29.11.16

uzun lafın kısası

epikuros: haksız kazanılan parayı sevmek dine aykırıdır; haklı kazanılan para bile insanı utandırmalı.

alexandre dumas: ağaç hiçbir zaman çiçeğini bırakıp gitmez; ağacı bırakıp giden her zaman çiçektir.

we ling kung: yetkin kişinin arayışı hep benliğindedir. küçük adam hep başkalarından alır.

maureen freely: bir yalanın gerçek olmasını sağlamanın en iyi yolu, onu sonsuz kere tekrarlamaktır.

william faulkner: her erkek ve kadın, o anda evli olsunlar olmasınlar, o zaman ya da daha sonra evlensinler ya da evlenmesinler, ikisinin birlikte olduğu o anda tanrıdırlar.

oğuz atay: kötülükten ancak kötülük çıkar. bayağılık insan ruhunu öldürür.

charles bukowski: evlilik onaylanmış düzüşme demektir ve onaylanmış düzüşmeler, hiç şaşmaz, sonunda sıkıcı olmaya başlar, bir iş haline gelir.

robin sharma: gerçek anlamda aydınlanmış kişiler, hiçbir zaman başkalarına öykünmez. bunun yerine onlar kendilerinin önceki halini aşmaya çalışırlar.

james baldwin: insana yalnızca bir kadının verebileceği bazı şeyler vardır.

sun tzu: askerlerini kaçışın olanaksız olduğu noktalara sür ki, ölesiye savaşsınlar. ölümle karşı karşıya olan bir askerin beceremeyeceği iş yoktur.

gerard de nerval: bir çeyrek saatlik merhamet, yetmiş saat dua etmekten daha iyidir.

voltaire: insanlara uymaktansa tanrı'ya uymayı yeğlediğini söyleyen, bunun sonucu olarak da sizi boğazlayınca dosdoğru cennete gideceğine inanan bir adama ne yanıt vereceksiniz?

26.11.16

kaybın türküsü

kiran desai

canavarlıklar hep haklı bir davanın görüntüsü altında işlenir.

eski şarkılar gibisi yoktur.

aşk, duygunun kendisinden çok onun sızısı, beklentisi, inzivası ve çevresindeki şeylerdir.

en büyük sevgi hiçbir zaman belli edilmeyen sevgidir.

beyaz kadınlar gençken iyi görünür; ama çabuk çökerler; kırkına geldiler mi çirkinleşirler, saçları dökülür, her yerleri kırışır, şu lekelerle damarlar da cabası.

bir yolculuğun bir kez başladı mı sonu yoktur.

sürülecek yağ azsa ekmeğinizin yağsız kalmasını göze almak zorundasınız. güçlüler kazanır ve yağı da onlar kapar.

köle olarak yaşamaktansa ölmek yeğdir.

güzel huylu olmak eskiden kızlar için bir gurur meselesiydi.

bu hayatta tek parça kalmak istiyorsan düşüncelerini durdurmalısın; yoksa suçluluk ve acıma duyguları senden her şeyini alır, seni bile.

kıyı insanları iç taraftakilerden daha akıllı olurlar.

aşk böyle akışkan bir şeydi işte: onun kararsız bir nesne olduğunu, değişmez bir hakikat olmadığını yeni öğreniyordu. ihanete açık, neyin içine doldurulursa onun şeklini alan oynak bir şeydi. kendini tutup onu değişik kaplara doldurmamak çok zordu. çünkü türlü amaçlara hizmet edebiliyordu. keşke onunla kendini zaptedebileceği bir şey olsaydı. yoksa şu haliyle onu gerçekten korkutmaya başlamıştı.

20.11.16

adsız sansız bir jude

thomas hardy

kadınları yola getirmek için esaretten, sağır bir işkence ustasından iyi ilaç yoktur.

kendini bilen bir erkek, bir kadının oyunlarına, işvelerine kendisini kaptırsa bile, sonunda ipi koparır.

hayat kitaptan öğrenilmez, yaşamak gerek.

bilgi bir savunma aracıdır, para da öyle; yalnız, bilginin üstünlüğü şudur ki, parası olana bile hayat veren odur.

bir erkeğin ellerinde yaptığı işin izlerini görmek çok hoş bir şeydir.

dünyanın en ateşli, en erotik şairlerinin çoğu günlük hayatlarında kendilerini tutmayı çok iyi bilen insanlardır.

iyilikseverlik kendi soyundan olanların peşine düşmez.

insanlar, doğal güçlere karşı koyamayacaklarını bile bile, birçoğu da bir aylık mutluluğu bir ömür boyu rahatsız olmak pahasına elde ettiklerini belki bildikleri halde, gene de evleniyorlar.

gülmek her zaman yanlış anlamaktan ileri gelir. doğru dürüst bakacak olursak yeryüzünde gülünecek hiçbir şey bulamayız.

