kavafis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kavafis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.07.2022

barbarları beklerken

konstantinos kavafis


neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine
bugün barbarlar geliyormuş buraya
neden hiç kıpırtı yok senatoda
senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar
çünkü barbarlar geliyormuş bugün
senatörler neden yasa yapsınlar
barbarlar geldi mi bir kez, yasaları onlar yapacaklar

neden öyle erken kalkmış imparatorumuz
şehrin en büyük kapısında neden kurulmuş tahtına
başında tacı, törene hazır
çünkü barbarlar geliyormuş bugün
onların başbuğunu karşılamaya çıkmış imparatorumuz
bir de koca ferman hazırlatmış
ona rütbeler, unvanlar bağışlayan

iki konsülümüzle yargıçlarımız neden böyle
işlemeli, kırmızı kaftanlar giyinip gelmişler
neden böyle yakut bilezikler, parlak
görkemli zümrüt yüzükler takınmışlar
ellerinde neden böyle altın
gümüş kakmalı asalar var
çünkü barbarlar geliyormuş bugün
onların gözlerini kamaştırırmış böyle takılar

ünlü konuşmacılarımız nerde peki
neden her zamanki gibi söylev çekmiyorlar
çünkü barbarlar geliyormuş bugün
onlar pek aldırmazlarmış güzel sözlere

neden bu beklenmedik şaşkınlık, bu kargaşa
(nasıl da asıldı yüzü herkesin)
neden böyle hızla boşalıyor sokaklarla alanlar
neden herkes dalgın dönüyor evine
çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi
ve sınır boyundan dönen habercilere göre
barbarlar diye kimseler yokmuş artık

peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan
bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza

25.04.2022

ithaka

konstantinos kavafis


ithaka'ya doğru yola çıktığın zaman
dile ki uzun sürsün yolculuğun
serüven dolu, bilgi dolu olsun
ne lestrigonlardan kork
ne kikloplardan ne de öfkeli poseidon'dan
bunların hiçbiri çıkmaz karşına
düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu
ince bir heyecan sarmışsa eğer
ne lestrigonlara rastlarsın
ne kikloplara ne azgın poseidon'a
onları sen kendi ruhunda taşımadıkça
kendi ruhun onları dikmedikçe karşına

dile ki uzun sürsün yolun
nice yaz sabahları olsun
eşsiz bir mutluluk ve sevinç içinde
önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin
durup fenike'nin çarşılarında
eşi benzeri olmayan mallar al
sedefle mercan, abanozla kehribar
ve her türlü başdöndürücü kokular
bu başdöndürücü kokulardan al alabildiğin kadar
nice mısır şehirlerine uğra
ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerden

hiç aklından çıkarma ithaka'yı
oraya varmak senin başlıca yazgın
ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın
varsın yıllarca sürsün daha iyi
sonunda kocamış biri olarak demir at adana
yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin
ithaka'nın sana zenginlik vermesini ummadan
sana bu güzel yolculuğu verdi ithaka
o olmasa yola hiç çıkmayacaktın
ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka

onu yoksul buluyorsan aldanmış sanma kendini
geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki
artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini ithakaların

2.10.2016

tanrı'nın antonius'u bırakması

konstantinos kavafis


birdenbire duyarsan gece yarısı
görünmeyen bir alayın geçtiğini
eşsiz ezgilerle, seslerle
artık boyun eğen yazgına, başarısız
yapıtlarına, tasarladığın işlere
hepsi aldanışlarla biten
boş yere ağlamayasın
çoktan hazırmış gibi, bir yiğit gibi
hoşça kal de ona, giden iskenderiye'ye
hele kendini aldatmayasın, demeyesin
bu bir düştü, kulaklarım iyi duymadı
böyle boş umutlarla eğilmeyesin

çoktan hazırmış gibi, bir yiğit gibi
böyle bir kente erişmiş sana yakışırcasına
kesin adımlarla yaklaş pencereye
dinle duygulanarak, ama
yanıp yakılmalarıyla değil korkakların
son bir kez, dinle doya doya ezgileri
o gizli alayın eşsiz çalgılarını
hoşça kal de ona, yitirdiğin iskenderiye'ye

