#şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.11.2022

kefaret

raoul vaneigem

dinin asla kefaretini ödeyemeyeceği şey, doğayı mutlak anlamda bozucu bir anlayış olmasıdır.

kâra ve iktidara tabi bir evrene kutsallığın teminatını vermek; hödüklerin köleleştirme, aşağılama, küçümseme, yok etme hakkını ezeli bir ilke olarak meşrulaştırmak ona yetmez; ölümün, ıstırabın ve fedakarlığın güzelliğini rakip tarafta da vazetmesi gerekir. öyle ki, yol açtığı isyanlara, kimi zaman korku saçılan halklara bahşettiği itaatsizliğe, (cioran'ın alaya alarak, "bir dinin insanlık dışılığının derecesi, onun gücünün ve süresinin garantisidir. liberal bir din bir şaka ya da bir mucizedir." diye yazdığı) hoşgörü krizlerine dek bunları vazeder.

insanlar birbirlerini en fazla, hem de en tartışmasız nedenlerle, incil'deki "birbirinizi sevin!" buyruğunu benimsedikleri, saldırgan ve gözü yaşlı hristiyanlığın bu iki bin yılı boyunca katletmiş değiller midir?

dinsel anlayışlar kendinden feragat yoluyla hümanizmayı savunduklarında, yaşamın atılımlarını bastırırken fanatizmleri de bastırmayı kendilerine şeref bildiklerinde, ikiyüzlülük, hile ya da aptallıkla, totalitarizm eğilimlerini beslemiş olurlar yalnızca.

tek bir insan kıyımı bile yoktur ki, doğal eğilimlere karşı kolektif ya da bireysel olarak sürdürülen kutsal bir savaştan kaynaklanmasın.

21.10.2022

beni kureyza katliamı

sevan nişanyan

uhud savaşında sayıca üstün olan mekkelilerin müslümanları yeneceğine kesin nazarıyla bakılır. bu yüzden medine yahudilerinden beni nadir aşireti, müslümanların yenilgisi halinde başına geleceklerden korkarak, kararsız kalır. müslümanların beklenmedik zaferinden sonra toplanan mecliste beni nadir yargılanır. muhammed'in idam kararı vermesi beklenirken beni nadir'in koruyucusu (velisi) olan beni hazrec aşireti ileri gelenlerinin önerisiyle beni nadir tehcir edilir. malları müsadere edilir.

bir süre sonra beni nadir liderlerinden hüyeyy b. ahtab ve kinane b. el-rabi mekkelilerle temas kurarak onları medine'ye saldırmaya teşvik ederler. ayrıca doğudaki ğatafan aşiretini de mekkelilerle beraber savaşmaya ikna ederler. medine'deki diğer büyük yahudi aşireti olan beni kureyza lideri kâ'b b. esed muhammed'le ittifakını bozmama taraftarıdır. kapısına gelen hüyeyy'i hakaretle kovar. ancak hüyeyy ısrar eder, kureyşlilerin muhammed'i yeneceklerinin kesin olduğunu, bu durumdan beni kureyza'nın zarar göreceğini savunur. k'ab lanet okuyarak hüyeyy'e kapısını açar. uzun süre direndikten sonra muhammed'le (iddiaya göre yazılı belgeye dayanan) ittifakını bozar. mekkeliler ile ğatafanlılar medine'yi kuşatır. muhammed, iranlı kölesi selman'ın tavsiyesiyle kentin etrafına bir hendek kazdırır. 27 gün süren kuşatmada müslümanlardan altı ve karşı taraftan üç kişi ölür. kuşatma esnasında muhammed adamlar göndererek müttefikler arasına nifak tohumları eker.

kureyza aşireti, mekkelilerin kuşatmayı sonuçlandırmadan çekileceğinden korkmaktadır. müslümanlarla baş başa kaldıklarında başlarına geleceği bildiklerinden, adım atmak istemezler. ebu sufyan komutasındaki mekkeliler, yahudilerin savaşacağına güvenmezler, kureyza ileri gelenlerinden bazı kişileri rehin almadıkça kesin saldırıya girişmek istemezler. ğatafanlılar yahudilerin muhammed'le anlaşacağından ve mekkelilerin çekilip kendilerini muhammed'e karşı yalnız bırakacağından kuşkulanırlar. ittifak dağılır.

kuşatmanın kalktığı gün cebrail altın sırmalı bir sarık giymiş ve ipek örtülü bir katıra binmiş olarak zuhur eder. "silahları bıraktın mı ya rasulallah?" diye sorar. muhammed evet der. cebrail, "melekler henüz silahlarını bırakmadı. allah sana beni kureyza'ya saldırmanı emrediyor. ben de orada olacağım." diye cevap verir. muhammed tellal çıkararak, beni kureyza arazisinde toplanmadan kimsenin namaz kılmamasını emreder. kendisi de kureyza surlarının yanına gelerek "ey maymun soylular! allah sizi lanetledi ve intikamımı üzerinize saldı." diye seslenir. yahudiler cevaben ona hakaret ederler. aişe'nin anlatımına göre cebrail "melekler silahlarını bırakmadı, git ve onlarla savaş" der. muhammed zırhını kuşanır. yolda rastladığı kişilere "buradan kim geçti" diye sorar. onlar da "dihye b. halife geçti" derler. dihye'ye büyük sakalı ve ipekli eğeri nedeniyle "cebrail" adı verildiğini aişe belirtir.

