prekaryayı yakından ilgilendiren şey meslek içi eğitim değil, "meslek için eğitim." kişisel gelişim, istihdam edilebilirlik, bağlantılar kurmak (networking), pek çok farklı alanda mevcut düşünce biçimleriyle bağlantı halinde kalabilmek için bilgi toplama becerisi, bu tarz faaliyetlerden bazıları. "vaktinizin %15'ini alanınızla ilgili eğitime ayırın." diyen bir danışman ayrıca "öz geçmişinizi her yıl yeniden yazın." tavsiyesinde de bulunuyor. başkalarını etkileme, kendini pazarlama ve olabildiğince farklı alanı kapsaması beklenen ve kişiyi yeterince yıpratan bu cv yenileme süreci oldukça zaman alıyor. bir taraftan ne kadar özel olduğumuzu göstermeye çalışırken diğer taraftan da herkesin yaptığı standart şeyi yapmamız, aslında yabancılaşmaya neden oluyor. prekarya ne zaman bunlara dur diyecek?
guy standing etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
guy standing etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8.04.2020
yabancılaşma
guy standing
prekaryayı yakından ilgilendiren şey meslek içi eğitim değil, "meslek için eğitim." kişisel gelişim, istihdam edilebilirlik, bağlantılar kurmak (networking), pek çok farklı alanda mevcut düşünce biçimleriyle bağlantı halinde kalabilmek için bilgi toplama becerisi, bu tarz faaliyetlerden bazıları. "vaktinizin %15'ini alanınızla ilgili eğitime ayırın." diyen bir danışman ayrıca "öz geçmişinizi her yıl yeniden yazın." tavsiyesinde de bulunuyor. başkalarını etkileme, kendini pazarlama ve olabildiğince farklı alanı kapsaması beklenen ve kişiyi yeterince yıpratan bu cv yenileme süreci oldukça zaman alıyor. bir taraftan ne kadar özel olduğumuzu göstermeye çalışırken diğer taraftan da herkesin yaptığı standart şeyi yapmamız, aslında yabancılaşmaya neden oluyor. prekarya ne zaman bunlara dur diyecek?
prekaryayı yakından ilgilendiren şey meslek içi eğitim değil, "meslek için eğitim." kişisel gelişim, istihdam edilebilirlik, bağlantılar kurmak (networking), pek çok farklı alanda mevcut düşünce biçimleriyle bağlantı halinde kalabilmek için bilgi toplama becerisi, bu tarz faaliyetlerden bazıları. "vaktinizin %15'ini alanınızla ilgili eğitime ayırın." diyen bir danışman ayrıca "öz geçmişinizi her yıl yeniden yazın." tavsiyesinde de bulunuyor. başkalarını etkileme, kendini pazarlama ve olabildiğince farklı alanı kapsaması beklenen ve kişiyi yeterince yıpratan bu cv yenileme süreci oldukça zaman alıyor. bir taraftan ne kadar özel olduğumuzu göstermeye çalışırken diğer taraftan da herkesin yaptığı standart şeyi yapmamız, aslında yabancılaşmaya neden oluyor. prekarya ne zaman bunlara dur diyecek?
22.03.2020
adaptasyon
guy standing
saat dilimlerinin işe yaraması, doğal olarak gün ışığına ve toplumsal olarak da iş günü fikrine alışmış olmamızdan kaynaklanıyor. vücut ritmimiz, gün ışığı ve karanlıkla uyumlu olarak işliyor. uyuyup rahatladığımızda günün yorgunluğunu da atmış oluyoruz. ancak küresel ekonominin insan fizyolojisine hiç saygısı yok. küresel piyasalar 7/24 çalışan bir makine. uyumuyor ya da dinlenmiyor. insanların gün ışığına, karanlığına, gecesine ya da gündüzüne saygısı yok. zamana dair geleneksel alışkanlıklar, ticaretin ve çağın totemi olan rekabetçilik önündeki katı engeller olarak algılanıyor ve esneklik prensibine de aykırı görülüyor. eğer bir ülke, firma ya da kişi 7/24 zaman kültürüne adapte olmazsa bunun bir maliyeti olacaktır. artık "erken kalkan yol alır." sözü çok da geçerli değil; zira uyumayanların başarılı olduğu bir toplumda yaşıyoruz.