20.04.2015

barbarları beklerken

konstantinos kavafis


büyüklükten sakın, ey ruhum
hırslarını yenemiyorsan eğer
kuşkuyla izle onları, dikkat kesil
ve ne kadar yükselirsen
o kadar uyanık olmalısın

ne talihsizlik, iyi ve önemli
işler için yaratılmışken
şu haksız alınyazın her zaman
cesareti ve başarıyı esirgedi senden
rezil gelenekler önünü kapamış olmalı
küçüklük ve kayıtsızlık

korku ve kuşkuya batmış
kafamız dağınık, gözlerimizde dehşet
umutsuzca bir çıkış bulmaya çalışırız
bir kurtuluş, yaklaşan açık tehlikeden
ama yanlış, o değil asıl üstümüze gelen
yalandı haberler
(belki tam duyamadık ya da duyduk da anlamadık)
aklımızın ucundan bile geçmeyen bir başka felaket
birdenbire olanca vahşetiyle çöker üstümüze
gafil avlayıp -vakit yok artık-
ezer geçer bizi

sonu bir yerlere yazılmış, yitmiş olmalı
belki tarih durmadı üstünde
haklı olarak, böyle ufak
bir olayı yazmak gereğini duymadı

yemin ediyor daha temiz bir yaşam kuracağına
ama gelince gece, kendi öğütleriyle
uzlaşmalarıyla, sözleşmeleriyle
gövdenin diriliğini de getirince gece
titreyerek arzudan gerisin geri dönüyor
bitkin ve yenik aynı ölümcül eğlencelere

özü ve sevinci yaşamamın anılarıdır o saatlerin
tensel hazzı gönlümce bulup koruduğum
özü ve sevinci yaşamımın, bildik aşkların
verdiği bütün doyumları geri çeviren

zamansız önlemler pişmanlık doğurur

her şeyden önce, az konuşan biriydi
derin bir adam olmalı, diyordu herkes
böylelerinin doğaldır az konuşması
ne derin bir adamdı, ne de başka şey
sıradan, saçmasapan biriydi

konuşamıyorsam da aşkımdan
söz etmiyorsam saçlarından, dudaklarından, gözlerinden
yüreğimde sakladığım yüzün
aklımda çınlayan sesin
düşlerime giren o eylül günleridir
veren biçimini, rengini sözlerime, cümlelerime
hangi konuya değinsem, hangi düşünce gelse dilime

en göze çarpmamış davranışlarımdan
en kapalı sözlerimden, yazdıklarımdan
yalnız onlardan anlaşılabilirim

öyle çok baktım ki güzelliğe
onunla dopdolu hayalim

4.06.2012

yitik bir aşkın gölgesinde

mehmed uzun

dünyada hiçbir fikir eseri yoktur ki zulme karşı başkaldırmamış olsun.

her zaman böyledir; karanlık, çaresiz ve dar günlerde dostlar azalır. hep böyledir; yenilgi beraberinde yeni yenilgiler getirir. hep böyledir; acı günlerde, ihanetin, düşmanlığın, riyakarlığın, fetbazlığın, sahtekarlığın keyfine diyecek yoktur. kurt dumanlı havayı sever; ihanet de dar ve acı günleri.

unutma, herkes yuvasında mutludur.

"yeni bir şehir bulamazsın, yeni denizler yok, arkandan gelir bu şehir. hep onun sokaklarında gezecek, hep aynı yerleri dolaşacaksın. ve hep dönüp dolaşıp kendini bu şehirde bulacaksın. gemi yok senin için, yol yok. sen ki kendini tükettin bu şehirde, tükettin demektir her yerde de." (kavafis)

değişmeler ve tarih hiçbir zaman acısız, sancısız ve özlemsiz olmaz.

vicdan, sıcak, yumuşak bir sözcü. altın değerinde, ağır bir sözcük. herkesin, kayıtsız şartsız herkesin saygı duyduğu, üzerinde hemfikir olduğu bir sözcük. ancak nerede o? tank, top, para ve petrol sesinin her yeri istila ettiği bir dünyada, aynı dünyanın yaşanan musibetleri seyre çıktığı bir dönemde, vicdanın sesi nerede? ikiyüzlülüğün, sahtekarlığın değer addedildiği kardeşilik, dayanışma ve insanlığın ıssız, harap mezarlıklarda yasa oturduğu bir dünyada, bu sihirli sözcük ne anlama geliyor?

