pascal bruckner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pascal bruckner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.09.2022

uzun lafın kısası

murathan mungan:
herkesin namusu yakalanana kadardır.

cesare pavese: bir şiirin herhangi bir şeyi değiştirdiği görülmemiştir.

fernando pessoa: en yücelerimizin tek üstünlüğü, her şeyin boş ve kaypak olduğunu daha iyi biliyor olmalarıdır.

jean jaures: kapitalist toplumda işçiler ister devlet için isterse özel kurumlar için çalışsınlar, hepsi aynı kapıya çıkar. patron devlet adını alır ve aynı sömürü, aynı kulluk, aynı yoksulluk sürüp gider.

paul auster: insanın sonsuzluk duygusuna en yaklaştığı an bugünü yaşamaktır.

sigmund freud: birçok kadındaki tartışmasız entelektüel gerilik, cinsel baskının gerektirdiği düşünce ketlemesine bağlanabilir.

vasili grossman: iyi insanlara bu dünyada rahat, huzur yoktur.

vladimir makanin: hepimiz toprakta olacağız. tabut ya da kutularda. ölüler susar. çürüme ve küldür payımıza düşen.

pascal bruckner: eğer kendisine partner bolluğu ve aşk malzemesi yenileme konusunda güvence verilmiş olsa tek eşliliğin yavan çorbasından anında vazgeçmeyecek sevecen bir koca, iffetli bir hanım yoktur.

shakespeare: unutma; gençlik, dayanıksız bir kumaştır. 

iris murdoch: bir yazarın öğrenmesi gereken en önemli şey, yazmış olduğu bir şeyi yırtabilmektir.

septimus severus: her şey idim, hiçbir şeye değmezmiş.

8.07.2022

güzellik

pascal bruckner

güzellik, zamanın eninde sonunda yıkıma uğrattığı sonsuzluk parçasıdır.

güzellik bir mutluluk vaadi değil, kesin bir yıkımdır. kadın olsun, erkek olsun, güzel varlıklar bizlerin arasına inmiş ve güzelliklerinden dolayı bizleri küçümseyen tanrılardır. geçtikleri yere bölücülük, mutsuzluk tohumları ekerler ve herkese kendi vasatlığını hatırlatırlar. güzellik belki bir ışıktır; ama geceyi daha da derinleştirir, bizi çok yükseklere çıkarır ve daha sonra öylesine alaşağı eder ki insan ona yaklaştığına bin pişman olur.

insan güzelliği her şeyden önce bir adaletsizliktir. bazı kişiler yalnızca görünümleriyle bizim değerimizi düşürürler, bizi canlılar dünyasından silerler. neden onlar da biz değil? herkes günün birinde zengin olabilir; ama çekicilik, eğer insan doğuştan ona sahip değilse sonradan asla edinilmiyor.

güzellik her ne kadar ender olsa da fazlasıyla mevcut, fazlasıyla onur kırıcı. onun hilesi, her gün ayrıkotu gibi biterken, bizleri kendisinin kırılgan olduğuna inandırmak. 

güzelliğin hiçbir yararı yok. o sadece bir çoğunluğun belli bir fizyonomi tipi hakkındaki rastlantısal bir düşünce birliğidir. güzelliği insanın onu görmediği yerde, ayrıksıda, anormalde, hatta basitte aramak daha verimli sonuç verir. mükemmel olmayış, iç karartıcı düzenlilikten çok daha çekicidir. heyecan veren bir yüz, uyum içerisinde paylaştırılmış bir kusurlar bütünüdür. 

herkes kendi yüzünden sorumludur. her iki cinsiyete ait göz kamaştırıcı insanlar yüzlerini bir peçeyle gizlemedikleri ya da bir cerrahın neşteri altına yatıp onları yeniden şekillendirmedikleri sürece bizler huzur bulmayacağız.

14.02.2022

arzu

pascal bruckner

arzu, su üstünde yüzen bir dünyadır; sallantılı, değişken.

engeller ortadan kalkınca arzu yavan bir hal alır. çünkü arzu kurnazlığın oğludur. dolambaçlı, dikenli yolları sever; doğru çizgi onu sıkar.

uyku seksten çok daha mahremdir.

bir çift nedir? güvence karşılığında varoluştan vazgeçiş, yasal aşkın cazibesiz yüzü. bayağılığa en az yatkın olanları bile bayağılaştıran bu gizli oturum, en kıpır kıpır insanları bile hantallaştırır.

aşıkların birbirlerine karşı acımasızlıkları polislerinkinden kat kat fazladır.

