maksim gorki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
maksim gorki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.10.2018

bozkırda

maksim gorki

insanlar iğrençtir.

insan acıyı tattıkça şefkati daha çok arar. ama köhnemiş erdemlerimizin duvarları arasına sıkışan, birbirimize tepeden bakan bizler bunu anlayamıyoruz. çok ahmakça, çok acı sonuçlar doğuruyor bu anlayışsızlığımız.

diyoruz ki, düşkün insanlar! ne demektir bu? onlar da bizler gibi aynı kemikten, aynı kandan, aynı etten ve sinirden yapılmışlardır. her şeyden önce insandırlar. yüzyıllardır işitip dururuz bu "düşkün insanlar" sözünü. ne saçma şey! asıl düşkünler bizleriz! hem de adamakıllı düşkün! kendini beğenmişliğin, mutsuz insanlara tepeden bakmanın uçurumuna düşmüşüz. o insanlar ki tek eksikleri bizden daha az kurnaz olmaları ve kendilerine iyi insan süsü vermeyi daha az becerebilmeleridir.

ölümden de, kadından da kurtulmanın yolu yok!

kadınların hayatı her yerde aynıdır. ışık her yerde aynı ışıktır, güneş bir tanedir.

köylü karısı istese de istemese de kocaya varmak zorundadır. ha kocalı karı olmuşsun, ha yatıp ölmüşsün, ne fark eder? ekin biç, yün eğir, hayvan güt, çocuk doğur. peki sana kalan nedir? kocanın dayağıyla küfürü.

sizi gidi toprak solcanları sizi! bi boka aklınız ermez. kadının kalçasıyla göbeği yerindeyse mesele yok, gerisi umurunuzda değildir. insan, karakter demektir oysa. karaktersiz kadın tuzsuz ekmek gibidir. telsiz balalaykadan zevk alabilir misin, köpek!.

aşağılık bir ruhu varmış! sizi gidi toprak solcanları sizi! bi boka aklınız ermez. kadının kalçasıyla göbeği yerindeyse mesele yok, gerisi umurunuzda değildir. insan, karakter demektir oysa. karaktersiz kadın tuzsuz ekmek gibidir. telsiz balalaykadan zevk alabilir misin, köpek!.

ıssız bozkır, sabah güneşiyle pırıl pırıl, dört bir yana uzayıp gidiyor, ufukta gökyüzünün saydam, okşayıcı aydınlığıyla birleşiyordu. bu özgür toprağın üzerinde, mavi gökkubbeyle örtülü bu engin genişlikte, haksız bir şey olabileceğini düşünemezdi insan.

ne hissedebilirim? siz nasıl benim başıma gelen şeyden sorumlu değilseniz, ben de onun başına gelenden sorumlu değilim. hiç kimse hiçbir şeyden sorumlu değil, çünkü hepimiz aynıyız, hayvanız.

29.04.2018

uzun lafın kısası

kurt vonnegut: ancak fikirlerimizin insaniliği ölçüsünde sağlıklıyız.

jean rhys: en kötüsü, insanın kadınların gerçekten ne hissettiklerini bilmemesidir.

macedonio fernandez: bu dünyada eksik olan o kadar çok şey var ki, bir şey daha eksik olsa ona yer bulunamazdı.

gabriel garcia marquez: insanlar birinci mevkide giderken edebiyat yük katarına atılırsa dünyanın anası bellenmiş demektir. 


jean-luc godard: yetişkinlik diye bir şey yoktur. çocukluk ve yaşlılık vardır.

maksim gorki: yaşam eylemdir ve yaratmaktır. yeryüzünde yaşayan insanın ulaşmak isteyeceği en son erek yeryüzünde yaşamak mutluluğudur.

jeannette walls: şunu iyi hatırla, hayvanlar kapatılmaktan nefret ediyor gibi davranıyorlar; ama aslında özgürlükle ne yapacaklarını bilmiyorlar. ve bu çoğu zaman onları öldürüyor.

marguerite duras: yazarın yazmak için yalnızlığa ihtiyacı vardır ve yalnızlığa her zaman delilik eşlik eder. 


abbe pierre/albert jacquard: her zaman sakınımsız yaşadım, yetersizliğimin bilincinde olarak. yetersizliğinin bilincinde olmak aynı zamanda özgür, hayalci ve biraz kaba olmanın yoludur. 

lawrence durrell: ölüm bütün gerilimleri artırır, normal zamanlardaki gibi yarı doğrulara göre yaşamamıza pek izin vermez.