"düşüncenin yaratılmasında, birbirinin ikizi iki cevher vardır
biri iyilik, biri kötülük; hem düşüncede, hem konuşmada
bilge kişi iyiliği seçer işte, düşüncede ve konuşmada" (zerdüşt)

aşkın gölgesi. yürek ferahlığının, mutluluğun yurdu. sırrını iki kişinin bildiği maceraların ocağı. yürek ve vücut dilinin ülkesi. düşmanlıklarla dolu dünyaya karşı en güvenli sığınak.

ilerleme, yeniliklerin keşfi ve yaratma olmazsa tarih de olmaz.

her çeşit olay; küçük büyük, önemli önemsiz, yaşam zincirinin bir halkası olmalı. yaşanan günler de. zaman tüm sonuçlarına rağmen yaşam zincirinin halkalarını koparmamalı. bunu başaramayan insan için günlerin, zamanın ve olayların bir anlamı kalmaz. yani yaşam anlamını yitirir.

asıl felaket umutsuzluktur. umudu elden bırakmamalı.

her şeye rağmen; ölüme, sürgünlüğe, uzaklığa, özleme rağmen yaşamak güzel şey.

6.08.2010

ruhu güçlendirmek

konstantinos kavafis


ruhunu güçlendirmek isteyen
aşmalı bağlılık ve saygıyı
kimi yasalara uysa da
çoğu çiğneyecek
yasayı ve alışılmışı, çiğneyip geçecek
yerleşik, dar kalıpların ötesine
tensel hazların öğreteceği çok şey var ona
yıkıcı eylemden korkmamalı
(evin yarısı yerle bir olacak elbet)
bu yoldan erdemle boy verilir bilgeliğe

1.08.2010

şehir

konstantinos kavafis


"bir başka ülkeye, bir başka denize giderim" dedin
"bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet
her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya
-bir ceset gibi- gömülü kalbim
aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede
yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede"

yeni bir ülke bulamazsın, bir başka deniz bulamazsın
bu şehir arkandan gelecektir. sen aynı sokaklarda
dolaşacaksın gene. aynı mahallede kocayacaksın
aynı evlerde kır düşecek saçlarına
dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. başka bir şey umma
ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de

geceyarısı ansızın duyarsan
eşsiz ezgilerle, naralarla
görünmeyen bir alayın geçtiğini
boş yere ağlama, talihin döndü
hiçbir iş başaramadın, her düşün boş çıktı diye
nicedir hazırmış gibi, bir yiğit gibi
veda et ona, o iskenderiye'ye
hele kendini aldatmaya kalkma, deme ki
bir düştü bu, belki yanlış duydum
böyle boş umutlara kapılacak kadar alçalma
nicedir hazırmış gibi, bir yiğit gibi
böyle bir şehre layık olan sana yaraşırcasına
kararlı adımlarla yaklaş pencereye
duygulanarak dinle; ama korkakların
yanıp yakılmalarıyla değil
son bir kez doya doya dinle o sesleri
o gizli alayın eşsiz çalgılarını
sonra veda et ona, yitirdiğin iskenderiye'ye

5.05.2010

elden geldiğince

konstantinos kavafis


dilediğin gibi değilse yaşamın
hiç olmazsa çalış
elden geldiğince: kirletme onu
kalabalığında yeryüzünün
koşuşturmalarla, konuşmalarla

kirletme yanına alıp sürükleyerek
sunarak ilişkilerin
toplantıların
günlük bayağılığına
yaşamak yabancı, ağır bir yük oluncaya