çift halinde yaşamamak, insanın kendi efsanesinden vazgeçmesidir; kıytırık bir söylenti elde etmek amacıyla bir tarihin birliğini kaybetmektir.

ön yargıların tersine, zayıf cins erkektir.

erkeklik organı şudur: kendisinden bir şey istenmediğinde ortaya çıkan kaprisli bir hayvan; bir görünen bir yok olan anka kuşu; söz dinlemeyen bir uşak gibi ya fazla gösterir kendini ya da hiç ortada yoktur.

arzu duymak, ıstırap çekmektir. 

zaten kanamakta olan bir ruhu yaralamaktan daha güzeli var mıdır?

13.05.2021

kurtuluş

pascal bruckner

16. yüzyılda ispanya zaragoza'da bir haham, inancından dönsün diye engizisyon'un kararıyla bir çukur zindanda çürümeye bırakılmış. ispanya'nın üçüncü büyük engizisyoncusu olan bir dominiken keşişi, yanında bir işkence ustası ve iki yakın dostuyla, gözleri yaşlı hahama "kardeşçe ıslahının sona erdiği" haberini vermeye gelmiş; ertesi gün kendisi gibi başka kırk sapkınla birlikte odun yığını üzerine çıkarılacak ve yakılırken tanrı'dan ruhu için merhamet dilenecekmiş.

bu ziyaretten kısa bir süre sonra, tutsak, hücresinin kapısının iyi kapanmamış olduğunu fark etmiş; inanamasa da tereddüt ederek açmış kapıyı, birkaç meşaleyle hafifçe aydınlatılmış geniş bir hole çıkmış. görüleceği düşüncesiyle dehşet içinde sürünerek ilerlemiş. dakikalarca süründükten sonra ellerinin üzerinde bir hava akımı hissetmiş ve önünde küçük bir kapı görmüş.

haham ayağa kalkmış, kapıyı itmiş. kapı hiç direnmeden açılmış; bir de ne görsün: mis gibi kokan limon ağaçlarıyla dolu bir bahçe. gece muhteşemmiş, gökyüzü yıldız doluymuş. onca işkenceden sonra iyice güçten düşen hahamın yüreği ferahlamış, kurtulduğuna sevinmiş. şimdiden kendini hemen şuracıktaki sıradağlara doğru koşarken görüyormuş, büyük bir keyifle özgürlüğün havasını içine çekiyormuş.

birden karanlıktan çıkan iki kol sarıp sarmalamış bedenini ve bir de bakmış ki, büyük engizisyoncunun göğsüne yapışmış. engizisyoncu, gözleri yaşlı ama sürünün kayıp kuzusunu bulmuş iyi bir çoban edasını takınarak, oruçtan leş gibi kokan soluğuyla hahamın kulağına şöyle fısıldamış:

"evladım, muhtemel kurtuluşunuzun arifesinde bizi terk mi edecektiniz?"

9.09.2020

şiddet

pascal bruckner

insan en çok, değer verdiği varlıkları yaralar, yabancıları hırpalamak insana zevk vermez. uygarlık diye adlandırdığımız her şey zalimliğin derinleştirilmesi üzerine temelleniyor. fiziksel şiddet gözden düştüğü için gelişmiş acımasızlık bugün sözcüklerde gelişip büyüyor, canlanıyor. vahşiliğe son verişiyle gurur duyan bizim kuşağımız onu maskelenmiş bir halde geri gelmeye zorladı. insanlar gücünün dozunu yumruklarıyla ya da kaslarıyla ayarlamıyor artık; onu zekaları ya da dilleriyle pekiştiriyorlar. toplumumuz bu konuda incelik kazandı ama acı alay ve karalama suretiyle yaratılan büyük yıkımların telafisi için birtakım cezalar getirilmedi henüz. şunu da unutmayın ki, başkasını yıldırmak için, bir yüzyıldan beri topraklarımızda yeşermiş çeşitli kurtuluş ideolojileri de içinde olmak üzere, her yol mübahtır. hatta bireylere kendi özgürlükleri adına hakaret edebilmek çağımızın özel cazibelerinden biridir.