25 gün veya bir ay süren kuşatmadan sonra kureyza aşireti teslim olmaya karar verir. müzakere için muhammed onlara beni aws aşiretinden ebu lübâbe b. abdülmunzir'i gönderir. aws aşireti beni kureyza'nın koruyucusu (velisi) ve ebu lübabe onların dostudur. erkekler onu karşılarken yahudilerin kadın ve çocukları çığlıklar atarak etrafını sararlar ve merhamet göstermesi için yalvarırlar. "muhammed'in hakemliğini kabul edelim mi?" diye sorarlar. ebu lübabe "evet" der fakat bunu söylerken eliyle boğaz kesme işareti yapar. yapar yapmaz pişman olur. allah'a ve resulüne ihanet ettiği kaygısına kapılarak koşa koşa gider, camide kendini bir sütuna bağlatır. allah kendisini affetmedikçe oradan ayrılmayacağını bildirir. muhammed bunu duyunca güler. "bana gelseydi affederdim ama şimdi ancak allah affedebilir." der. birkaç gün sonra allah'tan gelen bir vahiyle ebu lübabe'yi affeder. (bahis konusu ayetin hangisi olduğuna dair tefsirciler arasında ittifak yoktur.)

kureyza lideri kâ'b, aşiretine hitaben konuşur. başlarına gelen beladan hüyeyy'i sorumlu tutar. üç seçenek sunar. ya topluca müslümanlığı kabul edeceklerdir. bu reddedilir. ya (masada'daki yahudiler gibi) kadınlarını ve çocuklarını öldürüp, ölünceye kadar savaşacaklardır. bu da reddedilir. ya da yahudiler için savaşmanın dinen haram sayıldığı şabat günü sürpriz bir saldırı düzenleyeceklerdir. tevrat'a göre şabat günü savaşmak yahudilerin domuza veya maymuna dönüşmesine yol açacağı için, bu seçenek de reddedilir. teslim olmaya karar verirler.

bağımsız yargı beni kureyza aws aşiretinin mevalisi olduğundan, hukuken muhammed'in yargıç olması mümkün değildir. bu nedenle aws aşiretinden sa'd b. muaz görevlendirilir. sa'd hendek savaşında yaralanmış ve yarası şişmeye başlamıştır (birkaç gün sonra ölecektir). hükmü açıklar: kureyza erkekleri öldürülecek, kadın ve çocuklar köle edilecek, malları müsadere edilecektir. muhammed "allah'ın ve resulunün yargısıyla yargıladın." diyerek onu onaylar. (yargı görevinin ölmekte olan birine aktarılması muhtemelen kan davası güdülmesini önlemeye yönelik bir tedbirdir.) nusra cephesi tesadüf mü? 

resulallah karardan sonra medine'nin çarşı alanına giderek hendekler kazdırır. beni kureyza erkekleri gruplar halinde buraya getirilerek hendeklerin başında kafaları kesilir. toplam katledilen sayısı bazı kaynaklara göre 600 ila 700, bazılarına göre 800 ila 900 kişidir. idamların çoğunu ali b. ebu talib (sonradan dördüncü halife) ve zübeyr infaz ederler. komplonun lideri hüyeyy getirilir. pembe kumaştan değerli giysisini (ganimet edilmesin diye) delik deşik etmiştir. muhammed'e hitaben "sana düşmanlık ettiğim için kendimi ayıplamıyorum, çünkü allah'ın terk ettiği kişi lanetlenmiştir." der. (bu sözün anlamı açık değildir. lanetlenen kişinin hüyeyy mi muhammed mi olduğu anlaşılmaz.) sonra halkına dönerek "allah'ın emrinde haksızlık yoktur. zira israiloğulları için büyük bir katliam olacağı kitabımızda yazılıdır." der. idam edilir. (hüyeyy'in son sözleri daha sonraki islami literatürde süslenip püslenerek, yahudilerin idam kararının kendi kitaplarına uygun olarak verildiği tezine dönüşecektir.)

aişe'nin ifadesine göre idam edilenler arasında tek bir kadın vardır. "rasulallah erkekleri meydanda öldürürken kadın benim yanımdaydı, sohbet ediyor ve durmadan gülüyordu. derken bir ses adını çağırdı. 'ne var?' dedim. 'öldürecekler' dedi. 'neden' diye sordum. 'yaptığım bir şeyden ötürü' diye cevap verdi. götürüp kafasını kestiler. neşesini ve gülüşünü hayatta unutamam. öldürüleceğini biliyordu."

vakıdî'nin anlatımına göre kadının öldürülmesinin nedeni, kuşatma sırasında sur üstünden bir değirmen taşı atarak hallâd b. süveyd'in ölümüne sebep olması idi. 

öldürülecekler arasında geçmişte müslümanlara iyiliği dokunmuş olan yaşlı ebu abdurrahman el-zebîr vardır. müslümanlardan sabit b. kays rasulallah'tan rica ederek yaşlı adamın canını bağışlatır. ebu abdurrahman "karım ve çocuklarım olmadan hayatın ne anlamı var?" diye sorar. onlar da bağışlanır. "malım ve servetim olmadan nasıl yaşayabilirim?" der. malına dokunulmayacağına söz verirler. "aslanlar aslanı, güzel adam kâ'b b. esed ne olacak?" diye sorar. öldürüldüğünü söylerler. aşiretinin akıbetini sorar, hepsinin idam edildiğini anlatırlar. "o zaman bana bir iyilik yapıp beni de öldürün." der. "akrabalarım olmadan yaşamanın faydası yok, öbür dünyada onlara kavuşmak için sabırsızlanıyorum." ebubekir bu sözleri duyduğunda "akrabalarıyla cehennemde buluşacak, orada sonsuz azap görecek" diye konuşur.

idamlar sona erdikten sonra rasulallah beni kureyza'nın mallarını, kadınlarını ve çocuklarını müminler arasında pay eder. beşte bir (kamu payı) çıkarıldıktan sonra geri kalandan süvarilere üçer pay, piyadelere birer pay verilir. bu savaş esnasında müslümanların otuz altı atlısı vardır. onların hakkı, bir pay ata, iki pay sürücüsüne olmak üzere üç pay olarak hesaplanır. ganimetin beşte birinin (muhammed'e) ayrılması kuralı ilk kez bu olayda uygulanır ve daha sonra gelenek (sünnet) olarak benimsenir.

rasulallah köle kadın ve çocukların bir kısmını sa'd b. zeyd ile orta arabistan'daki necd'e göndererek, karşılığında at ve silah satın alır. esir alınan kadınlardan reyhane bt. amr'ı kendine ayırır. cariye edindiği bu kadın, muhammed'in ölümünde hâlâ onun kölesidir. muhammed ona kendisiyle nikâhlanmasını ve hicaba girmesini teklif ederse de reyhane "ya rasulallah, senin kölen kalayım, böylesi senin için de benim için de daha kolay" diyerek reddeder. islamiyeti kabul etmeyerek yahudi dininde ısrar eder. bundan ötürü muhammed onu nikâhına almaz, fakat canı sıkılır. kimi anlatımlara göre daha sonra reyhane müslümanlığı kabul ederek muhammed'i sevindirir. ancak bu anlatımla, muhammed'in ölümünde reyhane'nin hâlâ köle olduğu bilgisi çelişir.