19.11.2009

bütün şiirleri

konstantinos kavafis



mutlu olup olmadığıma kafa yormam
ama tek bir şeyi keyifle düşünürüm her zaman
bir sürü sayıdan oluşan büyük toplamda
-o nefret ettiğim büyük toplamlarında-
sıralanan bunca birimden biri değilim
büyük toplama dahil edilmedim
ve bu mutluluk bana yeter

şan olsun hayatlarını thermopilesleri savunmaya adayanlara. görevlerini hiç aksatmadan, merhamet ve sevecenlikten ödün vermeden her hareketlerinde adil ve doğru olanlara. zenginseler cömert davranan, fakirseler de kendi çaplarında cömertlik gösteren, ellerinden geldiğince yardıma koşanlara. yalancılardan nefret etmemeyi başararak her zaman gerçeği söyleyenlere.

başlarına güller, ayaklarına yaseminler serpilerek
görkemli bir anıtkabire gözyaşlarıyla yatırılan
yaşlanmamış ölülerin güzel bedenlerine benzer
şehvetin hiçbir gecesini, hiçbir aydınlık sabahını
yaşamamış, gerçekleşemeden gelip geçen arzular

nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam
bunca yıldır yaşadığım, ziyan edip mahvettiğim
hayatımın kapkara yıkıntılarını görüyorum

gösterişten sakın ey ruhum
yenemiyorsan tutkularını, tereddütle
önlemler alarak takıl peşlerine
ve ne kadar öne çıkarsan o kadar dikkatli
o kadar kuşkulu davran

tensel hazzı gönlümce bulup yaşadığım saatlerin hatırası
hayatımın mutluluğu ve onurudur
hayatımın mutluluğu ve onurudur, sıradan aşkların
her türden doyumuna sırt çevirmiş olan benim

2.08.2009

zincirlenmiş zamanlar zincirlenmiş sözcükler

mehmed uzun

bireyin dilini, dinini ve kimliğini yasaklamak ya da yok etmek için çalışmak bölücülüktür. sadece bölücülük değil bir insanlık suçudur da.

insanoğlunun saygın ve haysiyetli bir yaşam mücadelesi yok edilemez; insanoğlunun özgürlük ve eşitlik düşü ruhlardan silinip atılamaz.

tasallutçu otoriter ideolojinin yok etmek istediği diller, sözcükler, anlatılar, şehirler.. uygarlıkların kaynağı olmuş, insanlık için çok şey ifade etmiş, varlıklarıyla bize kim olduğumuzu öğretmiş, şaşmaz insani değerler ve erdemler konusunda hep rehberimiz olmuş, tecrübeleriyle ruhumuzu zenginleştirmiş, bugün neredeyse yok olmakla karşı karşıya bir kültür mirası. bölgemizdeki bu kültür mirasının cahil diktatörler, et kafalı palabıyık generaller ve ruhunda tüm insani değerleri katletmiş sivil siyasetçiler tarafından yok edilmek istenmesi ne kadar acı!

diller, sözcükler, anlatılar, uygarlıklar, dinler, şehirler, bir kültür mirasını oluşturan her şey, zalimin zulmüne karşı dayanıklı, paslı zincirlere karşı inatçı, zamanın gürültüsüne karşı sabırlıdır. ancak insanın unutkanlığına karşı son derece kırılgan, kayıtsızlığına karşı çaresiz, ölü uykusuna karşı tümüyle savunmasızdır.

doğruca en uçta, sınırda durana
acıyla köşe kapmaca oynamadan
tadını almak için dirilişin
ağzıma kum doldursam
ancak o zaman düşebilirim belki ardınıza
terk ettiniz siz benim hicranımı
sevgimden ayrı düştünüz
canlarım benim (nelly sachs)

thomas mann: özgürlük bireyin talebi, özlemidir; eşitlik ise toplumun. özgürlük ölümsüz bir düşüncedir, hiçbir zaman yaşlanmaz, zamanların özellikleriyle kaybolmaz. özgürlük ve insan onuru yenik düşmez. saygın, onurlu bir demokrasi ancak bireyin özgürlüğü ve toplumun eşitliğiyle kurulabilir. hem toplumsal hem de evrensel barış ancak özgürlük ve eşitlikle inşa edilebilir.

