michel houellebecq etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
michel houellebecq etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26.02.2022

piyasa kuralı

michel houellebecq

cinsellik bir sosyal hiyerarşi sistemidir.

bizim toplumlarda seks, bal gibi de paradan tamamen bağımsız, ikinci bir ayrımcılık sistemini temsil ediyor; en azından aynı derecede acımasız bir ayrımcılık sistemi gibi işliyor. zaten bu iki sistemin etkileri kesinlikle eşdeğer. tıpkı sınırsız ekonomik liberalizm gibi ve benzer nedenlerle, cinsel liberalizm de mutlak yoksullaşma olguları üretiyor. bazıları her gün aşk yapıyor; bazıları hayatlarında sadece beş altı kez yapıyorlar ya da hiçbir zaman yapmıyorlar. bazıları onlarca kadınla aşk yapıyor; bazıları hiçbir kadınla.

"piyasa kuralları" denen şey işte bu. serbestliğin yasak olduğu bir ekonomik sistemde, herkes iyi kötü yerini bulur. zinanın yasaklandığı bir cinsel sistemde herkes iyi kötü bir yatak arkadaşı edinir. tamamen liberal bir ekonomik sistemde bazıları hatırı sayılır servetler elde eder; bazılarıysa işsizlik ve sefaletten çürür. tamamen liberal cinsel sistemde bazıları değişken ve heyecan verici bir erotik yaşama sahiptir, bazılarıysa mastürbasyona ve yalnızlığa mahkumdur.

ekonomik liberalizm savaş alanının genişlemesidir, her yaşta ve toplumun her katındaki savaş alanının genişlemesidir.

bazıları iki tabloda da kazançlı; bazılarıysa ikisinde de kaybediyor. şirketler, diplomasını yeni almış bazı gençleri paylaşamıyor; kadınlarsa bazı genç adamları paylaşamıyor; kargaşa ve heyecan çok büyük boyutlarda.

7.01.2021

hezimet

michel houellebecq

okumakla geçen bütün bir hayat, bütün dileklerimin gerçekleşmesi demek olurdu.

ben bunu daha yedi yaşındayken biliyordum. dünyanın düzeni acı verici, yetersiz; değişecek gibi de gelmiyor bana. gerçekten, bütün bir hayat boyu okumak bana daha uygun düşerdi.

ne güzellikten ne de kişisel çekicilikten nasibimi almadığımdan, ikide birde ruhsal çöküntü içine girdiğimden, kadınların öncelikli olarak aradıklarına hiç mi hiç uymuyorum.

bu yüzden bana organlarını açan kadınlarda daima hafif bir tutukluk hissetmişimdir. aslına bakılacak olursa, ben onlar için bir ehvenişerden başka bir şey değildim. bu da, kabul edilecektir ki, kalıcı bir ilişki için ideal bir başlangıç sayılamaz.

iki yıl önce véronique'ten ayrıldığımdan beri, aslında hiçbir kadınla tanışmadım. bu yönde yaptığım cılız ve kararsız girişimler, önceden kestirilebilir bir hezimetten öte bir sonuç getirmedi.

dünya gözlerimizin önünde tektipleşiyor, iletişim araçları gelişiyor, konutların içi yeni donanımlarla zenginleşiyor. insan ilişkileri gitgide olanaksız hale gelmekte, bu da bir hayatı oluşturan öykülerin sayısını o oranda azaltıyor. ve yavaş yavaş bütün ihtişamıyla ölümün yüzü beliriyor. üçüncü bin yıl iyi geliyor.

3.04.2020

yuva

michel houellebecq

kırlangıçlar insanların yaptıkları yuvaları asla kullanmazlar. bir insan yuvalarına dokunduğunda bile, onu bırakıp bir yenisini yaparlar kendilerine.

genel olarak insan yaşamı çok da bir şey değildir, az sayıda olayla özetlenebilir.

insanların sesleri asla değişmez, yüzlerindeki ifade de aynı şekilde. yaşlılığı özetleyebilecek genel bedensel çöküşte, sesle bakış kimliğin, özlemlerin, arzuların, insan kişiliğini oluşturan her şeyin sürüp gittiğine acılı ama söz götürmez biçimde tanıklık eder.

cinsellik hassas bir şeydir, içine girmesi güçtür güç olmasına ama insan kolayca çıkıverir ondan.

insan her zaman notlar alabilir, tümcelerini arka arkaya getirmeyi deneyebilir; ama roman yazmaya başlamak için tüm bunların yoğunlaşmasını, söz götürmez bir duruma gelmesini beklemek, gerçek bir gereksinim çekirdeğinin ortaya çıkmasını beklemek gerekir.

anlamlı olmayan bir şeyde anlam aramamalı.

insan yaşlandığını başkalarıyla olan ilişkileriyle, onların aracılığıyla fark eder; yoksa kendisinin sonsuza dek yaşayacağına inanmak ister içten içe.

