che guevara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
che guevara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.09.2017

comandante che guevara

ernesto sabato

"dünyanın öbür ülkeleri benim mütevazı çabalarımın reklamını yapıyor. küba'ya olan sorumluluğun nedeniyle senden esirgenen şeyi ben yapabilirim, artık ayrılmamızın vakti geldi. inşa etme umutlarımın en katıksızını ve sevgili varlıklarımın en sevgilisini burada bırakıyorum. küba'yı, örnek olmak dışında her türlü sorumluluktan azat ediyorum. son saatim başka göklerin altında gelirse, son düşüncem bu halk, özellikle de sen olacaksın, fidel.

sevgili anne ve baba: topuklarımın altında bir kez daha rocinante'nin kaburgalarını hissediyor, kolumda deriden kalkanım, yola koyuluyorum. neredeyse 10 yıl oluyor, size başka bir veda mektubu daha yazmıştım. hatırladığıma göre daha iyi bir asker, daha iyi bir doktor olamadığımdan yakınıyordum. ikinci unvan artık umurumda değil, asker olarak da o kadar kötü değilim.. bu mektubum belki de sonuncusu. sonu aramıyorum fakat mantıken mümkün. şayet böyle olursa, son bir kez kucaklıyorum sizi. sizleri çok sevdim, yalnızca sevgimi ifade etmeyi bilemedim; ben tavırlarımda aşırı derecede katıyım ve sanırım bazen beni anlamadınız. öte yandan beni anlamak da o kadar kolay değil. bana inanın, sadece bugün." (che guevara)

yılanlarla, boa yılanlarıyla, dev örümceklerle ve jaguarlarla dolu bu vahşi ormanda, ilk çarpışmadan itibaren, dördüncü tümenle birlikte dört gün devriye gezdim. (murray sayle, savaş muhabiri)

"comandante che guevara'nın her an düşeceği hesaplanıyordu, öyle olmalıydı, günlerdir demirden bir çember içine hapsedildiğine göre. toprak ve dikenler burada herhangi bir insanoğlunun derisini sefil bir tabakaya çeviriyor. karmakarışık, kuru ve dikenlerle kaplı bitki örtüsü yer değiştirmeyi neredeyse imkansızlaştırıyordu; gündüzleri bile sıkı sıkıya gözetlenen sel yataklarına saklanarak idare ediyorlardı. gerillaların bu susuzluk, açlık ve terör kuşatmasına nasıl tahammül edebildiklerini anlamak mümkün değil. 'o adam sağ kurtulmayacak.' diyor bir subay." (bir savaş muhabiri)

"sabahın sekizinde victor adlı bir köylü, çiftliğinin yakınlarındaki çalılıklar arasında bilinmeyen şahısların dolaştığını bildirmek için la higuera askeri karakoluna geldi. subay bilgiyi getirene para verdi ve haberi hemen bölgeyi kuşatan ranger birliklerine iletti. binbaşı miguel ayoroa, bölgede operasyon yapan iki ranger bölüğünün komutanı, telsizle san antonio, yagüey ve yuro dere vadilerinin çıkışlarının kapatılmasını emretti. yüzbaşı prado müfrezesiyle yuro vadisine gitti ve adamları gerillalarla öğlene doğru karşı karşıya geldi. ilk karşılaşmada iki asker öldü. atış, üç saat boyunca ara ara münferiden devam etti. yavaş yavaş, rangerlar toprak kazanarak, düşmana 70 metre kadar yaklaşıncaya kadar ilerledi. 15.30'da gerillalar ilk görünür kayıplarını verdiler." (askeri taraftan)

"gerillalara yaklaşacak şekilde manevra yaptık ve hemen ardından saldırıya geçtik. gördüğümüz ilk asi, sonradan willy olarak teşhis ettiğimizdi, ikincisi sonradan che olarak teşhis ettiğimizdi. derhal ateş açtık ve che'yi mitralyöz kurşunuyla yaraladık. willy ve diğerleri, çatışma devam ederken onu çekmeye çalıştı. rangerlarımızın başka bir kurşunu comandante'yi göğsünden vurup beresini uçurdu. arkadaşları onu perdelerken willy şefi, başka dört ranger'la karşılaştıkları bir tepeye kadar götürmeyi başardı. willy güç toplamak için bir an bile nefes almadan şefinin vücudu sırtında geldi. ve güç toplayıp guevara'ya bakmak için durduğunda ise pusudaki askerler ona teslim olma emri verdiler. askerlerden önce rangerlar ateş açtı. sonra da yanlarına ulaştılar. che'nin yaraları ağırdı ve astım, nefes almasını önlüyordu. böylece şifreli mesajı gönderdik: 'merhaba, satürn. papa'yı ele geçirdik.'" (yüzbaşı prado)