19.10.2022

kemalizm

sevan nişanyan

bana kemalistler cinayet işledi dedirtemezsin, nalan. "memleketteki her kötülüğün sebebi kemalistler mi yani" diye itiraz ediyorlar bazen. "kötü arıyorsan daha faşistler var, dinciler var, cemaat var, mit var, cia var, o var, bu var. "bir bebekten katil yaratan karanlığı" sadece kemalistlere yüklemek reva mı? kaç senedir iktidarda bile değil garibanlar!"

bu arkadaşlar belli ki başka ülkede yaşıyorlar. hayatlarında tc'nin bir devlet dairesine gitmemişler. ortaokul müdürünün bayrak töreninde ağzından tükürük saça saça yaptığı konuşmayı dinlememişler. herhangi bir valiliğin cehalet ve arsızlıkla dolup taşan web sitesinde gezinmemişler. askerde "gece eğitimi" adı altında verilen alçaklık derslerine denk gelmemişler. adli yıl açılış töreni görmemişler. on dokuz mayıslarda çocukların yaptığı nazi özentisi figürleri spor zannetmişler. "türkiye türklerindir" gazetesinin başlığına dikkatle bakmamışlar. ardahan'ın kurtuluşu töreninde en önde taşıdıkları şeyi fark etmemişler. 12 eylül anayasasını okumamışlar. ogün samast'ın o meşhur bayraklı pozunda, jandarma temsilcisinin kafasının arkasından sırıtan imzayı görmemişler. geçen gün paylaştığım o nevruz fotoğrafındaki zevatın -ve onların kardeşlerinin- yakasındaki rozet ilgilerini çekmemiş. yoksa memleketin ruhuna sinmiş olan karanlığı tanımamazlık etmezlerdi.

saydıklarımın hepsinde ortak bir unsur var, farkındasınız değil mi? bir tür ikonadır, kutsal işarettir. sergiledikleri ritüel vahşete, ritüel cehalete, ritüel yalancılığa kutsallık kazandıran simgedir. o ikonanın gölgesine sığındığın zaman hiç tanımadığın birtakım insanları vatan haini soysuz düşman diye damgalayabilirsin, "terk et benim ülkemi" diye babalanabilirsin. oysa ikonanın huzurunda değilken muhtemelen mülayim bir adamsındır, bir yerde kürt'le yahut ermeni'yle yahut cemaatçiyle tanışsan az buçuk utanarak arkadaş olmaya çalışırsın. ikonanın işaret ettiği yolda, tarihe ve dünyaya dair kör cehaletin bir gurur vesilesine dönüşür. dünyaya bedel olan türkler ve horasandan gelme atalar hakkında atıp tutarsın, aksini söyleyeni kahretme gücünü kendinde görürsün. ikonanın mevzubahis olduğu yerde hakikat teferruattır, vicdan teferruattır, hakkaniyet ve dürüstlük teferruattır, espri yoktur, alçak gönüllülük yoktur, kuşku ve merak yoktur. insanlığını paranteze alırsın.

şimdi elinizi kalbinize koyup beş dakika düşünün. devlet dairesindeki atatürk portresinin anlamı nedir? sadist ortaokul müdürü sabah içtimasında neden atatürk diye haykırır? hürriyet gazetesinin başlığında neden atatürk silüeti vardır? ardahan'da temsilî ermenileri süngülerken neden atatürk büstü taşırlar? vatan sevgisi filan diye saçmalamayın allah aşkına. sebebini gayet iyi biliyorsunuz. "ben şimdi kötülük yapacağım, şimdi yalan konuşacağım, şimdi saçmalayacağım, ama arkamda yüce güç var," der o resim, "beni sakın ayıplamayın!" aslında kalbinin yarısıyla kendi de bilir ahlaksızlığını, yalancılığını. ama riya dünyasında yaşamaya alışmıştır. kalbindeki yarayı atatürk'le örter.

bu memlekette gerçekten alçakça olan, insanı burada yaşamaktan tiksindiren şeyleri listeleyin kafanızda. milliyetçi isteri. yalnız ve farklı olanı ezme hırsı. hürriyet gazetesi. yargıtay. 6-7 eylül. göt gibi konuşan genelkurmay başkanları. bürokratik hayasızlık. kürt düşmanlığı. soykırım inkârcılığı. ogün samast. devlet bahçeli. türk tarih kurumu. uzat uzatabildiğin kadar. hepsinin ama hepsinin referansı aynı kutsal figürdür. cinayet ruhsatnamesi gibi bir şey mübarek.

kutsal ikonanın boy göstermediği sahalara bakarsanız, halbuki, başka bir tablo görürsünüz. evlere bak. köylere, manava, meyhaneye, plaja, aerobik kulübüne, oto sanayi sitesine, modern sektörün büyük şirketlerine bak. bir arada yaşamakla ciddi bir sorunu olmayan, biraz ürkek, biraz cahil, mütevazı, başka memleketlere kıyasla hayli terbiyeli, "ayıp" duygusu kuvvetli, devlet söylemini kişisel yaşamına bulaştırmamaya çalışan 75 milyon normal insan!

cumhuriyetin kurucusu böyle bir kaderi hak etmiş midir, bakın o ayrı mevzu. karikatürleştirilmiş ikonasından çok farklı bir insandı şüphesiz. bu anlamda, başına gelen şey trajiktir. ama bence gene de o sonucu hak etmiştir. sebeplerini başka zaman konuşalım. "kemalizm" denilen şeyle alıp veremediğim işte budur. o ikona devrilmeden bu memlekete medeniyet gelmez derken kastettiğim de budur. yoksa cumhuriyet gazetesinde yazan üç beş bunağı yahut izmir'in gündoğdu meydanında dekolte göstermeye çıkan cici kızları memleketin en ciddi meselesi zannetmeyecek kadar aklım başımda çok şükür.

put yıkmak tabii asıl maksat. yoksa özellikle kemal, trajik bir şahsiyet olarak, ilgimi çekiyor. trajikten kastınız nedir? yalnız, tatminsiz. büyük hırsları ile gerçeğin sıradanlığı arasına sıkışmış. çıkmazlarını alkolizmle örtmeye çalışan. büyük iktidar hastalarının hepsi gibi, özünde iktidarsız.

