ernst fischer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ernst fischer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.12.2019

niteliksiz adam

ernst fischer

niteliksiz adam, görünüşte romanın içeriğiyle hiçbir ilintisi bulunmayan küçük bir olayla başlar. bir kamyon bir yayayı ezmiştir. bir bey ile bir hanım yaklaşırlar.

"hanım, kalbiyle midesi arasındaki boşlukta acıma diye nitelendirmekte haklı olduğu nahoş bir şey hissetmekteydi; bu, ne olduğu belirsiz, felce uğratıcı bir duyguydu. bey, bir süre sustuktan sonra ona şöyle dedi: 'burada kullanılan bu ağır kamyonların fren mesafesi çok uzun.' hanım, bunu duyunca rahatladığını duyumsadı ve sıcak bir bakışla teşekkür etti. bu sözcüğü herhalde daha önce de duyduğu olmuştu; fakat fren mesafesinin ne olduğunu bilmiyordu ve bilmek de istemiyordu. bu iğrenç olayın böylece belli bir düzene yerleştirilebilmesi ve kendisini artık doğrudan ilgilendirmeyen bir teknik soruna dönüşmesi, ona yetiyordu."

bu görünüşte önemsiz olay, ortaya bir leitmotif çıkarır: insanlar ancak bir düzen içerisinde yaşayabilirler. iç düzen yitirilmiştir ama burjuva insanı kendisi için çoktan yabancılaşmış ve anlaşılmaz olmuş bir dış düzene sarılmaktadır. yeni gerçekliği algılamaksızın, özünü tekerlemenin oluşturduğu, salt görünürde var olan bir dünyada yaşamaktadır. anlamını kavramadığı ama kendisine tanıdık gelen herhangi bir söylem, onu rahatlatabilmektedir. tedirginliğin sesi bastırılmaktadır ve burjuva insanı, sorumluluğundan kurtarılmıştır. iğrenç olan, artık onu ilgilendirmemektedir. iğrençlik, teknik bir soruna dönüşmüştür. bu sorun konusunda yetkili olanlar artık uzmanlardır, teknisyenler, politikacılar, bürokratlardır, herhangi biridir, sorumlu olmayan tek kişi, "burjuva bireyi"dir.

musil, yeni ve tedirgin edici bir gerçekliğin ayrıntılarını acımaksızın, burjuvaya tanıdık gelen bir söylemle açıklamaya kalkışmaksızın, şoka uğratırcasına betimlemekte kararlıdır. ayrıntıyı en uç noktaya kadar yoğunlaştırır; çünkü amaç burjuva insanını rahat ettirmek değildir. başkaldıran yazarın görevi, burjuva insanını tedirgin etmektir.

6.02.2019

yitirilen

ernst fischer

bu toplumda, musil'in hep vurguladığı gibi, odak noktası, birlik duygusu, birlikte büyük bir davaya katkıda bulunma bilinci yitirilmiştir. büyük bir toplumsal düşüncenin aracılığıyla belli bir bağlam ve bütünlük kazanamayan, uç noktadaki bir toplumsal iş bölümü, yalnızlaşmanın, parçalanmanın, yalıtılmışlığın egemen olmasına yol açmaktadır. "bizi kuşatan yaşam" der musil, "düzenleyici kavramlardan yoksun. geçmişin olguları, tek tek bilimlerin olguları, yaşamın olguları bizi düzensizce örtmekte. bu durum da doğal olarak bugüne kadar hiç işitilmedik bir kılı kırk yarma tutkusundan yansıyor. çağımız, bireycilik ve topluluk duygusu, aristokrasi ve sosyalizm, pasifizm ve materyalizm, kültüre hayranlık ve uygarlık düşkünlüğü, ulusçuluk ve evrensellik, din ve doğa bilimleri, sezgicilik ve akılcılık ve daha sayısız birçokları gibi karşıtlıkları, yan yana ve hiçbir dengeye oturtulmamış olarak barındırmakta. bu, bir babil tımarhanesinden farksız; bin pencereden bin ayrı ses, düşünce ve müzik gezgincinin üstüne yağmakta; böyle bir konumda bireyin anarşist motiflerin volta attığı bir alana dönüştüğü ve ahlakın da ruhla birlikte çöküp gittiği açıktır."

