzelliği seyretmek yetmiyor mu ki el uzatıyorsun
ey başı belalı âşık, buldukça bunuyorsun)

şâne ger kâkülünün bir teline verse zarar
çûb-ı şimşâd biten yerleri sûzân ederim
(?)

(eğer tarak, saçının bir teline zarar verecek olsa
şimşir ağacı yetişen bütün yerleri yakarım)

yer yer açıldı hâne-i tende çerâğ-ı ye's
etti kaza derûn-ı dili dâğ dâğ-u ye's
(?)

(ten evinde yer yer umutsuzluk meşalesi açıldı
kader gönlün içini umutsuzlukla yaraladı)

tahammül eylemez zûr-ı hevâya perde-i ismet
giribân-çâk-i gül dest-i bidâd-ı sabâdandır
(namık kemal)

(namus perdesi arzulara tahammül edemez
gülün yakasını yırtan bahar yelinin zalim elidir)

ko feryâd eylesin gülşende bülbül çâk çâk olsun
o gül-rûhsâr ile sâgar bedest-i işretim şimdi
(şeyh galip)

(bırak bülbül, gül bahçesinde feryatla parçalansın
ben şimdi o gül yanaklı yârimle içki içmekteyim)

dostum âlem seninçün olsa ger düşmen bana
gam değil zira yetersin dost ancak sen bana
(fuzuli)

çeşmimde yine aksin eder hüsnünü seyrân
gayriyete razı mı olur gayret-i dîdâr
(?)

(gözümde yine yansıman güzelliğini seyreder
yüzünün tahammülü başkasına razı olur mu hiç)

yusuf-ı güm-geşte bâz âyed be-kenan gam mehor
külbe-i ahzân şeved rûzî gülistan gam mehor
(hâfız-ı şirazî)

(kaybolan yusuf, kenan ilinden yine gelir, gamlanma
hüzün kulbesi bir gün yine gülistan olur, gamlanma)

âlemin bir zevki yok kim ahiri derd olmasun
mahitab-ı iyde derpeydir hilali matemin
(?)

(dünyanın bir zevki yok ki, sonu dert olmasın
matemin hilali, bayram mehtabının ardından çıkagelir)

en edna lûtfuna can vermeye müştak iken sad hayf
beni cevrinle öldürdün beyim ağyâra aldattın
(?)

(en küçük lütfuna can vermeyi arzuyla beklerken, binlerce yazık ki
beyim sen yabancıların sözüne aldanarak beni eziyetinle öldürdün)

kâş fermûdî be şimşîr-i siyâset kuştenem
tâ nedîdî der çunin rûzî behârî düşmenem
(ismet buhârî)

(keşke ceza kılıcıyla öldürülmemi emretseydiniz de
düşmanlarım beni böyle bir günde hor görmeselerdi)

fıskın envâında yüz bin kere ettim cüst-cû
illet-i alâm-ı yeise bulmadım bir çare ben
(?)

(ahlaksızlığın her türünde üzüntünün verdiği acılara
bulamadım bir çare yüz bin kez aramış olsam da)

cismimi yaktınsa âmâl etme gönlümden sakın
külhanım eksik değil hâkisterimde ahkerim
(fuzuli)

(vücudumu yaktınsa da ayak altına alma gönlümden sakın
öyle bir ocağım ki külümde kor eksik değildir)

iyd-i ekberdir şehîd-i aşkına derse o mâh
bir nigâh-ı rahm edip biçare kurbanım mıdır
(?)

(o ay yüzlü, aşk şehidine acıyan bir bakışla,
"bu zavallı kurbanım mıdır?" dese
bu, onun için en büyük bayramdır)

via namık kemal