7.03.2018

sanat

hans habe: ağaç, meyvesinden tanınır.

günter grass: sanat bir suçlamadır. bir dışavurum, bir tutkudur. sanat ak kağıtlar üzerinde dağılıp dökülen kara kalemdir.

romain gary: gerçek sanatçıları bilirsiniz: asla kendilerinden hoşnut değildirler.

descartes: çoğu zaman, ayrı ayrı ustaların elinden çıkmış, birçok parçadan kurulu eserlerde, bir ustanın tek başına meydana getirdiği eserlerdeki kadar mükemmellik yoktur.

walter benjamin: kitleler kendilerini oyalayacak bir şeyler ararlar; oysa sanat, izleyicisinden dikkatini toplayıp yoğunlaşmasını ister.

sadık hidayet: herkes güçlü bir alışkanlığa, bir tutkuya sığınır: ayyaş içer, edebiyatçı yazar, yontucu taşı yontar; acısını dindirmek için her biri en kuvvetli içgüdüsünden medet umar ve gerçek sanatçı, kendi bağrından şaheserler yaratır.

andrew crumey: düzenli bir ortam, düzenli bir zihin yaratır; yani boş bir zihin.

yann martel: sanatçılarımızı desteklemezsek hayal gücümüzü kaba gerçeğin sunağında kurban etmiş oluruz ve en sonunda hiçbir şeye inanmamaya, değersiz düşler görmeye başlarız.

henryk sienkiewicz: güzelliğin huzurunda küçüldüklerini duyabilenler yalnızca en yüce sanatçılardır.

maksim gorki: eğer ciddi bir şey yapacak gücünüz varsa ucuz şeylere alışmayın. daha çok çalışın, okuyun ve insanları gözleyin, sinirlenin. ve sonra sanatçı olmaya karar verirseniz gücünüzü sakınmayın!

8.07.2015

incelikle

maksim gorki

her zaman bir şeyler isterim ben. ama ne istediğimi bilmem. kimi zaman bir sandala atlayıp denize açılmak gelir içimden! uzaklara, uzaklara gitmek. insanların yüzünü bir daha hiç görmemek. kimi zaman da karşıma ilk çıkan adamı baştan çıkarmak, kul köle etmek isterim. sonra da eğlenirim onunla. kimi zaman herkese, en çok da kendime karşı bir acıma duygusu uyanır içimde. kimi zaman da bütün dünyayı yok etmek, sonra da korkunç bir ölümle ölmek isterim. hüzün ve sevinç duyguları yüreğimde çarpışıp durur. ama insanlar kütük gibidirler hep.

doğruluktan ayrılmak istemem; kabalık işime gelmez. yaşadığımız şu yüksek uygarlık günlerinde insan ruhlarının gitgide yumuşadığını bilenlerdenim. komşusunun boğazına düpedüz onu boğmak amacıyla sarılan bir kimse bile, elden geldiğince kurallara uyarak, incelikle yapmaya çalışıyor bunu. insan ahlakındaki bu ilerlemeyi kendi boğazımın geçirdiği bir deneyden biliyorum. sevinerek belirteyim ki, dünyamızda her şey gelişmekte, yetkinleşmekte. hapishanelerin, meyhanelerin, genelevlerin yıldan yıla çoğalması bunu yeterince kanıtlamıyor mu?