25.09.2022

feminizm

sevan nişanyan

"şahit olduğunuz ve verdiğiniz onca savaş ve mücadelenin en hunharca olanı hangisiydi?"

feministlerle savaşım. onlardaki hunharlık ne kemalistlerde var, ne islamistlerde; ne sırplarda, ne azerilerde. ha, belki de zaafım var kadınlara, ondan o kadar acıtıyordur, kim bilir?

feminizmin çirkin bir nefret ideolojisi olduğunu düşünüyorum. çirkin bir ırkçılıktır feminizm, başka bir şey değildir.

belirli sınırlar içinde kalmak şartıyla şiddet, doğal ve bazen ahlaken zorunlu bir davranış biçimidir.

bir kadınla erkek arasında geçen her kavgada kadını otomatikman mağdur, erkeği otomatikman zorba veya haksız gören bakış açısını aptalca ve ahlaksızca buluyorum.

küçük burjuva vizyonunun dar sınırları dışında kalan gerçek dünyada, cinsler arası ilişkide şiddet de vardır ve hiçbir zaman tek taraflı değildir.

toplumun herhangi bir zümresini ötekileştirme, şeytanlaştırma, peşin hükümle reddetme üzerine kurulu her ideolojinin çirkin ve tehlikeli olduğunu düşünüyorum.

erkeklerin her kavgada haksız ve saldırgan olduğunu varsayan düşünce tarzıyla, mesela yahudilerin her kavgada haksız ve zorba olduğunu kabul eden düşünce tarzı arasında bir fark göremiyorum.

türk toplumunda kadınların aşağılanmasına ve ezilmesine yol açan iki önemli faktör görüyorum. birincisi geleneksel islami dünya görüşü ve söylemlerdir. bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. ikincisi köyden kente göçün doğurduğu, kırsal alanda geçerli cinsler arası dengelerin kent yaşamına uyum sağlayamamasından doğan ciddi problemlerdir. bu ikincisinin, sosyolojik süreçte zaman içinde aşılacak bir hadise olduğuna inanıyorum.

6.07.2022

şiddet

özgürlüğün bedeli ebedi ihtiyattır. (edward peters)

edward shils: her toplumun, toplumsal hayatın tekdüze gerekliliklerine hiçbir otorite ve başarı düzeyinde ayak uyduramayan kendi toplum dışı insanları, sefilleri ve lanetlileri vardır.

milan kundera: bir halkı tasfiye etmenin ilk adımı, onun belleğini silmektir. kitaplarını, kültürünü, tarihini imha et. sonra başka birilerinin yeni kitaplar yazmasını, yeni bir kültür imal etmesini, yeni bir tarih icat etmesini sağla. çok geçmeden bu ulus şimdi ve geçmişte ne olduğunu unutmaya başlayacaktır. bu unutuş, çevresindeki dünyada daha da hızlı gerçekleşecektir.

george mikes: bir yabancı olmak utanç verici ve kötü bir duygu; böyle değilmiş gibi yapmanın yararı yok. bundan kurtuluş yok. bir suçlu ıslah olabilir ve toplumun nezih bir üyesi haline gelebilir; ama bir yabancı ıslah olamaz. bir kez yabancı olan daima yabancıdır. ondan kurtuluş yoktur. britanyalı olabilir; ama asla ingiliz olamaz.

edmund leach: teröristlerin eylemleri ne denli anlaşılmaz olursa olsun yargıçların, polislerin ve siyasetçilerin, terörizmin hayvanlaşmış yamyamların değil, insan kardeşlerimizin bir faaliyeti olduğunu unutmalarına asla izin vermemeliyiz.

noam chomsky / edward herman: güçlünün anlamsal aletleri haline gelmiş bulunan terör ve terörizm sözcükleri, genellikle şiddetin bireysel ve marjinal gruplar tarafından kullanılmasıyla sınırlandırılmıştır. hem kapsam hem de tahripkarlık bakımından çok daha geniş olan resmi şiddet tamamen farklı bir kategoriye yerleştirilir.

13.02.2022

hoşgörü dini

sevan nişanyan

memleketin tarihini yakından tanıdıkça, anadolu'yu gezdikçe, gitgide daha net olarak kavrıyorum ki bu ülkede islamiyet sadece ve sadece zulmün, zorbalığın, talanın, devlet kibrinin kılıfı olmuş. fethin ve sömürünün ideolojisi olarak hizmet vermiş. açıkça, afrika'da ve güney amerika'da kolonyalizmin etkisi neyse bu ülkede de islam'ın etkisi odur diyeceğim.

şu farkla: avrupa kolonyalizmi her zaman ciddi bir özeleştiri kapasitesine sahip olmuş. güney amerika'da yerlilerin hakları ve kültürü için canını veren, kitaplar yazan, örgütler kuran katolik din adamları var. afrika'da kolonyalizmi lanetleyen, onunla mücadele eden onca ingiliz var. burada ise, bin yıllık zulüm ve yağma geçmişine karşı bir laf edebilen tek bir müslüman çıkmamış henüz. çıkacağı da yok.

islam'ın hoşgörü dini olduğu.. palavra. saçma sapan bir laf. yok öyle bir şey.

