behçet necatigil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
behçet necatigil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.05.2020

eski toprak

behçet necatigil


eski toprağa ektiklerin
bir yeni güçle göğerdi gür
ey dünya, toprağın üstü senin
toprağın altı, belki yalnız benimdir

10.12.2019

dizeler


pek çok şafak vardır
henüz ışıldamamış olan
(friedrich nietzsche)

bu sabah kalktım ve bir bira daha içtim
gelecek belirsiz ve son hep çok yakında
(jim morrison)

zamanın soytarısı değildir sevgi
o değişmez kısacık günlerle haftalarla
direnir ve katlanır mahşerin ucuna dek
(william shakespeare)

bendim, diyor bir eski zaman kuğusu
şahane ve umutsuz kanat sıyıran
(stephane mallarme)

anlaktır, uyanıklıktır doğuran ve düşleyen
uykudur açık seçik gören
imge ve sanrıdır bakan
eksiklik ve boşluktur yaratan
(paul valery)

şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
ne kalıyor geriye yüzyıllardan
(behçet necatigil)

değil mi ki hayat sonsuza dek sürmez
ölüler asla dirilmezler
ve en yorgun ırmaklar bile
bir yerde ulaşırlar denize
(algernon charles swinburne)

yine özgürlük! yine senin bayrağın, yırtılmış ama uçuyor
rüzgara karşı yıldırım gibi dalgalanıyor
(lord byron)

12.10.2019

çocuklar

behçet necatigil


çarşılarda bir şey
biz pek aramazdık çocuklar olmasaydı

kasaplarda manavlarda bazı yorgun kadınlar
hep de tenha saatleri seçerler
sonra yavaş bir sesle
çocuk için hasta kaç gündür yemiyor
biraz et biraz meyve isterler

sevdiği bir reçeli günaşırı yalnız ona
kaşıklarla beraber büyür bir üzüntü
yağların şekerlerin çayların
uykularda bile bitiyorsa
annelere düşündürdüğü

insanlara tezgahlara kağıtlara kolaydı
biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı

3.08.2019

kır şarkısı

behçet necatigil


tam otların sarardığı zamanlar
yere yüzükoyun uzanıyorum
toprakta bir telaş, bir telaş
karıncalar öteden beri dostum

ellerime hanımböcekleri konuyor
ne şeker şey onlar
uç böcek, uç böcek diyorum
uçuyorlar

pan'ın teneffüsü bile
ılık -okşamakta yüzü
devedikenleri, çalılık vesaire
bir alem bu toprakların üstü

tabiatla haşır neşir
kırlarda geçen ikindi vakti
sakin, dinlenmiş, rahat
bir gün daha bitti

16.01.2016

gizli sevda

behçet necatigil


hani bir sevgilin vardı
yedi sekiz sene önce
dün yolda rastladım
sevindi beni görünce

sokakta ayaküstü
konuştuk ordan burdan
evlenmiş, çocukları olmuş
bir kız, bir oğlan

seni sordu
hiç değişmedi, dedim
bildiğin gibi
anlıyordu

mesutmuş, kocasını seviyormuş
kendilerininmiş evleri
bir suçlu gibi ezik
sana selam söyledi

10.01.2016

şakşuka

salah birsel

orhon murat arıburnu içkiye pek yatkın değildir. ama evinde dostlarını ağırlayacak içki bulundurmayı da hiç eksik etmez. hem de içki şişelerini dolaplarda saklamaz, onları salonda iplerle tavana asarak konuklarının gözüne sokar. hemen hemen her koltuğun yanında tavandan sarkmış bir votka şişesi bulunur. içki içmek isteyenler yine yanındaki orta masası üzerinde duran bardağı alır, şişeden buraya içkiyi boca eder.

