marcus aurelius etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marcus aurelius etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.06.2022

mutluluk

alain

"mutluluk barışın meyvesi değildir, barışın kendisidir."

en büyük insani zevk, oyunların kanıtladığı gibi, hiç şüphesiz ortaklaşa yapılmış zor ve özgür bir çalışmadan alınan zevktir.

montesquieu: bir saatlik okumanın dağıtmadığı hiçbir üzüntüm olmadı.

melankolik bir insana sadece tek bir şey söylerim: "uzağa bak." melankolik bir insan genellikle çok fazla okur. insan gözü bu mesafeye göre yaratılmamıştır; ancak geniş alanlara bakarak dinlenebilir.

"sadece katlanmamız gereken şu andır. ne geçmiş ne gelecek bizi sıkıntıya sokabilir; çünkü biri artık yoktur, diğeri ise henüz yoktur." (stoa)

her mutluluk özü bakımından bir şiirdir.

çoğunlukla küçük ve önemsiz olan asıl sebebi belirleyip değiştirmek yerine, olayları ve başka insanları suçlarız.

mutluluk, onu bulmak için peşine düşmeyenlere verilen bir hediyedir.

marcus aurelius her sabah, "bugün, bir kendini beğenmişe, bir yalancıya, bir haksızlık edene ve sıkıcı bir gevezeye rastlayacağım; onların hepsi cahil oldukları için böyleler." diyordu.

yeryüzünde can sıkıntısı çeken bir adamdan daha korkunç bir varlık yoktur.

kişinin etrafındakilere ve kendisine karşı iyi olması, yaşamaları için onlara ve kendisine yardım etmesi, işte gerçek iyilik budur. iyilik neşedir. aşk neşedir.

her zaman yükseklerde uçan bir kederimiz olsun isteriz.

19.06.2020

maske

erich fromm: sevgi esas itibariyle almak değil vermektir.

seneca: sıra yaşamı mutlu kılanın ne olduğunu açıkça görmeye geldiğinde, ışık el yordamıyla aranır.

epikuros: eğer yaşamınızı doğaya göre şekillendirirseniz asla fakir olamayacaksınız; eğer insanların görüşlerine göre şekillendirirseniz asla varlıklı olamayacaksınız.

pascal: mutsuzluğun tek nedeni, insanın odasında sessizce nasıl oturacağını bilememesidir.

jean-claude kaufmann: herkes umutsuzca başkalarının gözlerinde onay, hayranlık ya da sevgi arıyor gayretle.

marcus aurelius: tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir, insanların sığınabileceği daha güçlü bir yer yoktur.

jean-claude michéa: erdem gururun maskesiyse, insanlar güvenilmezse ve kimsenin kendinden başka dostu yoksa herkesin herkese karşı olduğu bu savaştan nasıl kaçacağız?

kant: insanlık denen çarpık çurpuk malzemeden dümdüz bir şey yapılamaz.

19.08.2018

felsefe mutluluktur

zygmunt bauman

beyhude, beyhude, her şey beyhudedir!

seneca farkında olmadan ecclesiastes'teki öncelinin mesajını tekrar ederek bunu kafalara sokmak ister gibidir: "kendini beğenmiş kişiye, hak etmediği ilgi, saygı ve hayranlığı göstererek kendini küçük düşürme!"

"ister amansız bir yazgının pençesinde olalım, ister evrenin sahibi olarak tanrı bütün şeyleri buyurmuş olsun, isterse de insana dair olaylar tamamen şansa bağlı olsun; bizi koruma görevi felsefenindir. bizi neşeyle tanrı'ya ve isyankârlıkla talihe boyun eğmemizi teşvik edecek olan felsefedir; tanrı'yı nasıl takip edeceğinizi ve onun size hangi lütfu yollayabileceğini duymanızı size felsefe gösterecektir."

stoacı filozofların uzun soyunda, seneca'nın ardılı olan marcus aurelius da bu görüşe katılır ve okurlarına şöyle bir nasihatte bulunur: "göreviniz dik durmaktır, birileri tarafından dik tutulmak değil."

