mayakovski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mayakovski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.02.2019

uzun lafın kısası

lev troçki: çölde manzara resmi yapılamaz.

esther vilar: erkeklerin profesyonel fahişeyi küçümsemesi bir çelişkidir; çünkü seks konusunda dürüst olan tek kadın odur.

konfüçyüs: insanların yanlışları, üyesi oldukları sınıfın belirgin niteliğidir.

richard sennett: bütün insanlar bir şeyi iyi yapmanın verdiği tatmini yaşamak ve yaptığı şeye inanmak ister.

mayakovski: ve insan sözcüklerde sevince yürek bir yazı takımı olup çıkıyor.

gilles deleuze: çöküşümüz yozlaşmamış her yere acıyı, yalnızlığı, suçluluğu, iletişim dramını, içselliğin olanca trajedisini sokuşturmaya çalışmamızla kanıtlanır. büyük kitaplardan şizoid kahkaha ve devrimci sevinç doğar, o sefil özseverliğimizin acıları ya da suçluluğumuzun dehşeti değil.

sigmund freud: nerede bir yasak varsa, orada buna neden olan bir arzu, itiraf edilmeyen ve bilinç dışında kalan bir tamah vardır.

ingeborg bachmann: ben, babamın yuvarladığı çığın altında kaldım.

albert caraco: bizim yaşadığımız dünya, kabul olunamaz bir düzene göre kendini düzenleyerek ve bizim nihai amaçlarımıza zarar verecek şekilde sürdürdüğümüz, giderek saçmalaşan bir dünyadır.

paul valery: varoluşun saflığı içinde evren küçük bir kusurdur.

charles bukowski: yazmak uçmaktır benim için. ateşler yakmaktır. yazmak, ölümü sol cebimden çıkarıp duvara atıp tutmaktır.

nilgün marmara: ölürken kahkahamı ona bırakacağım.

10.04.2017

intihar

zülfü livaneli

yaratıcı insanlar arasında intihar oranı neden bu kadar yüksek?

kimsenin görmezden gelemeyeceği bir özelliği var bu kişilerin: "normal" insanlara göre çok daha duyarlılar; hayatın acılarını ve sevinçlerini herkesten daha fazla ve daha derinden duyuyorlar. bu yüzden de yaralanmalara, incinmelere daha açık oluyorlar.

mayakovski ve macar şair attila jozsef, büyük umutlarla "insanlığın kurtuluşu" olarak gördükleri rejimlerin başındaki politikacıların yarattığı hayal kırıklığına dayanamayarak kendilerini öldürdüler.

stefan zweig ise avrupa kültürüne inanan bir hümanist olarak, nazi zulmünün uygulamalarını ve o uygar avrupa'nın korkunç bir barbarlık bataklığına dönüşmesini kabul edemediği için karısı lotte ile birlikte aşırı dozda ilaç alarak canına kıydı.

eşiyle birlikte intihar edenler arasında, londra'da birlikte intihar eden arthur ile cynthia koestler'i anmak gerekir. karl marx'ın kızı jenny de kocası paul lafargue ile birlikte intihar etme yolunu seçenlerden.

ukraynalı büyük romancı ve hikayeci gogol birtakım ruhi ve akli sorunlarla boğuştuğu için, bir şey yemeyi ve içmeyi reddederek öldürmüştür kendini. bu acılı süreç dokuz gün sürmüştür.

rus şiirinin en büyüklerinden olan sergey yesenin de ruhsal depremler sonucunda hayatına son verenlerden. şair birkaç kez hastaneye yatırıldıktan sonra bir otel odasının duvarlarına kendi kanıyla veda şiirini yazdı ve kendini astı.

ingiliz dilinin en önemli romancılarından olan virginia woolf artık hayata dayanamadığı için evinin yakınındaki nehir kıyısına gitti, ceplerine ağır taşlar doldurarak suya girdi ve boğuldu.

8.08.2015

türkü

mayakovski


fransızca bilir
harika bölmeler
çarpmalar yapar
fiilleri hiç sektirmeden çekersiniz
hadi, çekin bakalım
yalnız söyleyin hele
bilir misiniz
bir evle birlikte türkü çağırmayı
tramvayın dilinden anlar mısınız

9.02.2015

şiirde dün yok mu *

tomris uyar

"meselemiz bir şiir meselesi değildir. yaşama meselesidir. hayatımızda olmayan mesele şiirimizde de olamaz."

mayakovski: genç şairlerin bitmemiş şiiri azdır.