10.03.2020

burukluk

michel houellebecq

ender görülen, yapay ve geç olgunlaşan bir olay olan aşk, ancak nadiren bir araya toplanan, her noktada modern çağın özelliği olan ahlaki serbestliğe ters düşen özel koşullarda gelişebilir.

masumiyet olarak, hayal kurma yeteneği olarak, karşı cinsin tümünü sevilen tek bir varlıkta özetlemeye yatkınlık olarak aşk, bir yıllık cinsel serseriliğe nadiren direnebilir, iki yıla ise asla.

gerçekte, ilk gençlik yıllarında art arda edinilen cinsel deneyimler duygusal ve romantik düzeyde her türlü izdüşüm olanağını hızla aşındırıp tahrip eder. insanda aşk yeteneği gitgide, aslında oldukça da çabuk tarafından, eski bir paçavranınkinden farksız hale gelir. ve ardından, sahiden de bir paçavra hayatı yaşanır; yaşlanırken, insanın çekiciliği azalır. bu yüzden gençler kıskanılır; bu yüzden onlardan nefret edilir. itiraf edilmemiş olarak kalmaya mahkum olan bu nefret alevlenir ve gitgide daha kavurucu bir hale gelir. sonra her şey gibi bu da yatışıp söner. geriye sadece burukluk, bıkkınlık, hastalık ve ölüm korkusu kalır.

somut olarak insanlar yaşamayı nasıl başarıyorlar, anlamıyorum. bana bütün insanların mutsuz olması gerekirmiş gibi geliyor. anlıyor musunuz, son derece basit bir dünyada yaşıyoruz. egemen olma, para ve korkuya dayalı bir sistem var -daha çok eril bir sistem, ona mars diyelim; baştan çıkarma ve cinselliğe dayalı dişil bir sistem var, ona da venüs diyelim. ve hepsi bu kadar. yaşamak ve başka bir şey olmadığına inanmak gerçekten mümkün mü?

xıx. yüzyıl sonu gerçekçileriyle birlikte maupassant da başka bir şey olmadığına inanmıştı ve bu onu deliliğe kadar götürdü.

"ne kadar çelişkili görünürse görünsün, aşılacak bir yol vardır ve bunu aşmak gerekir; ama yolcu yoktur. işler görülmüştür; ama işi gören yoktur." (sattipathana-sutta)

bizler hepimiz yaşlılığa ve ölüme boyun eğmişiz. bu yaşlanma ve ölüm kavramı insan-bireye katlanılmaz geliyor. bu hükümran ve koşulsuz kavram, bizim uygarlıklarımızda serpiliyor, adım adım bilinç alanını dolduruyor, başka hiçbir şeyin var olmasına izin vermiyor. böylece yavaş yavaş dünyanın sınırlı olduğuna dair kesin bir kanı oluşuyor. arzu bile yok oluyor; geriye yalnızca burukluk, kıskançlık ve korku kalıyor. en çok da burukluk kalıyor; uçsuz bucaksız, akıl almaz bir burukluk.

hiçbir uygarlık, hiçbir devir insanlarında bunca burukluk yaratmayı başaramamıştır. bu bakımdan bizler hiç görülmemiş anlar yaşamaktayız. çağdaş zihniyeti tek bir sözcükle özetlememiz gerekseydi, ben hiç kuşkusuz şunu seçerdim: burukluk.