1946 yılında arıburnu, hacı emin efendi sokağında otururken bir pazar sabahı evine gelen behçet necatigil, oktay akbal ve salah birsel'i de yine böyle bir odada, duvardan duvara salıncak gibi sallanan içki şişeleriyle karşılamıştır. şişeler her üç konuğu iyisinden büyülemiş, şişelerin içindekiler ise onları yere sermiştir. bereket orhon içki şöleninin arkasından bol biberli bir şakşuka -meyhanelerdeki adı: menemen- şölenini de uygulama alanına koymuştur ki, bizimkiler iyice ayılmışlardır. o günden sonra içkiye değilse bile şakşukaya tövbe etmişlerdir.

13.10.2015

büyük türk şiiri antolojisi

ataol behramoğlu


köşe başını tutan leylak kokusu
yakamı bırak da gideyim
(oktay rifat)

zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa
hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır
(tevfik fikret)

geçmişten adam hisse kaparmış.. ne masal şey
beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi
tarihi "tekerrür" diye tarif ediyorlar
hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi
(mehmet akif ersoy)

insan, alemde hayal ettiği müddetçe yaşar
(yahya kemal)

ben büyük rüzgârları severim; büyük olsun
aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun
insan bir yanınca kerem misali yanmalı
uykudan bile mahşer gününde uyanmalı
(ahmet muhip dıranas)

herifçioğlu sen mişel'de koyuvermiş sakalı
neylesin bizim köy'ü, nitsin mahmut makal'ı
esmeri, sarışını, kumralı, kuzguni karası
cebinde dört dilberin telefon numarası
bir elinde telefon, bir elinde kesesi
uyyy!.. yesun oni nenesi
yesun oni nenesi
(bedri rahmi eyüboğlu)

ben sadece ölen babamdan ileri
doğacak çocuğumdan geriyim
(nazım hikmet)

burası dalyan kahvesi
ortalık süt mavisi
apostol bu ne biçim meyhane
tabağımda bir bulut
kadehimde gökyüzü
(oktay rifat)

şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
ne kalıyor geriye yüzyıllardan
(behçet necatigil)

yaşamak
iyileri ve kötüleri
ikiye bölmemektir
ölüme çare buldum
insanları sevmek hiç ölmemektir
(hüseyin avni dede)

25.04.2015

çağdaş türk şiiri antolojisi

memet fuat


"ölüm sürüye katılmaktır"

ben büyük rüzgarları severim, büyük olsun
aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun
insan bir yanınca kerem misali yanmalı
uykudan bile mahşer günü uyanmalı
(ahmet muhip dıranas)

ölmek değildir ömrümüzün en feci işi
müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi
(yahya kemal beyatlı)

ölüm bir kez çalar kapıları
doğumdan öncesi, ölümden sonrası yalan
(ilhami bekir tez)

ölüm geliyor aklıma birden ölüm
bir ağacın gövdesine sarılıyorum
(cemal süreya)

sınırlamıyor beni sevda
yalnız senin görüntünle
ne sendeki güzelliğe bağımlı
ne benim duygularıma tutsak
birlikte omuzladığımız dünya
zincirleri yok kafamızda
yalnız birbirimizi düşünmenin
birlikte ürettiğimiz sevinç
çürüyüp giderdi çoktan
paylaşmasaydık başkalarıyla
(kemal özer)

bütün renkler aynı hızla kirleniyordu
birinciliği beyaza verdiler
(özdemir asaf)

en güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz
ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz
(ziya osman saba)

bir de gördüm ki insanmış her ne var alemde
meğer her şeyin aslı astarı insanmış
insan alemde hayal ettiği müddetçe değil
insanları sevdiği kadar yaşarmış
(bedri rahmi eyüboğlu)

kimse anlamaz derdimi
ben uzaklarda olmalıyım, çok uzaklarda
bir yakınım öldü mü
(behçet necatigil)

kuşçu amca
bizim kuşumuz da var
ağacımız da
sen bize bulut ver sade
yüz paralık
(oktay rifat/orhan veli)

bir tencere kaynar ocakta
et mi kaynar, dert mi kaynar
bilinmez
(mehmed kemal)

durakta üç kişi
adam kadın ve çocuk
adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun elini tutmuş
adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
kadın güzel
güzel anılar gibi güzel
çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel
(cemal süreya)