her din ve her ideoloji kendine ait bu tür mitler üretir. amerika'nın güney eyaletlerindekilere de sorsanız onlar da aynı şeyi söyler herhalde, dinimiz hoşgörü dinidir falan filan diye. her fanatizm hareketi bizden olanlar ve ötekiler diye dünyayı ikiye böler, bizden olanların arasında dostluk, kardeşlik, sevgi vaad eder; ötekilere karşı ise düşmanlık ve gayrı-insanileştirme operasyonu uygular. islam'ın da bu konuda dünyanın en fanatik dinlerinden biri olduğunu düşünüyorum. yani bir hindu dini gibi, bir budizm gibi eklektizme, çok yönlülüğe, başkalarının da tanrılarını kabul etme gibi bir eğilime sahip bir din değildir islamiyet. bir egemenlik dinidir, siyasi egemenliği kendi doktrininin temel unsurlarından biri haline getirmiştir. bu açıdan özellikle farklı kültürlerin bir arada yaşamasını gerektiren bugünün dünyasında, tehlikeli eğilimleri barındıran bir dindir.

her şeyden önce bir fetih dinidir. silah zoruyla bir egemenlik kurmuş, sonra da o silah zoruyla kurulmuş olan egemenliği meşrulaştırmak için, onu savunmak ve tezkiye etmek yani jüstifiye etmek için kocaman bir sistem oluşturmuş. millet-i hakime ve millet-i mahkume esasına dayalı bir sosyal yapı. gayrimüslimlere boyun eğdikleri sürece belirli haklar tanır, fakat birinci sınıf vatandaş ve ikinci sınıf vatandaş yapısını değerler sisteminin temeline yerleştirir. tipik bir apartheid ideolojisidir.

ingiliz sömürgeciliği kötü, osmanlı (ve arap) sömürgeciliği iyi, he mi? yok efendim. ingilizlerin özeleştiri yeteneği var, müslümanların yok. hepsi o kadar.

18.01.2022

devlet

ece temelkuran

devleti gördükçe, devletle yüzleştikçe karar veriyorsun: ya o tarafta oluyorsun ya bu tarafta.

behiç aşçı: bu ülkede hukuk ve adalet yoktur.

tecrit, insanı insandan ayırma politikasıdır. sadece cezaevlerinde değil her yerdedir, bütün hayatı kaplamıştır.

"ölümden hayat doğmaz." ama her yöntem her koşulda etkili olmaz. 2000'ler türkiyesinin siyasal-toplumsal ortamında, karşınızda çocuklarını yemekten, kurban etmekten hiçbir zaman çekinmemiş bir egemen güç, tahakkümü yöntem edinmiş bir devlet varken ve toplumsal vicdan, özellikle 1980'lerden sonra bunca sindirilip köreltilmişken, ölüm oruçlarının etkili olamayacağı daha baştan belliydi. bunu zorlayan örgütsel yapılar da, en az devlet kadar, insanı sadece bir araç, namluya sürülmüş mermi kabul eden zihniyette olunca, açlık grevleri ve ölüm oruçları, mücadele yöntemi olmaktan çıkıp cinayete dönüştü.

şükrü erbaş: operasyondan hemen önceki günlerde, geniş bir aydın sanatçı grubu, cumhurbaşkanı ahmet necdet sezer ile görüştük. bir saatten fazla sürdü. cumhurbaşkanı ne kadar mülayim, incelikli ise, f tipi söz konusu olunca o kadar sessiz kaldı. sadece adalet bakanı'na iletebileceğini söyledi. zaten bizim umudumuz da bu görüşmeden sonra kırıldı.

"babalar, askerlikten olsun, memurluktan olsun, devletle yüz yüze kalan insanlar. bu yüzden eylemlerde hep çekingen dururlar. annelerin hayatı hep dört duvar arasında geçtiği için devleti de, polisi de bilmezler. o yüzden eylemlerde hep pervasızdırlar. gider, eylem yapar gelirler."

bu, insana dair ve ulusu olmayan bir hınçtır: en derin yara, yaranın hikâyesi duyulmadığında alınandır. en vahşi vietnam, en kanlı filistin, en kederli lübnan, en kırık diyarbakır, yanık sivas, en ağıtlı küçükarmutlu, en hazin mamak, hikayelerin anlatılmadığı yerlerde kurulur.

27.11.2021

irtidat

sevan nişanyan

islamdan dönme (irtidat) fiilinin cezası, sünni hukuk okullarından şafii, hanbeli ve maliki mezheplerine göre ölümdür. "hoşgörüsü" ile meşhur olan hanefi mezhebine gelince, fail erkek ise idam edilir, ancak kadın ise hapisle yetinilir. her durumda cezaya hükmetmeden önce faile, islam'a dönmesi için şans tanınır. 

şer'i öğretinin dayanağı peygambere atfedilen bir dizi hadistir. en ünlüsü buhari no. 2171 ve muslim no. 4152'de hemen hemen aynı sözcüklerle aktarılan hadis. abdullah b. mes'uddan nakledildiğine göre rasulallah, "la ilahe" vs. diyen bir müslümanı katletmenin ancak üç koşulda helal olduğunu belirtmiş: kısas, zina ve irtidat.

kuran'da nisa suresi 89 "hicret ettikten sonra allah'ın yolundan dönenlerin" "yakalanıp öldürülmesini" emretmiş. ancak kuran'daki hemen her ayet gibi bunun da anlamı tartışmaya müsait. ve nitekim tartışılmış. sonuçta sünni içtihat ve sünni uygulama yeterince net. hadislerin sıhhati meselesine girmeye burada gerek yok: hadisleri reddedip müslüman olmak belki mümkün, ama sünni müslüman olmak mantıken mümkün görünmüyor.

5.11.2021

zimbardo deneyi

eduardo galeano

kuzey amerikalı stanford üniversitesi'nde insan ve işlevi arasındaki ilişki üzerine anlamlı bir deney yapıldı. psikologlar iyi eğitimli, davranışları düzgün, fiziksel ve ruhsal sağlığı yerinde bir grup beyaz öğrenciyi topladılar. üniversitenin bodrum katında hazırlanan hayali hapishanede kimlerin mahpus kimlerin gardiyan olacağı yazı turayla belirlendi. silahsız mahpuslar birer isimsiz numaraydılar. numarasız bir isimleri olan gardiyanlarsa cop taşıyorlardı. bu bir oyuna benziyordu; ama daha ilk günden itibaren gardiyan rolünü üstlenenler bu işten zevk almaya başladılar. tuvalete gitme izni ancak uzun yalvarış, yakarışların ardından veriliyordu, mahpuslar çıplak bir halde beton zeminde uyutuluyor ve yüksek sesle konuşmanın cezasını ceza hücrelerinde aç susuz kalarak çekiyorlardı. darbeler, küfürler, aşağılamalar: deney kısa sürdü. sadece bir hafta.