köprüler hem herkese aittirler hem de hiç kimseye; hem her şeyin ilgi merkezidirler hem de her şeyin ötesinde; hem öte tarafa ilişkin merak ve arzuyu diri tutarlar hem de onlara biçim verirler; hem tek tek yolcuların, hem de tek tek yolculardan oluşmuş tüm bir tarihin tanığıdırlar; hem buranın ve bunların hem de oranın ve onlarındırlar; bunu ona, bunları onlara, buraları oralara bağlarlar. dünyada belki de en zor iş kendi özgün karakteriyle böylesi bir köprü olmaktır. çünkü köprüden geçen herkes köprünün efendisi olmak, köprüye ilelebet kendi damgasını vurmak, beğenmediğini değiştirerek, köprüyü kendine göre biçimlendirmek ister. köprünün, köprü görevini yerine getirebilmesi ve yenilikleri kendi özgün karakterinin bir parçası haline getirebilmesi için çok sabırlı olması, zamana, zamanın türlü hırçın dalgalarına karşı direnmesi gerekli.

yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın
bu şehir arkandan gelecektir
aynı sokaklarda dolaşacaksın, aynı mahallede yaşlanacaksın
aynı evlerde kır düşecek saçlarına
bu şehirdir gidip gideceğin yer (konstantin kavafis)

dayan, diren, sabırlı ol; günübirlik düşünme; zaman, sadece bir andan oluşmuyor, zamanı hiç bitmeyecek bir ayin gibi düşün ve yaşa; kine, nefrete, haset ve kıskançlıklara kulak verecek, onları kendine yaklaştıracak kadar küçülme; çile çekmeden insan ve insanlığı mutlu edebilecek hiçbir şeyin yaratılamayacağını unutma; acı ve hüzünden insanı mutlu edebilecek bir eser yaratmanın hünerini öğren, bu hünerin ustası ol; derin yalnızlığını, yaratacağın eserle, herkesin ortak olabileceği bir mutluluk haline getir. 

yasak, baskı, zor, asimilasyon ve benzeri anti-demokratik uygulamalar ancak yaygın bir korku ortamı yaratıldığında gerçekleşebiliyor. korku ortamında yaşayan insanlar da, koşulları nedeniyle, az ve öz konuşma ve anlatma sanatını öğreniyor. az ve öz anlatma sanatı, aynı zamanda, insanlık tarihinin bize bıraktığı en önemli miras; az ve öz söyleyen kalmış, laf kalabalığı yapan ve karışık söyleyen gitmiş. insanlığın ortak kültür mirasının temel özelliği tam da budur; insan için en gerekli, en zorunlu olan kalacak, gerisi atılacak.

yedi yaşındaydım ve bana ait o dünyayı seviyordum. ama ilkokula başladığım o ilk günün ilk saatinde, o dünyanın anlamsız, gereksiz, ilkel ve yasak olduğu, o dünyayı terk etmem gerektiği, hiçbir zaman unutamayacağım bir tokatla bana söylendi. iç anadolu'nun bir kasabasından gelmiş ve askerlik görevini öğretmen olarak yapan asık yüzlü bir öğretmen tarafından, şair ibrahim rafet isimli ilkokulun bahçesinde, tam sıraya girdiğimizde, benimle birlikte okula başlayan bir arkadaşımla doğal dilim kürtçe ile konuştuğum için, şiddetli bir tokatla ikaz edildim: "okulda kürtçe konuşmak yasak." türkçe söylenen "kürtçe konuşmak yasak" cümlesinin anlamını bile çok sonra öğrendim.

söz güzel, yalın ve insani olmalı.