diyecekler ki arkamdan
ben öldükten sonra
o, yalnız şiir yazardı
ve yağmurlu gecelerde
elleri cebinde gezerdi
yazık diyecek
hatıra defterimi okuyan
ne talihsiz adammış
imanı gevremiş parasızlıktan
(muzaffer tayyip uslu)

insanlara tezgahlara kağıtlara kolaydı
biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı
(behçet necatigil)

bir şair kendinden başka
nereye gidebilir ki
(arif damar)

kanlı hesapları vardır
kıyamete kadar sürecek
ölümle şairlerin
kimbilir nerden bilecek
ne çığlıklar geçer daha dünyadan
attila ilhan gibi
(attila ilhan)

gemiler geçiyor, sanki şakacıktan
gidiyorlar mı, geliyorlar mı belli değil
kuşlar uçuyorlar mı düşüyorlar mı belli değil
düşe kalka mırıldanmalarla
ölüyorlar mı yaşıyorlar mı
belli değil
(özdemir asaf)

giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık
yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine
ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi
gücünüz yetse de azıcık bağırsanız
bir yankı: durmadan yalnızsınız
durmadan yalnızsınız
(edip cansever)

ah, kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya
(gülten akın)

bir gün sana gene yollarda rastlasam
birlikte kır kahvelerine gitsek
konuşmasak
(cevat çapan)

düşmanlarımı bağışlıyorum
daha çok seviyorum dostlarımı
her uyanışımda
(ataol behramoğlu)

biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası
(cemal süreya)

kendi sesinden tanır kışın geldiğini, kavak ağacı
bir parça kopar gibi buluttan
savrula döne iniyor denize martı
(güven turan)

geçiyorum kentin küçük sokağından
evler yeni bir yolculuktaki gibi taşın
çınlayan ıssızlığı siste nemli bodrumlar
yaşamaların pası denize uzanan
dağılan gökyüzü ötelerde
ey yitik ada ey yüreklerin eskidiği yer
balkonlardan çatılardan inen düşünce
(sabri altınel)

6.04.2014

yazının bir çağı

mehmet h. doğan

şairler belki de bütün insanlık tarihi boyunca ayın bizce görünmeyen yüzünü merak eden, görmeye çalışan ilk kişiler olmuştur. bütün sanat dalları içinde büyüye en yakın olan sanatın şiir oluşu bundandır. şairlerin, dilin günlük yaşamda ister konuşma aracı ister yazı olarak kullanılışı yanında başka bir dil, bir şiir dili yaratma gereksinimleri, bu, görünmeyeni, bilinemeyeni gösterme, dışavurma çabalarının bir sonucudur.

george steiner: nazizmden sonra gelen bizler, artık edebiyata, dile, eğitime kusursuz bir gözle bakamayacağız; zira kişinin akşam goethe ve rilke'yi okuyup bach ve schubert'i çalıp ertesi gün bir toplama kampındaki korkunç görevine çekinmeden başlayabileceğini artık çok iyi bilmekteyiz.

t.s. eliot: bir kimse yazın alanında hep yaratıcı kalmak için, gelenek ile yaşayan kuşağın yeniliği arasındaki bilinçsiz dengeyi sürdürmek zorundadır. çünkü şiirde geçmişe hiçbir şey borçlu olmayan tam bir yenilik yoktur.

gerçek yol açıcı sanatçıların yaşamdan, sanat pratiğinden başka ölçüsü, ilkesi, kuramı yoktur. kuramların, akımların durağan, yaşamın ve pratiğinse devingen olduğunu bilirler. sanatçıların akımlar ve kuramlarla değil, akım ve kuramların sanatçılarla kaim olduğunu bilirler. bu gücü, bu özgür istenci gösteremeyen ikinci, üçüncü dereceden sanatçılarsa kendilerinden bir şey katamadıkları için sımsıkı sarılırlar kuramlara, akımlara; belli ilkelerden, kuramlardan ayrılınca ortada kalacaklarını, yiteceklerini hissettikleri için başkalarının açtığı yollarda yıllarca sürdürürler o akıllı uslu yürüyüşlerini.

