gülten akın
onu ayırmışlar. çevresini kuşatmışlar. duvarlar duvarlar, tel örgüler, demirler, kilitler içine almışlar. en uzak duvarla arasında üç adım var mı? o penceresiz duvarları o beton avluları o dar koridorları, demirleri bir gün aşacak. bundan kuşkusu yok. yıllar mı geçmiş, dayanır.
bir şeye hiç dayanamıyor. sevdasız yaşamaya. aç, susuz, uykusuz nelersiz olabiliyor. bunu kanıtladı. sevdasız olamıyor. kendi kişiliği içinde çözemediği bir o var. sevdanın öte ucu canlı değilse, biliyor, bu uç da çürür dağılır. o ucu da diri tutabilmeli.
sevda ona verildi. dışardan. günün birinde. bu kendisine verilen en değerli, daha doğrusu en yaşamsal armağan. şimdi geri alınmak mı isteniyor. gerilere çekilmek, soğutulmak mı isteniyor? o hiçbirine razı değil. sürmeli sevda. can pahasına da olsa.
sezgileriyle, yaklaşan yıkımı görüyor. dokunamadığının, doğrudan ulaşamadığının sönmekte olduğunu görüyor. kimseler yardım edemez. bir kendi. nasıl engellemeli bastıran sel sularını. nasıl engellemeli ki silip süpürmesin o en değerli olanı. sevdaysa solmak için bahaneler arıyor. biriktirilmiş sevgileri istiyor ondan bir bir. bir yakına, bir dosta, bir kardeşe, bir arkadaşa duyulanı. o katlanır çaresiz. sevgilerinden geçiyor. onları yok sayıyor. önce azar azar sonra hepsini. özenle siliyor anayı babayı. özenle siliyor dostları. yoksadıklarıyla besliyor sevdayı. sevdaysa giderek, dev gibi aynı, daha çok baş istiyor. bir kendi kalmalıymış.
o hepsine razı. tek bir ilgi bırakmadan hepsini kurban ediyor. oyun gizli oynanmıyor. oynanamaz. yakınların, dostların acılarından kopan sesleri de alıp iletiyor sevdaya. sevda utku çığlıkları atıyor.
kimseleri görmek istemiyor. kimseleri görmüyor. kimselere yazmıyor. ve onların kendisine yazmalarını yasaklıyor. yalnızdır işte. korunmasız, savunmasız. sevdayla karşı karşıya, iç içe. sevda, o çekildiği yerde, arada bir yalnızca yakınmak ve istemek için uzanarak, umutsuzluk sinyalleri salıvererek duruyor. dursun. yeter ki yitmesin.
bir gün, sunacak başka bir ilgi, başka bir can kalmayınca, kendi canını sunuyor. can; yemiyor, içmiyor, uyumuyor. tütünle dağlanarak. ince, ipince.
sevdanın umutsuzluk sinyalleri salıvermediği günler de oldu. bir selamdan bir haberden yüzünü gösterdiği günler. o bağı yakaladığında bırakmıyor, ardından koşuyor uzun süre. çiçekler serpiyor geçeceğini umduğu yollara. oyunun bu yüzü, umuda dönük yüzü işte, yeniden diriltiyor onu. öle dirile geldi şimdilere. daha gider.
gülten akın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gülten akın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16.04.2022
16.01.2022
şiir
gülten akın: ozan, bir döneminde hayata, ötekinde tarihe, bir başkasında bilime yönelmez. şiir yazmaya başlamadan çok önce, az ya da çok bir birikme, bilgilenme söz konusudur. bilgi gelir, bir bireşim yeni bilgilerle başka bireşimlere ulaşır. ve sürekli bir seçme. sürekli bir değişim ve nitel sıçrama. şiiriniz bu oluşumu izleyebiliyorsa, o da evrilip değişip geleceğe aktarılarak birikiyorsa ozanlığınız diridir. değilse, yoz bir kalıbı sürükleyip götürüyorsunuz demektir. insanın kendi ölüsünü sürükleyip götürmesi kadar saçmadır bu.
