tayeb salih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tayeb salih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.12.2020

kervan

tayeb salih

dünya, biz dönmesini istesek de istemesek de dönmeye devam ediyor. ve ben de, milyonlarca insan gibi, genellikle alışkanlığın verdiği güçle, çoğalan, azalan, duraklayan ve sonra yoluna devam eden uzun bir kervanda yürüyor ve ilerliyorum. bu kervanda hayat tamamıyla kötü değil. ilerlemek her gün biraz daha zorlaşabilir, vahşi hayat kıyısız denizler gibi her şeyi silip süpürebilir; bizse ter dökeriz, boğazlarımız susuzluktan kavrulur ve bir noktada artık daha fazla ilerleyemeyeceğimizi düşündüğümüz o sınıra ulaşırız. sonra güneş batar, hava serinler ve gökyüzünde milyonlarca yıldız parlamaya başlar. yeriz, içeriz ve kervan şarkıcısı bizi şarkılara boğar. bazılarımız şeyhin arkasında dua eder, bazılarımız dans eder, şarkı söyler ve alkışlar. üstümüzdeki gökyüzü ılık ve şefkatlidir. bazen durmaya niyetimiz olmadığı sürece gece yolculuk ederiz. gecenin hayaletleri şafağın söküşüyle dağılır, günün ısısı gecenin rüzgarıyla serinler.

11.11.2017

kuzeye göç mevsimi

tayeb salih

dünyada zinadan daha zevkli bir şey yok.

eğer bir tanrı varsa eminim kalbini açarak ulaştığı mutluluğa engel olamayan bir kadının telaşına sempatiyle bakacaktır; bu, düzenin bozulması ve bir kocanın gururunun çiğnenmesi anlamına gelse de.

eğer kocam bacaklarımın arasındayken otlaktaki hayvanları korkutacak kadar çığlık atmıyorsam boşanırım.

günah dedikleri şey seni sarmalayan zevkten başka bir şey değil. 

nasıl istersen öyle yap. git ya da kal, sen bilirsin. bu senin hayatın ve ne yapmak istediğine ancak sen karar verebilirsin.

her kadının derinliklerinde durgun bir gölcük vardır. 

hayatlarının monotonluğu yüzünden köydekiler her mutlu olayı, ne kadar küçük olursa olsun, bir tür düğüne çevirirler. 

bir ağaç sadelikle büyür.

artık sıradan insanların ağızlarından çıkan bilgeliğin bütün o kurtuluş umudumuzdan kaynaklandığını şöyle böyle biliyorum.

dünya çocukluğun bitmeyen halleridir.

her gün binlerce insan hayatını kaybediyor. hayata ara verip her birinin neden ve nasıl öldüğünü düşünürsek bize, yaşama ne olur?

kadınlar ve çocuklar yeryüzündeki yaşamı güzelleştirenlerdir.

hayat böyle: her zaman almak istemeyene veriyor.

şiddet kullanımı insanın yüzünde gözden kaçmayacak kadar büyük izler bırakır. 

bu dünyada böyle geçiriyoruz günlerimizi. allah öteki dünyada bizi bildiği gibi yapsın.

14.03.2017

kadın

tayeb salih

geçmişi kurcalamak kimseye iyi gelmez.

kadın kadındır. mısırlı, sudanlı ya da ıraklı.. nereli olursa olsun fark etmez. siyah, beyaz ya da kızıl. hepsi kadın ve hepsi aynı.

kadınlar erkeklere aittir. dünyada bazı şeyler değişti; su dolaplarının yerine pompalar geldi, tahta sabanlar yerine demir sabanlar geldi, artık kızları da okula gönderiyoruz, radyolar ve arabalar değişti, rakı ve mısır şarabının yerine viski ve bira içmeyi öğrendik. ama tüm bunlara rağmen, her şey eskisi gibi.

bu topraklarda peygamberlerden başka kimse yetişemez. bu kuraklığı yalnızca gökyüzü iyileştirebilir.

acıma, bazı durumlarda sonuçları belli olmayan bir duygudur.

hayat acılarla dolu ama yine de iyimser olmalı ve ona cesaretle sarılmalıyız.

kadınları yalnızca erkeklere kur yaparken gördüğümüz bir çağda yaşıyoruz.

dünyada ne adalet ne de insaf var.

bu topraklar şiirin ve olasılığın toprakları. yıkabilir ve yapabiliriz; istersek güneşin kibrini kırabiliriz, bir şekilde yenebiliriz yoksulluğu.

onu çarpık bir şekilde sevdim. o da beni.

"her kim ki iyiyi emzirir, onun için yumurtalarından mutlulukla uçan kuşlar çıkacak. her kim ki kötülüğü doğurur, onun için dalları acı ve meyveleri pişmanlık dolu bir ağaç büyüyecek."

14.06.2015

nehir

tayeb salih

suya annemin beni doğurduğu zamanki kadar çıplak girdim. soğuk suya ilk dokunduğumda bir ürperme hissettim. sonra ürperme yerini uyanıklığa bıraktı. nehir seviyesi ne sel zamanlarındaki kadar yüksek ne de suyun en az olduğu zamanlardaki kadar alçaktı. mumları söndürdüm, odanın kapısını kilitledim ve hiçbir şey yapmadan bahçe kapısından çıktım. bir başka yangın hiç iyi olmazdı. onu konuşurken bıraktım ve dışarı çıktım. hikayesini bitirmesine izin vermedim. mezarına gidip orada durmayı düşündüm. anahtarı hiç kimsenin bulamayacağı bir yere atmayı düşündüm. sonra aksine karar verdim. anlamsız hareketler. yine de bir şeyler yapmalıyım.