16.11.16

günlükler

max frisch

vicdanımız ne kadar güçlüyse çöküşümüz de o kadar kesindir.

aşık insan her şeyi ilk kez görmüş gibidir. aşk bizi her türlü tasarıdan özgür kılar. işte sevdiğimiz insanla baş edemeyişimizdeki asıl heyecan, macera ve gerçek gerilim de budur; onu sevdiğimiz için, onu sevdiğimiz sürece.

her üniforma insanın karakterini bozar.

sürekli akan bir şerit üzerinde yaşıyoruz ve kendi kendimizi telafi etmek ve bir anlığına hayatımızı düzeltmek umudu yok. kabul etmesek de geçmiş bizi en az bugün kadar belirliyor.

birini övmek kadar zor bir şey yoktur hayatta.

insan, en azından ortaya çıktığı anda ve yerde doğru olan düşüncesini gizlemeyerek ve yazarak bu düşüncesine sahip çıkar. ve iki gün sonra tam aksini düşündüğünde, daha akıllı olacağını umut etmez. insan neyse odur.

dürüst olmak yalnız olmaktır.

önemli olan, sözcüklerin arasındaki ifade edilemeyen beyaz alandır. sözcüklerin anlattığı, gerçek düşüncemizi dile getirmeyen önemsiz şeylerdir hep. gerçek niyetimizi en iyi ihtimalle dolambaçlı bir yoldan ifade edebiliriz.

insanın edebiyle vazgeçmeden önce denemesi gereken şeyler vardır.

ancak işimizin bizi terk ettiği zamanlarda, mümkün olduğunda niye çalıştığımızı anlıyoruz. işimiz, bizi sabahları aniden ve acımasızca uyandıran, korkulardan koruyan, bizi çevreleyen labirentte ilerlememizi sağlayan tek şeydir; ariadne'nin ipidir.

"her harabenin kendine özgü bir çekiciliği vardır." (cesario)

bir şeye kanaat getirmiş insan, her şeyin üstesinden gelir. kanaatler, canlı-hakiki şeyler karşısında en iyi korunaktır.

kadın, doğası gereği oyuncudur.

insanın yaşadığı, idrak ettiği şeylerin çoğu sezilerdir; yaşamanın diğer bölümünü oluşturan hatırladıklarımız bile çok daha azdır bundan. böyle olmasaydı hiç edebiyatçı olmaz, sadece muhabirler olurdu.

bize ait olmayan tesadüfler yaşamayız. sonunda payımıza düşen, vadesi gelmiş olanlardır.

yol

seneca


korktun mu saldıracaksın, en güvenli yoldur bu
başa gelen değil, niyettir insanı iffetsiz kılan
ölümü asla saklayamazsın, ölmek isteyen birinden
arzulanan bir şeye yas tutmak, onurlu olamaz
ölümlerin en iyisidir, sevdiklerinin gözyaşları arasında ölmek

14.11.16

bireyselleşmiş toplum

zygmunt bauman

"toplum, insan hayatının önemli olduğuna dair bir mit, cüretkar bir anlam yaratma girişimidir." (ernest becker)

henry ford: tarih oldukça saçmadır. gelenek istemiyoruz. bizler bugünü yaşamak istiyoruz. dikkate alınabilecek yegane tarih bugün yapmakta olduğumuz tarihtir.

sigmund freud: uygarlık insanın mutluluk olanağının bir bölümünü bir parça güvenlik ile takas etmiştir.