"şiir yazmaya yeltenmek, geleneksel ve umarsız bir aptallıktır. dünyada hiç şiir olmamıştır, gök gürültüsünden ve yalnız adalardan başka. üstelik gereği de yoktur, olmayacak mutluluklar ve olağan umutsuzluklardan başka, hayvansal saflığı aramaktan başka."

"şiir üstüne bütün çözümlemeler, bütün kurallar hep ama hep ortalama şairler için."

"evet, şiir her çağda yenilenir. ama şiiri toplumdan, toplumsal değişmelerden önce bir ozan yeniler. şunu demek istiyorum: belki başka hiçbir sanat ürünü şiir kadar sanatçısına, sanatçısının kişiliğine bağlı değildir. yani bir bakıma şiirin tanımı ozanın tanımıdır denebilir."

"ben hep sıkıntılıyım. yani bir adamın canı sıkılır, o benim. çünkü bana en yaraşan durumdur sıkıntılı olmak. ne söylenmişse ve söylenmemişse, ne yapılmışsa ve ne yapılmamışsa, ne düzeltilmişse ve ne düzeltilmemişse ondan sıkılan biri. belki, söylenmemişin, yapılmamışın ve düzeltilmemişin telaşı içinde biraz. o kadar. ve sıkıntılı. ve sıkıntılı."

"abdülhak hamit, birtakım özentilerin adamıdır. monokl'ü, lüsyen hanım'ı ile, tarık'ı ve makber'i ile. hamit'in kötü değil, sadece kötü değil, üstelik gülünç bir şair olmadığı söylenemez. mehmet emin hiçbir ölçü ile şair sayılamaz. mehmet emin hiçbir yoruma imkan bırakmayacak kadar ilkel bir şairdir."

"necip fazıl yalnızlığın, büyük ve duyulmuş, tadılmış bir yalnızlığın, kendisinin seçmediği, onaylamadığı şartların farkına varmadan içine üflediği bir yalnızlığın adamıdır; hatta ölüsüdür."

"nazım hikmet'in şiiri ve kişiliği konusunda bir tek şiirle düşünmek zor, hatta imkansız. çok sağlam bir gövde, çok sağlam bir ruh yapısı, çok iyi bilinen sorunlar, çok iyi çıkarılan bir izdüşüm ve çok derinden bir insanilik, ödünsüzlük. ve mutlaka, mutlaka türkçe imgelerle, türkçe duygulanmalarla hasretlenir. terhis özlemi çeken bir kura neferidir sanki."

memet fuat: turgut uyar'ın soluklu, uzun dizeli, düzyazı görünümlü şiiri, din kitaplarını çağrıştıran havasıyla, öyküsünü anlatışıyla yücelik duygusu veren bir şiirdi. anlamsızlık bir yana, kapalı olmayan bu şiir, anlatım özellikleri, şiirleştirme yöntemleri nedeniyle ikinci yeni akımı içinde düşünüldü. aynı yücelik duygusu, sonraki imgeye dayanan kapalı şiirlerinde de sürdü. giderek, değişik aşamalardan geçen turgut uyar şiirinin değişmeyen yanı, bu yücelik duygusu oldu. hep büyük bir şiirin karşısında sarsıldı okurları.

"şiir bir sanat olayı değildir. bir yaşama çabasıdır önce. yaşadığımıza tanıklık eder."

"bir ozanı, daha genel olarak bir şiiri başka bir şiirden ayıran temel nitelik, ilkin durmaksızın değişen toplum şartlarının hazırladığı ortam, bu ortamın şiire getirdiği özel yaşama görüşüdür."

"şiir çıkmazdadır. çünkü insan çıkmazdadır. toplum değişiyor, insan değişiyor, insanın yeri değişiyor. çıkmaz, bilince, bilgiye, uygunluğa, çağdaş şiire ve insana yeni bir imkandır."