bunu da şöyle açıklar: "her şey nasıl da hızla yok olup gidiyor, bedenlerimiz maddi dünyada kayboluyor, anılar zamanla yitip gidiyor; duyularla algılanan bütün nesneler -özellikle de verdiği hazla bizi kendimizden geçiren, yaşattığı acıyla korkutan ya da anlamsız şeylerden zevk almamızı sağlayan şeyler- nasıl da ucuz, aşağılık, adi, geçici ve ruhsuzlar.. bedene dair her şey bir nehir gibi sürüklenip gidiyor; zihnin bütün ürünleriyse rüyalar ve sanrılardan ibaret. peki, yolculuğumuzda bize ne eşlik edebilir? bir tek şey, yalnızca bir tek şey: felsefe."

marcus aurelius'un nasihati, gündelik koşuşturmacadan, aşağılık her şeyden uzak durmaktır; çünkü bunlar geçici, ucuz ve adidir: "dünyevi şeyleri çok yüksek bir noktadan aşağı bakıyormuşçasına görün."

böyle yaparak, mutluluk vaadini yerine getirmeyecek, getiremeyecek şeylerin aldatıcı cazibesinden kaçınmış ve hüsranla son bulacak baştan çıkmalara karşı direnmiş olursunuz. bütün amaçsız gezilerinizdeki deneyiminizden biliyorsunuz ki iyi yaşamı hiçbir yerde -ne mantıkta, ne zenginlikte, ne şöhrette, ne de sefahatte- bulamadınız. o zaman nerede bulacaksınız? insan doğasının gerektirdiği şeyi yaparak, dürtülerinizi ve eylemlerinizi yönetecek ilkeler edinerek bulacaksınız.

peki bu ilkeler ne olmalıydı? marcus aurelius "herhangi bir yeteneksizlik ya da kabiliyetsizlik mazeretine mahal vermeden" herkes tarafından uygulanabilecek şekilde belirlenmiş bazı ilkeleri şöyle sıralar: dürüstlük, şeref, sıkı çalışma, özveri, kanaatkârlık, tutumluluk, şefkat, bağımsızlık, sadelik, sağgörü, yüce gönüllülük. "unutma ki seni yönlendiren zihnin kendi kendine yetebildiğinde yenilmez olur. tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir, insanların sığınabileceği daha güçlü bir yer yoktur."

aurelius'un, mutluluk arayışında olanların nihai sığınağı olarak kişiliği ve vicdanı saptadığını söyleyebiliriz: başka bir yerde ardında varis ya da vasiyet bırakmadan yitip gitmeye mahkum olan mutluluk düşlerinin hüsrana uğramayacağı tek yer. marcus aurelius'un ileri sürdüğü mutluluk reçetesi kendi kendine yeterlidir, kendine gönderme yapar ve hepsinden önemlisi kendi kendini sınırlayıcıdır. "hatalı yolları bilip onlardan sakının, doğanın dayattığı ve kaçışın olmadığı sınırları kabul edin. değişken olup hiçbir sınır tanımasalar da tutkular sizi yoldan çıkaracaktır; ama neyse ki tutkuları etkisiz ve güçsüz kılacak güçlü bir silah olan akla da sahipsiniz. mutlu bir yaşamın sırrı tutkularınızı dizginlemek, aklınızıysa dörtnala koşturmaktır."

yüzyıllar sonra blaise pascal, seneca ve marcus aurelius'un mesajlarını harmanladı ve birleşimlerinin ortak özünü damıttı: "insanlık onurumu aramam gereken yer uzam değil, düşünce yapımdır. toprak sahibi olmanın bana faydası olmayacaktır. evren uzam yoluyla beni kavrar ve bir parçacık gibi içine çeker; bense düşünce yoluyla evreni kavrarım."

bununla birlikte pascal'ın da ekleyiverdiği gibi, asıl sorun, birçok insanın çoğu zaman akla yatkın bu nasihate aksi yönde davranmalarıdır. mutluluğu, bulunamayacak yerlerde ararlar. pascal en unutulmaz cümlelerinden birini şöyle bitirir: "mutsuzluğun tek nedeni, insanın odasında sessizce nasıl oturacağını bilememesidir."