"guevara dört asker tarafından bir battaniyeyle, ele geçirildiği yerden kilometrelerce uzaklıktaki la higuera'ya taşındı. orada yüzbaşı prado mahkumları, karakolun sorumlusu albay selich'e teslim etti. guevara'nın sırt çantasındakilerin envanterini yaptı: iki günlük, bir şifre kitabı, şifreli mesajlarla bir işaretler kitabı, che'nin kopya ettiği bir şiir kitabı, bir saat ve başka üç dört kitap." (bolivya ordusu raporu)

che ile konuşan albay selich oldu. che gibi yaralı pek çok askerle beraber bir hangardaydık. fakat o başka bir uçtaydı ve bağırdığı için albayın dediklerini açıkça duymamıza rağmen che'nin sözlerini işitmiyorduk. latin amerika'dan söz ediyordu. albay, che ile uzun süre kaldı, belki bir saat ya da daha çok. albayın ortaya çıkarmak istediği ve che'nin söylemeyi reddettiği bir şey hakkında tartışıyorlardı. ta ki guevara sağ eliyle albaya bir yumruk atıncaya kadar. böylece albay kalkıp gitti. binbaşı guzman, guevara'yı bir helikopterle bir hastaneye nakletmek istedi fakat albay karşı çıktı ve hastaneye yalnız biz gittik. (asker gimenez'in raporu)

işte burada, elinizdeyim
bu terk edilmiş yerlerde tek başına
ama unutuluştan uzakta

"ekimin dokuzunda, öğleden sonra ikide, başkan barrientos ve general ovando ele geçiriliş haberini aldılar. üst düzeyde bir toplantı yapıldı. infaz teklifini sunan general torres ve general vazquez de oradaydılar. hiç kimse karşı çıkmadı, sustular. hemen sonra general ovando, valle grande'ye şu emri gönderdi: "papa'yı selamlayın." emir la higuera'da albay miguel ayoroa tarafından alındı. teğmen perez'e gönderildi ve o da, astsubay mario teran'a ve çavuş huanca'ya gönderdi. infazcılar karabinalarını aldılar. che'nin kapatıldığı yerde gerilla willy de bağlı yatıyordu. astsubay teran göründüğünde willy ona hakaret etti ve teran onu kafasından vurdu. çavuş huanca da yakındaki bir sınıfa kapatılmış olan reynaga'ya aynısını yaptı. talih, comandante guevara'yı öldürmesi için mario teran'ı seçmişti. willy'nin hayatına son verdiği sınıftan sıkıntıyla çıktı, korkuya kapılmıştı, silahını daha güçlüsüyle değiştirmeye karar verdi. teğmen pérez'in bulunduğu yere, otomatik kurşun atan bir m-2 karabinası istemek için yöneldi. teran alçak, önemsiz bir adamdı." (eski bakan antonio arguedas)

açıkta ve ayaktayım, ölmeye hazırım
bakın bana, bahtsızlıklar, kutlamalar, ihanete uğradım
günler, yıllar, bulutlar, ne yapacaksınız bana

sınıfa vardığımda, che doğrulup bana dedi ki:
- beni öldürmeye geldiniz.
sarsıldım ve cevap vermeksizin başımı eğdim.
- ötekiler ne dedi? diye sordu bana.
- hiçbir şey, diye cevap verdim.
ateş etmeye cesaret edemedim. o anda che bana çok büyük, devasa göründü. gözleri pırıl pırıl parlıyordu. beni suçladığını hissettim ve tedirgin oldum.
- sakin ol, dedi bana. -iyi nişan al.

söylesene nereye saklandın, ah! şu ölüm
kimse seni göremez ki
imkansız ve suskun

"böylece geriye bir adım attım, kapıya doğru, gözlerimi kapattım ve ilk kurşunu attım. che, parçalanmış bacaklarla, yere düştü, kıvranmaya ve kan kaybetmeye başladı. ben bütün gücümü topladım ve koluna isabet eden ikinci kurşunu attım, sonra omzuna ve nihayet kalbine." (astsubay teran'ın raporu)