"bugün yazılan şiirde hiçbir çağdaş sözcük yok. şiir dilimiz 1930'ların anıştırmalarında kalmış, imge dağarcığı zenginleşmemiş, gene denize bakılıp içleniliyor. dilde yeniliği 'aşk'ı 'sevi' yapmakla bir tuttuk. oysa önemli olan, aşk kavramını çeşitlemek, zenginleştirmek olmalıydı. galiba bugünkü kısırlık biraz da bundan. dile yaşayışla birlikte giren şeyleri yok saymamalıyız. hayatımızı zenginleştiren şeyler yok şiirde. sözü galiba şurada toparlayacağız: yaşadığı günün farkına varmak."

cemal süreya: turgut uyar özellikle son yıllarda büyük bir şiirin ortasını yazıyor. büyük bir gövdedir onun şiiri. kımıldadıkça kendine benzer yeni gövdeler hazırlar, çoğaltır. bir anıttan çok bir dirim belirtisidir. şiirsel işlevini bütünüyle ve sürekli bir şekilde hareket ederek sürdürür. tek tek şiirleri yok, şiiri vardır. 

"niçin umutlu olayım? çünkü umutsuzluğun insanı, umuttan daha güçlü, bir şey yapmaya zorlayan bir duygu olduğuna inanıyorum. asıl olan mutsuzluktur. her şeyi bitmiş insanın bağımsızlığından daha kutsal, daha insani ne var? şiir bir bakıma bu saçmalığın mantığıdır." 

"şiir mutluluğa değil direnmeyedir. şiir bir şeyi korumaz. tersine bir korumayı dağıtır. insan doğasına en uygun sanat olması her şeye aykırılığından gelir."

"hayvanları seviyorum. kedi huzur veriyor bana. yalnızlığımı paylaşıyor. dokunmalıyım hayvana. bu yüzden akvaryum balıklarını sevmiyorum. kafesteki kuşları da."

ünsal oskay: kitle kültürü, mutsuz insan ile onu mutsuz kılan toplumsal realiteyi özdeş kılan bir yanılsama yaratma işleviyle üretilir. kitle kültürünün tüketicisi olduğumuz anlarsa realitenin gerçek yüzünü görmekten kaçmak istediğimiz anlardır. bize acı veren toplumsal realite karşısında unutmaya, amneziye sığındığımız anlardır.

edip cansever: anlaşılması güç olanı kolay anlaşılana yakınlaştırması, şiirindeki özelliklerden biridir sadece. dize bireşimlerindeki anlam katmanlarını öylesine üst üste getirir ki, bu yarı saydam dizilişi soyarak çekirdeğe ulaşmakta hiçbir güçlükle karşılaşmayız.

"tek haklıyı her zaman halk olarak düşündüm. insanın haklılığına, direncine, değerlerine ve sevme yeteneğine inancımı söyledim."

"belki de asıl ustalık budur: her zaman acemi olmayı bilmek."

* not: alıntılarda tırnak işareti (" ") içindeki sözler turgut uyar'a aittir.

24.09.2014

mektuplar

mayakovski

"belki zamanla yaşlandım; ama sevmeye başladım her şeyi olduğu gibi.

görülmemiş biçimde bezginim kendimden. nereye gidebilir insan; kendinden kaçamaz ki..

volodya amca, bütün dünyada birini sevmiyorum. sanırım buna gücüm yetmiyor. ama sen, sen mutlusun. senin için böyle bir sevecenlik duyuyorum. değilse her şey dilsiz ve ölüm. ne iyi olurdu insan bir an duymak ve öğrenmek gücünü yitirebilseydi. örneğin uyur gibi. ne denli iyi olurdu!

çoğu kez inanmışımdır; insan büsbütün açık yürekle yazmamalı. kimi zaman gülünç duruma düşülür, bundan başka, belki de inanılmaz. ama gerçek, hiçbir zaman bir tek ufacık sözcük yazmadım sana, ne yazdığımı iyice denetlemeden önce. yalnız şu var ki, insan her zaman doğru sözcüğü bulamıyor.

her şeyde korkunç bir şanssızlığım var. neye el uzatsam, elimden düşüp gidiyor her şey. hiçbir şeye istek duymuyorum. bu gerçek volodya, her şeyden usandım. hiçbir şey bulamıyorum. çok da çirkinleştim ve aynaya bile bakmayı göze alamıyorum." (elsa)

mayakovski: güzellik nedir biliyor musunuz? onun, boş bir bahçeye bakan ak bir sütuna yaslanmış gül yanaklı bir kız olduğuna inanırsınız. güzellik, bilimin ellerinde bir mikroskoptur. orda milyonlarca ufacık basil, aptallar özümler.