"birey yurttaşın en kötü düşmanıdır." (tocqueville) birey, "ortak çıkar", "iyi toplum" ya da "adil toplum" konusunda kayıtsız, kuşkucu ya da ihtiyatlı olma eğilimi gösterir.

knud logstrup: hiç kimse önceden verilen direktifleri uygulamaya ve gerçekleştirmeye özen gösteren kişiden daha düşüncesiz değildir.

karl marx: tarihi insanlar yapar; ancak seçtikleri koşullar altında değil.

jeffrey weeks: insanlık gerçekleştirilecek bir öz değil, en geniş anlamda insanlığımızı oluşturan çeşitli bireysel projelerin, farklılıkların ifade edilmesiyle geliştirilecek pragmatik bir yapı, bir perspektiftir.

henry ford: egzersiz saçmadır. eğer sağlıklıysanız ona ihtiyacınız yoktur; eğer hastaysanız, zaten yapamazsınız.

bir nesnenin değeri onun edinilmesindeki zorlukla ölçülür.

sigmund freud: mutluluk, büyük ölçüde bastırılmış ihtiyaçların tatmininden gelir.

"hedefe ulaştığım zaman özgürlüğümü kaybederim; birisi olduğum zaman kendim olmaktan çıkarım." (zbyszko melosik / tomasz szkudlarek)

seneca: en çabuk gerçekleşen haz aynı zamanda ilk yok olandır.

ludwig wittgenstein: hiçbir ıstırap çığlığı tek bir insanın çığlığından daha büyük olamaz. hiçbir ıstırap tek bir insanın çekebileceği acılardan daha büyük olamaz. bütün gezegen tek bir candan daha büyük bir acı çekemez.

victor hugo: ütopya, yarının gerçeğidir.

"şimdi" hayat stratejisinin parolasıdır. böylesine güvenliksiz ve kestirilemeyen bir dünyada, akıllı ve becerikli gezgin hafif seyahat eder ve kendi hareketlerini kısıtlayan herhangi bir şey için asla gözyaşı dökmez.

11.11.16

yabancı

nilgün marmara


en yakın yabancı sendin
daha sürülmemişken ışığın biberi yaramıza
yaslanırken boşlukta duran bir merdivene henüz

güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız
ilkyaz derken -kışı gözden kaçıran
yüzlerce eller yukarı, saygı duruşlarımız
en güçsüz kollarla-
çözüldü aşkın zarif ilmeği
bulandı aynalar duruluğu
çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda
bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık olduğunu

yabancıların en yakınıydın sen

9.11.16

insanlığın yıldızının parladığı anlar

stefan zweig

gününün yirmi dört saati boyunca yaratıcı olan hiçbir sanatçı yoktur.

savaşa hazırlanan bütün diktatörler, hazırlıklarını bütünüyle tamamlayıncaya kadar sürekli barıştan söz ederler.

şans en çok sevdiklerine bile her zaman cömert değildir. ilahların insanoğluna iz bırakan işler başarma şansını bir defadan fazla verdikleri çok az görülmüştür.

insan yaşamında olduğu gibi tarihte de, kaybolmuş bir anın yakınıp dövünmekle geri getirilebildiği hiç görülmemiştir. bir tek saatin kaybettirdiği şeyi bin yıl geri getiremez.

yeniden dirilişin doğruluğuna insanları inandırmak, ölümü bireysel olarak yaşamış olan birinin görevidir.

insanların, çağdaşları bir insanın ya da bir yapıtın büyüklüğünü ilk bakışta anladıkları pek görülmemiştir.

bir yapıtı oluşturan deha, kesinlikle uzun süre gizli kalmaz. bir sanatsal yapıt zaman içerisinde unutulabilir, yasaklanabilir ve hatta bütünüyle yok edilebilir. ancak yaratılmasında var olan cevher, ölümsüz kalmasını sağlamayı her zaman bilmiştir.

fatih sultan mehmet: eğer sakalımın bir teli bile aklımdan geçenleri öğrenmiş olsaydı, onu hemen yolardım.

kara prens

iris murdoch

bir insan bedeninin belirli bir bedene karşı duyduğu dayanılmaz özlem ve onun yerini alabilecekler karşısında duyduğu kayıtsızlık yaşamın en büyük sırlarından biridir.

insanlar kendilerini gerçek anlamda, o uzun eylem süreçlerinde gösterirler; kendileriyle ilgili yarattıkları o kısa teorilerde değil.