"che'nin cesedi, henüz sıcakken, taşınacağı helikoptere doğru bir sedyeye sürüklendi. yerler ve sınıfın zemini kanla lekelendi ama askerlerden hiçbiri temizlemek istemedi. bir alman din adamı yaptı bu işi, sessizce lekeleri sildi ve guevara'nın vücudunu delip geçen kurşunları bir mendilde topladı.

helikopter gelir gelmez sedye patenlerden birine bağlandı. vücudu, bir çarşafa sarılmıştı, gerilla ceketi hala üstündeydi. eddy gonzales, batista döneminde havana'da bir kabare işletmişti, ölü comandante'nin hareketsiz yüzüne bir tokat atmak için yaklaştı.

helikopter hedefine vardığında, bedeni bir tabla üzerine, başı aşağıya sarkıtılıp gözleri açık bırakılarak kondu. bir çamaşır teknesinin üzerine konmuştu, neredeyse çıplak, fotoğrafçıların ışıklarıyla aydınlatılmıştı. elleri baltayla kesildi, teşhis edilmesini önlemek için. ama gövdesini de parçalara ayırdılar. tüfeği albay anaya'nın, saati general ovado'nun elinde kaldı. operasyonlara katılan askerlerden biri, guevara'nın yoldaşlarından birinin ormanda yapmış olduğu makosenlerini çıkardı. fakat çok kullanılmaktan ve rutubet yüzünden iyice yıpranmışlardı, işe yaramadı." (gazete haberlerinden)

seni hatırlayan çiçekler olacak, sözler, gökler
bunun gibi yağmurlar ve değişmeden yaşayacaksın
başarmış olarak
uyu, bahtsızlıklardan kurtulmuş, hüznün tüm gururuyla.

6.09.2017

27. gün

che guevara

dörtte, tırmanacak bir yer bulmak için yeniden yürüyüşe geçtik, bunu yedide başardık fakat niyet ettiğimizin tersine karşımızda zararsız gibi görünen çıplak bir tepecik vardı. hava kuvvetlerinden kurtulmak için seyrek bir ormanda biraz tırmandık ve orada, tepecikte bir yol olduğunu keşfettik, gerçi bütün gün boyunca oradan tek kişi geçmedi. hava kararırken bir köylüyle bir asker tepeciğin ortalarında meydana çıktılar ve orada bizi görmeden bir süre eğlendiler. aniceto bir keşiften dönerken yakındaki bir evde büyük bir asker grubu görmüştü: o yol bizim için en kolay olandı ve şimdi kesilmişti. sabah eşyaları güneşte parlayan destek grubunun yakındaki bir tepeye çıktığını gördük. sonra, gün ortasında aralıklı silah sesleri işitildi ve parıltılar görüldü, sonra da, ateş sesleriyle birlikte "işte orada", "çık oradan", "çık oradan yoksa"  gibi bağırtılar işitildi. adamın akıbetini öğrenemedik, camba olabileceğini tahmin ettik. hava kararınca öbür taraftan suya inebilmek için yola çıktık ve öncekinden biraz daha sık bir fundalıkta durduk; su için aynı kanyona dönmek gerekiyordu, bulunduğumuz yerdeki kaya çıkıntısı aşağıya inmemize engel oluyordu. radyo, galindo bölüğüyle çarpışmış olduğumuz haberini geçti, teşhis edilmek üzere valle grande'ye nakledilecek üç ölü bırakmıştık. anlaşılan camba ve leon'u ele geçirememişlerdi. bu kez kaybımız büyüktü; en önemli kayıp coco'ydu, miguel ile julio ise müthiş savaşçılardı ve üçünün de insan olarak değeri ölçülemezdi. leon iyi bir ressamdı. yükseklik 1800 metre.

30.03.2017

sanat ve devrim

john berger

sanatta fazla özgürlük, her zaman sanatın anlamsızlaşmasına yol açabilir. fakat şu da var ki, bir devrin en derin umut ve bekleyişlerini dile getirip olduğu gibi koruma fırsatını sanata ve yalnız sanata bahşeden de ancak bu özgürlüktür.