28.02.2020

uzun lafın kısası

andre malraux:
bir ahlak anlayışına bağlı yaşamak bir dramdır hep. ister devrim sırasında olsun, ister başka zaman.

cicero: tamamen kendisine bağlı olan ve kendisinin olduğunu söylediği her şeyi içinde taşıyan birisinin son derece mutlu olmaması olanaksızdır.

jodi picoult: önemli olan ulaşılmak istenen yer değil, yolculuğun kendisidir.

lawrence durrell: her şeyi bilmen gerekirdi; bütün insanlar gibi her şeyi bilecek donanımla geldin bu dünyaya. ama gittikçe artan bir bozulmaya uğradın, hayallerin eski çiçekler gibi yavaşça soldu. neden, neden?

william carlos williams: en erdemli davranış intihardır.

napolyon: toplum, servet eşitsizliği olmaksızın ve servet eşitsizliği de din olmaksızın var olamaz.

tolstoy: insanların size kulak vermesi için, gerçeği, acı çekerek ve hatta ölümle pekiştirmek gerekir.

pascal bruckner: arzu, su üstünde yüzen bir dünyadır; sallantılı, değişken.

zülfü livaneli: insanlık bir gün bu barbarlık dönemini aşacak ve canlıları öldürüp etini yiyen bizlere aşağılayarak bakacaklar.

giovanni papini: karşılığında başka bir iyilik elde edeceğini bile bile yapılan iyiliğin bir anlamı yoktur; bu sadece bir değiş tokuş, bir pazarlıktır. gerçek iyilik, kötülük umarak yapılandır.

joyce carol oates: umut, geriye bakınca, çoğu kez acı bir şaka gibidir.

goethe: yaşamın çiçekleri yalnızca görünüştür. bu çiçeklerin çoğu hiçbir iz bırakmadan gelip geçer, pek azı meyve verir, bu meyvelerden de pek azı olgunlaşır.

6.06.2018

güzellik hırsızları

pascal bruckner

g.k. chesterton: deli, aklı dışında her şeyini kaybetmiş kimsedir.

turist milleti bir şeye, ancak onu fotoğrafa dönüştürdükten sonra inanır.

insan başkalarını rahatlatmak için değil, onlara tamamen legal bir biçimde zulmetmek, düşmüşler diye onları cezalandırmak için doktor olur.

bozukluk kural halini alınca, tuhaf bir biçimde, sağlık bir anomali gibi görülür.

insan yeniyetmelik dönemini, kendinden pek emin olmayan, sıkılgan biri olarak yaşayınca cinsiyetler arasındaki engeller, aslanla kurt kadar birbirinden uzak iki cinsi ayıran metafizik engellere dönüşüyor.

yalan, insanların canını sıkmamak için onlara borçlu olunan nezakettir.

j.s. bach'ı dinlemek, insanın dünyayla kendisi arasına bir harikalar kalkanı yerleştirmesi, cehenneme cennetin tepesinden bakması demektir.

aşkta klişelerden en kötüsü, klişelerden kaçmaya çalışmaktır.

ailesini terk etmek, insanın içine zorla sokulduğu bir kavgayı bırakarak özgürce göze aldığı bir başka kavgaya girmesi demektir.

yirmi yaşında güzellik bir gerçekliktir, otuz beşinde bir ödül, ellisindeye bir mucize.

hayatta insanı tatil kadar yoran başka bir şey yoktur.

çift demek, sitemlerin sermayeye dönüştürülmesi ve her birinin diğerine bu sermayyi faiziyle ödetmesi demektir.

genç olmak, insanın kefaretini hayatı boyunca ödediği geçici bir ayrıcalıktır.

tene bağlanmak, rutin olanla anlaşmak demektir; düşünceye merak sarmak ise ona karşı direnmek, yaşamın anlamsızlığını aşmak demektir.

13.08.2016

arzu

pascal bruckner

aşıklar kavuştukları anda küle dönüşürler.

kalçalar cennetin bir tasviri, zenginliğin bir simgesi, yaşayan bir bolluklar ülkesidir. inananlara ve yoksullara çekici gelmeleri bundan kaynaklanır.

sevmek demek, karşıdakinin sizin üzerinizde sonsuz bir iktidar uygulamasına razı olmak demektir.

hoşgörü en müstehcen durumları engelledi; cinsellik bugün artık kutsallığın erdemlerine bile sahip olmayan zavallı bir günah. çağdaş sefihi tehdit eden şey gözden düşme değil, can sıkıntısıdır.

büyük şehvet anları, genellikle uyuklayan güçleri yeniden canlandırdıkları için derhal gaddarlığa dönüşebilirler. sarhoşluktan ayılmada her zaman bir öfke vardır.

birbirini sevmek demek, tamamen masum budalalar olmak için birlikte olma özgürlüğü adına sözlüğü durmadan güncellemek demektir.

kötülüğün görünüşte iç karartıcı tekdüzeliğindeki tahrikler, şehvetinkilerden daha yoğundur.