bizler var olmak için havada asılı kalan uçuşlara mahkum değiliz, kendimizden sürekli uzaklaşıp tatile çıkarak yenileniyoruz. bizler fasılalı yaratıklarız, her zaman küçük sonlara düşer ve yeni, küçük başlangıçlar için yeniden kalkarız.

gerçek bir insan olabilmek için limitler koymak, çizgiler çekmek ve hayır diyebilmek gerekir. herkese belli belirsiz sempati göstermek, aynı zamanda bir insanı gerçekten iyi anlayabilmeyi de engelleyen bir şeydir.

insan ruhu sürekli yakınlaşmak üzere düzenlenmemiştir. aynı yerde kafese kapatılanların çektiği yalnızlık kadar gereksiz bir yalnızlık yoktur.

biz yalnızca kendimizi özdeşleştirdiğimiz şeyle ilgileniriz. aziz dediğimiz kişi kendisini her şeyle özdeşleştiren kişidir.

gerçek keder, kendisine uzanan her yolu tıkar.

eğer bir kadının yanında yıllarca yatarsan senin bir parçan haline gelir, ayrılman imkansızlaşır. dışarıdan bakan iyimserler evliliğin gücünü genellikle küçümserler.

yalnız insanlar onurlu olur. evli bir kadının onuru yoktur, tek başına kendini gösterebilecek düşünceleri yoktur. kadın, kocasının alt kategorisinde yer alır ve kocası isterse onun bilincine keder bile boşaltabilir, tıpkı suya boşaltılan mürekkep gibi.

hepimiz daha zengin, daha güzel, daha zeki, daha güçlü olmak, daha çok sevilmek ve "görünüşte" başkalarından daha iyi görünmek isteriz. gerçekten iyi olmanın verdiği yük içgüdüsel olarak dayanılmazdır.

7.11.16

din

montaigne: insanlar tamamen delirmiştir; bir solucan bile yaratamazken, düzinelerce tanrı yaratmışlardır.

elbert hubbard: bir mistik, ortadaki gerçeklerin karşısında kafası karışan; fakat var olmayan şeyleri anlayabilen bir insandır.

james frazer: insanların ölüm korkusunun, ilkel dinin ortaya çıkışında en etkili güç olduğuna inanıyorum.

karl marx: bir mutluluk yanılsaması olan dinin, gerçek mutluluğa ulaşmak için yürürlükten kaldırılması gerekir. onun koşullarındaki yanılsamalardan vazgeçme talebi, yanılsamalara ihtiyaç duyan bir koşuldan vazgeçme talebidir.

jean rostand: bir insanı öldüren kişi katil, bir milyon insanı öldüren kişi fatih, hepsini öldüren ise tanrı olur.

george santayana: yaşam ve ölümün tedavisi yoktur; ikisi arasında eğlenmeye bakın.

eric hoffer: insanları meleklere dönüştürmek isteyen bir kurtarıcı, insan doğasından en az onları kuklalara dönüştürmek isteyen totaliter bir despot kadar nefret eder.

karl popper: gerçek bir rasyonalist, kendisinin ya da bir başkasının hakikati elinde tuttuğunu düşünmez; bir fikrin kabul edilmesinin ya da reddedilmesinin asla tamamen rasyonel bir mesele olmadığının farkındadır.

6.11.16

saf ve düşünceli romancı

orhan pamuk

roman okumanın asıl zevki, dünyayı dışarıdan değil, içeriden, o dünyada yaşayan kahramanların gözünden görebilmekle başlar.

henry james: bir hikayeyi anlatmanın beş milyon yolu vardır ve bunların hepsi eğer esere bir merkez sağlıyorsa meşrudur.

don quijote'dan, hatta genji'nin hikayesi'nden robinson crusoe'ya, moby dick'e günümüze kadar romanın kurmaca olduğu fikrinin gelişmesi, açıklık kazanması, yani hem yazarlar hem de okurların karşılıklı anlaştığı bir şey haline gelmesi hala tam başarılmış değildir.

roman sanatı, kendimizden bir başkası gibi ve başkalarından kendimiz gibi söz açabilme hüneridir.

horatius: şiir de resim gibidir. bazısı yakından bakınca etkiler insanı, bazısı uzaklaşınca. bazı resimler karanlık köşeleri sever, bazıları da eleştirmenin keskin yargısından korkmadığından olacak, iyice aydınlıkta seyredilmelidir. bazıları bir kere hoşa gider, bazıları on kere bakılınca zevk verir insana.

lev tolstoy: eğer bir romanda bir kahraman çok kötüyse, ona biraz iyilik eklemeli; eğer fazla iyiyse, biraz kötülük eklemeli.

romanlar hayatı, insanları tanıdığımız için değil, başka romanları, roman kuramını tanıdığımız ve bu kitaplarla bu kitaplar gibi konuşmak istediğimiz için yazılır.

friedrich nietzsche: sanattan söz etmeden önce, insan bir sanat eseri yaratmaya çalışmalıdır.