"fakat bu tımarhanenin bodrumunda hephaistos'u çağrıştıran bir yaratma iradesinin çekiç darbeleri duyuluyor, insanlığın uçmak, çok hızlı yolculuk etmek, katı cisimlerin içinden ötesini görebilmek gibi en eski düşleri ve geçen yüzyıllarda en büyük mutlulukların kaynağı olan sihirli düşler niteliğindeki daha işitilmedik kadar çok sayıda nice fantezi gerçekleştiriliyor; çağımız bu mucizeleri yaratıyor; fakat onları artık hissetmiyor. çağımız, gerçekleşmelerin çağı ve gerçekleşmeler her zaman düş kırıklıklarıdır; çağımızda henüz yapamadığı bir şey eksik; ama yapamadığı bu şey, çağımızın yüreğini kemirmekte." (robert musil)

4.08.2018

ulrich ve agathe

ernst fischer

niteliksiz adam'ın "ulrich ve agathe" başlıklı bölümü, dünya edebiyatının en heyecan verici, şaşırtıcı, aynı zamanda hem acılı hem de güzel aşk hikayelerinden biridir. robert musil, burada da en uçtaki şıkka, erkek ve kız kardeş arasındaki aşk gibi cüretkar bir motife el atar. musil bu nedenle de "sapıklık" suçlamasıyla karşılaşmış ve bu bağlamda yalnızca yüksek düzeydeki yazınsal yaratıcılık değil; fakat önemli olan ne varsa görmezlikten gelinmiştir.

antik mitolojide hep karşılaşılan ensest, içerdiği çeşitli çoğulcu evlilik biçimleriyle birlikte artık son bulmuş olan matriyarkal düzenin, bir ilk duruma ve bu durumun patriyarkal düzen tarafından lanetlenişine ilişkin bir anının uzantısıydı. romantizm döneminde ensest motifi yeni bir anlam kazandı. bu motifin ansızın ve gösterişli bir biçimde ortaya çıkışı, burjuva saygınlığına karşı ayaklanma ve stendhal'ın romantik ilkeyi belirleyiş biçimiyle "salt tutku" niteliğindeydi.

bu motif yasak olanı, katıksız günahı temsil ettiği için, romantik outsider'ın, dahi bireyin burjuva dünyasının yalancılığına ve sıradanlığına karşı savunulan bir hakkı olarak, tıpkı helena'nın yeraltı dünyasından çağrılışı gibi, yeniden geçerli kılınmak isteniyordu. ensest motifinin musil'de taşıdığı anlam da aynıdır: mekanize bir uygarlıkta yitirilmiş olan mutluluğu yasak olanda bulmak.

başına buyruk ve geleneksel ahlaktan nefret eden bir bireyci olan ulrich, bütün yaşamıyla topluma meydan okur. onun bireyciliği, dünya ile köprüleri atmaya dayalı veya yalnızca özgürlüğe yapılacak kaçamakları göze alabilen türden değildir. ulrich hiçbir ara çözüm ve sınır tanımaz. özel yaşam alanında mutlak bir özgürlük kavramı egemendir ve bu alan, toplumsal düzen içinde çökmüş olduğundan ve artık hiçbir yükümlülük getiren bir gerçeklik sayılmadığından, sınırsızlığa doğru genişletilir. gerçek olan yalnızca ben'dir ve bu ben en derinlikli içeriğini, düşünülebilecek en özel şey ve toplumun gerçek anlamdaki ötesi niteliğini taşıyan aşkta bulur.

"kimi sevdiğim sizi ne ilgilendirir? eğer benim için başka her kadından daha hoşsa neden kız kardeşime âşık olmayayım? yasak olduğu için mi? sınırsız egemenliğe sahip ben'in tanıyabileceği hangi gerekçeyle? soyun devamını tehlikeye soktuğu için mi? peki ya bundan vazgeçersek? sizler ayıp diye adlandırdığınız için mi? oysa bu ayıp eski zamanlarda yasaldı."