8.09.2021

şia

elias canetti

islam, açık bir biçimde savaş dinine özgü bütün özellikleri sergilemektedir; ama yine de bir kolu, başka hiçbir yerde bulunamayacak ölçüde kesif ve aşırı bir ağıt dinidir; bu kol, şii inancıdır.

şiilik iran ve yemen'in resmi dinidir; hindistan ve ırak'ta da oldukça yaygındır. şiiler, "imam" adını verdikleri ruhani ve dünyevi bir lidere iman ederler. imam'ın konumu papa'nınkinden daha önemlidir. imam kutsal ışığın taşıyıcısıdır ve yanılmazdır. yalnızca imam'a bağlanan inananlar kurtulacaktır. "her kim ki kendi zamanının gerçek imam'ını tanımadan ölürse, kâfir olarak ölür." imam, doğrudan peygamber soyundan gelir.

muhammed'in damadı, başka bir deyişle kızı fatma'nın kocası olan ali'nin ilk imam olduğu kabul edilir. peygamber, diğer inananlardan sakladığı özel bilgileri ali'ye emanet eder, ali de bunları ailesine aktarır. peygamber bariz bir biçimde ali'yi gerek öğretisinin hocası, gerekse yönetici olarak kendi halefi tayin etmiştir. peygamber'in buyruğuyla o seçilmiş insan olmuştur; yalnızca onun "müminlerin yöneticisi" unvanını taşımaya hakkı vardır.

ali'nin oğulları hasan ve hüseyin, peygamber'in torunları olarak, görevi ali'den devralmışlardır; hasan ikinci, hüseyin de üçüncü imam'dır. müminler üzerinde egemenlik iddiasında bulunan başka herkes gaspçı sayılır. islamın, muhammed'in ölümünden sonraki siyasi tarihi ali ve oğulları etrafında bir efsanenin oluşumunu beslemiştir.

ali hemen halife seçilmedi. muhammed'in ölümünü takip eden yirmi beş yıl boyunca, "sahabeden" üç kişi peş peşe bu en yüksek mevkiyi ellerinde tuttu. ali ancak üçüncünün ölümünden sonra iktidara geldi; kendi yönetim dönemi de çok kısa sürdü. bir cuma namazı sırasında, ırak'taki küfe camiinde, fanatik bir düşman tarafından zehirli bir hançerle öldürüldü. en büyük oğlu hasan, haklarını milyonlarca dirhem karşılığında satıp medine'ye çekildi; birkaç yıl sonra sefahat hayatının etkileri yüzünden öldü.

hasan'ın küçük kardeşi hüseyin'in çektikleri, şii inancının özünü oluşturur. hüseyin, hasan'ın tam zıddıdır; içine kapanık ve ciddi biri olarak medine'de sessizce yaşar. kardeşinin ölümüyle şiilerin başına geçmesine karşın, uzun süre bütün siyasi faaliyetlerden uzak durur. ancak halife şam'da ölüp de oğlu, yönetimi almak isteyince, hüseyin ona biat etmeyi reddeder. çalkantılı küfe şehrinin sakinleri ona yazıp hüseyin'in gelmesini isterler. hüseyin'in halife olmasını isterler; kûfe'ye gelirse, herkesin onun sancağı altında toplanacağını söylerler.

hüseyin ailesi, eşleri, çocukları ve az sayıdaki bağlılarıyla, çöl boyunca sürecek uzun yolculuğuna çıkar. şehrin civarına varana kadar, şehrin sakinleri onun davasından çoktan dönmüşlerdi. şehrin valisi hüseyin'e karşı güçlü bir süvari birliği yollayıp teslim olmasını ister. hüseyin bunu reddedince, su yollarını keserler. hüseyin ile etrafındaki az sayıda insan kuşatılır ve miladi 680 yılında, muharrem ayının onuncu gününde, kerbela düzlüklerinde, kendilerini cesurca savunmalarına rağmen öldürülürler. kendisinin ve kardeşinin ailesinden pek çok kişi de dahil olmak üzere, hüseyin'le birlikte seksen yedi adamı ölür. cesedinde otuz üç mızrak darbesi ve otuz dört kılıç yarası sayılır. düşman birliğinin komutanı hüseyin'in cesedinin atların ayakları altında çiğnenmesini emreder. peygamberin torununun başı kesilip şam'daki halife'ye gönderilir. halife sopasıyla bu başın ağzına vurur; ama orada hazır bulunan yaşlı bir "sahabe" karşı çıkarak, "sopanı çek" der; "çünkü ben peygamberin ağzını bu ağzı öperken gördüm."

"peygamber ailesinin çektiği azap" şii kendini helak etme edebiyatının gerçek temasıdır. "gerçek şiiler, vücutlarının yoksulluk içinde zayıflamış, dudaklarının susuzluktan çatlamış ve gözlerinin sürekli ağlamaktan şişmiş olmasından tanınıyor olsa gerek. gerçek bir şii, haklarını savunduğu ve uğruna azap çektiği aile kadar zulme uğramış ve perişandır. kısa sürede, çile ve zulmün peygamber ailesinin çağrısı olduğu fikri egemen olur."

bu ailenin tarihi kerbela'daki yas gününden itibaren, sürekli acı ve azapla doludur. bu aile hakkında nazım ve nesir biçiminde yazılmış öyküler zengin bir şehadet edebiyatı şeklinde elden ele dolaşmıştır. bu öyküler şiilerin, 10. günü aşure günü olan, kerbela trajedisinin yıl dönümünü andıkları muharrem ayının ilk on gününde yaptıkları toplantıların konusudur: "anımsanacak günlerimiz ağıt toplantılarımızda."