"bir çocuğun temiz duygularıyla merhaba. merhaba; büyük acılarla ülkesinden uzak düşmeyi bile göze alarak yazan onurlu yazar merhaba! beni anlattığın için, insanlarımı anlattığın için sana ne kadar borçlu olduğumu seni okudukça anlıyor ve hüzünleniyorum. yaşam anlaşıldıkça acılaşır. acılar ise yaşamı anlamlılaştırıp olgunlaştırandır."

kürtlere, kürtçe'ye ve durumları kürtlerden de daha kötü olan mezopotamya'nın öteki kadim toplulukları asurilere, süryanilere, ermenilere, yahudilere, keldanilere, nasturilere, yezidilere, alevilere biçilmiş bir yaşam tarzı var. benim 7 yaşında yediğim tokata benzer biçimde tarihin tokadını yemiş bu topluluklar yok edilmeye mahkum edilmiş durumda. demokrasiden, insan haklarından, vicdan ve eşitlik duygusundan zerre kadar nasibini almamış ve "hak, hukuk, adalet tanımayan cahil ve kibirli askeri diktatörler, dini muhafazakarlığı en uç noktalara kadar götürmüş pervasız dini liderler ve sürekli uygarlıktan, mutlu gelecekten, adaletten söz eden, vatandaşlarına karşı duygusuz, her şeyi teknik, ekonomik gelişmeden ibaret gören pişkin sivil politikacıların yönettiği" bir bölgede tüm bu topluluklara söylenen şu: kaderine razı ol.

biz demokrasi geleneğinden uzak, anti demokratik, düşünce ve duygu fukarası, bireyin hak ve özgürlüklerinden söz bile etmeyen, vatandaşı itaat etmesi gereken bir "unsur" olarak gören, ilişkilerini güç erkine göre ayarlayan, ceberrut, yıkıcı ve yok edici bir anlayışın egemen olduğu bir zaman ve mekana aitiz. bölgemiz bir bütün olarak, bugün belki de dünyanın en tutucu bölgesi. bölgemiz dünyanın gidişatına karşı direniyor, gelişmemek, uygar ve demokratik bir refah toplumu yaratmamak için, eksiksiz, her türlü çabayı gösteriyor. bireyin hak ve özgürlüklerini esas alan yeni yüzyıldaki dünyamızda, çin ile birlikte, bölgemiz bugün akhilleus'un topuğu, eğer uygar dünyaya ait bir ok, mızrak, kılıç o topuğa ulaşırsa, dünyadaki demokratikleşme, uygarlaşma süreci muazzam bir ivme kazanacaktır.

thomas stearns eliot: hiçbir modernizm bir gelenek olmadan yaratılamaz. hiçbir yenilik köksüz değildir ve bir miras olmadan yeşermez.

özgürlük, ancak bir düş sahibi olduğunuz ve bunu canlı tutabildiğiniz oranda size yakındır. düş ölürse, istediğiniz kadar özgürlük sahillerine doğru yelken açın, hiçbir zaman oraya ulaşamayacaksınız. çünkü düş ölmüştür ve yelken açtığınız yerler sadece bir seraptır.

albert camus: umutsuzluğu adlandırmak, onu aşmaktır.

1923'lerden bu yana ciddi bir türkleştirme politikasının uygulandığı, kürtçenin eğitim, öğretim ve iletişim dili olarak yasaklandığı; kürt kimliğinin baskı altında tutulduğu, dili ve kimliğinden dolayı sayısız insanın tutuklanıp cezalandırıldığı; binlerce, onbinlerce şehir, kasaba, köy, dağ, ova, tepe isminin değiştirilerek türkçeleştirildiği; hatta kimi dönemler kürtlere "dağlı türkler" denildiği; bu yasaklara ilişkin anayasa ve öteki yasalarda sayısız maddenin bulunduğu biliniyor.

kürtçe, mezopotamya uygarlığının günümüzde hala yaşayan zengin dillerinden biridir. kürt dilinin zengin bir yazılı, klasik edebiyatı olmuştur. sözlü edebiyatı hala çok canlı ve zengindir. çeşitleri bol canlı bir müzik yaşamı, her türde eser veren bir modern edebiyatı vardır. kürtlerin çok eski bir tarihleri, hepimize ait insani bir zenginlik olan bir kültür mirasları vardır.