4.11.16

ölüm pornosu

chuck palahniuk

bir pilici porno filmde oynatmak istiyorsanız ona bir milyon dolar teklif etmelisiniz. bir herifi oynatmak istiyorsanız ona sadece sormanız yeter.

insan, hayatının geri kalanını sadece bir dakikada tüketebilir.

heriflerin, kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri şeylerin içine sıçmasının bin bir yolu vardır.

porno, ancak hiç umudun kalmadığında yapabileceğin bir iştir.

tek bir hataya bakar; ondan sonra yaptığın hiçbir şey fayda etmez. ne kadar çalışırsan çalış, ne kadar zeki olursan ol, o yaptığın kötü seçimle tanınırsın. o yanlış şeyi yap ve hayatının sonuna kadar ölmüş ol.

babalar, anneler. ilgi, alaka gösterirler. ve her defasında da içinize ederler. evet, aileler daima çocuklarının içine eder.

arızalı, arızalıyı çeker.

eşcinsel porno filmlerinin kaç tanesi ölüm pornosudur? uzun süre beklersen hepsi öyle biter.

hangi çocuk ailesini ödüllendirmenin veya cezalandırmanın düşünü kurmaz ki?

birinin ölümünü, gerçekten ölümünü izlemek istiyorsan, onun pornonun sonunda nasıl orgazm olduğuna bakman yeter. boynu, düğüm düğüm damar ve kaslardan oluşan bir kemente geçirilmiştir ve çenesi hareketlidir. dişlerini dışarı çıkarır ve havayı ısırmaya çalışır. içeriye göçen yanaklar dudakları ileriye, kulakları ise geriye doğru çekip gerer. derisi gözlerini kapanmaya zorlar. sanki ön dişleri hayatın en önemli kısmını ısırmaya çalışıyormuş gibi görünür. 

bütün kimliğiniz bir anda yok olursa ne yaparsınız? bütün hayat hikayeniz bir yanlıştan ibaret oluverirse bu durumla nasıl başa çıkarsınız?

3.11.16

ülkü

jean jaures

sanatçılar için ülkü, yapma bir çiçek değildir; gerçeğin en iyi, en tatlı yanlarından örülme canlı bir çiçektir. bu çiçeği koklayan yaratıcılar daha da serpilip gelişirler. demek ki ülkü gerçeği soldurmaz; tersine, onu besler. nitekim insanlığın bulduğu güzel görüşleri benimseyip uygulayınca, sanatın doğurduğu büyük ruhlarla birlikte olunca yaşamı sönük ve bayağı görmekten kurtuluruz. gözlerimiz ve gönüllerimiz dünyadaki güzellik ve insandaki iyilik hazineleriyle tanışır. şiir çimenlerin ürpertisini ruha iletir, yarı kapalı gönüllere güzelliğin ve büyüklüğün gizli çiçeklerini gösterir, içimizde daha ince duygular uyandırır. ülküyle gerçeğin kucaklaşmasını bütünlemek için güzel görüşleri davranışımızla gerçekleştirmemiz, yaşayışımızla ortaya koymamız gerekir. bu güç bizde vardır. nasıl ki meşe ağacı uzayı dolduran havayı köklerine kadar götürüyorsa sanat da yüksek esinleri varlığımızın derinliklerine kadar öyle indirir.