şii şehzade, peygamber ailesinin çektiği birçok azabı anımsattığı şiirini bu sözlerle bitirir. ali ailesinin talihsizliği, çektiği azaplar ve şehadeti için ağlama, ağıt yakma ve yas tutma gerçek inananın temel ilgi alanıdır. arapçada "şii gözyaşından daha dokunaklı" şeklinde bir deyiş vardır; bu inanca bağlı olan modern hintlilere göre: "hüseyin için ağlamak yaşamımızın ve ruhumuzun ödülüdür; aksi takdirde cümle mahlukatın en nankörü oluruz. cennette bile hüseyin'in yasını tutacağız. hüseyin için duyulan keder islamın bir göstergesidir. bir şii için, ağlamamak imkânsızdır. şiinin başı canlı bir mezardır, başı kesilen şehidin başının gerçek mezarı."

9.08.2021

din

tom robbins

toplumlar ancak, doğaüstü bir öteki dünyaya inanmaya ikna edildiği sürece baskı altında tutulabilir ve denetlenebilir. insanlar, sonunda bu dünyadan kurtulup gökteki, cankurtaranların gereksiz olacağı ve havuzların hiç kapanmayacağı bir tatil köyüne gideceklerine inanırlarsa her türlü zorbalığa, yoksulluğa ve kötü muameleye katlanabilirler. üstelik inançlı insanlar genellikle hükümetlerinin gireceği her türlü askeri macerada postlarını deldirmeye gönüllüdür.

öteki dünya kavramı kitleleri yönetilebilir kılarken, efendilerini de yıkıcı kılar. yaşamın, daha değerli ve sahici bir öteki dünya için bir sınavdan başka bir şey olmadığına inanmış bir dünya lideri, bir nükleer katliam başlatma riskine girerken daha az tereddüt edecektir. kudüs'ten kalkacak bir sonraki uçağa vasıl olmanın vecdini bekleyen bir siyasetçi ya da bir şirket yöneticisi, okyanusları kirletmeyi yahut ormanları yok etmeyi pek fazla dert etmeyecektir. niçin etsin ki?

iyiyle kötüye ilişkin mutlak standartları savunan herkes tehlikelidir. elinde dolu bir tabanca bulunan bir manyak kadar tehlikelidir. aslında, iyiyle kötüye ilişkin mutlak standartları savunan kişi, genel olarak, eli tabancalı manyağın ta kendisidir.

homo homini lupus

erich fromm

insanlık tarihi kanla yazılmıştır; insanın istencini kırmak için şiddetin şaşmaz bir biçimde uygulandığı bir tarihtir bu. hitler milyonlarca yahudi'yi tek başına mı yok etti? stalin siyasal düşmanlarını kendi başına mı ortadan kaldırdı?

bu kişiler yalnız değildiler; kendileri için yalnız isteyerek değil, koşa koşa adam öldüren, işkence yapan binlerce yardımcıları vardı; insanın insana karşı acımasızlığına her yerde -acımasız savaşlarda, cinayet ve ırza geçmelerde, güçlünün güçsüzü sömürmesinde, işkence gören, acı çeken canlıların inlemelerine kimsenin kulak vermemesinde, bunlara herkesin yüreğini kapamasında- tanık olmuyor muyuz?

bütün bunlar hobbes gibi düşünenleri homo homini lupus (insan insanın kurdudur) inancına götürdü. bu gerçekler bugün de çoğumuza, insanın doğuştan kötü ve yıkıcı olduğunu, en çok sevdiği eğlenceden, daha azılı katillerden korktuğu için vazgeçen bir katil olduğunu düşündürüyor.

9.05.2021

şükrü yarbay

ülkü tamer

"sınıf arkadaşımız"* şükrü yarbay, 27 mayıs'tan sonra emekliye ayrılmıştı. 28 nisan olayları sırasında istanbul'da görevli olduğunu söylüyor, şimdi sınıfta sıraları paylaştığı bizlere o güç dönemde nasıl yardım ettiğini anlatıyordu.

işkenceci polislerden yakınıyordu:

"sırtımda yarbay üniformasıyla odaya girince bir de baktım ki polisler almışlar bir öğrenciyi ortalarına, hababam vuruyorlar! ama nasıl bir dayak! ben olsam oracıkta ölmüş gitmiştim. cop, tekme, tokat, yumruk.. dayanamadım."

acaba ne yaptı diye yüzüne bakıyoruz.

"dayanamadım. çıkıp gittim."

* istanbul üni. iktisat fak. gazetecilik enstitüsü, 1961.

27.03.2021

cinayet

etgar keret

eskiden insanlar birinin asıldığını seyretmeyi iyi bir yemeğe yeğlerdi. günümüzde insanlar katillerin öldürülmesinden eskisi gibi haz duymuyorlar. onları tiksindiriyor, kendilerini kötü hissetmelerine neden oluyor. fakat çocuk katilleri? onların peşine düşmekten hâlâ büyük haz duyuyorlar.

belki size mantıklı geliyordur. benim görebildiğim kadarıyla, bir hayat bir hayattır. maximilian sherman ve benim adil jürilerim yüzlerini çıkmaz ayın son çarşambasına kadar ekşitebilir; fakat toplumsal cinsiyet okuyan yirmi altı yaşında bulimik bir öğrenciyi ya da boş zamanlarında şiir okumayı seven altmış sekiz yaşında bir limuzin şoförünü öldürmenin, üç yaşında bir sümüklünün canına kıymaktan hiçbir farkı yoktur.

29.12.2020

kültürel barbarlık

elfriede jelinek

sürü içgüdüsü vasat olana çok değer verir. yere göğe koyamaz vasatı. vasatlar çoğunluğu oluşturduğu için güçlü olduklarını zanneder. orta tabakanın herhangi bir korkusu, üzüntüsü yoktur. bu tabakanın mensupları, var olduğunu sandıkları sıcaklık uğruna birbirlerine sokulurlar. orta tabaka sizin yalnız kalmanıza izin vermez, hele kendinizle hiç. ve bundan büyük hoşnutluk duyar. onların varoluşlarında hiçbir şey suçlama nedeni değildir ve hiç kimse onlara varlıklarından hareketle bir suçlama yapamaz.

kültürel barbarlığın hüküm sürdüğü bir ülkede tıka basa doymuş barbarlar bunlar. gazetelere bir kez daha göz atın. gazeteler, haber diye verdikleri olay kahramanlarından daha barbarlar. karısını ve çocuklarını özenle parçalara ayırıp daha sonra midesine indirmek için buzdolabında saklayan adam, bunu haber olarak yazan gazeteden daha fazla barbar değil.

insanlar yalnız yürürken de dururken de zorlanır; sanki tek başlarına olunca dünya üzerinde ağır bir yük oluşturuyormuşçasına, insanlar sürüler halinde dolaşır. omurgası olmayan, şekilsiz, kabuksuz sümüklü böcekler ve hiçbir şeyden haberleri yok. hiçbir büyü, hiçbir müzik büyüsü elini sürmez bunlara ve etkisi altına almaz. hiçbir esinti yaratmayan derileriyle birbirlerine yapışmış haldeler çünkü.

