30.09.2022
uzun lafın kısası
9.02.2021
düş
benim büyülü silahlarım müzik, ay ışığı ve düşlerdir. ne var ki müzik deyince sadece çalınan müzik değil, sonsuza dek çalınmadan kalacak müzik de anlaşılmalıdır. ay ışığı derken, sadece aydan gelen ve ağaçların gölgelerini uzatan ışıktan söz edildiği sanılmamalıdır; güneşin dışlamadığı ve nesnelerin aldatıcı görünümlerini güpegündüz karartan başka bir ay ışığı da vardır. her zaman kendisi olarak kalan tek şey düşlerdir. onlar bizim içine doğduğumuz, her zaman doğal ve kendimiz kaldığımız o parçamızdır.
hayatımdan zevk almayı amaçlamıyorum. sadece onun yüce olmasını istiyorum; bu ateşi sürdürmek için bedenimi, ruhumu yavaş yavaş yakmak zorunda kalsam bile.
31.12.2019
uzun lafın kısası
fernando pessoa: iyi bir düşçü asla uyanmaz.
osho: bir gün, her insanın yaşamında önemsiz ilkelerin üzerine çıkması gereken bir zamanın geldiğini öğreneceksin.
bertrand russell: hatırlamaya çalıştığımda, yaşamımda gerçekten hayat dolu, tutkulu olduğum birkaç dakikadan fazlasını bulamıyorum.
pascal: kötülük hiçbir zaman adalet duygusuyla yapıldığı zamanki kadar eksiksiz biçimde ve sevinçle yapılamaz.
raoul vaneigem: tek bir insan kıyımı bile yoktur ki, doğal eğilimlere karşı kolektif ya da bireysel olarak sürdürülen kutsal bir savaştan kaynaklanmasın.
eduardo galeano: dünya giderek devasa bir karakola ve bu karakol da dünya boyutunda bir tımarhaneye dönüşüyor. bu tımarhanede deli olanlar kim? kendilerini öldüren askerler mi yoksa onlara öldürmeyi emreden savaşlar mı?
george orwell: hazcı düşünmeye eğitilmiş bir ulus, köleler gibi çalışan tavşanlar gibi üreyen ve temel ulusal endüstrileri savaş olan halklar arasında hayatta kalamaz.
herman melville: ordularda, donanmalarda, kentlerde ya da ailelerde, hatta doğada bile sefalet kadar düzen bozucu bir şey olamaz.
etgar keret: bu ülkede güçlü olan haklıdır; siyaset, ekonomi ya da park yeri, fark etmez. sadece kaba kuvvetin dilinden anlarız biz.
sigmund freud: dinsel doktrinlerin doludizgin hüküm sürdüğü dönemlerde insanların genellikle daha mutlu oldukları kuşkuludur, daha ahlaklı olmadıklarıysa kesindir.
halil cibran: hepimiz mahpusuz; ama kimimizin hücresinde pencere var, kimimizinkinde yok.
walter benjamin: insanlık kurtulmadıkça, ezilenler ezenlerden intikam almadıkça kültür de bir barbarlık belgesi olmaktan kurtulamayacaktır.
29.10.2018
anarşist banker / şeytanın saati

bilimin temeli, cehaletimizi bilmektir.
insanlık pagandır. asla hiçbir din içine işleyemedi onun. sıradan insanın ruhunda ruhun ölümsüzlüğüne inanma gücü bile yoktur. insan, ne nerede ne de niçin uyandığını bilmeden uyanan bir hayvandır.
insan tanrılara taptığında onlara fetiş gibi tapar. onun dini gözbağcılıktır. hep böyleydi, böyledir ve hep böyle olacaktır. dinler gizemlerden taşan ve dünyevi olan şeylerdir yalnızca ve dünyevi olan bunu hiç kavrayamaz; çünkü o, doğası gereği, dünyevi olamaz.