şiirim ulaşacak size
ama değil ozansı başıboşlukla
değil bir ok gibi
lirin aşk sertliğinin
ve değil küflenmiş bir beş kopek
para babalarına
ya da sönen yıldızların ışığı gibi (mayakovski)

lili brik: aşk benim için her şey midir? her şey; ama başka biçimde. aşk bir yaşamdır. bu işte en önemlisi. şiir, iş, kısacık her şey buna bağlı. aşk her şeyin kalbi. bu kalp ölünce her şey ölüpgider, anlamsızlaşır. ama yürek çalışırsa, her şey üzerine konuşulabilir. yüreğimin çalışmasından yoksun kalırsam ölürüm.

kin duyuyorum
her çeşit ölü etine
ama tapıyorum
yaşam olan her şeye (mayakovski)

nazım hikmet: ben mayakovski'yi şahsen tanıdım. bir kere, bir yılbaşı gecesi, bir şairin evindeki toplantıda kendisine takdim edildim. sonra şiir okurken de dinledim; fakat hala en az tanıdığım şair odur. sonra tersine, üstadı bize tercüme etselerdi aramızda ne kadar az benzerlik olduğu o zaman meydana çıkardı. kısaca söyleyeyim: üstat, bir çeşit müstezatlı aruzla yazar; bendeniz böyle müstezatlı bir ölçü kullanmam. üstatta kafiye meselesi, edindiğim, edinebildiğim bilgiye göre ön planda geliyor. bendeniz ise bunu ancak gerektiği zaman bir unsur olarak kullanırım.

topraktan
ateşten
ve denizden
doğanların
en mükemmeli doğacak bizden (nazım hikmet)

7.04.2014

veda

mayakovski

herkese söylüyorum, ölümümden dolayı kimseyi suçlamayın. rica ediyorum, dedikodu da yapmayın. şu anda ölü olan bu kişi, ondan nefret ederdi. anneciğim, kız kardeşlerim, dostlarım bağışlayın beni: bu bir yol değil (hiç kimseye de önermiyorum); ama başka çarem kalmamıştı. lili, beni sev. yoldaşım hükümet, ailem: lili brik, annem, kız kardeşlerim ve veronica vittoldovna pollonskaya. onlara, onları yaşatabilecek olanakları sağlarsan müteşekkir kalırım. başlamış olduğum şiirleri brik'lere ver. orada bir araya gelecek hepsi. hani denir ya, "olay kapandı." aşkın kayığı günlük yaşama çarpıp parçalandı. yaşamla ödeştik. artık bir yararı yok acıları, mutsuzlukları, karşılıklı hataları deşip durmanın. mutlu olsun! (14 nisan 1930)

13.02.2014

dizeler

vladimir mayakovski



fransızca bilir
harika bölmeler
çarpmalar yapar
fiilleri hiç sektirmeden çekersiniz
hadi, çekin bakalım
yalnız söyleyin hele
bilir misiniz
bir evle birlikte türkü çağırmayı
tramvayın dilinden anlar mısınız

pek çok dolaştım
sıcak ülkelerde
ama ancak bu kış
öğrendim ne olduğunu
güzelim sıcaklığının
sevdaların
dostlukların
aile kucağının

insan ancak
şu buz gibi çıplak yerde yatarken
hep birlikte
zangır zangır
titreşirken

anlıyor:
hiçbir zaman
insanlara
ağlamamalı bir yorgan
ya da bir okşayış için
havanın
şerbet gibi olduğu
bir yerden
ayrılırsınız
ve geri dönersiniz, koşarsınız
ama üstünde
birlikte titreştiğiniz toprağın
sevgisini söküp atamazsınız
içinizden

bu kış
bir deri bir kemik ve sert
örttü üstünü
bir daha
kalkmamacasına
yatanların
sözcüklerle dile getirmek bunu
bu dizelerde
dokunamam hiçbir zaman
acılı
volga'ya

"her ozanın tepesinde o dayanılmaz korku, 'sonunda yalnız kalma' korkusu dolaşmaktadır aslında."