edip cansever: insanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır.

rollo may: sanatçılar genellikle kendi iç imgeleri ve hülyalarına dalmış yumuşak huylu insanlardır. ama tam da bu onları baskıcı bir toplum için korkulu kılar. çünkü sanatçılar, insanoğlunun süregelen kafa tutma gücünün taşıyıcılarıdır. kendilerini, tanrının yaradılışta kaostan biçimi yaratması gibi, kaosun içine ona biçim vermek için gömmeyi severler. gündelik, duygusuz, alışılageldik olandan hiçbir zaman hazzetmeyerek devamlı yeni dünyalara doğru ileri atılırlar. böylece "soyun yaratılmamış vicdanı"nın yaratıcıları olurlar.

christopher caudwell: bir zamanlar, gelecek, insanın umutlarını ve emellerini bağladığı bir yerdi: gelecekteki zenginlikleri bugünün dar kategorilerinde tutan dünyanın sertliğinden, zulmünden intikam aldığı bir yer.

insanın, insanla birlikte toplumun gelişmesini, ileri atılmasını engelleyen, sıkan, çelikten çemberler içinde bunaltan bir düzendir bu. ama kaçınılmaz biçimde kendi zıddına dönüşecektir. çünkü işlettiği baskı, yarattığı bunalımla birlikte kendine karşı, yani bunalıma başkaldıran güçleri de yaratmaktadır. işte bunalımın yaratıcılığı da buradan gelmektedir.

behçet necatigil: aslında şiir, bir bilgece bilmezlikten geliştir; eski deyişle: tecahül-i arifane. yoksa hiçbir şairi o kadar saf sanmayın! bir şair, belli bir süre içinde moda olan yönelişe uzak kalıyorsa, bu onun çağın sorunlarına sırt çevirmiş olduğunu göstermez. ama o, kendine göre bir işbölümü yapmış, tezgahını ona göre kurmuştur. bildiği zanaatın dışına çıkmadan, çıkamadan, o zanaatın en iyi ürünlerini vermeye, içtenlikle vermeye yönelmesi de bir kişilik, bir ahlak, bir tutarlılık belirtisidir. gerçi solo tek başınadır ama, ayrı ayrı tek şey arama yollarıdır şiir.

odisseus elitis: şiir, tanrının hatalarını düzeltmek için doğmuştur.

michel foucault: beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireyler ya da yaşam değil de yalnızca nesnelere değgin bir şey durumuna gelmesi. sanatın yalnızca sanatçı denilen uzmanlar tarafından gerçekleştirilen bir uzmanlık dalına dönüşmesi. neden her kişi kendi yaşamını bir sanat yapıtına dönüştüremesin? neden şu ev ya da lamba bir sanat yapıtı olsun da benim yaşamım olmasın? kendi kendimizi oluşturmalı, kendi kendimizi yapmalı, bir sanat yapıtı gibi düzenlemeliyiz.

anlam şiirin içinde ve birden çoktur. bilinçli şiir okuru o anlamı kendince yorumlar, duyup da dile getiremediği şeyleri bulur onda. t.s. eliot'ın deyişiyle söylersek, şiir, yaşamın bu "kendimizden kaçış" anlarını yakalar, dile getirir. yaşamı zenginleştirir, bütünler.

melih cevdet anday: sanat, doğaya eklenmiş insan demektir ve insan doğanın bilincidir.

ayrıntı; açıklamaları, uzun betimlemeleri gereksiz kılar; yazılmayanı sezdirmek için vardır ayrıntı. bir tür sözcük ve cümle ekonomisidir. gerekli olmayan birtakım betimlemelerin, küçük noktaların özenle ve ustaca ayıklanmasıdır.

charles baudelaire: özgünlüğümüzün nerdeyse tamamı, zamanın duyularımıza bastığı damgadan geliyor.

bir şeyden söz etmenin temel koşulu bir açıya ya da bir açılar sistemine girmektir.