31.01.2018

uzun lafın kısası

marquis de sade: dinlerin temeli cehalet ve korkudur.

kierkegaard: herkesin maskesini çıkarıp atmak zorunda kalacağı bir gece yarısı vakti gelir.

zygmunt bauman: belirsizlik, ahlaklı insanın asıl zemini ve ahlakın filizlenip serpilebileceği tek topraktır.

lenin: demokrasi, bir sınıf tarafından bir başka sınıfa, nüfusun bir bölümü tarafından nüfusun bir başka bölümüne karşı, sistemli zor uygulamasını sağlamaya yarayan bir örgüttür.

epikuros: eğer yaşamınızı doğaya göre şekillendirirseniz asla fakir olmayacaksınız; eğer insanların görüşlerine göre şekillendirirseniz asla varlıklı olamayacaksınız.

marcus aurelius: dünyevi şeyleri çok yüksek bir noktadan aşağı bakıyormuşçasına görün. tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir, insanların sığınabileceği daha güçlü bir yer yoktur.

jean-claude kaufmann: herkes umutsuzca başkalarının gözlerinde onay, hayranlık ya da sevgi arıyor gayretle.

raoul vaneigem: fanatizm daima yanlışın hizmetkârıdır. doğrunun hizmetinde bile olsa tiksinti verir.

sacher-masoch: insan sadece ondan yukarıda olanı gerçekten sevebilir; bizi güzelliğiyle, hararetli mizacıyla, ruhuyla, irade kuvvetiyle boyunduruğu altına alan despot kadını sevebiliriz ancak.

goethe: en yüksek düzeydeki her üretim, her önemli sezgi hiç kimsenin kudretinde değildir ve bütün dünyevi güçlerin üzerindedir.

emil cioran: şüphelerimi zahmetle elde ettim; hayal kırıklıklarımsa sanki beni ezelden beri bekliyormuş gibi kendiliklerinden geldiler, temel bir içe doğuş halinde.

fernando pessoa: hayatımdan zevk almayı amaçlamıyorum. sadece onun yüce olmasını istiyorum; bu ateşi sürdürmek için bedenimi, ruhumu yavaş yavaş yakmak zorunda kalsam bile.

14.12.2017

yaşam sanatı

zygmunt bauman

"eğer bir lamba ya da ev sanat yapıtı olabiliyorsa insan yaşamı neden olmasın?" (michel foucault)

belirsizlik, ahlaklı insanın asıl zemini ve ahlakın filizlenip serpilebileceği tek topraktır.

lawrence grossberg: bir şeye yeterince özen göstermenin, önemseyecek kadar inanmanın mümkün olduğu ve böylece de kişinin bu şeye bağlanıp bütün benliğini hasredeceği yerleri tespit etmek gitgide zorlaşıyor.

eldeki bir şeyin nicelik olarak artışı hiçbir şekilde başka bir nitelikteki ve değerdeki şeyin yokluğunu tam anlamıyla telafi etmez.

seneca: yaygın kabul gören şeyin en iyi olduğunu düşünerek söylentiye boyun eğmemiz ve birçoğumuzun izinden gidebileceği pek çok iyi şey bulunmasından ötürü akıldan ziyade öykünme ilkesiyle yaşamamız kadar başımıza bela getiren başka bir şey yoktur.

umutları çökeldikleri gerçeklikler içerisinde fark etmek çoğu zaman zordur.

insanlık durumu olarak bilinen muğlak, çelişki dolu çıkmaza basit, dolaysız, tek hamleli çözümler bulmak mümkün değildir.

akışkan modern dünyada hiçbir değerli etkinlik değerini çok uzun süre koruyamaz.

hepimiz kendi yaşamlarımızın sanatçılarıyız. sanatçı olmak, aksi halde biçimsiz ve şekilsiz olacak şeye biçim ve şekil vermek demektir. ihtimalleri manipüle etmek demektir. aksi halde "kaos" olacak şeye bir "düzen" dayatmak demektir: belirli olayları diğerlerinden daha olası hale getirerek, aksi halde kaotik -gelişigüzel, rastgele ve dolayısıyla önceden kestirilemez- olacak bir grup şeyi "organize etmek" demektir.

marcus aurelius'un nasihati, gündelik koşuşturmacadan, aşağılık her şeyden uzak durmaktır; çünkü bunlar geçici, ucuz ve adidir: "dünyevi şeyleri çok yüksek bir noktadan aşağı bakıyormuşçasına görün."