günler
seçiyorum
binlercesi arasından
akraba
başka günlere
külrengi bir dizi halinde
geliyor bu günler
hızla akıp giden
yılların önüne düşmüş
ne çok besili
ne çok aç
bir gün yazdım mı
bir gün söyledim mi
işe yarar bir laf
gök gözlerindir kabahat
sevdiğimin gözlerinin
o yuvarlak
kestane rengi
insanı yakacak kadar sıcak

telefon çalıyor hem de çılgınca
koca bir balyoz
iniyor kulağa
doktor gevezelik ediyor:
"gözlerin bakması için
sıcak gerekli
yeşil gerekli"

sevdiğimin evine gidiyorum
bir konuk gibi
tutarak
iki küçük havucu
yeşil saplarından
pek çok götürmüşümdür
şekerlemeler, çiçekler
ama
bütün o pahalı
armağanların ötesinde
belleğimde özellikle
bu havuçlara verdiğim para
ve yarım kucak
kayın odununa

bir camın ardından
geçip gidiyor kar

karın
adımları
yumuşacık
beyaz
çıplak
kayası
başkentlerin
kayaya
yapışık
iskeleti
ormanların
ve işte
ormanın ardında
göğün aralığından
tırmanıp çıkıyor
bit kadar güneş
aralığın
yorgun ve gecikmiş güneşi
yükseliyor
moskova'nın üstünde
tifüs ateşi gibi
bulutlar almış başlarını
gidiyor
karnı tok
ülkelere doğru
bulutların ardında
uzanıp yatmış
amerika
uzanıp yatmış
durmadan yutmakta
kahvesini
kakaosunu dünyanın
bense şu çıplak
yurdumuzdan
fırlatıyorum kafasına
lokanta tabaklarından daha yuvarlak
avuç dolusu yağı
domuz etini
bir de şu çığlığı:
"seviyorum ben
bu toprağı
insan unutabilir
nerde ve ne zaman
göbek bağladığını
üç kat gerdan bıraktığını
ama unutamazsın
hiçbir zaman
üstünde
birlikte açlığın
ne olduğunu öğrendiğin yeri."

ama
fethettiğin toprak
yarı ölüyken
beşiğe yatırıp salladığın
lastik topun seni üstünde havalandırdığı
tüfeğin yere serdiği
bir damla gibi
halk yığınlarına
karıştığın
yerle bağın yaşamına
çalışmasına
şölenine
ölümünedir

"ve birden her şey dönmeye başladı."

6.01.2014

lili brik'e mektuplar

mayakovski

lilek,

görüyorum ki kararın kesin. ısrarımın sana acı verdiğini biliyorum. yalnız, lilik, bugün başıma gelen öylesine korkunç ki, şu küçük saman çöpüne, yani mektuba sarılmadan edemeyeceğim. şimdiye dek böyle acı çekmemiştim; gerçekten iyice büyümüşüm besbelli. önceleri beni kovduğun zaman rastlantılara güvenirdim. şimdiyse kendimi yaşamdan bütünüyle kopmuş hissediyor, bundan böyle hiçbir şey olmayacakmış gibi bir duyguya kapılıyorum. sensiz yaşamanın anlamı yok. bunu sana öteden beri söylemiş, kendim de adım gibi bilmişimdir. şimdiyse duyuyor, bütün varlığımla hissediyorum. zevkle düşündüğüm her şey ama her şey değerini yitirdi, midemi bulandırmakta. gözdağı vermiyor, bağışlayasın diye yalvarmıyorum. kendime zarar verecek hiçbir şeye girişmeyeceğim. anamla liuda için müthiş korkuyorum çünkü. bu da duygusal olgunluğumu gösteren başka bir kanıt. sana söz falan veremem. hiçbir söze inanmayacağını bilirim. seni üzmeden buluşmamızın, barışmamızın yolu olmadığını da biliyorum. buna rağmen, sana yazmadan, bütün bunlardan ötürü beni bağışlamanı istemeden edemiyorum. kararını acılar içinde binbir güçlükle verdinse, son bir denemeye girişmek istersen, beni bağışlar, karşılık verirsin. karşılık vermesen de, biricik düşüncem sensin. seni tıpkı 7 yıl önceki gibi seviyorum. dileğin, buyruğun neyse hemen, seve seve yerine getireceğim. sevdiğini bilen, ayrılığa da kendisinin yol açtığının farkında olan için ne korkunç şey ayrılmak!

kahvede bir masaya çökmüş, ağlayıp sızlıyorum. hizmetle görevli kızlar benimle eğleniyor. bundan sonra yaşamımın hep böyle olacağını düşünmek ürperti verici. senden değil, kendimden söz ediyorum ve şu anda senin alabildiğine dingin olduğunu, her saniye benden uzaklaştığını, birkaç saniye sonra büsbütün unutulup gideceğimi düşünmek ne korkunç! bu mektup sende acı ve tiksintiden başka bir şey uyandırırsa, tanrı aşkına karşılık ver, hemen yaz, şimdi eve koşup bekleyeceğim. yoksa, ne korkunç, ne müthiş bir yıkım!