27.12.2020

din ve şiddet

a. l. campillo / j. i. ferreras

başkasına duyulan saygı -nitekim evrensel ahlakın temelidir- hiçbir dine bağlı değildir ve herhangi bir tanrı tarafından vahyedilmeye ihtiyacı yoktur. buna karşılık, din savaşları adıyla yeryüzünü kasıp kavurmuş anlamsız cinayetlerin, engizisyonlar ve soykırımların sorumlusu pekala dinsel inanışlar ve onlardan doğan ahlak anlayışlarıdır.

sırf dinsel olan bir ahlak tanrı adına cinayet işler; laik olan bir ahlak ise öldürmek için hiçbir neden bulamaz.

budizm gibi eline kan bulaşmamış dinler son derece azdır; ama genel olarak yeryüzünde kendisini silah ve kanla kabul ettirmemiş din yok gibidir.

sonuç olarak, insanı iyileştirme arzusundan doğmuş olsa bile, tüm dinsel ahlak kısa sürede bir iktidar aracına dönüşmüştür. dolayısıyla, bildiğimiz dinler ahlaklarını savunduklarında, aslında her şeyden önce kendi otoritelerini, iktidarlarını savunurlar.

yeni toplum ya sivil, laik olacaktır ya da toplum olamayacaktır.

29.10.2020

normal insan

paulo coelho

nazi almanyasında 6 milyon yahudi'nin yok edilmesinden sorumlu olan adolf eichmann'ın davasıyla ilgili ayrıntılı bir analiz yapmış hannah arendt. onu analiz etmekle görevlendirilen yarım düzine kadar psikiyatristin adamın normal olduğu sonucuna vardıklarını söylüyor. psikolojik profili ve karısına, çocuklarına, anasına babasına karşı tavırları sorumlu bir adamdan bekleneceği gibiymiş.

arendt şöyle devam ediyor: "eichmann'la ilgili sorun, bir sürü insanın aynen onun gibi olmasıydı; yani bu adamlar ne sapıktı ne de sadist; hepsi de korkunç ve ürkütücü derecede normaldi, hâlâ da öyleler. yasal kurumlarımız ve yargıdaki ahlaksal standartlarımız açısından, bu normallik diğer canavarlıkların toplamından çok daha fazla dehşet vericiydi."

28.09.2020

ceza

kiran desai

insanlığın hak ettiği cezanın ne kadar büyük olması gerektiğini düşünemiyordu bile. insan hayvana eşit değildi, tırnağı bile olamazdı. insan hayatı rezilken, kokuşmuşken, kimseye bir zarar vermeden kibarca yaşayıp giden harikulade zanlılar vardı yeryüzünde. insanın dönüşemeyeceği şey yoktu.

ne yapsanız eliniz boş kalıyordu. eşyanın adaletsizliğini giderecek bir düzen yoktu; adalette denge yoktu; tavuk çalanın yakasına yapışılır; ama büyük ve kaçamaklı suçların peşi bırakılırdı; çünkü bunlar teşhis konulup ağa takılacak olursa uygarlık denen koca yapının tümü çökerdi. milletler arasındaki canavarca anlaşmalarda işlenen suçlar, kuytu yerlerdeki iki kişi arasında tanıksız gerçekleşen suçlar, suçluların asla hesap vermedikleri suçlar. azabı dindirecek hiçbir din, hiçbir devlet yoktu.

10.09.2020

toplama kampı

slavoj zizek

"dünyada birçok korkunç şey var; ama hiçbiri insan kadar korkunç değil."

toplama kampı yüzyıl başlarında ingilizler tarafından boerler'e karşı savaşırken icat edilmiş ve sadece başlıca iki totaliter güç -nazi almanyası ve stalinist sscb- tarafından değil, abd gibi bir "demokrasi kalesi" tarafından da -ikinci dünya savaşı sırasında japonları tecrit etmek amacıyla- kullanılmıştır. bu yüzden toplama kampını "göreli" bir şey gibi sunmaya, onu biçimlerinden birine indirgemeye, onu özgül bir toplumsal koşullar kümesinin sonucu olarak kavramaya -"toplama kampı" yerine "gulag" ya da "holocaust" terimini tercih etmeye- yönelik her girişim, çoktan gerçeğin dayanılmaz ağırlığından kaçıklığına işaret eder.

9.09.2020

şiddet

pascal bruckner

insan en çok, değer verdiği varlıkları yaralar, yabancıları hırpalamak insana zevk vermez. uygarlık diye adlandırdığımız her şey zalimliğin derinleştirilmesi üzerine temelleniyor. fiziksel şiddet gözden düştüğü için gelişmiş acımasızlık bugün sözcüklerde gelişip büyüyor, canlanıyor. vahşiliğe son verişiyle gurur duyan bizim kuşağımız onu maskelenmiş bir halde geri gelmeye zorladı. insanlar gücünün dozunu yumruklarıyla ya da kaslarıyla ayarlamıyor artık; onu zekaları ya da dilleriyle pekiştiriyorlar. toplumumuz bu konuda incelik kazandı ama acı alay ve karalama suretiyle yaratılan büyük yıkımların telafisi için birtakım cezalar getirilmedi henüz. şunu da unutmayın ki, başkasını yıldırmak için, bir yüzyıldan beri topraklarımızda yeşermiş çeşitli kurtuluş ideolojileri de içinde olmak üzere, her yol mübahtır. hatta bireylere kendi özgürlükleri adına hakaret edebilmek çağımızın özel cazibelerinden biridir.