4.08.2008

yolculuk/kimliksiz değişim

şükrü erbaş



oktay rifat'ın ölüm haberi
başbakanın aynı sözcükleri kullandığı
günlük demecinden çok sonra verildi
oktay rifat her gün ölecekmiş gibi

"eğer şiir bağışlanma değilse
o zaman hiçbir yerden medet ummamalı"
(konstantin kavafis)

unutmak kolaydır suçlamak kolaydır
aslolan beslenip bir gül fidanı gibi
yaşamın yapraklarıyla geçmişin toprağından
bir gün bile yitirmeden bulutlar içinde
güneşin yolunu
geleceğe güller sunmaktır

ey bu dünyanın görmüş geçirmiş insanları
bilirseniz siz bilirsiniz, duyarak yaşadıysanız
ne vardı dilinin ucunda o kızın
nerelerden alırdı ki suyunu dudaklarındaki ırmak
aynı ustalıkla akıtarak bir sözle bir öpüşü
sarmal köprülerinden düşler gerçeğin
en büyük acılara bile katlanma gücü verirdi

insan ki anılardan bir buluttur
hayatın sonsuzluğa akıp giden göğünde
savruldukça çoğalır çözüldükçe birikir
düşmeden son damlası toprağın rahmine
kimbilir kaç mevsim görür
kaç rüzgar geçirir

sabah yüzündür, akşam yüzünü dönüşün
gece, bıraktığın boşluktur ardında
ve şiir
o ince hilaldir lacivert yalnızlıklarda
sarınıp süzgün ışığına
katlanmanın türküsünü söylediğim

seni koruyacağım sana bile sezdirmeden
gökyüzü gibi uzaktan ve beklentisiz
gereceğim yüreğimi üzerine
-sevmek biraz da bu değil midir-
ıslatmasa da sesini bir daha
bir isyan türküsü gibi sürdüreceğim yağmurunu
düşlere ömürler veren o duygu bulutunun

ilk akşamdan alnına düşen o erkenci bulut
o kırık çizgi, sularda susan ışık, eksilen rüzgar dallarda
gölgelerin perde perde pişmanlığı getirmesi
günün gönlünce geçmediğindendir

"sevdiğine yanıt vermedikten sonra
başka kime yanıt verir yeryüzünde insan?"

ağır bir demdir şimdi yaşamak yalnızlıklar katında
ağulu, sınırsız ve düşlerden damıtılmış
uğuldar durur derin rüzgarlar içinde savrularak
yollarda, çatılarda ve yaprak uçlarında
-ne olur yanımda katılsan gecenin şarkısına
gitmeden yüreğinin ve sesinin mavi minesi-

akışsız ırmağa benzer kadının gülmeyeni
köpüksüz denize uçuşsuz turnaya
işveyi, nazı, bir incecik sözü
bir içten hareketle demeyi bilmeyeni
ki eksiktir güzelliği

"hoşlanmadığınız şeyler iyiliğinize
sevdiğiniz şeyler kötülüğünüzedir"

oğulları büyük adam olacak, kızları hanım
kendileri bir gün elbet, bir gün elbet allah kerim
öndekini izliyor arka tekerlek
katlanmak makamından bir ağır şarkıyı
yıllar yılı için için söyleyerek
geçiyorlar bir eski ömrün kalıplarından
kirpikleri düğümlü, bedenleri kırık
resmi demeçler, tükenmiş çareler içinde
yaşıyorlar
başkalarının kendilerine biçtiği hayatı

23.04.2008

çok seyrek

konstantinos kavafis


yaşlı bir adam. yıpranmış, kamburu çıkmış
yıllar sakatlamış onu, savruk yıllar
ağır adımlarla geçiyor dar bir sokağı
ama evine girince saklamak için
yaşını, sarsaklığını, düşünüyor yine de
bitmemiş gençlik payını düşünüyor derin derin

şimdi gençler okuyor şiirlerini
canlı gözlerden onun tutkusu geçiyor
sesleri, işlek beyinleri
biçimli, sert gövdeleri çalkalanıyor
onun anlatışıyla güzelliği