29.04.2021

hayat

giovanni papini

okur kişi, sen kim olursan ol, şu anda burada seninle yüz yüze olmak, gözlerimi gözlerine dikmek, ellerini sıkmak ve sana alçak sesle: "yaşadığına inanıyor musun? gerçekten, derinlemesine, yoğun yaşadığına? bu hayatın sana, gençliğin ateşli gecelerinde hayalini kurduğun kadar güzel ve büyük görünüyor mu?" demek isterdim. ve daha da alçak sesle, yavaşça, sana sormak isterdim: "gençliğin var mıydı? derinliklerinde, kanında bir şeylerin mayalandığını, kaynadığını, kıpırdandığını, heyecanlandığını; dışarı çıkmak, taşmak, dünyayı bir alev gölü misali sular altında bırakmak istediğini içinde hissettin mi? birkaç saatlik heyecandan, zalim bir gün batımından, bir şairin dizelerinden sonra sen hissettin mi; şahsen kendinin ilk kişi, hayatın kaşifi, dünyanın kaşifi olduğunu hiç hissettin mi? ve bu yaşam sana zavallı, bu dünya sana küçük görünmedi mi? yaşam aşkına ölümü arzulamadın mı? uzak gökyüzünün önünde büyük iskender'in hırsını arzulamadın mı?"

güneş sürekli aydınlatıyor, su akıyor, ay görünüp kayboluyor, kuşlar ötüyor, kadınlar âşık oluyor, çiçekler açıyor ve sonra soluyor, insanlar birbirlerini aldatıyor, çanlar şafakta ve gün batımında çalıyor, gemiler demir alıyor ve sonra limana tekrar dönüyor, geceler günleri izliyor ve bunların hepsi sürekli, bütün hayatınız boyunca, ilk iniltilerinizden son iniltilerinize dek devam ediyor. dünya dolaşılsa da, yeni insanlar tanınsa da, hissedilmemiş duygular aransa da, evrenin her yerinde nesnelerin sürekliliği, farklı isimlerle kötüce maskelenmiş eylemlerin usandırıcı tek biçimliliği, küçük geçici hayvan hayatımızın esas birliği keşfedilir. her gün bir sonrakinin aynısıdır; her sene aynı güneş ve rüzgâr, ısı ve fırtına olaylarını ve nedenlerini beraberinde getirir; her insan hayatı hep aynı, birkaç kelimeyle anlatılabilir: doğdu, acı çekti, umdu, öldü.

27.04.2021

insan

robert musil

insanoğlunun iç dünyasındaki kuraklık, ayrıntıda kılı kırk yarmaktan, genelde ise umursamazlıktan oluşan o korkunç karışım, insanlığın bir ayrıntılar çölündeki korkunç terk edilmişliği, tedirginliği, kötülüğü, yüreğe değgin eşsiz umursamazlığı, para hırsı, soğukluğu ve zorbalığı gibi zamanımızı belirleyen özellikler, yalnızca ve yalnızca çok sağlam bir mantığı temel alan bir düşüncenin yol açtığı kayıpların sonucudur.

insanlığın bütün ruhsal kargaşası, asla çözülememiş sorunlarıyla birlikte, tiksindirici bir biçimde tek tek herkesin sırtındadır.

ne tuhaftır ki genelde insanlar ya bakımsız, rastlantıların etkisiyle biçimlenmiş, bozulmuş, görünüşte ruhlarıyla ve özleriyle hemen hiç ilintisiz bedenlere ya da sporun maskesinin arkasına gizlenmiş, onlara kendi kendilerinden izinli oldukları saatlerin görünümünü veren bedenlere sahiptirler.

aptallığın kendine uyduramayacağı hiçbir önemli düşünce yoktur. aptallık her yanıyla devingendir ve sırtına hakikatin bütün giysilerini geçirebilir. buna karşın hakikatin her zaman tek bir giysisi, tek bir yolu vardır ve o yüzden hakikat, her zaman elverişsiz konumdadır.

insanlar bunu bilmiyorlar, o kadar; nasıl düşünülebileceğinden haberleri bile yok. onlara düşünmek yeniden öğretilebilseydi o zaman onlar da farklı yaşarlardı.