"heykel, temelinde kalabalıkların sanatıdır." ama çevremiz öylesine inanç uyandırmayan anıtlarla -çoğunlukla içtenlikten yoksun savaş anıtlarıyla- doludur, kültürümüzün genel eğilimi bölük pörçük olana ve özele öylesine yönelmiş durumdadır ki, bugün heykelin özünde var olan kamusal ve toplumsal niteliği küçümser hale geldik.

rodin: antik heykel, insan bedeninin mantığını aramıştır. bense psikolojisini arıyorum.

insan yürekliliği fikri, özgürlük fikriyle sıkı ilişki içindedir. yürekliliğe anlam katan, özgürlüktür.

tüketim mallarında modası geçmişlik, her yeni modele, bir öncekinden değişik bir 'hava' verilmesiyle yapay olarak yaratılır. içerik aynıdır, değişmez. içeriğe göre bu hava keyfi niteliktedir, tek anlamı da bir öncekinden değişik oluşudur. böylece, tüketim malları söz konusu olunca, 'form' ya da 'üslup' kendinden önce gelen form ve üslubu mutlaka öldürmek zorundadır. başarılı bir sanat eserindeyse içerik ile form birbirinden ayrılmaz. 'hava'sı keyfi değildir. gene de bu içerik ve form birliği konusunda pek genelleme yapılamaz. çünkü bu birlik tek tek her eserin kendine özgü olan başarısıdır ve değeri de tekliğinde, benzersizliğinde yatar.

eleştiri daima bir çeşit araya girmedir; sanat eseriyle kişinin arasına girmektir. çoğu zaman pek az şey doğar bu araya girmeden. ama arada bir eleştiri, yaratıcı bir nitelik de kazanabilir; bu, eleştiricinin eseri algılama yeteneğinden çok, eserin etkenlik gücüne bağlıdır.

lenin: komünizm demek, elektrik enerjisi artı sovyetler demektir.

philip o'connor: sanat, olanı ele alır ve ondan, olacak olana biçim vermek için, yoğun bir şekilde özünü çıkarır; bu öz, tam çıkarıldığında, olması gerekenin özüdür.

sanatın sınırlılıklarının sanatın özüyle olan ilişkisi, hayatın ölümle ilişkisine benzer. ölümün mutlak bilincini içimizde taşıyarak var gücümüzle kendimizi yaşamaya verebilirsek, yaşantımız bir sanat eseri niteliğini kazanır.

ölümün hayat için gerekli bir çelişki olduğunu söylemek beylik bir laftır; ama doğrudur da. fakat ne tarzda bir çelişkidir bu? hayata hiç benzemeyen bir tarzda ölümün hiçbir çelişkiyi içermediği midir yoksa? ölüm tekildir. hiçbir ölüm bir başka ölümü içermez. kendisi dışında hiçbir şeyi kapsamaz, kendisi de bir hiçtir. tekil olduğu için de kısmidir, düşünebileceğimiz hiçbir bütün de tekil olamaz.

diderot: duygu ve hayat sonsuzdur. yaşamakta olan, her zaman yaşamış ve yaşayacak olandır. hayatla ölüm arasında benim görebildiğim ayrım şudur ki, şu sırada genel kütle olarak yaşamaktayız. bu kütle eriyip moleküllerine ayrışacağı bugünden yirmi yıl sonrasında da ayrıntıda yaşıyor olacağız.

hepimiz hayatın bedenimizi anlamla doldurduğunun farkındayız; başka bedenlerin başka hayatlar içerdiğinin ve bu hayatların, bedenin bütün parçalarının varoluşundan çok daha büyük bir anlam taşıdığının da farkındayız. dolayısıyla, bir kez düşünülerek işlenmiş cinayetler, bir bedeni ortadan kaldırmaktan çok, bir varlığı yok etme girişimidir. çoğu intiharın nedeni budur. intihar olaylarının pek azında kendi bedenine karşı girişilmiş bir saldırganlıktan söz edilebilir; intihar edenin isteği, o bedenin içerdiği dünyanın anlamını susturmaktır.

che guevara: bütün oligarşiler iktidarlarını, bütün ezici güçlerini, bütün vahşet ve demagoji yeteneklerini davalarının hizmetine sokacaklardır. bizim asıl görevimiz her şeyden önce sağ kalmaktır; ondan sonra da gerillanın kalıcı örneğini izleyecek, silahlı propagandayı yürüteceğiz (vietnam'da olduğu gibi, propaganda kurşunlarıyla, yani düşmana karşı kazanılan ya da kaybedilen -ama verilen- savaşların propaganda kurşunlarıyla). mülksüzleştirilmiş kitlelere dayanan gerillaların yenilmezliğinin büyük dersi. ulusal ruhun harekete geçirilmesi, çok daha sert ve zorlu baskılara karşı koyabilmek için çok daha güç görevlere hazırlanılması.

dünün bütün statik doğruları, bugün ancak yarı doğrulardır.