8.02.2020

yaşamak

michel houellebecq

zor olan, kurallara göre yaşamanın tam olarak yeterli olmaması. gerçekten de kurallara uygun yaşamayı başarırsınız (bazen kıl payı, son derece kıl payı, ama toplamda bunu başarırsınız).

vergi kağıtlarınız gününde hazırdır. faturalarınız tam zamanında ödenmiştir. kimlik kartınız olmadan şurdan şuraya asla adım atmazsınız (ve de kredi kartına özel küçük cüzdan olmadan) buna rağmen dostunuz yoktur. kural karmaşıktır, çokbiçimlidir. iş saatleri dışında yapılması gereken alışverişler, para çekmeniz (ve çoğu zaman beklemek zorunda kaldığınız) gereken bankamatikler vardır.

hepsinden önemlisi, hayatınızın farklı alanlarını düzene koyan kurumlara yönlendirmeniz gereken çeşitli ödemeler vardır. üstelik hastalanabilirsiniz, bu da masraf kapısı ve yeni formaliteler demektir.

gene de boş zaman kalır. ne yapmalı? bunu nasıl kullanmalı? başkalarının hizmetine mi adamalı kendini? ama aslında başkaları sizi hiç ilgilendirmemektedir. plak mı dinlemeli? bu bir çözümdür ama yıllar geçtikçe müziğin sizi gitgide daha az heyecanlandırdığını teslim etmeniz gerek.

en geniş anlamıyla el uğraşları bir çıkış yolu sunabilir. ama mutlak yalnızlığınızın, her yeri kuşatan boşluk duygusunun, varlığınızın acı ve kesin bir felakete doğru yaklaştığı sezgisinin sizi somut bir ıstırap haline sürüklemek için yarıştığı o anların gitgide daha sık bastırmasını gerçekte hiçbir şey engelleyemez.

gene de ölmeyi her zaman istemezsiniz. bir hayatınız olmuştur. bir hayat yaşadığınız anlar olmuştur. kuşkusuz, artık bunu pek iyi hatırlamıyorsunuzdur; ama bunu kanıtlayan fotoğraflar vardır. şu herhalde ilk gençliğinizde çekilmiş olmalı ya da biraz daha sonra. o zamanlar yaşama iştahınız ne kadar da büyükmüş! hayat size yepyeni olasılıklardan yana zengin görünürdü. varyete şarkıcısı olabilir; venezuela'ya gidebilirdiniz.

şimdi kıyıdan açıktasınız: a, evet! kıyıdan ne kadar da açıktasınız! uzun zaman başka bir kıyı olduğuna inanmıştınız; artık böyle bir şey yok. gene de yüzmeye devam ediyorsunuz ve yaptığınız her hareket sizi boğulmaya daha çok yaklaştırıyor.

29.09.2019

uzun lafın kısası

martialis: her yerde olan hiçbir yerde değildir.

charles bukowski: gerçek kahkaha bire yirmi veren atı bulmaktır.

yuval noah harari: zihnimiz hazların geçici ve anlamsız titreşimlerden ibaret olduğunu kavradığında, duyduğumuz arzuyu da kaybederiz. hızla ortaya çıkıp kaybolan bir şeyin peşinde koşmanın ne anlamı olabilir?

paulo coelho: en kusursuz cinayet budur: yaşama sevincimizi kimlerin öldürdüğünü, bunu hangi güdüyle yaptıklarını, suçluların nerede bulunacağını bilemeyiz.

lewis namier: insan, siyasal öğreti ve dogmalarla zihninin serbestçe çalışmasını ne kadar az engellerse, düşüncesi için o kadar iyidir.

samuel beckett: yaşam diye bilinen sendrom tedaviye olanak tanımayacak kadar dağınıktır. tedavisi mümkün her tanıya karşılık kötüleşen bir başkası ortaya çıkar. insanları gereksinmeleri bir kısır döngü yaratır. eksikliğin niceliği asla değişmez.

thomas hardy: aşk, katı, gündelik gerçek yığınlarının arasındaki çatlaklarda yeşerir.

lev troçki: insan bir devrimi ya da bir savaşı önceden kestirebilir; fakat sonbaharda bir yaban ördeği avının sonuçlarını önceden kestirmesi imkansızdır.

jean meslier: aklımı hiçbir zaman kurban etmeyeceğim. çünkü, yalnız bu akıl, bana iyiliği kötülükten, hakkı batıldan ayırt ettirebilir.

albert caraco: bizim aramızdaki hiçbir sorumlunun felaketi öngörecek cesareti yoktur, itiraf edecek cesareti hiç yoktur. günümüzün koşulsuz buyruğu iyimserliktir. dipsiz uçurumun kıyısında bile iyimserliğimizi koruyoruz.

michel houellebecq: çözülmemiş bir olay eski bir yara gibidir, size asla huzur vermez.

goethe: nedir insan, hep övülen bu yarı tanrı? güçlerinden, tam da en gereken yerde yoksun kalmaz mı? ve sevinç içinde yükseldiği, acılarla yıkıldığı zaman, tam da sonsuzluğun bolluğunda kendini yitirmeyi özlediğinde, o vurdumduymaz ve soğuk bilinçliliğine geri dönmüyor mu hep?