orhan veli: teşbih, eşyayı olduğundan başka türlü görmek zorudur. yazının peyda olduğu günden beri yüz binlerce şair gelmiş, her biri binlerce teşbih yapmış. hayran olduğumuz insanlar bunlara birkaç tane daha ilave etmekle acaba edebiyatımıza ne kazandıracaklar? teşbih, istiare, mübalağa ve bunların bir araya gelmesinden meydana çıkacak bir hayal zenginliği, ümit ederim ki tarihin aç gözünü doyurmuştur.
nazım hikmet: ben şiirde realiteyi bütün mürekkepliği, mazi, hal, istikbal unsurlarıyla ve hareket halinde veren bir realizme ulaşmak istiyorum. fakat hala ulaşamadım. birçok yazımın realizmi tek taraflıdır. bundan dolayı da çok defa fazla haykıran bir "propaganda" edası taşıyorlar. bu hatamı anladım. yeni verimlerimde bu hataya bir daha düşmeyeceğim. cihanı görüş, anlayış bakımından değil, bu cihanı görüş ve anlayışın sanattaki tezahürü bakımından telakkilerim bir hayli değişti.
orhan veli: teşbih, eşyayı olduğundan başka türlü görmek zorudur. yazının peyda olduğu günden beri yüz binlerce şair gelmiş, her biri binlerce teşbih yapmış. hayran olduğumuz insanlar bunlara birkaç tane daha ilave etmekle acaba edebiyatımıza ne kazandıracaklar? teşbih, istiare, mübalağa ve bunların bir araya gelmesinden meydana çıkacak bir hayal zenginliği, ümit ederim ki tarihin aç gözünü doyurmuştur.
nazım hikmet: ben şiirde realiteyi bütün mürekkepliği, mazi, hal, istikbal unsurlarıyla ve hareket halinde veren bir realizme ulaşmak istiyorum. fakat hala ulaşamadım. birçok yazımın realizmi tek taraflıdır. bundan dolayı da çok defa fazla haykıran bir "propaganda" edası taşıyorlar. bu hatamı anladım. yeni verimlerimde bu hataya bir daha düşmeyeceğim. cihanı görüş, anlayış bakımından değil, bu cihanı görüş ve anlayışın sanattaki tezahürü bakımından telakkilerim bir hayli değişti.
22.09.2021
dizeler
"serçe havalanmış da
hâlâ sallanmakta
eriğin dalı"
(emin şir)
"gönüldendir şikayet kimseden feryadımız yoktur."
(nev'i)
"sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma"
(cenap şahabettin)
"bir roman kadar uzun bu tümce
-sonra işte yaşlandım"
(gülten akın)
"insanı ülkeden koparabilirsiniz
ama insanın yüreğinden ülkeyi
sökemezsiniz."
(john dos passos)
"bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz
biz neşatın da gamın da ruzigarın görmüşüz"
(nabi)
"şeb-i yeldayı muvakkitle müneccim ne bilir
müptela-yı gama sor kim geceler kaç saat"
(sabit)
"bir insanı sürgüne gönderdin. tamam. ya sonra?
bir ağacı köklerinden ayırabilirsiniz. ama gündüzü
gökyüzünden koparamazsınız. yarın güneş doğacak."
(victor hugo)
"gül yanlış kokarsa
tuz yakaya takılır."
(orhan alkaya)
"başlarken yalnızsın, bitirdiğinde daha da yalnız."
(hasan ali toptaş)
"insanın boyundan uzunsa gölge
orada güneş batıyor demektir."