saat dilimlerinin işe yaraması, doğal olarak gün ışığına ve toplumsal olarak da iş günü fikrine alışmış olmamızdan kaynaklanıyor. vücut ritmimiz, gün ışığı ve karanlıkla uyumlu olarak işliyor. uyuyup rahatladığımızda günün yorgunluğunu da atmış oluyoruz. ancak küresel ekonominin insan fizyolojisine hiç saygısı yok. küresel piyasalar 7/24 çalışan bir makine. uyumuyor ya da dinlenmiyor. insanların gün ışığına, karanlığına, gecesine ya da gündüzüne saygısı yok. zamana dair geleneksel alışkanlıklar, ticaretin ve çağın totemi olan rekabetçilik önündeki katı engeller olarak algılanıyor ve esneklik prensibine de aykırı görülüyor. eğer bir ülke, firma ya da kişi 7/24 zaman kültürüne adapte olmazsa bunun bir maliyeti olacaktır. artık "erken kalkan yol alır." sözü çok da geçerli değil; zira uyumayanların başarılı olduğu bir toplumda yaşıyoruz.
22.02.2020
küreselleşme
guy standing
naomi klein, küreselleşme dönemini serbest piyasa yanlısı değil, siyasetçilerin destek karşılığında özel sektör aktörlerine kamu kaynaklarını peşkeş çektiği bir eş dost kapitalizmi olarak tanımlamıştı. eğer devlet eş dost tarafından ele geçirildiyse neden güçlü devleti savunmak gereksin ki? gerçek şu ki sermayeye yönelik sübvansiyonlar, siyasi ve ekonomik amaçlar için kullanıldı. buradaki kaba mantık da şuydu: bir siyasetçi ya da parti medya baronları gibi güçlü çıkar odaklarına sübvansiyon vermiyorsa bir başkası elbet verecektir. siz finansal yatırımcılara veya vergi nedeniyle başka yerlere giden zenginlere destek sağlamazsanız bir başka ülke bunu illaki yapacaktır. bir dizi sosyal demokrat işte bu kaba fırsatçılığın pençesine düştü ve bu süreçte bütün inanılırlıklarını yitirdi.
naomi klein, küreselleşme dönemini serbest piyasa yanlısı değil, siyasetçilerin destek karşılığında özel sektör aktörlerine kamu kaynaklarını peşkeş çektiği bir eş dost kapitalizmi olarak tanımlamıştı. eğer devlet eş dost tarafından ele geçirildiyse neden güçlü devleti savunmak gereksin ki? gerçek şu ki sermayeye yönelik sübvansiyonlar, siyasi ve ekonomik amaçlar için kullanıldı. buradaki kaba mantık da şuydu: bir siyasetçi ya da parti medya baronları gibi güçlü çıkar odaklarına sübvansiyon vermiyorsa bir başkası elbet verecektir. siz finansal yatırımcılara veya vergi nedeniyle başka yerlere giden zenginlere destek sağlamazsanız bir başka ülke bunu illaki yapacaktır. bir dizi sosyal demokrat işte bu kaba fırsatçılığın pençesine düştü ve bu süreçte bütün inanılırlıklarını yitirdi.
7.12.2019
sosyal medya
guy standing
bu dijital dünyanın tefekkür ya da düşünmeye hiç saygısı yok; anlık uyarı ve tatmin sağlıyor ve beynin kısa dönemli karar ve tepkiler vermesine yol açıyor. bunun birtakım avantajları olmasına rağmen aynı dijital dünya, aydın zihin ve bireysellik fikrini zayiat hanesine yazmamızın da sebebi.
farklı bilgi, deneyim ve öğrenme biçimlerine sahip bireylerden müteşekkil bir toplumdan pek çok insanın toplumsal olarak kurulmuş ve çabucak edinilmiş, orijinallik ve yaratıcılıktan ziyade grup onayına dayalı görüşlere sahip olduğu bir topluma doğru gidişat var. ortalık sürekli kısmi dikkat ve bilişsel yetersizlik gibi havalı terimlerden geçilmiyor.
can sıkıntısının ve akıp gitmeyen zamanın tefekkür potansiyeline, düşünüp taşınmaya; geçmiş, şimdi ve hayal edilmiş bir geleceğin sistematik olarak birbirine bağlanmasına hürmeti olan aydın zihin, elektronik olarak harekete geçirilmiş adrenalin akınlarının bombardımanına maruz kalıyor.