hakikat, hiçbir şeyin var olmadığıdır, ne benim ne de başka herhangi bir şeyin. az çok kusursuz ve donanımlı değişik yaratıcıları ve şeytanlarıyla tüm bu evren ve diğer evrenler boşluk içinde boşluklardır; hiçbir şeyin gereksiz yörüngesinde dönen hiçlikler, uydulardır.
adaletsizliğe karşı her yol meşrudur.
toplumsal bir kurgu ancak toplumsal devrimle, başka kurgularla birlikte burjuva toplumu çökertildiğinde yok edilebilir. elbette kavgaya girilmezse gerçekten mağlup da olunmaz. ama manevi olarak mağlup olunur; çünkü aslında gerçekten dövüşülmüş olunmaz.
hangi amaç için olursa olsun, karşılığında doğal, yani bencilce bir karşılık olmadan çalışmak doğal değildir. hangi amaç için olursa olsun, en azından bu amaca erişildiğini bilmenin karşılığı olmadan çabalarımızı buna adamak da doğal değildir.
tüm dünyadaki sermaye sahibi büyük para babalarının hepsini ortadan kaldırın; ama sermayeyi yok etmeyin. hemen ertesi gün sermaye, başka ellere geçerek, yeni mülk sahipleri kanalıyla zorbalığını uygulamaya devam edecektir. büyük para babalarını değil ama sermayenin kendisini yok edin, hiç para babası kalır mı?
31.01.2018
uzun lafın kısası
kierkegaard: herkesin maskesini çıkarıp atmak zorunda kalacağı bir gece yarısı vakti gelir.
zygmunt bauman: belirsizlik, ahlaklı insanın asıl zemini ve ahlakın filizlenip serpilebileceği tek topraktır.
lenin: demokrasi, bir sınıf tarafından bir başka sınıfa, nüfusun bir bölümü tarafından nüfusun bir başka bölümüne karşı, sistemli zor uygulamasını sağlamaya yarayan bir örgüttür.
epikuros: eğer yaşamınızı doğaya göre şekillendirirseniz asla fakir olmayacaksınız; eğer insanların görüşlerine göre şekillendirirseniz asla varlıklı olamayacaksınız.
marcus aurelius: dünyevi şeyleri çok yüksek bir noktadan aşağı bakıyormuşçasına görün. tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir, insanların sığınabileceği daha güçlü bir yer yoktur.
jean-claude kaufmann: herkes umutsuzca başkalarının gözlerinde onay, hayranlık ya da sevgi arıyor gayretle.
raoul vaneigem: fanatizm daima yanlışın hizmetkârıdır. doğrunun hizmetinde bile olsa tiksinti verir.
sacher-masoch: insan sadece ondan yukarıda olanı gerçekten sevebilir; bizi güzelliğiyle, hararetli mizacıyla, ruhuyla, irade kuvvetiyle boyunduruğu altına alan despot kadını sevebiliriz ancak.
goethe: en yüksek düzeydeki her üretim, her önemli sezgi hiç kimsenin kudretinde değildir ve bütün dünyevi güçlerin üzerindedir.
emil cioran: şüphelerimi zahmetle elde ettim; hayal kırıklıklarımsa sanki beni ezelden beri bekliyormuş gibi kendiliklerinden geldiler, temel bir içe doğuş halinde.
fernando pessoa: hayatımdan zevk almayı amaçlamıyorum. sadece onun yüce olmasını istiyorum; bu ateşi sürdürmek için bedenimi, ruhumu yavaş yavaş yakmak zorunda kalsam bile.