(konfüçyüs)
Kategori:
.dize,
cenap şahabettin,
emin şir,
gülten akın,
hasan ali toptaş,
john dos passos,
konfüçyüs,
nabi,
nevi,
orhan alkaya,
sabit,
victor hugo
3.02.2021
siyah-beyaz
gülten akın
beni dünyadan ötelere götürdün
kollarımı bağladın dur dedin
tuz kokan geceler dur dedi
durdum bekliyorum, gelme
ay aydınlık gece kara
gözlerimin ardında karanlık ölesiye
canlı ve cansız ne varsa sımsıkı
bu saat daha yakın daha el ele
şimdi yalnızlığımdan utanıyorum
durdum bekliyorum, gelme
bunu ta başından biliyordum
bir gün buralarda sonuncu kalışım olacaktı
ellerinin bir anlık şeklini tutacağım
bozkırdan günün son treni geçecek
ben her şeye ardından bakacağım
bunu ta başından biliyorum
durdum bekliyorum, gelme
artık ne sen konuşmalısın ne başkası
yaşamak adına geçtik bütün değerleri
beyazın en orta yerinde duydu yürek
bu rüzgar tutmaz insanı uzun boylu
bu rüzgar serseri
şimdi kavramların ve cümle rüzgarların dışında
durdum bekliyorum, gelme
23.02.2019
gece yarısından sonra
gülten akın
gökyüzünde bir top bulut avare
bulutlar içinde yüzün mahzun
günlerce sebepsiz içlenir, sonra
ne sevdiğin akşamüstleri ne yağmur
unutursun
bütün çocuklar sustu, şarkılar sustu
aklın alabildiği beyazlıkta
-kimse farkında değil yalnız ben
bir deli poyraza tutulacak
erişilmez şeyler üstüne bunca rüya
arsız otlar gibi büyür gider
geceyarısından sonra yalnızlık
çaresizliğine acırım ellerimin
ellerimi affedemem bir türlü
sen beni affedecek misin
ben içten içe savrulan harman
ben artık yaşamayacak olan
bırakıp gitmek gerek duyuyorum
ne varsa aşk gibi dostluk gibi
sonsuz sıcaklığına alışılan
gökyüzünde bir top bulut avare
bulutlar içinde ellerin yüzün
ıslak yollarda bir ekim sonu
içlenir sebepsiz içlenir
eski yağmurları düşünür müsün
8.10.2018
toplu şiirler
gülten akın
canıma bir doru kısrakla gelir
öfkeyi sabırda eritir
umut yer
suyunu gözümden içer bir zaman
dağlar of dağlar
arsız otlar gibi büyür gider
geceyarısından sonra yalnızlık
çaresizliğine acırım ellerimin
ellerimi affedemem bir türlü
sen beni affedecek misin
bu bizim bir yanımız yoktan umut
gülünçlüğüne gülünç ama bizimdir
işimiz dünyayı biraz kendimizde
biraz sürdürmek dışımızda sadece
yoksa sonu başından bellidir
her şey olgunlaşır
çürüyüp dökülür zincir
en güzeli, yol yürüyüş öğretir
dostum, eskimeyen arkadaşım
"yönetim ya ilim ile olur ya zulüm ile
bende ilim olmadığından zulüm ile yönettim"
kaçıp sevgilerin korkunç tuzaklarından
kaçıp ana olmaklardan eş olmaklardan
kentlerdeki yadırgı pabuçlu yalnızlığa
dağlardaki kırmızı ışığa varıldı
ey karanlık, tartın nece bozuk olsa
bunca yükü çekemezsin
sunduğu en değerli, yaşamın bana
çoban köpeğinin dikenli tasması bir kolye
kimi kumsaldayım ölü bir deniz kabuğu
kimi kıyı tutmayan deniz oluyorum
onardım kendimi geri çekilmelerle
yaşamı da seni de seviyorum
yaşamın özünden derlememişsek
sözcükleri söze çeviren balı
dala bakmak suyun izini sürmek değilse
dünya düş, yalandır ömrümüz
görmezler içte buncasını
benim kollarımda tek zincir
hey dünya ne verdin onlara