teknolojinin iyi ve kötü sonuçlarına dair tartışmalar muhtemelen yıllar boyu sürecek ve herhangi bir sonuca da bağlanmayacak. ancak bazı endişelerin altını çizmekte fayda var. bunlardan en çok tartışılanı "kolektif dikkat eksikliği sendromu."
sürekli bağlantı halinde olmak, zayıf bağları güçlendirirken güçlü bağları zayıflatıyor. cep telefonuna gelen bir arama ya da mesaj, kişisel sohbetleri ve başka aktiviteleri sekteye uğratıyor. e-postaları kontrol etmek ya da cevaplamak konsantrasyonu bozuyor. insanların daha çok tanışmamış olduğu "arkadaşlarıyla" facebook ve başka sosyal medya aracılığıyla kurdukları bağlantı, özel hayata saldırı halini alıyor. huzursuzluk tetiklenirken sabır ve kararlılık gibi özellikler giderek aşınıyor.
bu dijital dünyanın tefekkür ya da düşünmeye hiç saygısı yok; anlık uyarı ve tatmin sağlıyor ve beynin kısa dönemli karar ve tepkiler vermesine yol açıyor. bunun birtakım avantajları olmasına rağmen aynı dijital dünya, aydın zihin ve bireysellik fikrini zayiat hanesine yazmamızın da sebebi.farklı bilgi, deneyim ve öğrenme biçimlerine sahip bireylerden müteşekkil bir toplumdan pek çok insanın toplumsal olarak kurulmuş ve çabucak edinilmiş, orijinallik ve yaratıcılıktan ziyade grup onayına dayalı görüşlere sahip olduğu bir topluma doğru gidişat var. ortalık sürekli kısmi dikkat ve bilişsel yetersizlik gibi havalı terimlerden geçilmiyor.
can sıkıntısının ve akıp gitmeyen zamanın tefekkür potansiyeline, düşünüp taşınmaya; geçmiş, şimdi ve hayal edilmiş bir geleceğin sistematik olarak birbirine bağlanmasına hürmeti olan aydın zihin, elektronik olarak harekete geçirilmiş adrenalin akınlarının bombardımanına maruz kalıyor.
teknolojinin iyi ve kötü sonuçlarına dair tartışmalar muhtemelen yıllar boyu sürecek ve herhangi bir sonuca da bağlanmayacak. ancak bazı endişelerin altını çizmekte fayda var. bunlardan en çok tartışılanı "kolektif dikkat eksikliği sendromu."
sürekli bağlantı halinde olmak, zayıf bağları güçlendirirken güçlü bağları zayıflatıyor. cep telefonuna gelen bir arama ya da mesaj, kişisel sohbetleri ve başka aktiviteleri sekteye uğratıyor. e-postaları kontrol etmek ya da cevaplamak konsantrasyonu bozuyor. insanların daha çok tanışmamış olduğu "arkadaşlarıyla" facebook ve başka sosyal medya aracılığıyla kurdukları bağlantı, özel hayata saldırı halini alıyor. huzursuzluk tetiklenirken sabır ve kararlılık gibi özellikler giderek aşınıyor.
29.11.2019
uzun lafın kısası
thomas bernhard: ben bu dünyada ve bu insanların arasında artık benim için değerli olan hiçbir şey bulamıyorum.
aleksandra kollontay: aşkın, içtiğimiz su gibi, doğal ve temiz olması için özgür ve paylaşılır olması gerekir. yeni bir ahlak anlayışı ve günlük hayatta radikal bir değişim olmadan tam bir özgürlük yaşanamayacaktır.
jean meslier: din, her dönemde, insan ruhunu karanlıklarla doldurmaktan, gerçek bağlılık ve ilişkileri, gerçek görevleri, gerçek çıkarları hakkında, onu tam bir cehalet içinde bulundurmaktan başka bir şey yapmamıştır.
john fowles: hiçbir şey servetten daha fazla farklılaştırmaz, hiçbir şey yoksulluktan daha fazla benzer kılmaz. yoksulluğun korkunç yanı, insanı aç bırakmasından çok aç bırakırken durağanlaştırmasıdır.
arthur koestler: kaos dünyaya egemen olduğu sürece tanrı tarihsel bir yanlıştır ve insanın kendi vicdanıyla uzlaşmalarının hepsi yalandır. içinden gelen o lanet olası ses her ne zaman yükselirse kulaklarını tıka.
