djuna barnes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
djuna barnes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.09.2021

hayat

djuna barnes

fanilik karşısında sıkılmış kaslarımızla bir nefes üzerine geçirilmiş tenden başka bir şey değiliz. kendimize yaslanıp uzun, utanç verici bir toz içinde uyuruz. acıya taktığımız adlara batmışızdır gırtlağımıza kadar. hayat, gecenin otlayıp bizi umutsuzluğa doyurarak geviş getirdiği otlaklar. hayat, ölümü bilme izni.

dünya acısında, meczubun durmaksızın ve ebediyen düştüğü bir boşluk vardır; yok olma ayrıcalığı elinden alınmış bir gövdenin, görünür uzayda düşüşü; acımasızca uzaklaşan bu ayrıcalık, tam da geri çekilişinin yarattığı tutma gücüyle, gövdeyi ebedi bir düşüşte ama hep aynı noktada ve sürekli göz önünde tutar sanki.

aşk kalbin tortusuna dönüşür, tıpkı bir mezardaki buluntular gibi. nasıl bir mezarda gövdenin, giysinin, öteki yaşam için gerekli aletlerin sınırları çizilebilirse, bir aşığın kalbinde de sevdiği, silinmez bir gölge gibi mevcuttur.

bir aşığın kalbini paralayan şey, sevgilisinin daldığı gecedir; sırf avanesini bırakırken yüzünde oluşan o sırtlansı gülümsemeye bakabilmek için onu aniden uyandırır.

zihin denen o eşsiz, yanlış bilgi galaksisi, ruh denen o muazzam ve pejmürde zorlama yığınına koşulmuş, iyi ve kötü denen rastgele tasarlanmış ve neredeyse aşınmış atlı yolunda rahvan gidiyor.

2.05.2014

geceyi anlat bana

djuna barnes

yaşam anlatılmak için değildir.

bir erkek gerçekte neyi arzular? şu iki şeyden birini: yalan söyleyebileceği kadar aptal bir kadın bulmak ya da bir kadını yalanlarını gözardı edebilecek kadar sevmek.

düşünmek hastalıktır.

sen gelip de üstümdeki taşı devirene kadar pekala idare ediyordum; şimdi açıkta kaldım, yosundan ve gözlerden ibaretim.

hiçbirimiz çekmemiz gereken acıyı çekmez, söylediğimiz kadar sevmeyiz. aşk ilk yalandır, bilgelik sonuncusu.

ancak uzun zaman hatırlanan şeyler uzun zamandır unutulmaya hak kazanırlar.

mizah duygusu olan her millet yitik bir millettir, mizah duygusu olan her kadın da yitik bir kadın.

insanın acısı yokuş yukarı tırmanır; doğru, taşıması güçtür ama muhafaza etmesi de güçtür.

izleyenin gözüne kendini, durmadan değiştirilen bir resim gibi sunan kadın, dalgın bir zihin için en büyük tehlikedir.

halk aynı yerde dua edip, içip aynı yere işer. büyük adam dışında herkes yuva-malulü bir kalp taşır.

geçmişimize saygı göstermek geleceği de kapsayan tek harekettir.

"yaşam ebedidir, güzelliği de burada yatar."

her şeyi sevenler her şey tarafından aşağılanırlar.

meşe palamudunu düşünmek için ağaç olmak gerekir.

bilge adamlar gelecek adına sahip olduğumuz tek şeyin geçmişin hatırlanması olduğunu söylerler.

acı canı oyalar; hiç kimse hiçbir şeyden emin olamaz, dolambaçsız yol yoktur.

bir insan hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek o kadar az şey biliyoruz.

insanın yaşamı, ancak onu kendisi icat etmişse kendinindir.

temizlik bir endişe biçimidir; o sakat ırksal belleğimizin babası korkudur. yazgı ve tarih düzensizdir; bu düzensizliğin anısından korkarız.

alışkanlıkların güvenliğine sığınmamış biri, her zaman ümit vericidir.

bilinen bir oda her zaman bilinmeyen bir odadan daha küçüktür.

aristokrasi, insanlar başka ve daha iyi bir şey düşünmeye çalıştıklarında zihinlerinde oluşan bir durumdur.

mahremiyetin masumlaştırdıkları mutludurlar.

başka birinin zihni dışında hiçbir yerde insan fazla ya da eksik olamaz.