benden eksilttiğin nedir
her denize kıyı olabilir misin
alaca havada açan çiçeğim
sürsün, seni buralara taşıyan yel
bir, ölüm olmasın, mutluyum
varken soluğum, gözlerim
bende bir gülten kaldı
hangi bağa diksem yabancı
sana büyük caddelerin birinde rastlasam
elimi uzatsam tutsam götürsem
gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
anlasan
yağmur yağar akasyalar ıslanır
bulutlar uçuşur geceleyin
ben yağmura deli buluta deli
bir büyük oyun yaşamak dediğin
beni ya sevmeli ya öldürmeli
yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa
böcekler gibi başlamalı yeniden
bu allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
yan garipliğine yürek yan
gitti giden
bütün kusurları sana yükledik ey zaman
bir de mekandan münezzeh olana
ay doğuyor, soğumuş bakır rengiyle
ürküterek vadilerin tarazlanmış sisini
yeni doğmuş kuzuların sesini
bastıran ağıl yanıyor
yanıyor çitler, yolaklar, kayalar
yanıyor som gümüşten
soğumuş ışıltılarla
ay doğuyor
tepelerde gündüzün kaybolan
konakları yeniden kurarak
koca osmanlı mülkünde
biri ötekinin cürmüne
kefil kılınan ahali
kendine işlenen büyük cürmü tanıyınca
birleşti
birleşti kıyam etti
bu
osmanlı mülkünde en uzun kıyametti
onmadı bir daha
et kokunca tuz gerek
ama tuz da koktu
şiiri dağıldı evlerimizin
yavru kedi kuyruğuyla oyunda
gelmeyecek bir mehdiyi
özlemle bekliyor kalabalıklar
yıkılmış kentleri alıp veriyorlar
bir kez daha yıkılıyor bağdat, basra
nasıl sarılırdı hatırlarız bir gün
çile bizim ellerimizde
sonra dönüp dönüp gelinen
sıla oldu kavga
barış uzaklaştı tarih
kirli çakalların dolaştığı
tekinsiz bir orman
22.12.2017
leke
gülten akın
çağın en karmaşık yerinde durduk
biri bizi yazsın, kendimiz değilse
kim yazacak
sustukça köreldi
kaba günü yonttuğumuz ince bıçak
nerde onlar, her kımıldayışta
çakan tansık, ışıldatan büyü
bir gün daha görülmedi
bir gün daha geçti otları soldurarak
öğrendik de körmüş, sanki yokmuş
ne yol ne bir geçip giden
ne kaydını tutan geçip gidenin
dediler ki
onları kilitle, anahtarı eski yerine bırak
oysa
utanılacak bir şeymiş, öyle diyor camus
tek başına mutlu olmak
sesler ve öteki sesler, nerde dünyanın sesleri
leke dokuya işledi
susarak susarak
22.08.2016
toplu oyunlar
gülten akın
benim kollarımda tek zincir
hey dünya ne verdin onlara
benden eksilttiğin nedir
alaca havada açan çiçeğim
sürsün, seni buralara taşıyan yel
bir, ölüm olmasın, mutluyum
varken soluğum, gözlerim
insan dost görüldüğü sürece sevilir. dostluklarsa, uzun sürmez.
dünyada ne kadar insan varsa, o kadar da zincir var. böylesi değil de öteki. içten içe taşır hepsi. daha ağır, daha sıkıntılı. kim söz açar bundan, kim yakınır? alışılagelmiştir.
dünyada her şeyin tek anlamı vardır. o anlamı ona biz veririz.
insan dost görüldüğü sürece sevilir. dostluklarsa, uzun sürmez.
dünyada ne kadar insan varsa, o kadar da zincir var. böylesi değil de öteki. içten içe taşır hepsi. daha ağır, daha sıkıntılı. kim söz açar bundan, kim yakınır? alışılagelmiştir.
dünyada her şeyin tek anlamı vardır. o anlamı ona biz veririz.