william s. burroughs: fikirlerim suça, inanılmaz keşif seyahatlerine, insanın yapısını darmadağın edecek bir duygu ya da davranış aşırılığına, aşırı bir eylem olarak kendimi ifade etmeye yöneliyor.
neval el-saadavi: kadınlar işlerini kaybedip fahişe olmaktan korkarlar; çünkü fahişelerin yaşantısının kendilerininkinden iyi olduğunu bilmezler.
james connolly: savaş alanındaki ot, darağacındakinden daha çabuk büyür. özgür olmak için unutmamak zorundasınız. insanları isyan ettiren şey, özgürleşecek torunları hakkındaki düşler değil, köleleştirilmiş ataların anılarıdır.
eduardo galeano: kakao güneşe ihtiyaç duymaz; çünkü onu içinde taşır. içindeki güneşten çikolatanın bize verdiği zevk ve keyif doğar.
frederic gros: ebediyetin ağır nefesi karşısında gündeliğin kesik nefesi anlamsız ve hastalıklı bir çırpınmadır.
guy standing: hayatını sürekli olarak geçici işlerle idame ettiren bir kişinin varoluşu risklerle doludur.
jean-jacques rousseau: onca felsefenin, insaniyetin, nezaketin ve haşmetli vecizenin ortasında, yanıltıcı ve boş bir dış görünüşten, faziletsiz şereften, irfansız akıldan ve mutluluk barındırmayan hazdan başkası yok elimizde.
aleksandra kollontay: aşkın, içtiğimiz su gibi, doğal ve temiz olması için özgür ve paylaşılır olması gerekir. yeni bir ahlak anlayışı ve günlük hayatta radikal bir değişim olmadan tam bir özgürlük yaşanamayacaktır.
jean meslier: din, her dönemde, insan ruhunu karanlıklarla doldurmaktan, gerçek bağlılık ve ilişkileri, gerçek görevleri, gerçek çıkarları hakkında, onu tam bir cehalet içinde bulundurmaktan başka bir şey yapmamıştır.
john fowles: hiçbir şey servetten daha fazla farklılaştırmaz, hiçbir şey yoksulluktan daha fazla benzer kılmaz. yoksulluğun korkunç yanı, insanı aç bırakmasından çok aç bırakırken durağanlaştırmasıdır.
arthur koestler: kaos dünyaya egemen olduğu sürece tanrı tarihsel bir yanlıştır ve insanın kendi vicdanıyla uzlaşmalarının hepsi yalandır. içinden gelen o lanet olası ses her ne zaman yükselirse kulaklarını tıka.
william s. burroughs: fikirlerim suça, inanılmaz keşif seyahatlerine, insanın yapısını darmadağın edecek bir duygu ya da davranış aşırılığına, aşırı bir eylem olarak kendimi ifade etmeye yöneliyor.
neval el-saadavi: kadınlar işlerini kaybedip fahişe olmaktan korkarlar; çünkü fahişelerin yaşantısının kendilerininkinden iyi olduğunu bilmezler.
james connolly: savaş alanındaki ot, darağacındakinden daha çabuk büyür. özgür olmak için unutmamak zorundasınız. insanları isyan ettiren şey, özgürleşecek torunları hakkındaki düşler değil, köleleştirilmiş ataların anılarıdır.
eduardo galeano: kakao güneşe ihtiyaç duymaz; çünkü onu içinde taşır. içindeki güneşten çikolatanın bize verdiği zevk ve keyif doğar.
frederic gros: ebediyetin ağır nefesi karşısında gündeliğin kesik nefesi anlamsız ve hastalıklı bir çırpınmadır.
guy standing: hayatını sürekli olarak geçici işlerle idame ettiren bir kişinin varoluşu risklerle doludur.
jean-jacques rousseau: onca felsefenin, insaniyetin, nezaketin ve haşmetli vecizenin ortasında, yanıltıcı ve boş bir dış görünüşten, faziletsiz şereften, irfansız akıldan ve mutluluk barındırmayan hazdan başkası yok elimizde.