"savaşımızı, belki 10, belki 20 yıl sürebilecek, kusursuz bir disiplin ve enerjiyle yürütülmesi gereken uzun bir çaba olarak düşünmeliyiz. ilk hedefimiz devam etmek, dayanmak -ve bunun için de hayatta kalmaktır."

kesin ve sonsuza değin doğru yargılar yoktur.

bütün sahte ideolojiler kolay bir iyimserliğe güvenirler: çelişmenin kaçınılmazlığını, dolayısıyla hayatın kendisini yadsıyan bir iyimserliktir bu. iyimserliğin konusu her zaman belirli olmalıdır. sömürüyü ortadan kaldırmak mümkündür. çelişkiler ölüm ve umutsuz yoksunluğun değil, hayatın ve gelişmenin koşulu olmalıdır. oysa tek ütopya ölümdür; çünkü o çelişkisizdir.

20.06.2014

pigme

chuck palahniuk

devletin en çok istediği performans ortalama performanstır.

adolf hitler: kim gençliğe sahip olursa geleceği de kazanır.

karl marx: tarih kendini tekrarlar. birincisinde trajedi, ikincisinde fars olarak.

fidel castro: insanlar kaderlerine hükmedemez. kader her an insanı üretir.

bilim nerede olursa olsun tamamen kıyaktır.

adolf hitler: bireysel mutluluk çağı artık geçmişte kaldı.

mao tse-tung: kadınlar gökyüzünün yarısını kaldırır.

benito mussolini: milletlerin kaderi üreme güçleriyle yakından alakalıdır.

hayal kuran benlik tanrıdan daha çok bilgiye sahiptir.

bağışlama eylemi tanrı'nın gözünde bir küfürdür. tanrı böyle bir bağışlamada bulunmaz. bağışlayan insan kendini en yukarıya, tanrının üstüne yerleştirmiş olur.

mihail bakunin: yıkma arzusu aynı zamanda bir yaratma arzusudur.

adolf hitler: büyük yalancılar aynı zamanda büyük sihirbazlardır.

che guevara: ateş et, korkak. yalnızca bir erkeği öldüreceksin.

leon troçki: ayaklanma bir sanattır, bütün sanatlar gibi kendi yasaları vardır.

augusto pinochet: bazen demokrasi kanla yıkanmalıdır.

benito mussolini: başkaları tarih yazarken eli kolu bağlı oturmak utanç vericidir.

amerika birleşik devletleri toplam dünya nüfusunun yalnızca yüzde 4.6'sını oluştururken, küresel enerji kaynaklarının yüzde 75'inden fazlasını tüketiyor.

vladimir lenin: silahlı bir insan silahsız yüz insanı kontrol edebilir.

benito mussolini: annelik kadın için neyse savaş da erkek için odur.

richard nixon: haber söz konusu olduğunda basında kimse dost değildir, herkes düşmandır.

eva peron: hayattaki en büyük korkum, unutulmak.

johann most: amerika'ya bakan her göz şunu görecektir: aptallık, yozlaşma ve önyargı gücüyle yürüyen bir gemi.

baskı hissetmeksizin denileni yapmak tek doğru politik ideolojidir.

adolf hitler: sözcükler, keşfedilmemiş dünyalara köprüler kurar.

mao tse-tung: yemekten sonra sıçmaya ihtiyaç duymak yemenin vakit kaybı olduğu anlamına gelmez.

benito mussolini: azizlerin tarihi esasen çılgın insanlar tarihidir.

insanın suçu tanrının suçunu hafifletir. insanın hainliği tanrının daha büyük hain uygulamalarını mümkün kılar.

adolf hitler: muzaffer olan asla sorgulanmayacaktır, şayet gerçeğin ne olduğunu kendisi söylüyorsa.