18.01.2016
insan, hayat
"hepimiz küçük parçalardan oluşuruz, bu parçalar öyle şekilsiz, öyle farklıdırlar ki birbirlerinden, her biri her an canının istediğini yapar; bu yüzden kendimizle kendimiz arasındaki farklılıklar, kendimizle başkaları arasındaki kadardır." (montaigne)
"her birimiz birden çok kişiyiz, pek çoğuz, ifrat sayıda kendimiziz. bu yüzden, çevresini küçümseyen kişiyle o çevreden zevk alan ya da onun yüzünden üzülen kişi aynı değildir. varlığımızın engin sömürgesinde farklı düşünen ve farklı hisseden pek çok türde insan vardır." (fernando pessoa)
"bu denizde ne olduğunu kimse bilmiyor -diyorlar bize- ve araştırılamaz da; çünkü denizdeki yolculuk sırasında pek çok engel çıkar karşımıza: zifiri karanlık, yüksek dalgalar, sık sık çıkan fırtınalar, orada yaşayan sayısız canavar ve şiddetli rüzgarlar." (muhammed idrisi)
"dünya, hayallerimizin önemli ve üzücü, gülünç ve önemsiz dramasını sahneye koymamızı bekleyen bir sahne. bu fikir ne kadar dokunaklı ve şirin! ve ne kadar kaçınılmaz!" (pascal mercier)
10.12.2015
huzursuzluğun kitabı
unutuşun etten kıyafetler giymiş figüranlarından başka bir şey değiliz.bir gün gelir herkes, alt tarafı asker kaçağı olduğu halde, kendini general olarak hayal eder.
özgürlük içimde yoksa, hiçbir yerde yok demektir.
var olan tek sır, bir sır olduğunu düşünen insanların olmasıdır.
sadece acı bizi büyütür.
benim için bir sıfat, ruhtan kopup gelen içtenlikli gözyaşlarından daha değerlidir.
ne zevk, ne ün, ne iktidar; özgürlük, yalnızca özgürlük.
insan baskı altında yaşamamışsa özgürlüğün değerini bilemez.
üstün insanlarda doğallığın özünü oluşturan şey, doğalla yapay arasındaki uyumdur.
utangaçlık asil bir huydur, ne yapacağını bilememek övünülesi, yaşama becerisinden yoksun olmak ise insanı yücelten bir özelliktir.
kusursuz olan, kendini belli etmez.
ruhun hazinelerinin ve şölenlerinin bekçisi olan o tanrısal, o şanlı çekingenlik.
uygarlık, bir şeye uymayan bir ad vermekten, sonra da oturup bunun sonuçları üzerinde hayal kurmaktan ibarettir.
23.10.2014
inferno
şiir sürgünlüktür.dokunma bitimsiz, uçsuz bucaksız fırtınalı bir yolculuktur.
d.h. lawrence: insan bedeni utançla saklama yerine saygıyla yüceltilecek bir tapınaktır.
epikuros: et için hazların sınırı yoktur.
umberto eco: asıl gizem varoluş değildir, varolmayıştır. erotizm de aşk gibi gerçekleşmemektir. aşkın kendisi gibi de olanaksızlıklar yuvasıdır.
fernando pessoa: asıl çöl "ben"dir.
andre breton: erotizm insana yaraşan tek sanattır.
sigmund freud: düş, bir isteğin gerçekleşmesidir.
andre breton: şiir usun bir bozgunluğu olmalıdır.
anlam, bir bakıma güzelliğin yaratılmasından başka bir şey değildir. bir şiir, bir köğük güzelse anlamlıdır.
stendhal: benim işim yaşamak değil yazmaktır.
t.s. eliot: büyük bir şiir bir başka büyük şiiri anımsatmadıkça büyük olamaz.
şiir gerisinde gizli bir tarih bırakır.
akılla yazılan şiir on para etmez.
jose ortega y gasset: günümüzde şiir, eğretilemelerin yüksek cebiridir.
jacques derrida: uzaklık kadının etkinliğinin ögesidir.
duvarcılar dünyanın en sessiz, en güzel insanlarıdır. taşlara benzerler; taşlar gibi yalın, sade, güzel. bir de şairlere. şairler gibi çilekeş, sabırlı; gene şairler gibi güzel işlerin adamıdırlar.
andre breton: şiir yatakta yapılır.
emmanuel levinas: en iyi karşılaşma biçimi gözlerin rengini bile fark etmemektir.
gustave flaubert: her olağan nesnede tansıklı öyküler gizlidir.