28.11.2019
prekarya: yeni tehlikeli sınıf
guy standing
hayatını sürekli olarak geçici işlerle idame ettiren bir kişinin varoluşu risklerle doludur.
prekarya, "precarious" (güvencesiz) sıfatı ile "proletariat" (proletarya) isminin birleşmesiyle oluşan yeni bir terimdir.
prekaryaya dahil olanların kendilerine saygısı yoktur ve yaptıkları işin de sosyal değeri bulunmaz. başarılı olsunlar ya da olmasınlar, saygıyı başka yerlerde ararlar. eğer başarılı olurlarsa, çok da kabul görmeyen ve geçici olarak yaptıkları işlerine atfedilen nafilelik duygusu azalabilir; zira statü konusundaki engellenmiş olma duygusu da aynı şekilde azalacaktır. ancak prekaryada sürdürülebilir öz saygı bulma hüneri kesinlikle yeterli değildir. sürekli olarak bir şey yapıyor olmaya karşın yalnız bir kalabalık içerisinde izole olma tehlikesi mevcuttur.
dünyanın her yerinde sağ politika, kamuda ücretleri, sosyal hakları ve istihdam güvenliğini budamaya dair saldırıları yoğunlaştırmak için ekonomik durgunluğu kullandı.
dünyada sayıları bir milyarı aşan 15-25 yaş arasındaki gençler, tarihin en geniş genç nüfusunu oluşturuyor ve gelişmekte olan ülkelerde de çoğunluğu oluşturuyorlar. dünya bir taraftan yaşlanıyor olabilir ama gençlerin de sayısı oldukça fazla ve onların canını sıkacak çok şey var.
güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle daha fazla sayıda genç erkek, ihtiyaç olur diye aileleriyle beraber ya da onlara yakın yerlerde yaşıyor ki bunların bazıları kırklı yaşlarda olabiliyor.
"işlerimiz ve yaşadığımız evler kısa dönemli sözleşmelere dayanıyor. hayatlarımız dolambaçlı yollardan müteşekkil. birçoğumuz için hayatlarımızdaki tek sabit nokta, çocukluğumuzun geçtiği ev. ülkeyi hayata döndürecek nesil bir türlü harekete geçemiyor. bu arada borçlarımız büyüyor, işler giderek azalıyor ve hayatlar da zorlaşıyor." (ed howker & shiv malik)
çağlar boyunca eğitim, aklın olgunlaşmamış kapasitesini geliştirmesine yardımcı olacak, özgürleştirici, sorgulayıcı ve sistemi alaşağı edebilecek bir süreç olarak düşünüldü. aydınlanma'nın özünde insanın dünyayı şekillendirip kendisini de öğrenme ve tefekkür aracılığıyla daha düzgün bir birey haline getirebileceği düşüncesi yatar. piyasa toplumunda bu rol, giderek marjinalleştiriliyor.
sovyetlerdeki eski bir şakaya göre işçiler şöyle diyorlar: "biz çalışıyor gibi yapıyoruz, onlar da bize para veriyor gibi yapıyorlar." bu şakayı günümüzde eğitim için şöyle uyarlayabiliriz: "onlar öğretir gibi yapıyorlar, biz de öğreniyor gibi yapıyoruz." elitler açısından değil ama çoğunluk açısından aklın basite indirgenmesi bu sürecin bir kısmı. dersler, geçme oranları yükselsin diye basitleştiriliyor.
"yaşadığımızı kanıtlamanın tek yolu ölmek. belki de foxconn çalışanları ve bizim gibi kırdan göçüp gelen işçiler için ölüm, yaşadığımızı belgelemenin tek yolu. hayatta kaldığımız dönemde elimizde ümitsizlikten başka bir şey yoktu." (foxconn'daki on ikinci intihar girişiminden sonra çinli bir işçinin bloğundan)
iyi bir toplumun empati kurabilen ve kendisini başkasının yerine koyabilen insanlara ihtiyacı vardır. empati ve rekabet duyguları sürekli olarak bir gerilim içindedir. rekabetin başladığı dönemlerde insanlar başkalarından malumatları, birtakım gerekli iletişim bilgileri ve çeşitli kaynakları, rekabet avantajını kaybetmemek amacıyla gizlerler. başarısızlık veya sadece sınırlı bir statü elde etmeye dair korku, empati kurulmasının kolaylıkla önüne geçer.