10.02.2016

aşk paradoksu

pascal bruckner

aşkın mucizesi, dünyayı sizi büyüleyen bir varlığın etrafına sıkıştırmaktır.

aşkın her şekli, ne kadar uyumlu olursa olsun, içinde bir dram ya da gizli bir kaba güldürü barındırır. en namuslu insanın yapısında her zaman iğrenç bir varlığa dönüşüverme eğilimi vardır.

aşkta klişelerin en kötüsü, klişelerden kaçmaya çalışmaktır.

çift demek, sitemlerin sermayeye dönüştürülmesi ve her birinin diğerine bu sermayeyi faiziyle ödetmesi demektir.

aşk, yalnızca serbest bireylerden oluşan bir toplumda serbesttir.

genç kadınlar ve genç erkekler birbirlerine karışmış halde harikadırlar. her biri, diğerlerini gölgelemek şöyle dursun, onları muhteşemleştirir.

sizi seven varlıklardan sakınmanız gerekir; çünkü onlar aynı zamanda en berbat düşmanlarınızdır.

aşk her zaman sevimli değildir, adaletle veya eşitlikle bağdaşmaz, feodal bir tutkudur, antidemokratiktir.

kadınlar genellikle yanında güzel kadın bulunan erkekleri arzularlar. isterse çirkin ve küstah olsunlar, yanlarında güzel bir kadının bulunması bu erkeklere hemen kıyaslanamaz bir değer katar.

3.01.2016

evlilik

john milton: iyi bir evlilik, uyumlu ve mutlu bir muhabbettir.

maupassant: evlilik ve aşk birlikte var olamaz. insan bir aile kurmak için evlenir ve aileyi de toplumu oluşturmak için kurar. insan yalnızca bir kez evlenir; çünkü dünya böyle ister; ama yaşam içinde yirmi kez sevebilirsin; çünkü doğa bizi böyle yarattı.

montaigne: iyi bir evlilik, eğer varsa, arkadaşlığı ve aşk koşulunu reddeder.

balzac: kadın sözleşme yoluyla elde edilen bir maldır; taşınır cinstendir; çünkü kim kullanıyorsa onun malıdır; açıkçası erkeğe eklentiden başka bir şey değildir.

montaigne: dini ve dindarlığı gösteren bir bağdır evlilik. işte bu yüzden, ondan alınan haz bastırılan, ciddi ve birtakım zorunluluklarla karışık bir hazdır.

george sand: evlilik, toplumun hazırladığı en barbar kurumlardan biridir.

pascal bruckner: çiftleşme aynı zamanda hem topluma karşı isyandır hem de insan doğasının gereğini yerine getirmektir. özgürleştirme hareketinin öncülerinin coşkuları ve kavgacı tonları, duygululuğun kaynağına müdahale etmeye can atıyor olmalarından kaynaklanır.

georg c. lichtenberg: aşk kördür, onun görmesini sağlayan, evliliktir.

18.07.2015

hınç ayları

pascal bruckner

eğer kendisine partner bolluğu ve aşk malzemesi yenileme konusunda güvence verilmiş olsa tek eşliliğin yavan çorbasından anında vazgeçmeyecek sevecen bir koca, iffetli bir hanım yoktur.

gerçek güzellik, çokluktan alınan zevktir; ten renklerinin çeşitliliğinde, yüzlerin sayısının kabarık oluşunda yatar; en güzel kadınlar insanın henüz tanımadığı kadınlardır.

rastlantıya inanılırsa bir otobüs bile cennetin bekleme odası olabilir.

aşkın her şekli, ne kadar uyumlu olursa olsun, içinde bir dram ya da gizli bir kaba güldürü barındırır. en namuslu insanın yapısında her zaman iğrenç bir varlığa dönüşüverme eğilimi vardır.

herkes bir gemi güvertesinde başına bir şey gelmeyeceğini bilir; ama insan orada mutluluğa benzer mükemmel bir can sıkıntısı duyar.

scott fitzgerald: erkek ya da kadın, bir başkasının kişiliğinde yok olmamaya dikkat et.

kadınlar genellikle yanında güzel kadın bulunan erkekleri arzularlar. isterse çirkin ve küstah olsunlar, yanlarında güzel bir kadının bulunması bu erkeklere hemen kıyaslanamaz bir değer katar.