25.04.2021

sanat

andre gide

sanat gösterilerinde bulunanlardan sakın. gerçek sanatçı ne kırmızı yelek giyerek dikkati çeker ne de isteyerek sanatından söz eder.

bir sanatçı için şu şeyin lüzumunu savunacağım: anahtarı yalnız kendisinde bulunan özel bir dünya. her ne kadar büyük bir şeyse de sanatçının yeni bir şey getirmesi yetmez; ama kişiliğindeki her şeyin yeni olması veya yeni gibi görünmesi, her şeye kudretle renk veren mizacının aralığından gözükmesi lazımdır.

kişinin kendisinde duyumsadığı farklılık kesinlikle ender olarak sahip olunan şeydir, her kişiye değerini veren şeydir ve işte ortadan kaldırılmaya çalışılan şey de budur. herkes öykünüyor. ve herkes yaşamı sevdiğini ileri sürüyor.

aptal görünmeye cesaret etmek büyük bir akıllılıktır.

alkışlar, nişanlar, ünler, gözde salonlara çağrılmak, bunların ardından hiç mi hiç koşmadım. tek önem verdiğim şey, ender rastlanan, kafaca üstün birkaç kişinin bana değer vermesidir. herkesin hoşuna gitmeye hiç çalışmadım; ama birkaç kişinin görüşüne aşırı önem veririm.

23.04.2021

bir kadının gülüşü

clarissa p. estes

jung, ofisine cinsel bir sorundan yakınarak gelen birinin, gerçek sorununun daha çok bir ruh ve tin sorunu olduğundan söz ediyordu. biri tinsel bir sorundan söz ettiğinde de bu, çoğu zaman, aslında cinsel doğaya dair bir sorundu.

cinsel içerikli bir gülmede daha uysal şeylere gülmekten farklı olan bir şey vardır. cinsel içerikli bir gülme, öyle görünüyor ki, psişenin hem en uzak hem de en derin bölgelerine ulaşmakta, her tür şeyi sallayıp gevşetmekte, kemiklerimizi oynatmakta ve bedenin içinde latif bir duygu akışının oluşmasına neden olmaktadır. o, her kadının psişik dağarcığında bulunan bir vahşi zevk biçimidir.

kutsal olan ile cinsel olan, psişede birbirine yakın yaşar; çünkü hepsi bir şaşma hissiyle, entelektüalize ederek değil ama bedenin fiziksel yolları aracılığıyla, o an ya da sonsuza kadar bir öpücük ya da bir görü, bir karın gülüşü veya her neyse onunla bizi değiştiren, sarsan, zirvelere taşıyan, hatlarımızı yumuşatan, bize bir dans adımı, bir ıslık, gerçek bir hayat patlaması veren bir şey yaşantılayarak bilince girer.

gülme, kadın cinselliğinin gizli tarafıdır; fizikseldir, temeldir, tutkuludur, hayat vericidir ve bu yüzden uyarıcıdır. genital uyarılma gibi bir hedefi olmayan bir cinsellik türüdür. sadece o an için, bir sevincin cinselliğidir; özgürce uçan, yaşayıp ölen ve kendi enerjisiyle yeniden yaşayan hakiki ve şehevi bir sevgidir. kutsaldır; çünkü fazlasıyla iyileştiricidir. şehevidir; çünkü bedeni ve onun duygularını uyandırır. cinseldir; çünkü heyecan vericidir ve haz dalgalarına neden olur. tek boyutlu değildir; çünkü gülme, insanın kendisi kadar başkalarıyla da paylaştığı bir şeydir. bir kadının en vahşi cinselliğidir.

21.04.2021

hayal

hüseyin rahmi gürpınar

babil kulesi karışıklığı ve dil karmaşası bugünkü hercümercin yanında hiç kalır. herkes başka bir hava çalıyor, başka bir dil söylüyor, başka bir oyun oynuyor. eski kitapların rivayetince bu dil karmaşasından yetmiş iki dil zuhur etmiş. fakat bugünkü bozgunluktan ne çıktığı malum değildir. dinlerden, kanunlardan, filozoflardan, ilimden, fenden ne bekliyorduk, ortaya ne çıktı.


zamanın birikmiş kinleri bütün prensipler üzerine katil bir darbe indirdi. asırlardan beri insanlığın inşasına uğraştığı bu muhteşem binanın her gün bir tarafı çöküyor. ve az vakitte taş taş üzerinde kalmayacak. eski temelin üzerine hiçbir şey kurulamayacak. bir kere deliler tımarhaneden boşandı.