üniversitelerin girişimcilik ve işletmelere hizmet etmesi gerektiğini savunan kişiler, geçmişin entelektüellerine kulak vermeli. felsefeci alfred north whitehead şöyle diyor: "üniversitenin varoluş nedeni, bilgi ve hayat arzusunun yanı sıra eski ve yeni arasındaki bağlantıyı, öğrenmenin yaratıcı boyutu temelinde korumasına dayalıdır."
john stuart mill de rektör olduğu yıllarda şunu söylemişti: "üniversitelerin asıl amacı, insanların geçinmesine yönelik bilgilerin öğretilmesi değildir. amaç yetenekli avukatlar, doktorlar ya da mühendis yetiştirilmesi de değil. asıl amaç, yeterli ve kültürlü insanlar yetiştirilmesidir."
prekarya, eğitimin ticarileştirilmesi ilkesini reddetmeli. kültürsüz insanların durdurulması şart.
hayatını sürekli olarak geçici işlerle idame ettiren bir kişinin varoluşu risklerle doludur.prekarya, "precarious" (güvencesiz) sıfatı ile "proletariat" (proletarya) isminin birleşmesiyle oluşan yeni bir terimdir.
prekaryaya dahil olanların kendilerine saygısı yoktur ve yaptıkları işin de sosyal değeri bulunmaz. başarılı olsunlar ya da olmasınlar, saygıyı başka yerlerde ararlar. eğer başarılı olurlarsa, çok da kabul görmeyen ve geçici olarak yaptıkları işlerine atfedilen nafilelik duygusu azalabilir; zira statü konusundaki engellenmiş olma duygusu da aynı şekilde azalacaktır. ancak prekaryada sürdürülebilir öz saygı bulma hüneri kesinlikle yeterli değildir. sürekli olarak bir şey yapıyor olmaya karşın yalnız bir kalabalık içerisinde izole olma tehlikesi mevcuttur.
dünyanın her yerinde sağ politika, kamuda ücretleri, sosyal hakları ve istihdam güvenliğini budamaya dair saldırıları yoğunlaştırmak için ekonomik durgunluğu kullandı.
dünyada sayıları bir milyarı aşan 15-25 yaş arasındaki gençler, tarihin en geniş genç nüfusunu oluşturuyor ve gelişmekte olan ülkelerde de çoğunluğu oluşturuyorlar. dünya bir taraftan yaşlanıyor olabilir ama gençlerin de sayısı oldukça fazla ve onların canını sıkacak çok şey var.
güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle daha fazla sayıda genç erkek, ihtiyaç olur diye aileleriyle beraber ya da onlara yakın yerlerde yaşıyor ki bunların bazıları kırklı yaşlarda olabiliyor.
"işlerimiz ve yaşadığımız evler kısa dönemli sözleşmelere dayanıyor. hayatlarımız dolambaçlı yollardan müteşekkil. birçoğumuz için hayatlarımızdaki tek sabit nokta, çocukluğumuzun geçtiği ev. ülkeyi hayata döndürecek nesil bir türlü harekete geçemiyor. bu arada borçlarımız büyüyor, işler giderek azalıyor ve hayatlar da zorlaşıyor." (ed howker & shiv malik)
çağlar boyunca eğitim, aklın olgunlaşmamış kapasitesini geliştirmesine yardımcı olacak, özgürleştirici, sorgulayıcı ve sistemi alaşağı edebilecek bir süreç olarak düşünüldü. aydınlanma'nın özünde insanın dünyayı şekillendirip kendisini de öğrenme ve tefekkür aracılığıyla daha düzgün bir birey haline getirebileceği düşüncesi yatar. piyasa toplumunda bu rol, giderek marjinalleştiriliyor.
sovyetlerdeki eski bir şakaya göre işçiler şöyle diyorlar: "biz çalışıyor gibi yapıyoruz, onlar da bize para veriyor gibi yapıyorlar." bu şakayı günümüzde eğitim için şöyle uyarlayabiliriz: "onlar öğretir gibi yapıyorlar, biz de öğreniyor gibi yapıyoruz." elitler açısından değil ama çoğunluk açısından aklın basite indirgenmesi bu sürecin bir kısmı. dersler, geçme oranları yükselsin diye basitleştiriliyor.
"yaşadığımızı kanıtlamanın tek yolu ölmek. belki de foxconn çalışanları ve bizim gibi kırdan göçüp gelen işçiler için ölüm, yaşadığımızı belgelemenin tek yolu. hayatta kaldığımız dönemde elimizde ümitsizlikten başka bir şey yoktu." (foxconn'daki on ikinci intihar girişiminden sonra çinli bir işçinin bloğundan)
iyi bir toplumun empati kurabilen ve kendisini başkasının yerine koyabilen insanlara ihtiyacı vardır. empati ve rekabet duyguları sürekli olarak bir gerilim içindedir. rekabetin başladığı dönemlerde insanlar başkalarından malumatları, birtakım gerekli iletişim bilgileri ve çeşitli kaynakları, rekabet avantajını kaybetmemek amacıyla gizlerler. başarısızlık veya sadece sınırlı bir statü elde etmeye dair korku, empati kurulmasının kolaylıkla önüne geçer.