17.04.2018

kuşatılmış yaşamlar

michel houellebecq

bizim uygarlığımız yaşamı tüketmekten hasta.

bir süpermarket reyonunda selofan kağıdına sarılmış bir piliç budu gibi hissediyorum kendimi.

bizim serüvene ve erotizme ihtiyacımız var, çünkü bizlerin hayatın muhteşem ve coşku verici olduğunu tekrar tekrar söylediğimizi duymaya ihtiyacımız var; bu konuda biraz kuşkuluyuz da ondan.

cesaret daima işe yarayan bir şeydir.

bazen hayatın genel görünümlerine değinen hararetli sohbetler oluyor; hatta bazen sıcak bir kucaklaşma oluveriyor. tabii karşılıklı telefon numaraları alınır verilir ama genelde insanlar birbirlerini çok az ararlar. hatta hatırlansa ve tekrar görüşülse bile baştaki coşkunun yerini süratle bir hayal kırıklığı ve isteksizlik alır. inanın bana, ben hayatı tanırım; her şey tamamen tıkanır kalır.

bir penisi her zaman için kesip parçalara ayırabilirsiniz ama bir vajinanın boşluğunu nasıl unutursunuz?

kıçı açık geziyorsam, sizi ayartmak için değildir!
gösteriyorsam kıllı bacaklarımı, canım istediği içindir.

aşk arzusu erkekte derindedir, kökleri şaşırtıcı derinliklere kadar uzanır ve kökçüklerinin büyük çoğunluğu kalbin maddesi içinde bile yer alır.

bu dünyanın, daha fazla bilgi dışında her şeye ihtiyacı var.

okumakla geçen bütün bir hayat bütün dileklerimin gerçekleşmesi demek olurdu.

12.11.2015

harita ve topraklar

michel houellebecq

çözülmemiş bir olay eski bir yara gibidir; size asla huzur vermez.

ne tuhaf, insandaki kendini ifade etme, dünyada bir iz bırakma ihtiyacının güçlü bir şey olduğunu sanırız; ama genelde yeterli olmaz bu. asıl işe yarayan, insanları kendilerini aşmaya iten şey hala sadece para kazanma ihtiyacı.

inat birçok meslekte, en azından gerçeklik kavramıyla uzaktan yakından ilgisi olan her meslekte işe yarayan tek insan özelliğidir.

edebiyatta, müzikte yön değiştirmek kesinlikle olanaksız; adamı linç ederler. bir yandan hep aynı şeyi yaparsan kendini yinelemekle, gerilemekle suçlarlar; ama başka tarafa kayarsan bu sefer de her işe el atan tutarsız biri olmakla suçlarlar.

güzellik biraz da ayrıntıdır.

yoğun bir bakış, tutkulu bir bakış. kadınların aradıkları her şeyden önce budur. bir erkeğin bakışlarında bir canlılık, bir tutku fark ettiler mi onu çekici bulurlar.

tanrı'ya inanmak rahatlatıcı bir şey olsa gerek: başkaları için artık bir şey yapılamadığında -yaşamda da genellikle öyle oluyor, işin özünde hemen her zaman olan biten budur, özellikle de kanser söz konusu olduğunda- geriye onlar için dua etme seçeneği kalıyor.

10.07.2009

raphaël

michel houellebecq

sen asla erotik bir genç kız düşü olamazsın, raphaël. bunu kabullenmen lazım; böyle şeyler sana göre değil. hem zaten artık çok geç.

ilk gençlik günlerinden beri yaşadığın cinsel başarısızlık, on üç yaşından beri peşini bırakmayan abazanlık sende silinmez bir iz bırakacaktır, raphaël. bundan sonra kadınlarla birlikte olabileceğini varsaysak bile -ki doğrusu, ben buna inanmıyorum- bu yeterli olmayacaktır; artık hiçbir şey yeterli olmayacak. sen daima yaşamadığın o ilk gençlik aşklarının öksüzü olarak kalacaksın.