şafağın ilk ışıkları parıldarken ayaklarım beni nehir kıyısına götürdü. yüzerek öfkemi dağıtacaktım. iki kıyıdaki nesneler de yarı görülebilir durumdaydı. bir görünüyor, bir kayboluyorlar, ışık ve karanlık arasında yön değiştiriyorlardı. nehir eski ve tanıdık sesiyle yankılanıyordu, hareket ediyor ama yine de sabit görüntüsünü koruyordu. nehrin yankısından ve fazla uzakta olmayan su pompasının amaçsız hareketinden çıkan sesten başka ses yoktu. kuzey kıyısına doğru yüzmeye başladım. bedenimin hareketleri yavaşlayıp nehrin gücüyle huzurlu bir ahenge kavuşana kadar yüzdüm, yüzdüm. suda hareket ettiğimi düşünmüyordum artık. kollarımın suya çarpışı, bacaklarımın hareketi, güçlükle nefes alışımın sesi, nehrin yankısı ve kıyıdaki su pompasının sesi.. yalnızca bu sesler vardı. yüzdüm, yüzdüm, kuzey kıyısına varmaya kararlıydım. amacım buydu. önümde kıyı alçalıp yükseliyordu. sesler tümden kesiliyor ve birden yükseliyordu. yavaş yavaş nehrin yankısından başka hiçbir şey duyamaz oldum. sonrası sanki çok geniş yankı yapan bir salondaymışım gibiydi. kıyı alçalıp yükseldi. nehrin yankısı söndü ve patladı. önümde bir yarım dairenin içinde şeyler gördüm. sonra görme ve körlük arasında gidip geldim. bilincim bir açık, bir kapalıydı. uyuyor muydum, uyanık mıydım? yaşıyor muydum, ölü müydüm? yine de ince, kırılgan bir bağ vardı: hedefin önümde olduğu duygusu, altında değil; bu yüzden ileri doğru gitmeliydim, dibe değil. ama bu bağ öylesine narindi ki, kopmak üzereydi ve nehir yatağında yatan güçlerin beni aşağı çektiğini hissettiğim bir noktaya geldim. kollarımda ve bacaklarımda bir uyuşma hissettim. ses genişledi, yankılar hızlandı. şimdi, birden, nereden geldiğini bilmediğim bir güçle, bedenimi suyun üstüne çıkardım. nehrin yankısını ve su pompasının sesini duydum. sağıma soluma baktım, kuzey ve güney arasında yolu yarılamıştım. devam edemiyordum, geri dönemiyordum. sırtüstü döndüm ve hareketsiz kaldım. kollarımı ve bacaklarımı beni suyun üzerinde tutmaya yetecek kadar bile hareket ettirmekte güçlük çekiyordum. nehrin yıkıcı güçlerinin beni aşağı çektiğinin ve akıntının beni eğik bir açıyla güney kıyısına sürüklediğinin bilincindeydim. bu dengeyi uzun süre koruyamayacaktım. er ya da geç nehrin güçleri beni derinliklere doğru çekeceklerdi.

ölüm ve yaşam arası bir durumda kuzeye doğru giden kum kekliklerinin toplanmasını gördüm. yazda mıyız kışta mı? öylesine mi uçuyorlar yoksa göçüyorlar mı? kendimi nehrin yıkıcı güçlerine sunduğumu hissettim. bacaklarımın, bedenimin geri kalanını dibe çektiğini hissettim. bir an, ne kadar kısa ya da uzun olduğunu bilmiyorum, nehrin yankısı korkunç yüksek bir uğultuya dönüştü ve tam olarak aynı anda şimşek çakması gibi parlak bir aydınlık kapladı etrafı. sonra, belirsiz bir süre boyunca sessizlik ve karanlık hüküm sürdü. ardından gökyüzünün hareket ettiğinin ve yaklaştığının farkına vardım, kıyı yükseliyor ve alçalıyordu. birden korkunç bir sigara içme arzusu duydum. yalnızca bir arzu da değildi, açlıktı, susuzluktu. ve o anda kabustan uyandım.

gökyüzü yerine oturdu, kıyı da öyle. ve pompanın sesini duydum. bedenimdeki suyun soğukluğunun farkına vardım. sonra zihnim berraklaştı, nehirle olan ilişkim yerli yerine oturdu. suyun üzerinde duruyorsam da onun parçası değildim. şu an  ölürsem tıpkı doğduğum gibi ölmüş olacağım, bunda iradi bir tasarrufum olmayacak diye düşündüm.

bütün yaşamım boyunca seçim yapmadım, karar vermedim. şimdi bir karar veriyorum. hayatı seçiyorum. yaşamalıyım; çünkü mümkün olan en uzun süre birlikte kalmak istediğim birkaç kişi ve yerine getirmem gereken sorumluluklarım var. hayatın bir anlamı olup olmaması beni ilgilendirmiyor. eğer affedemiyorsam unutmayı denemeliyim. güçle ve marifetle yaşamalıyım. ellerimi ve ayaklarımı hareket ettirdim, sertçe ve güçlükle. ta ki bedenimin üst kısmı suyun üstüne çıkana kadar. sahnedeki bir komedi oyuncusu gibi, geriye kalan tüm gücümle bağırdım: "imdaaat! imdaaaat!"