şiir dilin belini getirmektir.
"nasıl resim yapıyorsunuz?" sorusuna, "erkeklik organımla!" yanıtını verir renoir.
francis ponge: sessiz dünya bizim asıl dünyamızdır.
ludwig wittgenstein: ancak nesneler varsa dünyanın belirgin bir biçimi vardır.
gerçeklik tutunabileceğimiz tek daldır.
7.09.2013
kurtuluş parkı'nda
kurtuluş parkı'nda yaprak dökümü. hava açık. yıldızlar yere yakın. taş atsak bir ikisini düşürebiliriz. "neden olmaz?" diye soruyorum. "mutsuz oluruz." diyorsun. "herkes mutlu olacak diye bir kural yok, biz de mutsuz olalım."şunu çok duydum: "falanca yazarı çok seviyordum; ama son yaptıklarından sonra onu bir daha okumayı düşünmüyorum." demek ki dostoyevski'nin zamanında yaşasaydın, kumarbaz diye onu da okumayacaktın. yazarların özel hayatını unutmak lazım. yazarların söylediklerini fazla ciddiye almamak lazım. edebiyat tarihi şahane şeyler yazmış berbat adamlarla dolu.
bir öğretmen arkadaşım var, okullarını depreme dayanıklı hale getirmek için yıkıp yeniden yapacaklarmış. öğrenciler müdürün kapısına dayanmış, "biz yıkalım hocam!" diye. işte okul sevgisi. okul böyle bir yer; orada öğrenilen her şeyi nefret ederek öğrendik. milli eğitim bakanı olsam, bütün iyi yazarları müfredattan çıkarırdım. edebiyat hocası kazma olduktan sonra ders kitabına sait faik koymanın anlamı yok. iyi yazar veli yarısıdır zaten. bir hadise olmadıktan sonra okula gelmesine gerek yoktur.
adalet sağlandığında can sıkıntısı başlar. red kit'in her maceranın sonunda atına atlayıp ufka doğru uzaklaşması bundan. che'nin devrimden sonra küba'dan ayrılması da. modern anlamda adaleti ilk sağlayanlar fransızlar. bu yüzden fransa'nın en büyük ihraç malı can sıkıntısıdır.
pessoa'nın "bilge" tanımı şu: "gerçek bir bilge, içinden öyle bir tavır benimser ki, dışarıdaki olayların üzerindeki etkisi kesin olarak en aza iner." artık böyle bir bilge yok. dış dünya bombardımanından kurtarabileceğimiz bir iç dünyamız kalmadı çünkü. sadece, rahat bırakılma hakları suistimal edilmemesi gereken birkaç eksantrik tip kaldı.
kıyameti büyük bir gümbürtü olarak tasavvur ediyorlar ama bence sonsuz bir sessizlik olmalı. kıyamet, dünyadaki bütün bu şamataya son verecekse eğer bunu ancak sessizliğin ezici gücüyle yapabilir. her şeyi ezebilecek tek güç sessizliktir.
29.06.2013
uzun lafın kısası
çehov: namuslu, dürüst insanların ne kadar az olduğunu anlamak için herhangi bir iş yapmaya kalkışmak yeter.
montesquieu: azgelişmiş ülkeler kendi ordularının işgali altındadır.
fernando pessoa: en yücelerimizin tek üstünlüğü, her şeyin boş ve kaypak olduğunu daha iyi biliyor olmalarıdır.
henry miller: insanların günah ve suç dedikleri şeylerin hiçbir son anlamı yoktur.
johannes mario simmel: öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, insanların davranışlarında insanlıktan eser yok.
la rochefoucauld: öyle kusurlar vardır ki, iyi kullanıldılar mı erdemden de fazla parlar.