11.02.2016
dizeler
gece, yalnızlığımıza çekilen gökperdeyse
şiir, içindeki aydınlığımızdır
(şükrü erbaş)
ben hep sözcüklerle baktım dünyaya
yaralandım sözcüklerle
alıştım sözcüklerin devriyesi olmaya
(metin altıok)
uyuyamayacaksın
memleketin hali
seni seslerle uyandıracak
oturup yazacaksın
çünkü sen artık o sen değilsin
uyuyamayacaksın
düzelmeden memleketin hali
düzelmeden dünyanın hali
(melih cevdet anday)
gezgin büyülüdür fethedilmemişin gizemiyle
savaşçının kargısı sonunda uzlaşır ölümle
sense bedenin ve ruhun acısına adandın ey sürgün
anıtın yok ama ülken her yer
(ahmet oktay)
ah, kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya
(gülten akın)
hayatın bekleme odasında bir kadın
birbirine benzeyen ölümler biriktirir
çan susar, bir kuş uçar sesinden
camlara kendini yazar bir şair
(ayten mutlu)
bunalıyoruz çocuk bunalıyoruz
biçim veremediğimiz şeylerin
biçimini alıyoruz
(şükrü erbaş)
ayrılık bilmem ne zaman gelir
sen bir okul defteri getir bana
çünkü sadece yazmak tesellidir
çektiğiniz acıya bu dünyada
(ahmet oktay)
denizin uzaklardan getirdiği
yabancı, anlamsız bir şeyim
(melih cevdet anday)
aşkın kuramı olmaz
aşkın kuramı olmaz
yalnız eylemi vardır
(ferit edgü)
sağ olasın amerikan sigarası
sağ olasın ara kültür
ezik heves, görgüsüz para, özenti ve şımarıklık
kimliksiz, adressiz, mihrapsız halk
(şükrü erbaş)
dolaşıyorum ne zamandır
kalbimde bir gül kesiği
(ahmet oktay)
bulutlardan başka bir şeyin hareket etmediği
bu esmer, bu yılgın, bu sağır düzlükte
silinir her gün biraz daha yaşamla ölüm arasındaki çizgi
(şükrü erbaş)
aşkın kışlası yataktır
aşk her zaman çırılçıplaktır
(ferit edgü)
Kategori:
.dize,
.kolaj,
ahmet oktay,
ayten mutlu,
ferit edgü,
gülten akın,
melih cevdet anday,
metin altıok,
şükrü erbaş
3.01.2015
deli kızın türküsü
gülten akın
sana büyük caddelerin birinde rastlasam
elimi uzatsam tutsam götürsem
gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
anlasan
elimi uzatsam tutamasam
olanca sevgimi yalnızlığımı
düşünsem hayır düşünmesem
senin hiç haberin olmasa
senin hiç haberin olmaz ki
başlar biter kendi kendine o türkü
yağmur yağar akasyalar ıslanır
bulutlar uçuşur geceleyin
ben yağmura deli buluta deli
bir büyük oyun yaşamak dediğin
beni ya sevmeli ya öldürmeli
yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa
böcekler gibi başlamalı yeniden
bu allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
yan garipliğine yürek yan
gitti giden
6.09.2014
sığda
gülten akın
sokağı beğendin mi bir bakıp pencereden
çıkıp gitmek olmalı özelliğim bu benim
senin durman, küçük sevinçleri yaşadığımızın
ey yağmur, ey sevdiğim
durgunsa kahvelerin masalarında hava
kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten
dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim
uzaktan en uygun ballı yemişleriyle
tutup ötmeye ceylan, barınmaya kulübe
küçük şeyler ormanına bir güven bir güven
böyle yanılma hiç görmedim
ürküt kara martılarını kıyımızın
yankılan, mutlu kayığımı sığdan kurtar
ey ses, ey yakın geçmişe ağzımla verdiğim
10.03.2013
42 gün
gülten akın
zalimin gecesi mazlumun gecesiyle birdir
ve daha uzundur zulme karar verenin gecesi
çünkü acıların, çığlıkların, kargışların sesi
iğne deliğinden geçeğen olur
dokuna dokuna kıyıcıya cellada
varır, sebebin kapısında durur
ben değil sofraya ölüm oturdu
peynir yedi beni, zeytin yedi beni
ekmeğe uzandım, ellerim düştü
elmadan gözlerim yandı, kör kaldım
su değil su değil sel aldı beni
ben değil sofraya ölüm oturdu
gülerken yüzün
dem çeken ir güvercinin sesini
için için büyüyen çimenleri
baharda lunaparkı bayram yerini
ve alışkanlıklar dışında her şeyi
benim de kollarım bağlı senin kelepçenle
sağ elim tutmuyor tutmuyor
yitirdim büyümü, şiirlerim uçtu
solum yetmiyor
