fatma aliye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fatma aliye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.08.2022

fatma aliye

senem timuroğlu

fatma aliye, 13 temmuz 1936'da öldüğünde uzun süredir pangaltı'daki evinde inzivaya çekilmiş bir halde yaşamaktaydı. daha o zaman ölüm haberi basında "unutularak ölen bir edip" başlığı altında verilmişti.

1915 yılına kadar düzenli devam ettiği yazı faaliyetinde bu tarihten sonra bir yavaşlama olmuştu. 1885'ten sonra yaşadığı sağlık sorunları ve kızı ismet'in hristiyan olmayı seçerek avrupa'ya gitmesinin onu çok yıprattığı biliniyordu. bununla birlikte ölümünden sonra yayımlanan bu yazıda turhan tan, meydana gelen siyasi inkılabın fatma aliye'yi inzivaya ve unutuluşa sürüklediğini, edebiyatıcedide akımının öncesinde gelen şöhretinin, halide edip'in yazıları karşısında hızla sönmeye yüz tuttuğunu söylemekte ve edebiyat tarihinden çıkarılmaması gerektiğini vurgulamaktaydı. maalesef o tarihten itibaren halide edip isminin gerek milli eğitimin müfredatında, gerek edebiyat antolojilerinde, tarihlerinde fatma aliye'nin önüne geçtiği görülmektedir.

ancak tüm bu vefasızlık, fatma aliye'nin bu coğrafyanın kadın hak ve özgürlükleri konusunda düşünen, çözümler üreten ilk kadın yazarı olduğu hakikatini gizleyemez. turhan tan'ın 1936 yılında yayımladığı yazıda fatma aliye hakkında vurguladığı nitelikler, yazarın dönemindeki duruşu hakkında bize bilgi vermektedir:

"sayısı henüz çoğalmaya başlayan münevver türk kadınlarının en değerlilerinden biriydi. çünkü fatma aliye peçenin türk kadın yüzünü karanlıklarda bıraktığı devirde bilgi güneşinden nu alarak aydın yaşamış bir çehreydi."

kendi deneyimleri ve entelektüel birikiminden kalemine süzülen bilgeliği ve hakikati kadın okura aktaran fatma aliye, türkiye'deki kadınların deneyimleri açısından önemli bir hafızadır. kadınlar, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, erkeklerin yazdığı tarihlerle belleksiz bırakılmışlardır.

"refet", farklı kadınlıkları, sınırlar arası kadın dayanışması ve kadınların gündelik yaşamlarını oldukça yalın bir biçimde anlatan, kurgusu ve diliyle bugünün kitapçılarında edebiyat kanonundaki diğer türk klasiklerinin yanında gururla yer alabilecek bir yapıttır.

"refet", türk edebiyatında ilk kadın öğretmen başkarakterdir. türkçenin ilk kadın romancısı fatma aliye'nin kaleminden, çocukluktan genç kadınlığa, elindeki tek sermayesi aklı olan, yoksul bir kızın öğretmen okulundan mezun olarak tek başına ayakları üzerinde durma hikâyesini okuruz.

"levâyih-i hayat"ta kadınlar arası kız kardeşlik bağının, dayanışmanın izini sürdüğümüz mektuplar, günümüzde maalesef hâlâ geçerliliğini koruyan ataerkil evlilik kurumunun kadınlar ve çocuklar için bir kabusa dönüşebileceği hakikatini gözler önüne serer.

fatma aliye, farklı kadınlıkları ve erkeklikleri ele alarak, evlilik kurumunu, aile içi şiddeti sorgular; aşk üzerine felsefi bir tartışma yürütür. kadınların insanca yaşamalarının yolunun ekonomik özgürlük ve eğitimden geçtiğine vurgu yapar.

24.03.2022

rose maury

fatma aliye

bir gün, o zaman fransa'nın milli eğitim bakanı olan tanınmış tarihçi ve meşhur alim victor duruy, demiryolu istasyonunda treni beklemek üzere dururken beş yaşındaki bir kız çocuğunun, elindeki deftere kurşun kalemiyle kendi karşısında bir şeyler yapmakta olduğunu görür. "çocuğum o yaptığın nedir?" diye sorar. kızcağız "sizin resminiz mösyö!" der. victor duruy gülerek, "sen onu bana gösterir misin çocuğum?" dediğinde çocuk, "büyük bir memnuniyetle mösyö!" diyerek defterini takdim eder. victor duruy bakar ki kızcağız kendisine çok benzeyen bir resim yapmış. hemen kızın babasını sorar. o istasyonun kondüktörü olduğunu öğrenince adamcağızı resim okuluna yakın olan bir istasyona naklettirir. kızı ressamlık okuluna koyar. işte bu kızdan meşhur ressam rose-maury çıkar.