zihinsel yaşam, ayaklar kaba durmasın diye gövdeyi saklama çabasından başka bir şey değildir.

bu dünyada katlanamadığımız ne varsa bir gün onu tek bir insanda buluyor ve bir anda seviyoruz.

tam anlamıyla masum olmak, tam anlamıyla bilinmez olmaktır, özellikle de insanın kendisi için.

büyük bir yıkım izlemek hep hoş ve korkutucu bir şey olmuştur.

bir akraba insanın aşığı olmadıkça, ancak doğduğunda, acı çektiğinde ve öldüğünde ön plana çıkar; eğer aşığınsa her şeydir.

eninde sonunda hepimizin aradığı felakettir.

29.06.2012

uzun lafın kısası

lenin: en iyi okuldur yenilgi yılları.

albert camus: tek başına mutlu olmakta utanılacak bir yan vardır.

paul valery: işinde iyi, düşünüşünde kötü bir adamdan daha tehlikeli bir şey yoktur.

djuna barnes: artık şundan eminim: insanın geçmişi ya da geleceği görebilmesi için biraz deli, yaşamı anlayabilmesi için yaşamın biraz dışında olması gerek.

francis bacon: karanlıkta bütün renkler aynı görünür.

tolstoy: bekarlıkla vedalaşmak geleneği boşuna değildir. ne denli mutlu olursa olsun, özgürlüğünü yitirmek acı gelir insana.

john steinbeck: kavga kadar insanları birbirine yakınlaştıran bir şey yoktur.

solon: talih ne kadar güler yüz gösterirse göstersin, ömürlerinin son günü geçmeden insanlar mutlu saymamalı kendilerini; çünkü insan hayatı kararsız, değişkendir; ufacık bir eylem yüzünden bir halden bambaşka bir hale geçiverir.

carl gustav jung: tımarhanelerdeki her bir hastaya karşı dışarda on deli dolaşır.

apostolos doxiadis: saman alevi gibi birden parlayıp sonra sönüvermek, vaktinden önce yetişen az sayıda dehanın ortak kaderidir.

sevgi soysal: erkekler, aptal kadın seyircilerin bolluğu yüzünden pek gelişemezler.

mithat cemal kuntay: güzel düşünülmüş yalana, üstü başı temiz rezalete insanlar muhtaçtır; içtimai silah olan iftirayı, teselli olan dedikoduyu, kazanılmamış parayı kaldır, bütün müesseseler yıkılır.

7.04.2012

djuna barnes

javier marias

djuna barnes çok sayıda erkekle ve kadınla maceralar yaşar; ama türlü nedenlerle, hatta edebiyat nedeniyle barnes'a yaklaşma girişimleri başarısız olan erkek ve kadınların sayısı daha kabarıktır. barnes olgunlaştığında da bu tür tatsızlıklardan yakasını kurtaramaz ama bu kez peşindekiler daha çok kadınlardır. ondan daha genç iki yazar, bugün pek ünlü ama o dönemde daha adları bu kadar duyulmamış olan anais nin ile carson mccullers; ilki uzaktan, ikincisiyse yakından barnes'ı epeyce taciz ederler. nin, uzaktan edebiyat aracılığıyla huzursuzluk vermeyi seçer, yapıtlarında karakterlerinden birinin adı mutlaka "djuna"dır. bu gerçek djuna'yı illet ederken mccullers evinin dışından onu gözetlemeyi yeğler. o zaman pek tanınmayan bu genç kadın saatlerce evinin önünde ağlar, inler, içeri alınmak için yalvarırmış. ancak barnes esnek değildir ve yalnızlığını sakınmayı bilir. nin'in beceriksiz övgülerine karşın (djuna için "çok görmüş, çok bilmiş, katlanılmaz biri" diye yazar), barnes onu aptal bir genç kız ve yapışkan bir yazar olarak tanımlar; asla kabul etmeye yanaşmayacağı biridir. mccullers'a gelince o sıralarda yapıtı hakkında bir fikri olmayan barnes, onu kesif bir sessizlikle ödüllendirir; ancak bir gün bu "yalnız avcı"nın durmadan zilini çalması karşısında sabrını yitirir ve "kim şu zili çalıp duruyorsa bana bir iyilik yapsın da cehennemin dibine gitsin!" diye bağırır.