6.03.2015

türk şiiri, modernizm, şiir

hasan bülent kahraman

her klasik evrenseldir; ama her evrensel klasik değildir.

kitaplar bir tür tanıklıktır. hayatı kitaplar aracılığıyla ve daima eksilerek yaşıyoruz. bu, okuma için de böyledir. hiçbir okuma katmaz ve artırmaz. mutlaka ayıklar, dışlar ve eksiltir.

maksim gorki: yaşam eylemdir ve yaratmaktır. yeryüzünde yaşayan insanın ulaşmak isteyeceği en son erek yeryüzünde yaşamak mutluluğudur.

herbert s. gershman: gerçeküstücüler arayanlar olmaktan çok bulanlardır.

preston davie: gerçeküstücülerin tapındıkları tek tanrı kendi yarattıkları "anlaşılmazlık" imgesidir. insanlık, yeryüzünde bir arada bulunan tüm olguları, "düzen" ölçütlerine göre değerlendirmekte ve "gizemli olan"ı da bu çerçevede tanımlamaktadır. bu "gizemlilik" tanımı doğal bir basitleştirmeyi ve sadeleştirmeyi içerir. bu nedenle, gerçeküstücülere göre, anlaşılmazlık, "düzendışı olmak"tır.

hegel: gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir.

melih cevdet anday: özgür olabilmek için kendi kendimizi seçmemiz, sonra da bunu eylemlerimizle göstermemiz gerekiyor.

melih cevdet anday: gelecek beklenen değil, yapılan, yaratılan bir şeydir. bizi mistik'ten ayıracak olan bilinçtir. yarın, bugünün içindedir, dünyamızın bir parçasıdır. tıpkı dün gibi.

martin heidegger: insan varoluşu kökten ozancadır.

manfred halpern, özellikle islam toplumlarında önce tanrı, sultan, daha sonra aile, yerel önderler gibi kimliklerin kişilikleri aştığını, kişilerin kendilerini bu kimliklerle ortadan kaldırdıklarını söylüyor. halpern'in daha da ilginç bir gözlemi şudur: "bu tür toplumlarda, kişilerin değişmesine karşılık dizge sürmekte, kimliklerin değişmesine karşılık tavırlar aynı kalmaktadır." "bu nedenle" diyor halpern, "bu tür toplumlarda en sürekli olan kesim 'köleler'dir."

ece ayhan'ın şiiri adeta içine sokulan çubuğun eğri göründüğü su kütlesi gibidir. su, aynı sudur; çubuk, aynı çubuk; fakat her şeye karşın suyun içindeki çubuk kırık, eğri görünmektedir.

maurice merleau-ponty: insan algısı dünyaya dönüktür; oysa hayvanlar yalnızca bir çevreyi algılarlar.

her kurumsal yapı bir iktidara, her iktidar bir somutluğa tekabül eder. bu, dille ilişkilendirildiğinde daha çok böyledir. dil, hem kendisi doğrudan iktidar olan hem de iktidarın en önemli kurucu aracıdır. söze, dolayısıyla da dile dayanmayan iktidar olamayacağı gibi, günlük dil sıradan erkin büyük destekçisidir.

jacques lacan: i like to leave the reader no other way than the way, in which i prefer to be difficult.

s. lotringer: to write a book is an certain way to abolish the preceeding one.

20.08.2011

gorki aramızda

konstantin fedin

aleksandr blok, yaşama, asla sağlığına dikkat etmeyerek, bir şairin en doğal gereksinimi olan şeyi yapmayarak (yani kendisiyle yalnız kalmayarak) tepki gösteriyordu.

her söz alışı, suskunluk andını bozuyormuş gibi olay yaratıyordu.

konuşanı acımasız bir titizlikle dinlerdi.

katil, evliliği aşkın en yüksek ve en saygın biçimi olarak görüyor, insanın çıkarcı güdülerle ya da bencil duygulardan hareketle değil; ancak sevdiği kişiyi mutlu etmeye kesin kararlı olduğu zaman evlenmesi gerektiğine ilişkin güçlü inancını dile getiriyordu.

arabayla giderken yayalar insana hep kinle bakıyor: bir burjuva.

edebiyat değerli bir şeydir; çünkü yaşamdan başkadır. ondaki üstünlük ne savaşla, ne devrimle, ne ekmekle ne de odunla ilgili olmasıdır.

bana kuşkuyu insanın kendini kitaba soyut ve fazla mutlak bir saygıdan kurtarmasında bir araç olarak öneriyor.