öperim.
bütünüyle senin olan ben.

saat 10 şimdi; 11'e dek karşılık vermezsen, beklemenin gereksiz olduğunu anlayacağım.

18.11.2012

hayır

adalet ağaoğlu

her gerçek başlangıç ölümle eşdeğerdir, ölümü seçmek kadar yüreklilik ister.

sanat, içinde yaşanabilecek tek dünyadır. insanın gerçekten özgür olduğu tek yerdir.

parçalanmış değerler karşısında hayatla uyum sağlamak ikiyüzlülüktür.

aşkın kayığı
günlük yaşama çarptı (mayakovski)

faşizm yalnız topla, tüfekle, insanların kıçına cop sokmakla olmaz. haddini bilmezliğin, bırakın aydına, insana saygısızlığın her biçimi faşizmin ta kendisidir.

lin-po: bu dünyadaki yaşam, özlemi çekilen bir yaşam değildir.

bütün iyi ve güzel kitaplar bilinç anlarımızı ışıldatan kitaplardır. bütün tablolar, heykeller, müzik parçaları. avuçlarımızdan kaçan ne varsa, ancak onlarla yakalayabiliyoruz.

hayat; küçükmüş, büyükmüş, azmış, çokmuş demiyor, insanı her olguda yeniden sınıyor.

don't go gentle into the good night
rage, rage against the dying of the light (dylan thomas)

hayat değişecekse, kendini değiştirebilenlerle değişecek, yinelenişe ayak uyduranlarla değil.

elias canetti, büyük bir açıklıkla belirtiyordu: geleceğin gerçeği hem aydınlık hem karanlık, yani parçalanmış bir gerçekliktir.

herkesi, kendi küçük delilikleri ayakta tutar.

tek bir koltuğun bile bulunmadığı yerde yepyeni bir oturup kalkma, yepyeni bir yaşama biçimi elde edilir.

bir şeftalinin, bir üzümün tadı. yaşam başka ne ki?

antonin artaud: isteyerek kopardım kendimi yaşamdan, yazgımı değiştirmek istedim.

fazla aydınlık da sis kadar aldatır. göz kamaşır, hamlıklar örtülür, keskinlikler yumuşar.

edinilmiş alışkanlıklar gibi, incelikler de her zaman pusuda bekler; kendisini gösterebileceği aralıklar kollar; yoksa da yaratır.

kendi hayatını yaşayamayan, başkalarınınkini de öldürür.

hiçbir düş, hiçbir tasarı, hiçbir özlem sandıklarda kalmamalı.

her durumda özgür kimliğimizi koruyabilmek ancak edimle söylenebilecek şu iki sözcüğe bağlı: yinelemeye hayır! aynılaşmaya hayır! aynılığa hayır! her durumda özgür kimliğimizi koruyabilmek ancak edimle söylenebilecek şu tek ve son söze bağlı: hayır!

5.10.2012

dizeler

vladimir mayakovski



pek çok dolaştım
sıcak ülkelerde
ama ancak bu kış
öğrendim ne olduğunu
güzelim sıcaklığının
sevdaların
dostlukların
aile kucağının

insan ancak
şu buz gibi çıplak yerde yatarken
hep birlikte
zangır zangır
titreşirken

anlıyor:
hiçbir zaman
insanlara
ağlamamalı bir yorgan
ya da bir okşayış için

havanın
şerbet gibi olduğu
bir yerden
ayrılırsınız
ve geri dönersiniz, koşarsınız
ama üstünde
birlikte titreştiğiniz toprağın
sevgisini söküp atamazsınız
içinizden