üniversitelerin girişimcilik ve işletmelere hizmet etmesi gerektiğini savunan kişiler, geçmişin entelektüellerine kulak vermeli. felsefeci alfred north whitehead şöyle diyor: "üniversitenin varoluş nedeni, bilgi ve hayat arzusunun yanı sıra eski ve yeni arasındaki bağlantıyı, öğrenmenin yaratıcı boyutu temelinde korumasına dayalıdır."
john stuart mill de rektör olduğu yıllarda şunu söylemişti: "üniversitelerin asıl amacı, insanların geçinmesine yönelik bilgilerin öğretilmesi değildir. amaç yetenekli avukatlar, doktorlar ya da mühendis yetiştirilmesi de değil. asıl amaç, yeterli ve kültürlü insanlar yetiştirilmesidir."
prekarya, eğitimin ticarileştirilmesi ilkesini reddetmeli. kültürsüz insanların durdurulması şart.
Kategori:
.kitap,
#eğitim,
#emek,
#kapitalizm,
#politika,
#toplum,
alfred north whitehead,
ed howker,
guy standing,
john stuart mill,
shiv malik
9.11.2016
boş zaman
guy standing
internette çok fazla zaman harcamak prekarya varoluşunun bir parçası haline gelmiş durumda ve araştırmalara göre bunun depresif etkileri olabiliyor; zira sosyal ağlar üzerinden kurulan bağlantılar, insanlarla kurulan fiili ilişkinin yerini alıyor.
gerçek anlamda boş zaman, üç taraftan kuşatma altında. boş zaman biçimlerinden birisi, insanın kendisini adadığı kültürel ve sanatsal aktivitedir. iyi müzik dinlemek, tiyatroya gitmek, önemli edebiyat eserlerini okumak, dünyanın ve içinde olduğumuz çevrenin tarihini öğrenmek, popüler tabirle "kaliteli zaman" geçirmek anlamına geliyor. kaliteli zaman geçirmek ise güvencesizliğin verdiği endişe ve uykusuzluğun yanı sıra çalışmayla da bölünmeyen zaman demek oluyor.
prekarya içinse boş zaman açığı söz konusu. zaman bir türlü yetmiyor ya da prekarya içindekiler bu tür boş zaman aktiviteleri yaptıklarında kendilerini suçlu hissediyor ve bunun yerine sosyal ağlarını genişletip beşeri sermayelerine yatırım yapmaları gerektiğini düşünüyor.
boş zamanın, özellikle de prekaryanın boş zamanının değerinin azalması, işçicilik doktrininin bırakmış olduğu en kötü miraslardan biri. değerlerin yeniden üretilmesini sağlayan eğitimin giderek aşınması, gençlerin kültürlerinden soğumasına ve içinde bulundukları toplulukta bir toplumsal hafıza kaybına neden olmakta.
günümüzde, kente dair imgelemde "sokak köşesi toplumu" kavramı ön plana çıkmış durumda. insanların zamanlarını geçirme biçimlerinden birisi olan "takılmak" baskın hale geldi. artık zamanı doldurmak bir mesele ve buna "boş zaman fakirliği" diyenler var. maddi yoksulluk, genç prekaryanın hayatını sınırlıyor.
prekaryanın elinde para ya da mesleki aidiyet olmadığı gibi zamanı kontrol edebilmek için gereken istikrar da yok. hal böyle olunca, çalışma dahil her türlü aktiviteye karşı kuralsızlığı ilke edinen bir tavır sergileniyor. işte bu, güvencesizliğin tuzaklarından birisi. sırf hayatta kalmaya yetecek kadar kamusal alana ihtiyaç duyulur ve bu alanlar da kemer sıkma politikaları nedeniyle yok ediliyor. nihayetinde neoliberal akıl, bütün bunları, doğrudan ekonomik büyümeye katkısı olmadığı gerekçesiyle bir lüks olarak görüyor.
iş ve oyuna dayalı hazcı mutluluk tehlikelidir. sürekli oyun oynamak sıkıcıdır. haz geçicidir ve insanın zamanından alır. yeteri kadar haz aldığımızı düşündüğümüzde dururuz. oyundan alınan zevk geçici olduğundan, buna dayalı olarak yaşayan insanların başarısız olması neredeyse kaçınılmazdır. hazcılık başarısızlığa mahkumdur.