çoğu zaman, bir sürü deneyimden geçmiş kişiler, isteseler, yazar olmak için masaya geçmelerinin yeterli olacağına inanıyorlar. dinlemeyi bilmenin, hatta müzik dinlemeyi bilmenin ille de beste yapmayı bilmek anlamına gelmediğini onlara anımsatmak gerekiyor.

tiyatro dünyasının övgüye değer bir kuralına çok iyi uyuyordu bu: nezaket gereği kabul edilen piyesleri asla sahnelememek.

sanat; araştırmaların, acıların ve düşüncelerin ürünüdür. sanat ciddi bir şeydir, baş yargıca, yani insana karşı sorumluluk yüklenir.

büyük olanın yinelenmesi onu büyük olmaktan çıkarır.

büyük bir edebiyat dehasıydı. belki de daha yükseğe çıkmak için gereken basitlikten yoksundu.

şaka ve gülme asla boşa gitmez, bunlar dünyanın en iyi eğitimcileridir.

gece ne denli karanlık olursa, yıldızlar o denli parlak olur.

insan alçaktır, her şeye alışır.

insan tanıdığı birini ameliyat etmekten pek hoşlanmaz.

doktorların hastalarına bir çocuk gibi davranma alışkanlıklarının ötesinde, yaşamdan ve ölümden çok basit bir biçimde konuşmayı da biliyordu.

çarpan bir yüreği ellerinizin arasında tutarken duyduklarınızı başka hiçbir şeyle karşılaştıramazsınız.

başarılarından övünmez ve tersine bunlara kendisi de şaşıyor gibi görünürse, elbette hastalarında eksiksiz bir güven uyandırır.

raflardan kitap ciltlerini alırkenki acelesinden, bu beklenmedik armağan için ettiğim teşekkürden duyduğu hoşnutluktan, sologub’un gizli dramını anladım: yalnızlığa mahkum edilmişti. en küçük ilgi işareti, katı yürekli bu adamı tarif edilemez bir biçimde duygulandırıyordu.

acı gösterileri boştur; çünkü yazgı acımasızdır.

yazan yanıta gereksinim duyandır, yanıt vermesi beklenen sessizliği korur.

gorki: benim için her kitap bir harikadır.

şaşırtıcı bir yanı var: koşarak yaşıyor ve iç yaşamına engel olan ne varsa hepsinin üstünden atlıyor.

sanatçı her zaman son derece alıngandır. kolayca yaralanır. çevreden gelen en küçük etkiye tepki gösterir. ağırca bir darbe onu öldürebilir.

ölmekte olan bir aşk hep acı verir.

kalıcı bir şey yaratmak için, sağlam bir temele sahip olmak zorunludur. gelecek bizi kaygılandırır, geçmiş ise zapt eder. bu yüzden bugün gözümüzden kaçar.

gorki: acılardan mutlaka nefret etmek gerekir; çünkü onları yok etmenin tek yolu budur. acı insanı, o büyük ve trajik varlığı alçaltıyor.

insanda kötü olanı bulmaktan daha kolay hiçbir şey yoktur.

gorki: hep yararı dokunsa bile, kendi başına yanılmak başkalarının yanlışlarını yinelemekten daha iyidir.

gorki: insanın tüm kusurlarının ve erdemlerinin canı cehenneme! benim için insanın değeri bundan değil, yaşama arzusundan, kendini aşma, geçmişin düğümlerinden, dar halkalarından kurtulma, hep daha yükseğe çıkma, en eksiksiz uyuma yönelir gibi görünürse de gerçekte insanın kendini içine kapattığı sakin bir hücre yaratmaya yönelen aklın oyunlarını aşma inadından gelir.