michel tournier: insanlar böyledir işte: sevdiklerine ve gurur duyduklarına nefret ettiklerinden ya da hor gördüklerinden daha çok acı çektirmenin bir yolunu bulurlar.
paul auster: kapitalist dünya insanların değil, nesnelerin dünyasıdır.
sandor marai: insanlar hiçbir şeye, menfaat gütmeyen bir arkadaşlığa duydukları kadar büyük bir özlem duymazlar.
thomas bernhard: yaşam, insanın kim olursa olsun ve ne yaparsa yapsın yitirdiği bir davadır.
sevan nişanyan: terk edip gitmenin özgürlüğüyle sarhoş olan birini kavgada yenemezsin. seni sıfırlar geçer. sırf zevki için kavgayı tırmandırır, tahmin bile edemeyeceğin seviyelere taşır. kırılırsın.
29.04.2013
uzun lafın kısası
anton çehov: yaşam yolunda, aşk için, her günü çiçek koparır gibi koparırız.
d.h. lawrence: aşk, gerçek görüşümüzü geliştiren ve bize yazgıya karşı savaş konusunda güç veren birleştirici bir serüvendir.
fernando pessoa: hayat, hayatın dile getirilmesine engel olur. büyük bir aşk yaşasam asla anlatamazdım.
henry miller: kadınlar armağana bayılırlar; hele bu pahalı da olursa, görmeyin zevklerini!
jorge amado: on yıllık bitmez tükenmez konferanslar, bir günlük savaştan daha değerlidir ve daha ucuza mal olur.
latife tekin: parasızlar her istasyonda donarlar.
steven weinberg: din olsa da olmasa da iyi insanlar iyi işler, kötü insanlar da kötü işler yapabilirler. ama iyi insanlara kötü işler yaptırmak dinin işidir.
miguel de unamuno: rastlantı dünyanın gizli ritmidir, rastlantı şiirin ruhudur.
paul eluard: faşizm, tüm faşizmler vatanı, aileyi ve dini savunurlar. böylesine aşağılık bir davayı ülküselleştirmek konusunda ırkçı kuramlar onun yanı başında hazır bekliyor.
buket uzuner: erkek milleti aferin salağıdır.
saul bellow: insanların ölümden bahsetmeleri dünyanın en aptalca şeyi; neden söz ettikleri hakkında en küçük bir fikirleri yok. ölüm hakkında en temel şeyleri anlayabilenlerin sayısı on binde bir bile değil.
14.04.2013
melankoli
sevmeyiz; sadece öyleymiş gibi yaparız.büyük melankoliler, sıkıntı kokan hüzünler ancak ve ancak rahat, gösterişsiz fakat lüks ortamlarda yaşayabilir.
geçmişteki uçarılığımız, bugün ömrümü yiyip bitiren, dinmeyen bir özlemdir.
asla gerçekleşmiyoruz.
aşk, pratiğe dökülmesi gereken bir gizemcilik, sırf gerçekleştirilmek üzere hayal edilmiş bir imkansızlıktır.
tanrısallık, saçmalık demektir.
ister var olsunlar ister olmasınlar, biz tanrıların kölesiyiz.
sahiplenme, zihinde saçma bir göldür; devasa, kapkara ve alabildiğine sığ. tuzundan dolayı yanılıp suyunu derin sanır insan.
sevmekten kendimi alamadığım hayatla, cazibesinden korktuğum ölümün arasındayım işte.
ey okurlar, mutlu olup olmadığımı soruyorsanız, cevabım hayır'dır.
septimus severus: her şey idim, hiçbir şeye değmezmiş.