sendeki yara daha şimdiden canını acıtıyor; gitgide daha beter olacak. sonunda kalbin korkunç, acımasız bir buruklukla dolacak. senin için ne kurtuluş var ne de huzur. öyle işte. ama bu demek değildir ki, sana her türlü intikam yolu da yasak. o kadar arzuladığın o kadınlara, sen de sahip olabilirsin. hatta onlardaki en değerli şeyi bile ele geçirebilirsin.

onlarda, raphaël, en değerli şey nedir? güzellikleri değil, bu noktada yanılgını düzeltiyorum; vajinaları da değil, hatta aşkları da; çünkü bütün bunlar yaşamla birlikte yok olur. ve sen şu andan itibaren onların yaşamlarına sahip olabilirsin. bu akşamdan tezi yok cinayet kariyerine atıl; inan bana dostum, bu senin elindeki son şans.

o kadınların bıçağının ucunda titrediklerini ve gençliklerine acıman için yalvardıklarını hissettiğinde, orada gerçekten sen efendi olacaksın; o an onlara ruhen ve bedenen sahip olacaksın. hatta onları kurban etmeden önce, kendilerinden birkaç lezzetli armağan da elde edebileceksin; bir bıçak, raphaël, hatırı sayılır bir müttefiktir.

21.03.2009

psikanaliz

michel houellebecq

çok genel olarak, analizdeki kadınlardan alabileceğiniz bir şey yoktur.

psikanalistlerin eline düşen bir kadın sonunda hiç işe yaramaz olur, bunu defalarca gözlemlemişimdir. bu olguya psikanalizin yan etkisi olarak değil, bal gibi de başlıca amacı olarak bakmak gerekir.

psikanalistler ben'in yeniden yapılanması kılıfı altında gerçekte rezil biçimde insan varlığını tahrip etmeye girişirler. masumiyet, yüce gönüllülük, saflık. bütün bunlar onların hoyrat elleri arasında hızla öğütülür gider. bol bulamaç kazanan, ukala ve budala psikanalistler sözde hastalarında, fiziksel ve zihinsel ne kadar aşka yatkınlık varsa yok ederler. aslında gerçek insanlık düşmanları gibi hareket ederler. zalim bir bencillik okulu olan psikanaliz, biraz kafası karışmış, düzgün kızlara saldırıp onları, yerinde bir tiksinti uyandırmaktan başka bir işe yaramayan, kaçıkça ben, ben diyen lanet şırfıntılara dönüştürür.

psikanalistlerin elinden geçmiş bir kadına asla, hiçbir şekilde güvenmemelidir. bayağılık, bencillik, saldırgan salaklık, ahlak duygusunun toptan çöküşü, kronik sevme güçlüğü: işte "ruh çözümlemesinden geçmiş" bir kadının eksiksiz portresi.

bunu söylemek lazım, véronique satırı satırına bu tanıma uyuyordu. gücüm yettiğince onu sevdim -ki bu da büyük aşk demekti. bu aşk boş yere çarçur edildi, artık bunu biliyorum. onun iki kolunu birden kırsam daha iyi edermişim. herhalde öteden beri, bütün bunalımlı kadınlar gibi bencilliğe ve kalpsizliğe eğilimliydi; ama psikanalisti onu geri dönüşü mümkün olmayacak biçimde içi boş ve vicdansız, gerçek bir pisliğe dönüştürdü -parlak kağıda sarılmış bir süprüntü.

beyaz bir tahtası olduğunu hatırlıyorum, üzerine "konserve bezelye" ya da "kuru temizleme" türünden bir şeyler yazardı. bir akşam seans'tan dönüşte lacan'ın şu cümlesini not etmişti: "ne kadar iğrenç olursanız her şey o kadar yolunda gidecektir." gülümsemiştim; çok haksızmışım. o sıralar, o cümle henüz bir programmış ancak; ama kelimesi kelimesine uygulamaya konulacakmış.

işte size psikanalizin ilk etkisi: kurbanlarda inanılması güç, gülünç bir pintilik ve hesapçılık geliştirmek. psikanaliz tedavisi gören biriyle bir kahveye gitmeye kalkmayın; kaçınılmaz biçimde hesabın ayrıntılarını tartışmaya başlar ve iş garsonla sorun çıkarmaya kadar gider.