gorki: dahi yazarların hemen hepsinin üslubu kötüdür, vasat mimarlardır; ama onlarda insan plastiktir, neredeyse gözle görülürdür.

gorki: eğer sanat dürüst ve özgürse, asla keyfiliğe bağlı değildir. bunlar yaşamın kutsal kitaplarıdır. onları yaratan insanın, hem büyük ve sefil, hem de neşeli ve trajik olan o insanın kutsal kitaplarıdır.

gorki: dil üzerine, biçim üzerine çalışmak, yazarın yaşamının amacıdır.

cennetin kapısındaki ruhun öyküsü:
aziz pyotr sorar:
- haydut musunuz?
- evet.
- adam öldürdünüz mü?
- evet.
- pişman mısınız?
- evet.
- cennete girin.

gorki: sovyetler ülkesi gerçek insanlar doğuruyor sevgili fedin, onlara duyduğum hayranlık bitmek bilmiyor ve ne olacaklarını, ne yapacaklarını görmek için hiç değilse beş yıl daha yaşamak istiyorum.

gorki: eğer ciddi bir şey yapacak gücünüz varsa, ucuz şeylere alışmayın. daha çok çalışın, okuyun ve insanları gözleyin, sinirlenin. ve sonra, sanatçı olmaya karar verirseniz gücünüzü sakınmayın!

29.11.2010

uzun lafın kısası

muriel barbery: genç bir kadın evini ateşe verdi. neden yaptığı sorulduğunda, "bir duygu hissetmek istemiştim." cevabını verdi.

howard fast: hiç kimseye güvenme, asla hayal kırıklığına düşmezsin.

jostein gaarder: demokrasi, cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim biçimine dönüşebilme tehlikesini barındırır.

dragan babic: kızlara ne kadar haşin davranır, onlardan ne kadar çok isterseniz, onlar size o kadar çok verirler.

ece temelkuran: yeryüzündeki her anlaşmazlık kendi endüstrisini yaratır.

maksim gorki: hep yararı dokunsa bile, kendi başına yanılmak başkalarının yanlışlarını yinelemekten daha iyidir.

edip cansever: insanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır.

philip roth: dünyanın koşuşturması içinde en az acıyla yaşamanın sırrı, olabildiğince çok insanın sizin aldanışlarınıza katılmasını sağlamaktır.

turgenyev: sövüp saymak için bile olsa, insanın başkalarına ihtiyacı vardır.

adam fawer: tipik bilim adamları içine kapanık insanlardır. gerçek dünyada başarılı olmak için gerekli olan iletişim becerilerinden yoksun olurlar.

edith wharton: birey, hemen her zaman ortak çıkar olarak kabul edilen şeye kurban edilir.

david dickson: bilim ve teknoloji tarafsız değildir, büyük ölçüde iktidara ve sermayeye eklemlenmiştir ve egemen sınıfı güçlendirme işlevi görmektedir.

18.01.2010

suç ve ceza

dostoyevski

küçük ayrıntılar, küçücük ayrıntılar çok önemli! her zaman her işi bozan bu ayrıntılardır.

böylesine süslü konuşmaya yatkınlığını da meyhanelerde tanımadığı çeşitli kişilerle konuşma alışkanlığından edinmiş olsa gerekti. bu alışkanlık bazı içkicilerde, özellikle evlerinde aşağılanan, ezilenlerinde çokça görülür. bu yüzden meyhanede, sanki haklılıklarını kanıtlamaya, olursa, bulundukları ortamda saygı bile kazanmaya çalışırlar.

her gizli şey bir gün ortaya çıkar.

sağlıksız ruhsal durumlarda düşler çoğu zaman olağanüstü bir belirginlikle, parlaklıkla, aşırı bir benzerlikle gerçeği andırırlar. kimi zaman olağanüstü bir tablo oluşur. ama ortam, olaylar öylesine inandırıcıdır, öylesine ayrıntılı, öylesine beklenmediktir, tablonun sanatsal yapısının ayrıntılarıyla öylesine uyumludur ki, bu düşü gören puşkin ya da turgenyev gibi bir sanatçı bile olsa, ayıkken böylesine şeyleri düşünmesi olanaksızdır. hastalıklı düşlerdir bunlar. uzun süre akıldan çıkmazlar, insanın altüst olmuş, zaten bozulmuş organizması üzerinde derin izler bırakırlar.

insanoğlu doğayı da düzenler, yönlendirir. yoksa kör inançlar içine gömülüp gider. öyle olmasaydı tek bir büyük insan çıkmazdı.