bu kış
bir deri bir kemik ve sert
örttü üstünü
bir daha
kalkmamacasına
yatanların
sözcüklerle dile getirmek bunu
bu dizelerde
dokunamam hiçbir zaman
acılı
volga'ya

günler
seçiyorum
binlercesi arasından
akraba
başka günlere
külrengi bir dizi halinde
geliyor bu günler
hızla akıp giden
yılların önüne düşmüş
ne çok besili
ne çok aç
bir gün yazdım mı
bir gün söyledim mi
işe yarar bir laf
gök gözlerindir kabahat
sevdiğimin gözlerinin
o yuvarlak
kestane rengi
insanı yakacak kadar sıcak

telefon çalıyor hem de çılgınca
koca bir balyoz
iniyor kulağa
doktor gevezelik ediyor:
"gözlerin bakması için
sıcak gerekli
yeşil gerekli"

sevdiğimin evine gidiyorum
bir konuk gibi
tutarak
iki küçük havucu
yeşil saplarından
pek çok götürmüşümdür
şekerlemeler, çiçekler
ama
bütün o pahalı
armağanların ötesinde
belleğimde özellikle
bu havuçlara verdiğim para
ve yarım kucak
kayın odununa

bir camın ardından
geçip gidiyor kar

karın
adımları
yumuşacık
beyaz
çıplak
kayası
başkentlerin
kayaya
yapışık
iskeleti
ormanların
ve işte
ormanın ardında
göğün aralığından
tırmanıp çıkıyor
bit kadar güneş
aralığın
yorgun ve gecikmiş güneşi
yükseliyor
moskova'nın üstünde
tifüs ateşi gibi
bulutlar almış başlarını
gidiyor
karnı tok
ülkelere doğru
bulutların ardında
uzanıp yatmış
amerika
uzanıp yatmış
durmadan yutmakta
kahvesini
kakaosunu dünyanın
bense şu çıplak
yurdumuzdan
fırlatıyorum kafasına
lokanta tabaklarından daha yuvarlak
avuç dolusu yağı
domuz etini
bir de şu çığlığı:
"seviyorum ben
bu toprağı
insan unutabilir
nerde ve ne zaman
göbek bağladığını
üç kat gerdan bıraktığını
ama unutamazsın
hiçbir zaman
üstünde
birlikte açlığın
ne olduğunu öğrendiğin yeri."

ama
fethettiğin toprak
yarı ölüyken
beşiğe yatırıp salladığın
lastik topun seni üstünde havalandırdığı
tüfeğin yere serdiği
bir damla gibi
halk yığınlarına
karıştığın
yerle bağın yaşamına
çalışmasına
şölenine
ölümünedir

"ve birden her şey dönmeye başladı."

6.05.2011

böyleydi eskiden

vladimir mayakovski


insanoğlu doğduğunda getirir seviyi
ama iş güç
para pul
ve buna benzer bir sürü şey
kurutur gönlünüzün verimli toprağını
yüreğin üstünde beden giysisi vardır
bedenin üstünde de gömlek
ama iş bu kadarla kalmaz
adamın biri
bir salak
bu gömleğe kol kapağı takmış
göğüs kısmını da kolalamıştır
insanoğlu yaşlandıkça görüş değiştirir
kadın süslenir
müller eğitimine başlar erkek
ama çok geç
deri kırışıklıklarla dolmuştur
sevi çiçeği açar
açar
ve solar
ben de bol bol getirdim sevda verisini
ama insanlar
daha küçücük yaştan başlayarak
çalışmaya göre koşullanır
bense
rion kıyısında koşar
sürterdim
hiçbir şeye aldırmadan
kızardı anacığım:
"ah korkunç haylaz, ah!" diyerek
kırbaç gibi şaklatırdı kemerini babam
bense
cebimde üç düzmece ruble
üçkağıt oynamaya giderdim erlerle
ne sırtımda bir gömlek
ne ayağımda bir pabuç
kutaissi fırınında kavurur
ya da güneşe verirdim sırtımı
ve işkembemi
içim bulanana dek
kendinden geçerdi güneş:
"üst üste konmuş üç elma gibi mübarek!"
bu oğlanda var besbelli
altı okka bir yürek
ve hınzır, anasını belliyor bu yüreğin
baksana a canım
nasıl oluyor da sığdırıyor
beni
ırmakları
ve uzayıp giden kayalıkları
o kuş kadar yüreğe?"