kardeş benim ölüp ölüp dirildiğimi
şimdi dıştala sen umursama
bugün benim başımdaki ağrı
yarın senin de başında
yırttı yüzlerce dizesini
çekti duyulan şiirlerinden adını
sildi şiire dönüşen sözleri
yüreğinden
kendi bedenine tutkunlar ey
kendi aydınlığını sevenler ey
yorgan gibi bürünüp geceyi
kendi sıcağında uyuyanlar
bu nedir bu nedir, bir gencecik ozan
yazdı ama size değsin istemedi
sizi değmez gördüğündendir
reddetti güzelim şiirlerini
sizi reddetti
"görüldü" kimi özlediğimiz
neyi sevdiğimiz, istediğimiz "görüldü"
öfkeliysek hangi dağlara vurup
kederliysek hangi suları izlediğimiz
"görüldü"
selamımız ve dikenlerimiz
içimizde, derinde
derin denizlerin yaslı göllerin dibinde
bir umumuz vardır sileriz
parlatırız gece gece
damgasız işaretsiz
aynı dille konuşuyor
aynı dili konuşmuyoruz
küllü közler gibi için için yandığımız
usulca yandığımız
kime sitemdir
bağrımızda yıkılası dünyaya
yetecek ateşi beslediğimizi
kim bilir kim bilebilir
çatılmış darağaçları
gelip durmuş kapımıza ölüm
ses ver sesimize bir ufacık ses
susarsan
ya ölüsün ya ölümle bir
12.10.2012
celaliler destanı
gülten akın
bütün kusurları sana yükledik ey zaman
bir de mekandan münezzeh olana
ay doğuyor, soğumuş bakır rengiyle
ürküterek vadilerin tarazlanmış sisini
yeni doğmuş kuzuların sesini
bastıran ağıl yanıyor
yanıyor çitler, yolaklar, kayalar
yanıyor som gümüşten
soğumuş ışıltılarla
ay doğuyor
tepelerde gündüzün kaybolan
konakları yeniden kurarak
koca osmanlı mülkünde
biri ötekinin cürmüne
kefil kılınan ahali
kendine işlenen büyük cürmü tanıyınca
birleşti
birleşti kıyam etti
bu
osmanlı mülkünde en uzun kıyametti
onmadı bir daha
et kokunca tuz gerek
ama tuz da koktu
şiiri dağıldı evlerimizin
yavru kedi kuyruğuyla oyunda
gelmeyecek bir mehdiyi
özlemle bekliyor kalabalıklar
yıkılmış kentleri alıp veriyorlar
bir kez daha yıkılıyor bağdat, basra
nasıl sarılırdı hatırlarız bir gün
çile bizim ellerimizde
sonra dönüp dönüp gelinen
sıla oldu kavga
barış uzaklaştı tarih
kirli çakalların dolaştığı
tekinsiz bir orman
2.08.2012
deli kızın türküsü
gülten akın
bende bir gülten kaldı
hangi bağa diksem yabancı
sana büyük caddelerin birinde rastlasam
elimi uzatsam tutsam götürsem
gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
anlasan
yağmur yağar akasyalar ıslanır
bulutlar uçuşur geceleyin
ben yağmura deli buluta deli
bir büyük oyun yaşamak dediğin
beni ya sevmeli ya öldürmeli
yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa
böcekler gibi başlamalı yeniden
bu allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
yan garipliğine yürek yan
gitti giden
10.03.2012
kesik
gülten akın
yaşamanın kesik bir yerinde
sevgiler yüzleri düşündürürdü
gide gide incelen, kaybolan
uçucu anlamlar kalırdı ağırlıksız
kırılıp dökülen bir şeylerden
şimdi hiçbir şey değiliz doğru mu
bizim için kimse kimsenin bir şeyi değil
ilgiler gündelik giysiler gibi eski inceliksiz
isa'dan bu yana giydiği herkesin
yaşamanın kesik bir yerinde uzun uzun
deli bir adam savruk bir kız
bir duruma bağlarlardı kendilerini
var bilinen sürüp gidecek sanılan
güz geldi mi üst üste üç güz gelirdi
her gün başka olmaktan yüzlerce olurdu
her kuş yüzlerce olurdu anlatılmaz güzel
ufalır ellerimiz tutula tutula
biz şimdi güzleri ayrı ayrı
kuşları güzelsiz yüzlercesiz
bir bakıma öldük açıkçası bu
bir başka bakıma nedensiz evetsiz
unutmaya yaşıyoruz günleri doğru mu
13.02.2012
zalim
gülten akın
zalimin gecesi mazlumun gecesiyle birdir
ve daha uzundur zulme karar verenin gecesi
çünkü acıların, çığlıkların, kargışların sesi
iğne deliğinden geçeğen olur
dokuna dokuna kıyıcıya cellada
varır, sebebin kapısında durur
10.06.2011
şair sözü
mehmet can doğan
philippe aries: her insan kendi ölümünün aynasında, kendi bireyselliğinin sırrını keşfedecektir.