31.03.2013
uzun lafın kısası
albert camus: çocuklara işkence yapılan bu dünyayı sevmeyi ölünceye kadar reddedeceğim.
anton çehov: doktorlarla avukatlar birbirlerinin tıpkısıdır. aralarında sadece bir tek fark var: avukatlar soyarlar; doktorlarsa hem soyar hem de öldürürler.
d.h. lawrence: çoğu kadın hiç sevmez, sevmeye hiç başlamaz. sevmenin ne demek olduğunu bile bilmez. erkekler de öyle.
buket uzuner: hayatta en büyük mucize, küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır.
fernando pessoa: kölelik bu hayatın yasasıdır. isyan etmenin de kaçmanın da mümkün olmadığı, kayıtsız şartsız boyun eğilen yasa budur. kimileri köle doğar, kimileri sonradan olur, kimileri ise köleleştirilir.
john fowles: çatıdan kopup kafana düşse bile gerçek umutsuzluğun ne olduğunu anlayamazsın.
latife tekin: zihnimizdeki ağırlıklarından kurtulup eşyalardan soğuyalım. bir tekine bile sahip olmak için istek duymaya değmez.
paul klee: umarım amacıma çok çabuk ulaşmam; çünkü amaca ulaşmak kadar eleştirel bir şey yoktur.
saul bellow: radyasyondan çok, birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar.
thomas jefferson: basılı herhangi bir eser hakkında ceza kovuşturması açılabileceğini düşünmek bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyor.
henry miller: parasızım, çaresizim, umutsuzum. dünyanın en mutlu adamıyım.
16.03.2013
istenç
uyuyan herkes çocukluğuna döner.bazen her şey yorar insanı, dinlendirici olanlar bile.
anlamaya çalışmamak, tahlil etmemek.. kendini doğayı görür gibi görmek, heyecanlarını bir manzara gibi seyretmek; işte bilgelik budur.
her zaferle insan biraz daha bayağılaşır.
edimle varız, yani istençle.
biz aslında insanları sevmeyiz. sevdiğimiz, bir insan hakkında oluşturduğumuz fikirdir.
iktidar sahibi olmak isteyen, bayağılığın ötesine geçmelidir.
yazmak, unutmaktır. edebiyat, hayatı görmezden gelmenin en hoş yoludur. müzik bizi yatıştırır, görsel sanatlar uyarır, canlı sanatlar -dans ya da gösteri- avutur.
düş, uyuşturucuların en doğalı, bunun için de en kötüsüdür.
en yücelerimizin tek üstünlüğü, her şeyin boş ve kaypak olduğunu daha iyi biliyor olmalarıdır.
tanrıları olan birini sıkıntı asla ele geçiremez. sıkıntı, mitolojinin olmayışıdır.
sanat, var olmak denen iğrenç şeyden kurtulmamızı sağlayan bir yanılsamadır.
dünyayı yönetmeye insan kendinden başlamalı.
dünya hiçbir şey hissetmeyenlere aittir. eylem adamı olmanın birinci şartı, duyarsız olmaktır.
bir bedene sahip olmak insanı sıradanlaştırır.
27.02.2013
uzun lafın kısası
buket uzuner: her yetenekli, yaratıcı, her zeki ve hırslı insanın içinde mutlaka bir salieri yaşamaktadır.
herman melville: güzellik tanrı inancı gibidir; ondan ne kaçabilirsin ne de anlayabilirsin onu.
john fowles: faşistler seksten nefret eder ve asla kendilerine gülmeyi başaramazlar.
thomas jefferson: siyasetçileri zapturapt altına almak için onları anayasaya zincirlemek gerekir.
mihail bakunin: fırtına ve yaşam, işte bize gereken budur; yasasız, dolayısıyla özgür bir yeni dünya.
antoni casas ros: insan bedeninde geyiğin asaletini arayın. bulmak imkansız!
soti triantafyllou: kadınlar devrimci erkek istemezler. bankalar tarafından hürmet gören, akşam yemeği için evlerine vaktinde dönen sakin adamlar isterler.
mithat cemal kuntay: bazen biriyle yarım saat konuşmak yarım asırlık refahtır.
seneca: asıl bilgelik, gerçekliği ne zaman kendi isteklerimize göre şekillendirebileceğimizi, değiştirilemeyecek olanı ise ne zaman sükunetle kabulleneceğimizi bilmektir.
d.h. lawrence: insan bedeni utançla saklama yerine saygıyla yüceltilecek bir tapınaktır.
simone de beauvoir: değişik nedenlerden dolayı insanlığın, duygu ve düşüncelerini anlatmasına olanak bırakmayan sorunlarla karşı karşıya kalacağı bir çağ başlıyor.