nazım hikmet: ben şiirde realiteyi bütün mürekkepliği, mazi, hal, istikbal unsurlarıyla ve hareket halinde veren bir realizme ulaşmak istiyorum. fakat hala ulaşamadım. birçok yazımın realizmi tek taraflıdır. bundan dolayı da çok defa fazla haykıran bir "propaganda" edası taşıyorlar. bu hatamı anladım. yeni verimlerimde bu hataya bir daha düşmeyeceğim. cihanı görüş, anlayış bakımından değil, bu cihanı görüş ve anlayışın sanattaki tezahürü bakımından telakkilerim bir hayli değişti.

bizde cumhuriyet döneminde, istiklal marşı için açılan şiir yarışmasını saymazsak, bilinen ilk şiir yarışması 1946'daki chp şiir yarışması'dır.

12.05.2013

ölümdür

behçet necatigil


bir el bütün sevdiği şeyleri
gözlerde biraz hüzün, itiyorsa ölümdür
çok öncelerde aranan çocukça
kırılmış duruyorsa ölümdür
bir kuşu boğazlar, bir avcı bir pınarda
çoğalır kaynaklar, hangisiydi nerde
kuşun dirildiği su
bulunamıyorsa ölümdür

6.01.2013

sevgilerde

behçet necatigil


sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı

bitmeyen işler yüzünden
-siz böyle olsun istemezdiniz-
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi

gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı
gecelerde ve yalnız
vermeye az buldunuz
yahut vakit olmadı

1.11.2012

şiirler

behçet necatigil



biliyorum saadet
bana dünyada gelmez
ölümü bekliyorum

şairler yazmadan önce
kimse ölümü sevmezdi

toprağın üstünde
akan sular bulanık

toprağın altında
sular durulunca

gene de hiç kimse kurtulamaz içinde büyüyen
bu korkunç boşluktan, diyorum
kurtarırsa o kurtarır bizi; ne aşklar ne yaşlanmak
ne avuntular dışarda
dünyada mutluluk adına ne varsa başkaca
evcek, evlerde yaşar yaşarsa

zorluklar varsa arada
insansın
engellere harcanmayan güçler ne güne
dayat ki, yaşadığını anlayasın

belli bir yaştan sonra
korkulur artık aşklardan

kaynaşır birbirine gün olur zamanlar
geçmiş, gelecek birleşir tek kesitte
sanki ilk kez yaşarız yaşanmışı dünlerde
ya da başlar ansızın ta ilerde olacak

ve şairler boyuna kimlere yazarlar
yıkılmış köprülerin başında
ürkmüş boşluktan biri inliyorsa
ve şairler onlara geldimlere yazarlar

renklerde, emeklerde, ırklarda
yahudiler, işçiler, zenciler.. pan
şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
ne kalıyor geriye yüzyıllardan

6.06.2011

bütün eserleri: 1

behçet necatigil



eski toprağa ektiklerin
bir yeni güçle göğerdi gür
ey dünya, toprağın üstü senin
toprağın altı, belki yalnız benimdir

tam ölçüye göre
bel kalça göğüs
ince yuvarlak dik

toprağın altında
sular durulunca

yıllar geçebilir anlamadan
zalimliğini
yaşanmışın
yaslı duvar gerisinde
bir güneş görünecek
şaşıracaksın

insanlara tezgahlara kağıtlara kolaydı
biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı

beni böyle kitaplar mı yaptı ne
kağıtlarda gidenlere içlenip ağlayan ben
hayattaki ölümlerde put gibi duruyorum

gelsem,
siz yine orda mısınız?

28.12.2010

solgun bir gül dokununca

behçet necatigil


çoklarından düşüyor da bunca
görmüyor gelip geçenler
eğilip alıyorum
solgun bir gül oluyor dokununca

ya büyük şehirlerin birinde
geziniyor kalabalık duraklarda
ya yurdun uzak bir yerinde
kahve, otel köşesinde
nereye gitse bu akşam vakti
ellerini ceplerine sokuyor
sigaralar, kağıtlar
arasından kayıyor usulca
eğilip alıyorum, kimse olmuyor
solgun bir gül oluyor dokununca

ya da yalnız bir kızın
sildiği dudak boyasında
eşiğinde yine yorgun gecenin
başını yastıklara koyunca
kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
en çok güz ayları ve yağmur yağınca
alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda
uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
solgun bir gül oluyor dokununca

ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
akşamlara gerili ağlara takılıyor
yaralı hayvanlar gibi soluyor
bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
yollar ya da anılar boyunca
alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
kımıldıyor karanlıkta, ne zaman dokunsam
solgun bir gül oluyor dokununca

17.12.2009

kitaplarda ölmek

behçet necatigil


adı, soyadı
açılır parantez
doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
kapanır parantez

o şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı
bir parantez içinde doğum, ölüm yılları

ya sayfa altında ya da az ilerde
eserleri, ne zaman basıldığı
kısa, uzun bir liste
kitap adları
can çekişen kuşlar gibi elinizde

parantezin içindeki çizgi
ne varsa orda
ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci
ne varsa orda

o şimdi kitaplarda
bir çizgilik yerde hapis
hala mı yaşıyor, korunamaz ki
öldürebilirsiniz

13.05.2009

eski sokak

behçet necatigil


yıldızlar daima yalnızdır

anla sıkıntımı geç git dost
nedendir sorma
gür bitkiler altında bir benim için akar
alıngan, onurlu
istemez görsünler saklı su

biliyorum saadet
bana dünyada gelmez
ölümü bekliyorum

şu dünyada oturacak o kadar yer yapıldı
kulübeler, evler, hanlar, apartımanlar
bölüşüldü oda oda, bölüşüldü kapı kapı
ama size hiçbir hisse ayrılmadı
duvar dipleri, yangın yerleri halkı
külhanlarda, sarnıçlarda yatanlar

anla sıkıntımı geç git dost
nedendir sorma
gür bitkiler altında bir benim için akar
alıngan, onurlu
istemez görsünler saklı su

gene de hiçkimse kurtulamaz içinde büyüyen
bu korkunç boşluktan, diyorum
kurtarırsa o kurtarır bizi, ne aşklar, ne yaşlanmak
ne avuntular dışarda
dünyada mutluluk adına ne varsa başkaca
evcek, evlerde yaşar yaşarsa

şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
ne kalıyor geriye yüzyıllardan

geceleri korkulu yollara gittiniz mi
biz çok şeyi vakit yok pek kısa geçiyoruz
limanda bilinen gemiler oysa açıklardadır
kullanırız bir sözü ama hangi anlamda

asıl şiirler bekler bazı yaşları

bir yerde iyidir yanılmış olmak

güçlü fırtınalarda direkleri kırılmış
gemiler bize sığınır -bulduk sanırız

katlanmak babında
her iyi şair
de biraz peygamberdir

2.04.2009

sanat

wittgenstein: dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.

behçet necatigil: söylediğimiz her sözcük başka sözcükleri gereksinmektedir.

george thompson: şair daha üstün ruhsal ve toplumsal düzeye erişmiş bir bilicidir.

stephane mallarme: bir nesnenin adlandırılması şiirin doğurduğu hazzın üçte ikisini baskılar. o haz, anlamı parça parça tahmin etmenin mutluluğundan kaynaklanır.

michelangelo: davut mermerin içinde gizliydi; ben fazlalıkları attım.

hans-georg gadamer: şiirin dünyasını şiirin kendi içinden kurarız.

martin heidegger: düşünme ve şiirsel yaratı arasında gizli bir akrabalık vardır; çünkü her ikisi de dilin hizmetinde, dil için kullanılır ve harcarlar kendilerini. aynı zamanda bir uçurum bulunur bu ikisi arasında, apayrı dağları mesken edinmişlerdir çünkü.

max black: eğretileme bir bilgi barındırır; çünkü gerçekliği yeniden tanımlar.

melih cevdet anday: bir sanat yapıtının güzelliğini bilim açıklayamaz.

wassily kandinksy: renkler tuşlardır, gözler çekiçler, ruh ise birçok teli olan bir piyanodur. sanatçı, ruhtaki titreşimleri yaratmak için piyanoyu çalan eldir.