hiçbir şey, özgür kişiliğin bu zevzekliğe gülüp geçmesini engelleyemez. tam tersine, ancak yasadışı ilan edilen, toplumun bütün yasalarına karşı gelen, topluma köktenci bir tutumla sırt çeviren aşk, mutlak anlamdaki bireyciliğe uygun düşen aşktır. cüretkarca kendi seçmiş olduğunun dışında başkaca bir bağ tanımayan böyle bir aşk, aynı zamanda mutlak anlamdaki bireycilik için bir ölüm kalım sınavıdır: bizim bizden başkasına ihtiyacımız yok ve biz kendimize yetiyoruz; dış dünya yürürlükten kaldırılmıştır.

kapitalist burjuva dünyasında, erkeklerin iktidar ve iş ilişkileriyle, sömürüyle ve rekabetle dolu dünyasında aşkın deformasyonu, romanın leitmotiflerinden biridir. her şeyi pazara götüren bu dünyada "aşktan salt mantığa kadar bütün ilişkiler arz ve talebin, teminatların ve faizlerin dilinde anlatılabilir, psikolojik ya da dini söylemlerle olabileceği kadar iyi anlatılabilir."

böyle bir dünyada kadın yalnızca mal değil; fakat birçok bakımdan aynı zamanda erkeğin bir yaratısıdır. erkeğin ihtiyacına göre, o romantizme kaymak istediğinde azize, cinsel azgınlıklar istediğinde orospu olmak, duruma ve atmosfere göre hizmetçi, eş, doğuran kimliğini takınmak zorundadır. ipler erkeğin elindedir, kadın onun yarı düşü, yarı nesnesi olarak, erkek onun ne olmasını istiyorsa o olmakla, bugün ruhunu, yarın da çorbasını ısıtmakla yükümlüdür. cinsellik alanında avcılığın barbarlığı ve saldırganlığı egemendir; erkek avcı, haydut, fatih kimliğindedir; kadın ise erkeğin tutkusunun maskelerini gözlemleyerek ve onun sahneye koyduğu tiyatro oyunundaki rolünü oynayarak "alınan"dır, kendini vermekle yükümlü olandır.

evliliğin, yani cinsellikten, ekonomik yarar ortaklığından ve çocuk üretme kurumundan oluşma bu karışımın özü ne kadar tuhaf bir nitelik taşırsa taşısın, tuhaflığı ölçüsünde kaçınılmazdır ve daha uzun süre de böyle olmayı sürdürecektir. aşkın evliliğe dayanabildiği çok enderdir, daha sık rastlananı, evlilikten karı ile kocanın arkadaşlıklarının doğmasıdır, en sık olanı ise evliliğin  -yıkılmadığı takdirde- iyi kötü ayakta tutulabilen bir ödüne dönüştürülmesidir. demokrasiye, kadınların seçme ve seçilme haklarına, anayasa ile tanınmış eşitliklerine karşın varlığını hâlâ sürdüren erkekler dünyasında cinsler arasındaki ilişkinin belli bir düzene bağlanmış barbarlık konumunu aşmış olduğu asla iddia edilemez.

buna razı olmamak, yalnızca insanlık anlayışının bir buyruğu değil; fakat aynı zamanda bunun farklı da olabileceğine ilişkin mutluluk verici deneyimin bir sonucudur. kadın ile erkek arasında her birinin kendi egosunu ötekininkinde bir kez daha bulduğu, gerginlik ve gevşeklik içerisinde birinin ötekine eklendiği, doğanın gerçekleştirdiğini bilincin kutsadığı, beden için haz kaynağı olanın ruhu tazelediği, hiçbir şeyin zorlama, maske, poz ve prestij uğruna olmadığı, tarafların birbirine iyilik yapmak istediği, dostluk, sevecenlik ve neşe sunduğu, sohbetin, anlayış göstermenin ve bedensel tutkunun birbirinden ayrılmadığı, erotizmin hep daha yetkinleşen bir oyun niteliğini taşıdığı ve oyunun arkasında da sonsuz bir birleşmenin yattığı bir birliktelik ve iç içe oluş da vardır.

erkek ve kız kardeş arasındaki aşkın bir ögesi olan bu türden bir mutluluk, birbirini hep sezmiş ve bilmiş olmanın, isis ve osiris gibi aynı rahimden gelmenin, başkalık içerisindeki yakınlığın, kendi kanının yabancı damarlarda akışının, başkasının kişiliğinde kendi kaynağının verdiği mutluluktur. ya da goethe'nin dizeleriyle soluklanan bir hayalete ilişkin duygudur:

ah sen, şimdi kapanmış zamanlarda
kız kardeşim ya da karımdın.