malcolm x: gelecek, ona bugünden hazır olanlara aittir.

insanın hayatta her şeyden zevk almasını sağlayan tek şey, sonunda ölecek olmasıdır.

adolf hitler: önemli olan hakikat değil, zaferdir.

fidel castro: devrim, geçmiş ile gelecek arasındaki mücadeledir.

stalin: tek bir ölüm bir trajedidir, bir milyon ölüm ise bir istatistik.

leon troçki: insancıllık sümüklü böceği, aklın işleyişine sekte vurarak, duyguları dumura uğratarak, sümüksü izlerini bırakıyor dört bir yana.

sözcükler, keşfedilmemiş dünyalara köprüler kurar.

adolf hitler: nefret, hoşnutsuzluktan daha uzun ömürlüdür.

eugene debs: ilerleme tahrikten doğar. tahrik ya da tıkanıklıktır ilerleme.

fidel castro: beni suçla. önemli değil. tarih beni temize çıkaracaktır.

d. h. lawrence: onlar, adına barış ve iyi niyet dedikleri, dışadönük bir hiçlik sistemi isterler ve böylece kendi ruhlarında bağımsız küçük tanrılar olabilirler.

nietzsche: dans eden bir yıldız doğurabilmesi için insanın bir kaos içinde olması gerekir.

oscar wilde: ilerleme, itaatsizlikle olur, itaatsizlik ve isyanla.

başka insanlardan alıntı yapmayı bıraktığın zaman gerçek zekân ortaya çıkar.

15.02.2014

ernesto "che" guevara

alberto manguel

8 ekim 1967'de, bolivya ordusu özel kuvvetlerinin küçük bir müfrezesi sucre'nin doğusunda, la higuera köyüne yakın fundalık bir sel yatağında, bir grup gerillayı pusuya düşürdü. ikisi sağ olarak esir alındı: sadece willy diye tanınan bolivyalı bir savaşçı ile, küba devrimi'nin kahramanı, bolivya devlet başkanı general rene barrientos'un "castro komünizmi ajanlarının yabancı istilası" dediği şeyin lideri ernesto "che" guevara. yarbay andres selich haberi alınca bir helikoptere atladı ve la higuera'ya uçtu. viran bir okul binasında esiriyle 45 dakika konuştu.

1990'ların sonuna kadar, che'nin son saatleri hakkında çok az şey biliniyordu; selich'in dul eşi, 29 yıllık sessizliğin ardından nihayet amerikalı gazeteci jon lee anderson'ın, selich'in bu olağanüstü konuşmaya ilişkin notlarına başvurmasına izin verdi. tarihi bir belge olarak öneminin de ötesinde, bir adamın son sözlerinin düşmanı tarafından saygıyla kaydedilmiş olmasında dokunaklı bir yan var.

"comandante, sizi biraz morali bozuk gördüm." dedi selich, "bu izlenime kapılmamın nedenlerini açıklayabilir misiniz?"

"başarısızlığa uğradım." diye cevap verdi che, "her şey bitti, beni bu durumda görmenizin nedeni bu."

"kübalı mısınız, arjantinli mi?" diye sordu selich.

"kübalıyım, arjantinliyim, bolivyalıyım, peruluyum, ekvadorluyum.."

"neden ülkemizde eylem yapma kararı aldınız?"

"köylülerin nasıl bir durumda yaşadığını görmüyor musunuz?" diye sordu che. "vahşiler gibiler, yürek parçalayan bir yoksulluk içinde yaşıyorlar, uyumak ve yemek yemek için tek bir odaları var, giyecek giysileri yok, hayvanlar gibi terk edilmişler."

"ama küba'da da aynı şey oluyor." diye cevabı yapıştırdı selich.