7.08.2017

hakikat

ursula k. le guin: gerçek, insanı özgürleştirir.

georges bataille: hakikatin bizim üzerimizde hakları vardır. hatta üzerimizdeki tüm haklara sahiptir.

peyami safa: hakikati seviniz, o da sizi sever. hakikati arayınız, o da sizi arar. yalan çin setleri gibi kalın duvarlar örse, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgar dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir: "buradayım!" der.

marcus aurelius: şeyleri, fikrini zorla kabul ettirmek isteyen kimsenin yargıladığı ya da senin onları yargılamanı istediği gibi değil, gerçekte oldukları gibi gör.

margaret atwood: gerçek, tarih olsa onu asla satamazdınız; çünkü insanlar, içinde hiçbir şeyin kokmadığı bir geçmişe sahip olmayı tercih eder.

ingeborg bachmann: nasıl bazıları için tanrı, bazıları için para pul, bazıları için şan ve şöhret, bazıları için de ruhlarının ebedi huzuru önemliyse, benim için de doğru önemlidir.

philipp vandenberg: insanlar, gerçeklerden korktukları kadar hiçbir şeyden korkmazlar.

dave eggers: gerçeği asla bilemeyecek, gerçeğin yakınından bile geçemeyeceğiz. gerçek, şahit olunması gereken bir şeydir. diğer her şey anlatıdan ibarettir, eğlencelidir fakat kaba ve şekilsiz hakikatten ziyade nakış gibi işlenmiş yalanlarla örülüdür.

tagore: eğer gerçeği kavramak istiyorsan kendini tamamıyla ona vermelisin. gerçeğe ulaşmanın başka yolu yoktur.

roland barthes: usta, öğrencinin başını uzun zaman suyun altında tutar, yavaş yavaş su kabarcıkları seyrekleşir; son anda usta, öğrenciyi çıkarıp yeniden canlandırır: "gerçeği, havayı istediğin gibi istediğin zaman, evet, işte o zaman bileceksin onun ne olduğunu."

22.01.2017

düşünceler

marcus aurelius

güçlü olmak ve direnmeyi bilmek, her iki durumda da ılımlılığı elden bırakmamak ruhsal dengesi yerinde ve yılmaz bir insanın belirgin özelliğidir.

her kim yaşam yorgunuysa, her atılımını ve her düşüncesini yöneltecek bir amaçtan yoksunsa, bir eyleme giriştiğinde aptallıklar yapar.

bir şey doğru değilse onu yapma, gerçek değilse söyleme.

başkalarının ruhunda olup bitenlerin ayrımına varamadığı için mutsuz olan bir insana rastlamak zordur; ama kendi ruhunun devinimlerinin ayrımına varmayan bir insanın mutsuz olması kaçınılmazdır.

kurdun kuzuya gösterdiği dostluktan daha kötü bir şey yoktur.

ölüm ve yaşam, ün ve tanınmamışlık, acı ve haz, varsıllık ve yoksulluk, hiç ayrım gözetmeksizin iyilerin de kötülerin de başına gelir; çünkü bunlar, başlı başlarına, ne doğru ne de yanlıştırlar. bu nedenle de ne iyidirler ne de kötü.

gururdan bağımsız olmakla gururlanmak gururların en kötüsüdür.

ezelden beri her şey aynıdır ve hep aynı döngü yinelenir; bunun için yüz ya da iki yüz yıl ya da sonsuz bir zaman için aynı görünümü görmek hiç fark etmez.

doğaya uygun olarak meydana gelen hiçbir şey kötü olamaz.

kendi zihnine saygı duymayı seçen ve kendini onun mükemmelliğine bağlanmaya adayan insan sahnedeymiş gibi davranmaz.

18.01.2016

insan, hayat

"zor kullan bakalım, kendine zor kullan, şiddet uygula ruhum; ama daha sonra kendini saymaya, saygı göstermeye zaman bulamayacaksın. çünkü insanın bir tane hayatı vardır, bir tek hayatı. ama senin için bu hayat neredeyse bitmiştir, o hayatı yaşarken kendine hiç dikkat etmedin, başkalarının mutluluğunu kendi mutluluğun saydın. oysa kendi ruhlarındaki hareketleri dikkatle izlemeyenler mutlaka mutsuz olurlar." (marcus aurelius)

"hepimiz küçük parçalardan oluşuruz, bu parçalar öyle şekilsiz, öyle farklıdırlar ki birbirlerinden, her biri her an canının istediğini yapar; bu yüzden kendimizle kendimiz arasındaki farklılıklar, kendimizle başkaları arasındaki kadardır." (montaigne)

"her birimiz birden çok kişiyiz, pek çoğuz, ifrat sayıda kendimiziz. bu yüzden, çevresini küçümseyen kişiyle o çevreden zevk alan ya da onun yüzünden üzülen kişi aynı değildir. varlığımızın engin sömürgesinde farklı düşünen ve farklı hisseden pek çok türde insan vardır." (fernando pessoa)