23.07.2018

robert musil

ernst fischer

"ben, tinsel yoldan dünyanın üstesinden gelinmesine katkılar sağlamak istiyorum."

robert musil'e yazdığı bir mektupta thomas mann şöyle demişti: "ölümsüzlüğünden sizinki kadar emin olduğum bir başka yaşayan alman yazarı yok!"

ne yazık ki ölümsüzlük, borç karşılığı gösterilebilecek bir ipotek değildir ve karın doyurmaya da yaramaz. avusturyalı romancıların en büyüğü, 1942'de sığınmacılığın yoksulluğu içinde öldü. geride kalan belgeleri arasında şu not bulundu: "artık devam edemem!" ve ikinci bir not: "yaşamım, her gün kopabilecek bir pamuk ipliğine bağlı ve son yıllarda, niteliksiz adam üzerinde çalışırken, insanın can düşmanı için bile istemeyeceği epey zamanlarım oldu."

isviçre'deki acı sürgünden, bir vatansızın örümcek ağı kadar zayıf yaşamından önce, onu umursamayan bir vatanda yazdıkları: "gerçekte ise, niteliksiz adam'ı yazmaya başladığımdan bu yana o kadar yoksulum ve yaradılışım nedeniyle her türlü para kazanabilme olanağından öylesine yoksunum ki, yalnızca kitaplarımın geliriyle, daha doğru söylemek gerekirse, yayıncımın belki de böyle bir gelirin gerçekleşebileceği umuduyla bana verdiği avanslarla yaşıyorum."

"benim için önemli olan, düşünme eyleminin coşkulu enerjisidir."

6 kasım 1880'de avusturya'nın bir taşra kenti olan klagenfurt'ta doğan robert musil, 15 nisan 1942'de cenevre'de öldü. avusturya-macaristan ordusunun bu genç subayı, önceleri makine mühendisliği ve felsefe öğrenimi gördü. mühendis oldu, "musil renkli çarkı"nı icat etti, başlangıçta edebiyatta değil ama iş yaşamında kök saldı. imparatorluğun yıkılmasının ardından, 1920'den 1922'ye kadar avusturya federal ordu işleri bakanlığında uzman danışman olarak çalıştı. daha sonra berlin'e gitti ve hiç tereddüt etmeksizin yazar oldu. ilk romanı için bulduğu konuyu bir arkadaşına bırakmak istedi. arkadaşı konuya el atmayınca, mühendis robert musil sonunda bütün cesaretini toplayıp edebiyata bir kaçamak yaptı.

"yazma sanatı, söylenecek olanı kişilere uygun kılan durumlar yaratmak, öte yandan da söylenecek olanı, düşüncelerin akışı içerisinden bir ölçüde etkileyici düğüm noktalarını, kişilerin fazla bir şey söylemelerine gerek bırakmaksızın seçebilmektir."

musil, yirminci yüzyılda artık erişilmesi olanaksız bir bütünlüğü, bir goethe'nin bütünlüğünü amaçlıyordu. kendisine "ona göre yazar kimdir?" diye soruyor ve şu yanıtı veriyordu: "kesinlikle sezgiyle yaratan kişi değil, zamanın bilgisiyle ve o zamanın yararları doğrultusunda yaratan kişi. sadece tempo açısından zamandan daha hızlıdır, zamanın o kadar ilerisindedir ki, kendini onunla bir karşıtlık içerisinde duyumsar. zamanın iyi egosudur, zamanın zamana karşı çalışan avukatıdır."

"edebiyatın görevi, olanı değil, fakat olması gerekeni anlatmaktır. başka deyişle: edebiyat, ortaya anlam imgeleri koyar. anlamlandırma demektir. yaşamın yorumlanmasıdır. gerçek, edebiyat için malzemedir."

musil, izlemek istediği ilkeyi "kahramanca bir ilke" diye adlandırıyordu. "bir prometheus ilkesi, ruhun savaşma güçlerini gereksiz olandan ayırıp asıl önem taşıyanın hizmetine veren bir ilke. bana göre ilerletici, klasik bir ilke. bu, büyüklük ilkesidir."