14.10.2010
franz kafka'nın altmış beş düşü
felix guattari
kafka, günlüğünde yaşamının bir düşe benzediğini yazar.
bruno schulz şu olguya vurgu yapan ilk kişilerden biri olmuştur: "kafka'nın kitapları herhangi bir öğretinin alegorik bir tablosu, dersi ya da tefsiri değil, kendinde şiirsel bir gerçekliktir."
"sen derinlerde masum bir çocuktun; ama daha da derinlerde şeytani bir varlıktın."
"pessoa, 1913'te fiitüristik hareketin içinde yer almasından sonra her şeyi, olabilecek bütün tarzlarda hissetmek için, kendi içinde gücül olarak bulunan farklı yazar kimliklerini aralarında diyaloga sokarak, onlara yazı aracılığıyla kurmaca bir gerçeklik kazandırır. ama bunlar yalnızca birer takma ad değil, öyküsü, geçmişi, yazgısı, dünya görüşü olan farklı kişilerdir. pessoa'nın farklı yazar kimliklerinin yansıması olan bu kökteş şair ve yazarlar alberto caeiro, alvaro de campos, ricardo reis, bernardo soares ve fernando pessoa nın kendisidir. ölümünden sonra bulunan yazılarının altında genellikle başka imzalar vardı. 1913-35 arası tutulmuş notların ya da günlükler ise 'huzursuzluğun kitabı' adını taşıyordu ve altında bernardo soares imzası vardı." (ç.n.)
29.04.2010
uzun lafın kısası
frank zappa: mutlu, zihinsel açıdan sağlıklı bir çocuk yetiştirmek isteyen herkese verebileceğim en iyi tavsiye şudur: onu dinsel kurumlardan mümkün olduğunca uzak tutun.
gene merton: yeryüzündeki tek gerçek mutluluk, kendi sahte kimliğimizin zindanından kaçabilmektir.
georges bernanos: salaklar oturgan olur; ama yolculuk kitaplarına bayılırlar.
jiddu krishnamurti: bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz.
juli zeh: insan başka hiçbir şeye şiddet kadar çabuk alışmaz.
edwin fuller torrey: kendi özgürlüklerinden vazgeçmeye istekli insanların bulunmadığı yerde faşizm de olmayacaktır.
napolyon: ahlaksızlıkların en büyüğü, insanın bilmediği bir işi yapmasıdır.
ahmet hamdi tanpınar: aşkın kötü tarafı, insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. şu veya bu şekilde. fakat daima ödersiniz.
simone de beauvoir: zaman zaman kalplerde bir ateş yanar; yaşamak dedikleri budur.
fernando pessoa: yanılıyordu vergilius. en çok anlamak yoruyor bizi. yaşamak, düşünmemektir.
forrest carter: uzakta bir yerde, hatta büyük sularda ölürsen, dağlıysan, yas tutan güvercin tarafından hatırlanacağını bilirsin. bunu bilmek bir insana huzur verir.
14.10.2009
fernando pessoa'nın son üç günü
antonio tabucchi
yaşam bir deliliktir.
her yerde stoacı bir yaşam sürülebilir.
"ben gösterişsiz lokantaları severim, hep alçak gönüllü bir yaşam sürmüşümdür."
"hiç değilim ben, asla hiç olmayacağım, hiç olmak isteyemem."
belki de aşk mektuplarının hepsi gülünç değildir.