attila ilhan: garip şiiri inönü diktasının, ikinci yeni menderes diktasının şiiridir.
abdülhak hamit tarhan: en güzel, en büyük, en doğru şiir, müthiş bir hakikatin baskısı altında hiçbir şey söyleyememektir.
ahmet hamdi tanpınar: insan kendini tenkit etmeye başlayınca, sonu gelmez.
a. alvarez: intihar bir tutkudur ve ancak bu tutkuya üstün gelindiğinde gerçekleşir. sadece bir tarafın üstün geldiği ve yarı kazanılan bu son zaferi bürokrasi ve görgü kurallarından dolayı kötü bir kazaya dönüştürmek, varolan yanılgılara son bir yanılgı daha eklemektir.
turgut uyar: herkes ne zaman ölür; elbet gülünün solduğu akşam.
albert camus: uyumsuzluk, kabul edildiği andan sonra bir tutkudur, tutkuların en keskinidir. uyumsuz, her şeyden önce bir kopuştur. uyumsuzun bilincine varmış insan, ayrılmamasıya bağlanmıştır ona. umutsuz ve umutsuzluğunun bilincine varmış bir insan, geleceğin değildir artık.
orhan veli: şiir, bütün hususiyetleri edasında bulunan bir söz sanatıdır.
cahit zarifoğlu: şiirin ayağı yere basmalı diyorum, şimdilerde. şairlere, yeni yeni şiire koyulanlara anlaşılır olmalarını salık veririm. şiirin sırrını aynı zamanda anlaşılır olmanın içinde yakalamaya çalışsınlar. keşke ben de en başta bunu yapabilseydim. okuyucum yüzlerce katlanırdı. bir yunus emre olmak isterdim. herkes anlar onun şiirini.
ülkü tamer: hiç bilmeseydim testileri, yatakları, develeri; çekip giderdim gelmemeye.
hz. isa: kılıcı çeken kılıçla öldürülür.
gülten akın: kişi, en çok suçlarını ve günahlarını unutur, unutmaya çalışır; ama en çok da onları hatırlar.
"öfkeden ve özlemden ağladı zerdüşt, acı acı" diye bitirir nietzsche "gezgin" başlıklı buyurusunu. onu acı acı ağlatan -söyleten de tabi- dostları hakkındaki düşünceleri için kendine duyduğu "öfke" ve onlardan gönüllü ayrıldığı halde onlara duyduğu "özlem"dir. "yazgım" diye kabullenir bu ayrılmayı nietzsche; ama, unutulmamalı, bunu yazgı haline getiren de kendisidir, bir üst-insan oluşudur. bir kendilik hali, kendi olma sorunu ayırır onu; değilse kimse sürmemiştir, kovmamıştır.
gaston bachelard: bir şair başka bir şairden sempati ile söz etti mi, söyledikleri iki kere doğru olur.
metin altıok: şiirin saati kavrama değil imgeye ayarlıdır.
jose ortega y gasset: sürekli bir göç durumu içinde olmak, sevgi içinde olmak demektir.