sizi seven varlıklardan sakınmanız gerekir; çünkü onlar aynı zamanda en berbat düşmanlarınızdır.

mizah, iki cinsiyetin bir an onları birbirinden ayıran şeyi unutmayı kararlaştırarak birbirlerine verdikleri hazdır.

erkek olsun, kadın olsun, insan soyunurken, genellikle giyinikken sahip olduğu çekiciliği kaybeder. çıplaklık, kesimi kötü bir elbisedir; insan onun içinde kendini sıkıntı içinde hisseder.

kalçalar cennetin bir tasviri, zenginliğin bir simgesi, yaşayan bir bolluklar ülkesidir. inananlara ve yoksullara çekici gelmeleri bundan kaynaklanır.

bize öteki olmadan yaşayabileceğimiz düşüncesini benimsettiğine göre ayrılık kopmanın öncelemesidir.

sevmek demek, karşıdakinin sizin üzerinizde sonsuz bir iktidar uygulamasına razı olmak demektir.

bizim için en değerli varlık, en fazla korktuğumuz kimsedir. kıskançlık, en ufak bir kuşkuyu kesinliğe dönüştüren dehşet içindeki hayal gücünün bir biçiminden başka bir şey değildir.

mutluluğun sıradan olmayan bir tarihçesi vardır. mutluluk unutma sonucu belleğin bulanmasıdır. evrelerin, aşırı yoğun oluşları nedeniyle bizzat kendi mükemmellikleri tarafından silinmiş, bulanık bir sonsuzlukta donup kalmış anıları.

birbirini sevmek demek, tamamen masum budalalar olmak için birlikte olma özgürlüğü adına sözlüğü durmadan güncellemek demektir.

melodisi ondan daha hüzün verici bir müzik aleti yoktur.

hoşgörü en müstehcen durumları engelledi; cinsellik bugün artık kutsallığın erdemlerine bile sahip olmayan zavallı bir günah. çağdaş sefihi tehdit eden şey gözden düşme değil, can sıkıntısıdır.

doğu, batılıların kafasında yeşeren yanlış anlamalar toplamıdır.

büyük şehvet anları, genellikle uyuklayan güçleri yeniden canlandırdıkları için derhal gaddarlığa dönüşebilirler. sarhoşluktan ayılmada her zaman bir öfke vardır.

hayran olmak peşinen nefret etmek, bir konuma yükselttiğiniz kadın ya da erkeği daha işin başında azletmek demektir. 

kendi geçmişinden, atalarının geçmişinden bir şey öğrenemeyen, mutsuzlukları yeniden yaşamaya mahkumdur.

"veren insanın diz çökmesi ve ona verme olanağı sağlamış olduğu için alan insana teşekkür etmesi gerekir." (vivekananda) 

aşıklar kavuştukları anda küle dönüşürler.

bir kişiye sadakat, eşit bir tahrik duygusuyla telafi edilmediği için çok pahalı ödenmiş bir bedeldir. tercihlerin fazlasıyla yöneldiği bir varlık tüm erkeklerin, tüm kadınların yerini almak gibi ezici bir yük altındadır. olacak iş değil: kimse kalabalıklar gibi çeşitli ve değişik değildir.

soren kierkegaard: kadın doğası, direnme görünümü altında bir teslimiyettir.

her ilişkinin, gözden düşüşü de dahil, önceden kestirilebilir bir hayat dönemi vardır. deneyim yeni bir duyguya kavuşmamızı engeller, mutlu cahilliğin içimizdeki saflığını öldürür.

nefret, aşkın ters yüzüdür.

kötülüğün görünüşte iç karartıcı tekdüzeliğindeki tahrikler, şehvetinkilerden daha yoğundur.

engeller ortadan kalkınca arzu yavan bir hal alır. çünkü arzu kurnazlığın oğludur. dolambaçlı, dikenli yollar ister; doğru çizgi onu sıkar.

insan ne kadar az yaşarsa o kadar az yaşama arzusuna sahiptir.

bir çift nedir? güvence karşılığında varoluştan vazgeçiş, yasal aşkın cazibesiz yüzü. bayağılığa en az yatkın olanları bile bayağılaştıran bu gizli oturum, en kıpır kıpır insanları hantallaştırır.

dolap çevirmek, onlara hiç özgürlük tanımayan bir dünyada kendilerine böylece bir özgürlük alanı yaratan güçsüz insanların, kadınların, çocukların silahıdır.