2.11.16

aydınlanmanın diyalektiği

max horkheimer / theodor w. adorno

aydınlanma, kant'ın deyişiyle, "insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. bu ergin olmama durumu ise, insanın kendi anlama yetisini bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır."

akıl yoluyla bir faşiste ulaşmak mümkün değildir; çünkü o aklı başkalarının pes etmesi olarak görür.

spinoza: aslolan ilk ve tek erdem, kendi varlığını koruma çabasıdır.

burjuva iktisadı pazar dolayımı sayesinde tahakkümü katlayarak çoğaltırken şeylerini ve kuvvetlerini öylesine artırdı ki, bunların idaresi için bir tek krallar değil, burjuvalar da gereksiz hale geldi; artık gerekli olan yalnızca herkestir.

insanın bir plan uyarınca gerçekleştirdiği bütün kurban sunma edimleri yöneldikleri tanrıyı aldatır; tanrı insanın amaçlarına tabi kılınır, erkini yitirir ve tanrının uğradığı aldatmaca doğrudan inançlı cemaatin inançsız rahipler tarafından aldatılmasına dönüşür. kurnazlığın kökeni külttedir.

"pişmanlık bir erdem değildir, akıldan doğmaz; başka bir deyişle, yaptığı bir şeyden pişmanlık duyan kimse daha önce olduğundan iki kat fazla zavallı, yani acizdir."

nietzsche: güçten, kendisini güç olarak göstermemesini, üstün gelmemesini, karşısındakini yere sermemesini, efendi olmamasını, düşmanların ve kendisine direnenlerin peşine düşmemesini istemek, zayıflıktan kendisini güç olarak göstermesini beklemek kadar saçmadır.

schopenhauer'a göre insanlık diye bir şeyin kurulabileceğine yönelik umutlar, hayattan yalnızca bahtsızlık bekleyebilecek bir kimsenin haddini bilmez deliliğidir.

her şeyleştirme bir unutuştur.

gözü dönmüş caniler kurbanlarında daima, kendilerini çaresizce meşru müdafaaya iten o zulmedeni görmüşlerdir ve en kudretli imparatorluklar en aciz komşularının üzerine çullanmadan önce onları katlanılmaz bir tehdit olarak algılamıştır. bu rahatsızlığın nedeni, öznenin yansıtılan malzemede kendi payını yabancı unsurların payından ayırmakta yetersiz kalmasıdır.

günümüzde dönüm noktası diye bir şey kalmadı. şeylerin dönüm noktası her zaman daha iyiye yöneliktir. ama günümüzde olduğu gibi çaresizlik son raddeye geldiğinde gökyüzü yarılır ve alevlerini zaten kaybolmuş olanların üstüne salar.

iletişim insanları birbirinden ayırarak birbirlerine benzemelerini sağlar.

1.11.16

şiir

ilhan berk

en yaşlı sudur, der ya thales, en yaşlı şiirdir.

şiirde vurucu olan ilk anda imgenin görsel olanıdır; ama asıl vurucu imge, duyuran, sezdiren imgedir.

resim gibi şiir de bir yapı sanatıdır.

bütün iyi şiirler gösterişsiz, alçak gönüllü yapılara benzerler. bilgiçlik taslamazlar, büyüklüklerini gizlerler sanki. nice yollar tepip gelmişlerdir, alçak gönüllülüğü bunun için elden bırakmazlar.

şiir her zaman iktidardadır.

gecedir şiir.
kapalı odalarda görür işini.
kara kitaplar okur.

şiirin geleceği şimdinin sonsuzluğundadır.

kur'an, onca şiir yüküne karşın, korku kitabıdır sanki. cehennem ikide bir önümüze sürülür. bağışlamaya da pek yer verilmez. ya tenin kayganlığı? o hiç bilinmek istenmez.

şiir morg odalarından çıkmaz.

her şiirde "dünyanın yaşamından bir an'ı" görürüz.

ertelemez şiir.

"insan bir resmi tıpkı bir cinayet işler gibi işlemeli." der ya degas; bu, şiir için de böyledir.

dize her şeydir.

dünya sözcüklerden başka bir şey değildir.

şiir insanların, kabaran suların, çiçeklerin, soluk evlerin, bırakılmış tarlaların, yorgun buğdayın, çalışkan suların, kederli nehirlerin, kuru duvarın, sevdanın, firavun arabalarının, yahya'nın deve tüyünden esvabının, bağlar üzerinde dolaşan muştucunun, ham ipeğin kucağında doğar. ağzı da dölyatağındadır. orda çöreklenir.

şiir, varlığını sözcüklerin unutulmasıyla kazanır.

bir şiirin tarihi dilin tarihidir.

şiir çocukluğumuzdur.