"bu denizde ne olduğunu kimse bilmiyor -diyorlar bize- ve araştırılamaz da; çünkü denizdeki yolculuk sırasında pek çok engel çıkar karşımıza: zifiri karanlık, yüksek dalgalar, sık sık çıkan fırtınalar, orada yaşayan sayısız canavar ve şiddetli rüzgarlar." (muhammed idrisi)

"dünya, hayallerimizin önemli ve üzücü, gülünç ve önemsiz dramasını sahneye koymamızı bekleyen bir sahne. bu fikir ne kadar dokunaklı ve şirin! ve ne kadar kaçınılmaz!" (pascal mercier)

8.02.2014

üç istanbul

mithat cemal kuntay

kitap başka, hayat başkadır.

bazen biriyle yarım saat konuşmak yarım asırlık refahtır.

bazı kadınlar kitapçıdan yeni aldığımız, birkaç yaprağını parmağımızla yırtarak bazı satırlarını okuduğumuz, sonra attığımız kitaplardır. bu, aşk değildir; bu, meraktır. insanın bütün ömründe aşkla sevdiği bir tek kadın vardır: daima okuduğu, daima yatağının ucundan ayırmadığı bir tek kitap gibi.

dalkavukluğun en muvaffakıyetlisi, insanın gıyabında yapılanıdır.

fazilet tesadüftür; namus, insanı rahat ettiren manevi konfordur.

medeniyet dediğin nedir ki? insanın kafasını vahşet tomrukta keserdi; medeniyet giyotinde biçiyor. zulüm eskiden el işiydi, şimdi makine işi. şu yirminci asrın maskaralığına bak bir kere! dünya üç mideli hayvana döndü: yer tankla, gök tayyareyle, deniz zırhlıyla adam öldürüyor.

insan kendi zayıf tarafını, herkesin bildiğini zanneder ve onu örtmek için zıddını söyler.

namussuzluk, kocasından başka erkeği aldatmaktır.

sanat, hayat dediğimiz yalanı gerçek sanmak için uydurduğumuz ikinci bir yalandır.

fukaralık, üst üste dört ağzı olan bir kuyudur. insan evvela mülkünü satar; bu, kuyunun birinci ağzıdır. sonra malını satar, bu da ikinci uçurumdur. daha sonra borç eder ve en sonunda dolandırır; bunlar da kuyunun üçüncü, dördüncü karanlığıdır. fakat sefaletin bunlardan başka en son uçurumu gelir ki dolandırmak kudretinin insanda bitmesidir.

epiktetos: insan isterse karga bile mutluluk getirir.

mesut olmak istiyor musun? saadetini muayene etmeyeceksin.

inkılap, bir insanın uykusunu tamamen aldıktan sonra uyanmasıdır. ihtilal ise birini gece yarısı birdenbire dürterek uyandırmaktır.

insanlar başkalarının rezaletine faziletinden daha çok inanmak ihtiyacındadır.

büyük refahların yapay ıstıraplara ihtiyacı vardır.

marcus aurelius: yine bugün bir sahte vekara, bir yalancıya, bir haksıza, bir akılsıza rastlayacağım.

insanların kendi budalalıklarını görmeleri ne kadar güçtür!

ilk primadonna bülbüldür. ilk sahne artisti maymundur. ilk kilise vaizi kargadır. ilk dalkavuk köpektir.

nasihat, insanın hep başka insanlara verdiği bir şeydir; bu kıymetli şeyi kimse kendisine alıkoymaz.

dünyada her şey kısmettir.

güzel düşünülmüş yalana, üstü başı temiz rezalete insanlar muhtaçtır; içtimai silah olan iftirayı, teselli olan dedikoduyu, kazanılmamış parayı kaldır, bütün müesseseler yıkılır.

felaket zamanında bir millet, çektiği ıstırap kadar büyüktür.

kadınlar kocalarıyla susarlar, aşıklarıyla konuşurlar.

spinoza: başarılı olduğum için memnun değilim, memnun olduğum için başarılıyım.

hayatımızda tek doğru şey sanattır. hayattan bile kuvvetli olan sanat. dışarıda ehemmiyet vermeyerek görüp geçtiğimiz şeylere sahnede ağlıyoruz.

saadetten daha tatlı bir şey vardır: saadeti beklemek.

idam cezası yeryüzünden kalkmadıkça cinayet mahkemeleri karanlıktır.