genelev, tıpkı metro gibi, evrenleri ve farklı konumları birbirine yaklaştıracak halka açık en son alanlardan biridir. genelevler gettosunda sıradan mahallelerde görülen uzaklaştırmalar bir süreliğine durur.

ne kadar yakışıklı, çekici, zeki olursanız olun yeteneğinizden, başarınızdan nefret eden ve daha az şanslı kimseleri sizden üstün tutan bir kadın her zaman olacaktır; ya da kaybetmiş ve mutsuz durumdaysanız bu çirkinliğinizi, bu başarısızlığınızı başınıza kakacak başka kadınlar olacaktır.

birileri tarafından hayran olunup birileri tarafından nefret edilmek ve çoğunluk tarafından dikkat çekmemek içler acısı bir deneyimdir.

hakkımızda ne kadar iyi şeyler söylenirse söylensin, bu bize yeni bir şey öğretmez ve her zaman başka onaylamalara, kendileri de oturmamış olan başka gerçekliklere ihtiyaç vardır. bir erkeğin ya da bir kadının gönlünde ilk sırada yer almak gülünç bir teklifsizliktir.

aşıkların birbirlerine karşı acımasızlıkları polislerinkinden kat kat fazladır.

nasıl ki başkasını kırılganlıkları içinde sevmek soylu bir davranışsa, en küçük zaafları üstünde durarak onu güçsüz düşürmek de bir o kadar aşağılık bir davranıştır.

insanı büyük bir üzüntüden çok daha fazla yıpratan önemsiz gaddarlıklar silsilesini gözardı etmemek gerekir.

kötü insanları gözümüzde, sürekli haksızlık yapmaya programlanmış canavarlarmış gibi canlandırırız. oysa hiç de öyle değildir; bunlar iyi aile babaları, iyi memurlar gibi sıradan insanlardır; bir yüz yüze gelme zayıflığı aniden onlara işkence konusunda kesintili bir kariyerin yollarını açmıştır. 

ketumluk saygınlığın modern şeklidir.

çift halinde yaşamamak, insanın kendi efsanesinden vazgeçmesidir; kıytırık bir söylenti elde etmek amacıyla bir tarihin birliğini kaybetmektir.

sadık insanlar her şeyden önce isteksiz insanlardır; onları benim gözümde kabul edilemez kılan da işte budur.

felaketin en kötüsünde bile, insanların içinde kimsenin kıramayacağı bir şey vardır.

intikam dediğin ince eleyip sık dokuyan bir şeydir; ayrıntılara girer, yaraları azdırır. evren bundan korkunç bir zenginlik kazanır.

kötü adamın akıllara durgunluk veren ustalığı, bir yandan oyununu oynarken öte yandan onu açığa vurması, zalimliğine bir de yüzsüzlüğü katmasıdır. kendini tehlikeye atmadan kartlarını açan birinin duyduğu haz gibisi yoktur.

zaten kanamakta olan bir ruhu yaralamaktan daha güzeli var mıdır?

bir insanda her şeyi bağışlıyoruz; kabalığını, saçmalığını.. bir tek, yanında canımızın sıkılmasını bağışlayamıyoruz.

yeni yollar açan yenilgiler olduğu gibi, insanı çıkmaz sokağa sürükleyen zaferler de vardır.

15.09.2013

bozgun

pascal bruckner

aşk; fantezilerin, salt yakıştırma güzelliklerin bozguna uğramasıdır.

bazı kadınlar dengesiz varlıkların cazibesine kapılırlar. karşıdaki kişiyi değil de onun sergilediği kaybolmuşluğu severler ve doyumu uçurumun üzerinde cambazlık yapmakta bulurlar.

aşk, bizi başka hiçbir maceradan yoksun bırakmadıkça kendimizi yoksun bırakmak istemeyeceğimiz bir maceradır.

aşık olmak, şeylerin değerini artırmaktır, dünyanın yoğunluğunda yeniden var olmaktır ve onu tahmin ettiğimizden daha zengin, daha yoğun bir biçimde keşfetmektir.

aşktan söz etmek, kendi iç kargaşasından yola çıkarak hem bayağılık hem de soyluluk dolu ruhunun çamurlu diplerinde bir şeyler aramaktır her zaman. yargılamadan sahneye koyalım insan kalbinin çılgınlıklarını.

aşkta hiçbir şeyin fazlası zarar değildir.

eğer kendisine partner bolluğu ve aşk malzemesi yenileme konusunda güvence verilmiş olsa tek eşliliğin yavan çorbasından anında vazgeçmeyecek sevecen bir koca, iffetli bir hanım yoktur.