öte yanda, parasızlıktan boş yere yok olup giden binlerce genç, ışıl ışıl insanlar.. her yerde böyle bu! kocakarının manastıra bırakacağı parayla girişilebilecek, düzeltilebilecek yüzlerce, binlerce iş.. yaşamları yoluna girecek yüzlerce, binlerce insan; yoksulluktan, çürümüşlükten, yok olmaktan, ahlak bozukluğundan, cinsel hastalıklar yüzünden hastanelere düşmekten kurtulacak onlarca aile. bütün bunlar o kocakarının parasıyla olacak. öldür onu, al paralarını, git insanların yararına kullan. ne dersin, binlerce hayırlı iş küçücük bir cinayeti bağışlatmaz mı? binlerce yaşamın yok olmaktan, çürümüşlükten kurtulmasına karşılık bir yaşam. bir ölüme karşılık yüz yeniden doğuş. hesap var burada! ayrıca, toplumsal dengece bu veremli, aptal, acımasız kocakarının yaşamının ne anlamı olabilir ki? bir bitin ya da hamamböceğinin yaşamından fazlası olamaz. o kadar bile değildir; çünkü topluma zararı var kocakarının. insanların yaşamına zararı var.

hemen her suçlu suç anında bir irade, bilinç kaybına uğramaktadır. irade ile bilincin yerini bu ikisinin en çok gerekli oldukları bir anda, ender rastlanan çocuksu bir önemsemeyiş almaktadır. irade ile bilincin zayıflaması kişiyi bir hastalık gibi sarmakta, hastalık yavaş yavaş gelişmekte, suç öncesinde ise en yüksek düzeyine çıkmaktadır. hastalık bu biçimiyle suç anında da, suçun işlenmesinden sonra da bir zaman için vardır. sonra her hastalık gibi geçer. sorun şuydu: hastalık mı suçu doğuruyor; yoksa suç mu doğasındaki birtakım özelliklerinden dolayı hastalığa benzer bir şeyi beraberinde getiriyor?

önce yalnızca kendini sev; çünkü yeryüzünde her şey kişisel çıkar temeli üzerine kurulmuştur. yalnızca kendini seversen işlerini de gerektiği gibi yoluna koyarsın, kaftanın da bütün kalır. bir toplumda düzenli özel işler, başka bir deyimle, sağlam kalmış kaftanlar ne denli çoksa, o toplumun temelleri o denli sağlamdır. genel işleri de o denli yolundadır. bu demek oluyor ki, yalnızca ve özellikle kendim için kazandığımda bir yandan da herkes için kazanmış oluyorum. sonunda öyle oluyor ki, yakınım yarım bir kaftan yerine çok daha fazlasını elde ediyor. hem de bunu başkalarından sadaka gibi değil, toplumsal kazancın sonunda elde ediyor. son derece basit bir düşünce; ama ne yazık ki heyecan yüzünden, hayalperestlik yüzünden uzun süre insanlar akıl edememişler, arka planda bırakmışlar bunu. oysa bu gerçeği yakalamak için hiç de üstün bir zekaya gerek yoktu.

bir işin yapılmasında kimi zaman ustalık vardır, büyük bir kurnazlık vardır; ama davranışların yönlendirilmesi de, başlangıcı da yanlıştır; sağlıksız birtakım izlenimlere bağlıdır. düşe benzerler.

kapılarını kilitlemelerini gerektirecek bir şeyleri olmayan insanlar ne mutludurlar, değil mi?