"edebiyat, özünde daha yüksek düzeyde bir insanlık uğruna verilen kavgadır; bu amaç doğrultusunda edebiyat, var olan üzerinde bir araştırmadır ve serinkanlı kuşkunun erdeminden yoksun herhangi bir araştırmanın hiçbir değeri yoktur."

robert musil, ölmek ile oluş arasındaki bir çağın bulanık ışıkları altında yetişmiş en büyük yazarlardan biriydi. bu sezgilerle dolu olarak sorgulayan yazar, yalnızca habsburg monarşisinin yıkılışını değil, fakat bu yıkılış bağlamında çökmekte olan bir dünyanın sorunsalını da etkileyici biçimde betimlemeyi başardı. sözü edilen sorunsalı hem onun baskısı altında kalan hem de yanıltılamaz ve zeki bir eleştirmen kimliğiyle, yaşayan ve anlayan, büyüleyici bir mizah ustası olarak betimledi. gerçekliğin gözle görülür, elle tutulur bir şey olarak, yüzey niteliğiyle ve natüralist bir tutumla resmini çekmedi; o gerçekliğin gizli yapısını, molekül süreçlerini, elektromanyetik güç alanlarını gözler önüne serdi. kesin ama yine de fantastik gelen yanlarıyla, varlık ve bilinçten oluşma sağlam iskeletin bedenselliğin geçici bulutları arasında yer almasıyla, bir hayaletler dünyasının tedirginliğini yaşayan varoluş biçimiyle bu roman tekniğinin röntgen çekimleriyle yakınlığını görmezlikten gelebilmek olanaksızdır.

teknik ve bilim alanlarından gelen biri olarak musil, tümevarım yöntemini, başka deyişle, somut olaydan -egemen anlayışlara, ilkelere ve sistemlere ne kadar aykırı kaçarlarsa kaçsınlar- somut bilgiler çıkartmak için bu somut olayı elden geldiğince önyargısız araştırma yöntemini benimsemişti. fakat bu analitik kafa, aynı zamanda da hep yaşantının etkisinde kalan, öznel etkilenme nedeniyle hep soğukkanlı gözlemcinin tutumundan ve çekimserliğinden kopan bir yazardı. kapitalist burjuva dünyasının olumsuzluğunu sergileyen biri olarak, olumsuzun olumsuzlanmasına, yeni düzene, bütünlüğe, içerik zenginliğine, insanın kendisiyle, çevresiyle uyum içerisinde olacağı bir öteki duruma büyük özlem duyuyordu. "bütünsel bir yaşama, tam bir inanca, içine aşk olmayan hiçbir şeyin karışmadığı, hiçbir bencilliğe yer vermeyen bir aşka ulaşmanın yolu nedir?" diye sorar. "bu yol, yalnızca olumlu yaşamaktır."

böyle sormayı başaran bir yazar, yanıtı kopuk kopuk olsa bile geleceğe atıfta bulunur. hatta daha da fazlası: doğru sorulan, tutkulu, acımasız soru, yalnızca her dogmatik yanıtın değil, aynı zamanda her ilerlemeye yardımcı yanıtın da önkoşuludur. musil'in yapıtı, "ileriye doğru yanılması" içerisinde bir ilerlemeye yardımcı niteliğindedir. musil'in sorunsalından çok güçlü bir "her şeye rağmen!" yükselir. yalnızca olumlu yaşama olanağı, bireyle toplumun uyum sağladıkları bir dünyayı kurma görevi kaynaklanır.
"benden geriye ne kaldı? belki de yalnızca cesur ve satın alınamaz olan, iç dünyasının özgürlüğü uğruna çok az sayıdaki dış yasaya saygı duyduğunu sanan bir insan. fakat bu iç özgürlük, insanın kendi kendine her şeyi düşünebilmesinden, her insani durumda, kendini bu duruma bağlamasına neden gerek bulunmadığını bilmesinden ve neye bağlanmak istediğini de asla bilmemesinden başka bir şey değil."