şiir, insanın dilde varlık bulmuş halidir. şiirde kurulan bütün bağdaştırmalar, tercih edilen ekler, sözcüklerin bir araya getirilişinde dikkat edilen yerleştirme biçimi, insanın dil içinde yeni bir varlık kurma çabasıdır. bir şiirde, bu çabanın bütün anlam alanlarını bir kişinin yakalaması mümkün olmayabilir; ama yine de söylenenlerle, bırakılan boşluklarla şiirin çevrimindeki varlık kazanan bilinç yakalanabilir.
philippe aries: her insan kendi ölümünün aynasında, kendi bireyselliğinin sırrını keşfedecektir.attila ilhan: garip şiiri inönü diktasının, ikinci yeni menderes diktasının şiiridir.
abdülhak hamit tarhan: en güzel, en büyük, en doğru şiir, müthiş bir hakikatin baskısı altında hiçbir şey söyleyememektir.
ahmet hamdi tanpınar: insan kendini tenkit etmeye başlayınca, sonu gelmez.
a. alvarez: intihar bir tutkudur ve ancak bu tutkuya üstün gelindiğinde gerçekleşir. sadece bir tarafın üstün geldiği ve yarı kazanılan bu son zaferi bürokrasi ve görgü kurallarından dolayı kötü bir kazaya dönüştürmek, varolan yanılgılara son bir yanılgı daha eklemektir.
turgut uyar: herkes ne zaman ölür; elbet gülünün solduğu akşam.
albert camus: uyumsuzluk, kabul edildiği andan sonra bir tutkudur, tutkuların en keskinidir. uyumsuz, her şeyden önce bir kopuştur. uyumsuzun bilincine varmış insan, ayrılmamasıya bağlanmıştır ona. umutsuz ve umutsuzluğunun bilincine varmış bir insan, geleceğin değildir artık.
orhan veli: şiir, bütün hususiyetleri edasında bulunan bir söz sanatıdır.
cahit zarifoğlu: şiirin ayağı yere basmalı diyorum, şimdilerde. şairlere, yeni yeni şiire koyulanlara anlaşılır olmalarını salık veririm. şiirin sırrını aynı zamanda anlaşılır olmanın içinde yakalamaya çalışsınlar. keşke ben de en başta bunu yapabilseydim. okuyucum yüzlerce katlanırdı. bir yunus emre olmak isterdim. herkes anlar onun şiirini.
ülkü tamer: hiç bilmeseydim testileri, yatakları, develeri; çekip giderdim gelmemeye.
hz. isa: kılıcı çeken kılıçla öldürülür.
gülten akın: kişi, en çok suçlarını ve günahlarını unutur, unutmaya çalışır; ama en çok da onları hatırlar.
"öfkeden ve özlemden ağladı zerdüşt, acı acı" diye bitirir nietzsche "gezgin" başlıklı buyurusunu. onu acı acı ağlatan -söyleten de tabi- dostları hakkındaki düşünceleri için kendine duyduğu "öfke" ve onlardan gönüllü ayrıldığı halde onlara duyduğu "özlem"dir. "yazgım" diye kabullenir bu ayrılmayı nietzsche; ama, unutulmamalı, bunu yazgı haline getiren de kendisidir, bir üst-insan oluşudur. bir kendilik hali, kendi olma sorunu ayırır onu; değilse kimse sürmemiştir, kovmamıştır.
gaston bachelard: bir şair başka bir şairden sempati ile söz etti mi, söyledikleri iki kere doğru olur.
metin altıok: şiirin saati kavrama değil imgeye ayarlıdır.
jose ortega y gasset: sürekli bir göç durumu içinde olmak, sevgi içinde olmak demektir.
şiir, insanın dilde varlık bulmuş halidir. şiirde kurulan bütün bağdaştırmalar, tercih edilen ekler, sözcüklerin bir araya getirilişinde dikkat edilen yerleştirme biçimi, insanın dil içinde yeni bir varlık kurma çabasıdır. bir şiirde, bu çabanın bütün anlam alanlarını bir kişinin yakalaması mümkün olmayabilir; ama yine de söylenenlerle, bırakılan boşluklarla şiirin çevrimindeki varlık kazanan bilinç yakalanabilir.