"eserlerim gecenin içinden doğdu ve hepsi de gece eseridir."
yaşamı çözmek mümkün değil, diye karşılık verdi pessoa, asla soru sormamak, asla inanmamak gerekir, her şey giz içinde.
kıskanıyorum sizi, dedi antonio mora, sizi gerçekten kıskanıyorum, mutlu anlar yaşadınız, söyleyin bana, iyileşebildiniz mi? doğrusu, dedi pessoa, o sıralar kara bir bulut çökmüştü üzerime, anlarsınız, ne yapacağımı bilemiyordum, deliliği kabul etse miydim, yoksa kendimi tago'ya mı atsaydım? bir aileye, bana bakacak, sevgi ve şefkat gösterecek birine gereksinim duyuyordum ve bu ailede bir yuva buldum, sonra tek başıma kaldığımda; çünkü bazen evde yalnız kalıyordum, bir köpek vardı, jo adında güzel bir siyah köpek, çok akıllı bir kırmaydı, ona gizemli şiirlerimi okurdum, eminim bu köpek bir eski mısır tanrısının yeniden yeryüzüne gelmiş ruhuydu, patisiyle döşemeleri tırmalayarak dizelerimin ölçülerini veriyordu ve bu hayvansal ve tanrısal kesileme sayesinde ben de dizelerimi kesileyip müziğe dönüştürüyordum. sonra da gidip terasa kuruluyor ve koyu seyre dalıyordum, akşamüstü dönen balıkçı kayıklarına bakıyor, neşeyle birbirlerine bağıran denizcilerin seslerini işitiyor, katran ve ağların kokusunu içime çekiyordum; her şey güzel ve eskildi, kendimi böyle iyileştirdim, ölümü unutup yeniden yaşamaya başladım.
pessoa yanağını yastığına yerleştirdi ve bitkin bir şekilde gülümsedi. sevgili antonio mora, dedi, proserpina diyarında beni bekliyor, gitme zamanı geldi, şu yaşam diye adlandırdığımız imgeler tiyatrosunu terk etme zamanı geldi. ruhumun gözlüğüyle gördüğüm şeyleri bir bilseniz, yukarıdaki sonsuz boşlukta orion'un kollarını gördüm, şu yeryüzü ayaklarıyla güneyhaçı takımyıldızında yürüdüm, parlak bir kuyruklu yıldız gibi sonsuz geceleri, imgelemin, şehvetin ve korkunun yıldızlar arası boşluklarını aştım; erkek, kadın, ihtiyar, küçük kız oldum, batı başkentlerinin geniş caddelerindeki kalabalık oldum, sessizliğine ve bilgeliğine imrendiğim doğu'nun dingin buda'sı oldum, kendim ve başkaları, olabileceğim herkes oldum, onurlar ve onursuzluklar, coşkular ve yılgınlıklar yaşadım, erişilmez nehirler ve dağlar geçtim, huzur dolu sürüleri seyrettim ve başıma güneş ve yağmur geçti, kızışmış dişi oldum, sokakta oynayan kedi oldum, güneş ve ay oldum; çünkü yaşam yeterli değildi. artık yeter, sevgili antonio mora, benim yaşamım bin yaşam demekti, yorgunum şimdi, mumum eridi. artık, rica ederim gözlüğümü verin bana.
antonio mora elbisesini düzeltti, içinde prometeus doğuyordu. ey yüce gökyüzü, diye haykırdı, çevik kanatlı yeller, nehir kaynakları, deniz dalgalarının sayısız gülümsemesi, yeryüzü, evrensel ana, sizi çağırıyorum, sizi ve her şeyi gören güneş yuvarı, bakın neler çekiyorum. pessoa içini çekti. antonio mora masadan gözlüğü aldı ve yüzüne yerleştirdi. pessoa gözlerini koca koca açtı ve elleri çarşafın üzerinde durdu. saat tam yirmi otuzdu.
dekadan, fütürist, avangardist, nihilist oldu. 1928 yılında, yüzyılın en güzel şiirini, tütüncü dükkânı'nı yazdı.
.jpg)