paul martin'in "seks, uyuşturucu ve çikolata: hazzın bilimi" adlı kitabında da belirttiği gibi, oyun ve boş zamanla elde edilen hazcı mutluluk, nihayetinde bağımlılık ve zevk dışında kalan her şeye karşı hoşgörüsüzlük yaratır.
memnuniyet, kişinin kendisi ve hayatıyla ilgili genel olarak şikayetinin olmaması durumudur. ancak mutluluğu fetiş haline getirmek, medeni bir toplum için reçete olamaz.
internette çok fazla zaman harcamak prekarya varoluşunun bir parçası haline gelmiş durumda ve araştırmalara göre bunun depresif etkileri olabiliyor; zira sosyal ağlar üzerinden kurulan bağlantılar, insanlarla kurulan fiili ilişkinin yerini alıyor.gerçek anlamda boş zaman, üç taraftan kuşatma altında. boş zaman biçimlerinden birisi, insanın kendisini adadığı kültürel ve sanatsal aktivitedir. iyi müzik dinlemek, tiyatroya gitmek, önemli edebiyat eserlerini okumak, dünyanın ve içinde olduğumuz çevrenin tarihini öğrenmek, popüler tabirle "kaliteli zaman" geçirmek anlamına geliyor. kaliteli zaman geçirmek ise güvencesizliğin verdiği endişe ve uykusuzluğun yanı sıra çalışmayla da bölünmeyen zaman demek oluyor.
prekarya içinse boş zaman açığı söz konusu. zaman bir türlü yetmiyor ya da prekarya içindekiler bu tür boş zaman aktiviteleri yaptıklarında kendilerini suçlu hissediyor ve bunun yerine sosyal ağlarını genişletip beşeri sermayelerine yatırım yapmaları gerektiğini düşünüyor.
boş zamanın, özellikle de prekaryanın boş zamanının değerinin azalması, işçicilik doktrininin bırakmış olduğu en kötü miraslardan biri. değerlerin yeniden üretilmesini sağlayan eğitimin giderek aşınması, gençlerin kültürlerinden soğumasına ve içinde bulundukları toplulukta bir toplumsal hafıza kaybına neden olmakta.
günümüzde, kente dair imgelemde "sokak köşesi toplumu" kavramı ön plana çıkmış durumda. insanların zamanlarını geçirme biçimlerinden birisi olan "takılmak" baskın hale geldi. artık zamanı doldurmak bir mesele ve buna "boş zaman fakirliği" diyenler var. maddi yoksulluk, genç prekaryanın hayatını sınırlıyor.
prekaryanın elinde para ya da mesleki aidiyet olmadığı gibi zamanı kontrol edebilmek için gereken istikrar da yok. hal böyle olunca, çalışma dahil her türlü aktiviteye karşı kuralsızlığı ilke edinen bir tavır sergileniyor. işte bu, güvencesizliğin tuzaklarından birisi. sırf hayatta kalmaya yetecek kadar kamusal alana ihtiyaç duyulur ve bu alanlar da kemer sıkma politikaları nedeniyle yok ediliyor. nihayetinde neoliberal akıl, bütün bunları, doğrudan ekonomik büyümeye katkısı olmadığı gerekçesiyle bir lüks olarak görüyor.
iş ve oyuna dayalı hazcı mutluluk tehlikelidir. sürekli oyun oynamak sıkıcıdır. haz geçicidir ve insanın zamanından alır. yeteri kadar haz aldığımızı düşündüğümüzde dururuz. oyundan alınan zevk geçici olduğundan, buna dayalı olarak yaşayan insanların başarısız olması neredeyse kaçınılmazdır. hazcılık başarısızlığa mahkumdur.
paul martin'in "seks, uyuşturucu ve çikolata: hazzın bilimi" adlı kitabında da belirttiği gibi, oyun ve boş zamanla elde edilen hazcı mutluluk, nihayetinde bağımlılık ve zevk dışında kalan her şeye karşı hoşgörüsüzlük yaratır.
memnuniyet, kişinin kendisi ve hayatıyla ilgili genel olarak şikayetinin olmaması durumudur. ancak mutluluğu fetiş haline getirmek, medeni bir toplum için reçete olamaz.