20.08.2013

yaşam

joyce carol oates

bir evlilikte çok şey söylenir, çoğu şey de söylenmeden kalır.

ralph waldo emerson: insanoğlu bütün gün ne düşünüyorsa odur.

insan olmak anlamlı yaşamak demektir. anlamsız yaşamak, insandan düşük bir tür olarak yaşamaktır.

yakınlık gözü kör edebilir. ne kadar yakınsanız o kadar az görürsünüz.

insanın kendisini eserine kaptırması ne kadar gerekliyse onu aşması, arkasında bırakıp yola devam etmesi de o kadar gereklidir. insanın kendi eseri tarafından yutulması korkunç bir şeydir.

marcus aurelius: yaşamınıza son verme gücü hep elinizdedir. bunu unutmayın.

bu benim yaşamım artık. tuhaf, kestirilemez. kestirilemez olduğu için tuhaf değil ama tuhaf olduğu için kestirilemez. yaşamımın anlamını, yaşamımın aşkını kaybettiysem de dökülüp saçılan çöplerin arasında hala küçük hazineler bulabilirim.

31.03.2010

uzun lafın kısası

marcus aurelius: yine bugün bir sahte vekara, bir yalancıya, bir haksıza, bir akılsıza rastlayacağım.

havelock ellis: modern dünyanın dini karmaşasının sebebi, antik kudüs'te bir tımarhanenin olmamasıdır.

lorca: gün oturan bir hayalettir. bütün geceleri sevmek için tek bir günü iyi anla.

richard rorty: eğer özgürlüğe özen gösterirsek hakikat ve iyilik kendi başlarının çaresine bakmayı bilirler.

rene char: dünyaya gelip de ortalığı karıştırmayan insan ne saygıya ne de sabırla karşılanmaya değer.

uwe timm: evin anahtarına sahip olan bir kadına cinsel yakınlık duymak mümkün değildir.

gregory dart: çoğu kez aşkın peşine düştüğümüzde ruh halimiz, satın alınacak bir meta aradığımız zamanki ruh halinin tıpatıp aynısıdır; yani bir tüketici gibi davranırız.

kiran desai: canavarlıklar hep haklı bir davanın görüntüsü altında işlenir.

hubert dreyfus: hayat artık evrendeki ilgi çekici her şeye seyirci kalıp bu tür eğilimi olan insanlarla iletişim kurarak can sıkıntısını def etmekten ibarettir.

john steinbeck: keşke neyin günah olduğunu bilseydim. hiç durmaz yapardım.

isabel fonseca: yerleşik bir yaşantısı olan insanlar gezginlerden, yabancı oldukları için değil, tanıdık oldukları için korkarlar. çünkü onlar, bize aslında kim olduğumuzu anımsatır.

ingeborg bachmann: ruhun güzel yarınıdır, o hiçbir zaman gelmeyen.

27.06.2008

özgürce

marcus aurelius

bütün tedirginlikler içimizdeki düşünceden kaynaklanır. 

şeyleri, fikrini zorla kabul ettirmek isteyen kimsenin yargıladığı ya da senin onları yargılamanı istediği gibi değil, gerçekte oldukları gibi gör.

insanlar en kalıcı birlikteliği yaşadıkları şeyle uyuşmazlık içindedirler. her gün karşılaştıkları olayları kendilerine yabancı görürler. 

boş gurur korkunç bir yanıltıcıdır.

iyilik konusunda bazı insanlar üzüm üreten, bir kez meyvesini verdikten sonra başka bir ödül beklemeyen asmalar gibidirler.

başına ne gelirse gelsin felsefeden uzaklaşmamak, budalalarla ve cahillerle konuşmamak tüm felsefe okullarının ortak ilkesidir.

başına gelecek her türlü kötülük ya da zararın gerçek barınağı kendi zihnindir. 

öfke ve üzüntü, bizi öfkelendiren ya da üzen şeylerin kendilerinden çok daha fazla zarar verir.

iyi bir insanın nasıl olması gerektiğini tartışma artık, iyi bir insan ol.

herkes bağıra çağıra sana karşı dilediği suçlamayı yöneltse de, yabanıl hayvanlar seni saran şu yumuşak kili pençeleriyle parçalasalar da, özgürce, sevinç içinde yaşa.