"hayır, bu doğru değil." diye aynen karşılık verdi che. "küba'da yoksulluk olduğunu inkar etmiyorum ama hiç değilse oradaki köylülerin bir ilerleme hayali var; oysa bolivyalı umutsuz yaşıyor. nasıl doğduysa öyle ölüyor, kendi insanlık durumunda bir iyileşme görmeden."

cia che'yi canlı istiyordu ama belki de onların emirleri, operasyonu gözetip denetlemekten sorumlu küba doğumlu cia ajanı felix rodriguez'e hiç ulaşmamıştır. che ertesi günü idam edildi. esirleri savaşırken öldürülmüş gibi görünsün diye infazcılar onun kollarıyla bacaklarına ateş ettiler. sonra che yerde kıvranırken, -besbelli yüksek sesle bağırmamak için bileklerinden birini ısırırken- son bir kurşun göğsüne girdi ve ciğerlerini kanla doldurdu.

che'nin bedeni uçakla vallegrande'ye götürüldü, orada iki gün sergilendi ve görevliler, gazeteciler ve kent halkı gelip ona baktı. selich ve diğer subaylar, cesedi vallegrande uçuş pisti yakınlarındaki gizli bir mezarda kaybetmeden önce, başında durup fotoğrafçıya poz verdiler. ölü isa'yı kaçınılmaz biçimde hatırlatan -yarı çıplak zayıf beden, sakallı, ıstırap içinde yüz- ölü che'nin fotoğrafları bir kuşağın belli başlı ikonlarından biri halini aldı.

che bizim gördüğümüzü görmüş, bizim gibi hissetmişti, "insanlık durumu"nun temel adaletsizliklerine karşı öfke duymuştu; ama bizden farklı olarak bu konuda bir şeyler yapmıştı. yöntemlerinin şaibeli, siyasi felsefesinin yüzeysel, ahlaklılığının acımasız olması ve nihai başarısının imkansız görünmesi ise, onun, yerine tam olarak ne koyacağı konusunda asla pek emin olmasa da yanlış olduğunu düşündüğü şeye karşı savaşmayı kendine görev edinmesinin yanında daha önemsiz kalıyor.

8.07.2009

tarihte anlar

eduardo galeano

1919'da, devrimci rosa luxemburg berlin'de katledildi. katiller onu dipçik darbeleriyle öldürüp bir kanalın sularına attılar.

daha henüz matbaa yokken, imparator şarlman, aachen şehrinde avrupa'nın en iyi kütüphanesini yaratan çok sayıda metin kopyalayan ekipler oluşturdu.

1553'te, brezilya'nın ilk piskoposu pedro sardina, bu topraklara ayak bastı. üç yıl sonra, alagoas'ın güneyinde, caetes yerlileri tarafından yendi.

dünyanın sahibi, petrolün kralı, standart oil company'nin kurucusu john d. rockefeller 1937'de öldü. neredeyse bir asır yaşamıştı. otopside vicdan namına herhangi bir şeye rastlanmadı.

2008 yılında birleşik devletler hükümeti, nelson mandela'yı tehlikeli teröristler listesinden silmeye karar verdi. dünyanın en saygın afrikalısı altmış yıl boyunca bu uğursuz katalogda yer almıştı.

1967'de bolivya'da, quebrada del yuro'da, bin yedi yüz asker che guevara ve az sayıdaki gerillanın etrafını sardı. tutsak alınan che ertesi gün katledildi.

tüm insanlık tarihinde ilk sürgüne mahkum edilenlerin adem ve havva olduğunu hatırlatmak fena olmaz.

görerek yaşadı. görmeyi bırakınca, 1630 yılında bugün öldü. johannes kepler'in mezar taşında şöyle yazar: "gökleri ölçtüm. şimdi karanlıkları ölçüyorum."

25 kasım 1960 günü, dominik cumhuriyeti'nde generaller generali trujillo'nun diktatörlüğüne karşı çıkan üç militan öldüresiye dövüldükten sonra bir uçurumdan atıldı. bunlar mirabal kız kardeşlerdi. o kadar güzeldiler ki, onlara kelebekler diyorlardı.

2010 yılında rus hükümeti, katyn, kharkov ve miednoje'deki on dört bin beş yüz polonyalı mahpusun ölümünün sorumlusunun stalin olduğunu resmen kabul etti. polonyalılar 1940 ilkbaharında enselerine sıkılan kurşunla öldürülmüş ve suç nazi almanyası'nın üzerine atılmıştı.

kosta rika devlet başkanı don pepe figueres şöyle demişti: "burada kötü giden yegane şey, her şey." ve 1948 yılında silahlı kuvvetleri kaldırdı. birçok kişi bunun dünyanın sonu ya da en azından kosta rika'nın sonu olduğunu söyledi. ama dünya dönmeye devam etti, kosta rika da savaşlardan ve askeri darbelerden kurtuldu.