8.04.2019

levâyih-i hayat

fatma aliye

bazı insanlar vardır ki altmış yaşına gelseler yine çocuk kalır, nasihate muhtaç olurlar.

insan denilen şey sıradan makineler gibi yalnız maddi vasıtalarla idare olunur bir şey değildir. bunun bir de manevi yönü vardır. manevi ihtiyaçlar bir açın ekmeğe, bir çıplağın elbiseye olan ihtiyaçlarından beterdir, daha şiddetlidir.

bazı insanların maddiyat yönü, maneviyat yönüne üstün gelir. insan da bir nevi hayvan değil mi? insanı hayvandan ayıran, üstün kılan faziletleri ve övgüye değer güzel huylarıdır. o şereften kimi çok pay almış, kimisi az. çok pay almış olanlar insaniyete daha fazla girmiş, öbürleri de derecesine göre yaklaşmış olurlar. hayvan cinsinden insaniyetle farklılaşan ve ayrışan insanlardaki yürekler, yalnız yaşam gücü olan nefesi alıp vermek gibi maddi bir görevin gerçekleşmesiyle yetinmezler. bir manevi gücün de idaresi altında bulunurlar ki bunun gereği, birtakım hisleri dökmek ve ihtiyacını gördüğü duyumları da almak ister. bunlardaki his ve hislenmeler onları sevmek ve sevilmek denilen şeye şiddetli ihtiyaçla muhtaç kılmıştır.

23.01.2018

refet

fatma aliye

misafire en büyük ikram temiz yataktır. süslü, kıymetli yatak değil, temiz yatak.

ancak bizim gibi fakirler öğretmen olurlar. zenginler öğretmen olmak için okumazlar. bilgi edinmek için oraya gelirler.

benim kazanmaya çalıştığım huylar ve erdemlerin en büyük ve en güzel süsleri, derin düşüncelerle buruşmuş alın ve ilim uğrunda ağarmış saçlardır.

zannedilir ki genellikle kadınlar şirinlik ve güzellik konusunda kendilerini beğenmekte ve kendilerinden başka güzel görememektedirler. bu sanı doğrudur ama genelleme kısmı doğru değildir. pek çok şeyde veya her şeyde kadınla erkeğin farkı olmadığı gibi bu meselede de yoktur.

nice güzel olmayanlar vardır ki birtakım güzel duygularla hislendikleri, yüce düşünceler düşündükleri zaman hoş ve güzel olurlar. tavırlarına o anda düşündükleri ve hissettikleri şeylerin büyüklüğünün şanı ve heybeti yansır.

her cani, cinayet işlemeden önceki haliyle kıyaslanamayacak bir çirkinlik peyda eder.

asıl güzellik tende değil, candadır. ama candaki güzelliğin tene çarpması için o canın coşması gerekir.

her bakış insana her şeydeki hikmet ve ibreti göstermez. ancak dünyayı bir evren kitabı olarak görenler, her şeye dikkatlice ve ibretle bakanlar o kitabın sayfalarında neler görürler, ondan neler öğrenirler!

zenginlerin gösterişi ne kadar gözlerimizi kamaştırsa da fakirlerin üzücü ıstırapları da yüreğimizi acıtmalıdır.

zenginlik denilen şey sonradan gelir ve gidebilir şeylerdendir. aslında kibarlıkla zenginliği, fakirlikle adiliği fark edebilmeli. kibarlık, servet gittikten sonra da kaldığı gibi bazı fakirlerde de yaratılıştan kibar bir mizaç ve tabiat bulunur. nasıl ki bazı zenginlerde kibarlıktan eser olmaz.

okul bizi çalınmaz, kaybolmaz bir servet olan ilimle süsleyecek ve fazilet yolunu gösterecek bir edep evidir. okulun terbiye edemediğini dünya ve zaman terbiye eder. zamanın terbiyesine kalmaksa pek büyük bir felaket ve talihsizliktir.

darülmuallimat bir bilgi evidir. nice senelerden beri osmanlı kızları bilgi sahibi olmak için buraya koşuşuyorlar. bu kadar sürede birçok öğretmen meydana getirmişse yüzlerce de bilgili osmanlı kızı yetiştirmiştir.

20.12.2008

öğretmen

fatma aliye

bir sanatkârı güzel görmek isterseniz onu sanatı başında görünüz. bir ressamın en güzel resmine sahip olmak isterseniz şövalesi önünde, fırçası elinde olduğu ve işine daldığı anda bir fotoğrafını çekiniz. hiç de dikkati çekmeyen bir piyanist, piyanosunun başına geçtiği ve artık zihni parmaklarının meydana getirdiği havayla uğraştığı, gözleri belirlemesi güç bir noktaya dalgın baktığı zaman öyle bir letafet ve öyle bir güzellik alır ki o kadın sanki başka biriymiş gibi gelir. sanki müzik perisi orada güzelliği keşfe çıkmış zannedilir.

sanatını sevmeyen kişi sanatkâr olamayacağı gibi, öğrencilerini sevmeyen öğretmen de iyi bir öğretmen olamaz.