her şeyi "toplumdaki bozukluklara" bağlıyorlar. buradan da şu sonucu çıkarıyorlar: toplumdaki bozukluklar düzeltilirse protesto edilecek bir şey kalmayacağı için her türlü suç da bir anda kalkacaktır ortadan, herkes dürüst olacaktır. doğa hiç hesaba katılmıyor. insanın doğası dışlanıyor. yok sayılıyor doğa!

gerçek büyük insanların, yaşamlarında büyük acılar çekmek zorunda oldukları kanısındayım.

sorgu sırasında yalnızca köylüler, bir de hiç deneyimi olmayan çaylaklar her şeyi inkar ederler. çok az da olsa kafası çalışan, görmüş geçirmiş bir insan ise eldeki sağlam bilgileri elinden geldiğince doğrulamaya çalışır. yalnız bu bilgileri başka bir biçimde yorumlar, başka, beklenmedik anlamlar alacak biçime sokar. onları bambaşka bir ışık altına koyar.

napolyon: büyükle gülünç olan arasında yalnızca bir adım vardır.

insanlar aşağılanmayı genelde çok, hem de pek çok severler. herkeste vardır bu duygu. hele kadınlarda daha da güçlüdür. dahası, denebilir ki, bir eğlence bilirler bunu.

hukukta her soruşturmacının uyduğu bir kural, bir yöntem bu galiba: önce uzaktan, önemsiz şeylerden ya da ciddi ama konuyla ilgisi olmayan birtakım şeylerden başlarsınız, böylece sorguya çektiğiniz insanın endişelerini dağıtırsınız; ya da, daha doğrusu, dikaktini dağıtırsınız, sonra ansızın, hiç beklemediği bir anda, hiç beklemediği bir biçimde en önemli, en korkunç soruyu bir balyoz gibi indirirsiniz tepesine. mesleğinizin kitaplarında hep böyle yazar. her meslektaşınız da harfi harfine uyar buna.

insana yararlı olan aynı zamanda soyludur da.

birtakım insanlar üzerine yansız yargıda bulunabilmek için önce, bazı önyargılarımızı, genellikle çevremizdeki insanlara, eşyalara karşı olan günlük alışkanlıklarımızı bir kenara bırakmamız gerekir.

bir genç kız "acımaya" başladı mı, onun için tehlike çanları çalıyor demektir. bu durumda hemen "kurtarmak", yola getirmek, yeniden yaşama döndürmek, daha soylu amaçlara yöneltmek, yeni bir yaşama, güzel şeyler yapmaya başlatmak istekleri doğmaya başlar içinde. bu tür daha nelerin beklenebileceği bilinen bir şeydir.

estetik korkusu güçsüzlüğün ilk belirtisidir.

murat belge: puşkin'in yevgeni onegin'i ile lermantov'un peçorin'i (zamanımızın bir kahramanı), gorki'nin tanımladığı "lüzumsuz adam" tipinin en erken örneği olmuşlardır. ikisi de, çevrelerini saran insanlardan daha zeki, daha yetenekli kişilerdir ve felaketlerinin başlıca nedeni de budur. ötekiler gibi olsalar, toplumla birlikte "geçinip gideceklerdir"; ama zekaları onları uyumsuzluğa iter. ötekiler gibi sıradan olamazlar. sıradan olmayı reddedince de, sıradanlığın kural olduğu toplum düzeni onları yok etmek üzere çalışır. "lüzumsuz adam"dırlar; çünkü zekaları ve yetenekleri bu topluma "lazım" değildir; bu topluma "fazla" gelirler.

maksim gorki: devrim öncesi edebiyatın temel ve başlıca konusu, hayatın içinde sıkışmış kalmış, kendini toplum için bir fazlalık gibi hisseden insanın tragedyasıydı; bu insan, ya toplumda kendine rahat edebileceği bir yer arar, bulamaz ve bulamadığı için acı çeker, ölür; ya da ona düşman olan bir toplumla uzlaşmak zorunda kalır, kendini içkiye verir ve sonunda intihar eder.

murat belge: türk romanında şeytan, "ecnebi"dir; batı romanında "yerli".