ne olacak? bunu hakkıyla kimse kestiremez. bugün hangi modelin önüne geçip de kendimize bir hayat tarzı, bir idare şekli yontabileceğiz? bugün son derece hüsnüniyetle aransak acaba ortada fazilete örnek olacak bir millet bulabilecek miyiz? cihan yolundan azdı. âlem yörüngesini şaştı.

dünyanın düzelmesi için hiç eskilere benzemeyen yeni zihniyetlerin, yeni prensiplerin, yeni idarelerin kurulması lazım geliyor. bunlar da nasıl olacak? insanlık işte bu meçhulleri halledip keşfedinceye kadar birbirini yiyecek. medeniyet daha uzun müddet gıdasını toptan, tüfekten, kılıçtan, ateşten bekleyecek.

hata ve suistimal yeni değildir. asırlarca işleyen yaranın bugün yakısı kalktı. yaradaki çürüme göründü. asırların biriktirdiği bu zehirli buharı yine asırlar dağıtabilir. binlerce yıl çılgın yaşayan insanları birkaç senenin akıllıca idaresi ıslah edebilir mi? hem de bu akıllıca idare hepimizin hayalinde yalnız bir vehim olarak mevcut. nasıl şeydir? bunu tarif edebilecek kafa henüz yaratılmamıştır. belki de bu söz daima hayal kalacaktır.

19.04.2021

düşünen insan

jean meslier

vahşiler, hükümdarlar, makam sahipleri, halkın ayaktakımı insanların en kötüleridir. çünkü insanların en az düşüncede, en az akıl yürütmede bulunanlarıdır.

sofu asla düşünmez ve kendini akıl yürütmekten korur. bir görüş ileri sürmekten, her inceleme ve araştırmadan korkar, her sultayı izler. ve çoğunlukla toplumdan uzak bir vicdan, hatalı bir vicdan, ona, kötülük yapmayı kutsal bir görev kılar.

düşünen, muhakeme eden her insan çarçabuk inançsız olur. çünkü muhakeme kanıtlar ki ilahiyat bir hayal uykusu dokumasından ibarettir. din ise sağduyunun bütün ilkelerine karşıdır; insanlığın bütün ürünlerinde bir eğrilik, bir yanlışlık, renkten renge giren bir kararsızlıkla kendini gösterir. korku ve endişeden uzak rahat bir duyguya sahip olan insan, inanmaz olur. çünkü görür ki din, insanları mutlu etmek şöyle dursun, insan türü üzerine düşmüş en büyük karışıklıkların, en büyük felaketlerin birinci kaynağıdır.

"gerçek, çoğunlukla can çekişenlerin dudaklarında yer bulur."

dünyaya gerçekleri açıklayan her adam, din imamlarının öfkesini ve düşmanlığını üzerine çekeceğinden emindir. bunlar, avaz avaz bağırarak devletleri yardıma çağırırlar. kanıtlarını ve tanrılarını savunmak için kralların yardımına muhtaçtırlar. bu feryatlar, davalarının zayıflığını gereğinden fazla açığa vurur.

17.04.2021

yazgı

hermann hesse

hiç kimse bir başkasının yürüdüğü yolda ne kadar ilerlemiş olduğunu göremez. haydutların ve zar atıp kumar oynayanların içinde bekleyen bir buddha, brahmanların içinde bekleyen bir haydut vardır.

insanların çoğunun gerçeğe bu kadar aykırı bir yaşam sürmesinin nedeni, kendileri dışındaki görüntüleri gerçek saymaları, içlerindeki dünyaya ise asla söz hakkı tanımamalarıdır. evet, bu mutlu kılabilir insanı. ama insan bir kez işin bilincine vardığında, çoğunluğun izlediği yolu seçmesi diye bir şey söz konusu olamaz.

herkes gün gelip kendisini babasından, öğretmenlerinden ayıracak adımı atmak, yalnızlığın tokadını bir bakıma yemek zorundadır; ne var ki, insanların çoğu buna pek katlanamaz; kısa süre sonra yine siner, kendilerine sığınacak bir yer ararlar.

insan kendi düşünü bulmak zorundadır. o zaman kolaylaşır yol. ama hep sürüp gidecek bir düş de gösterilemez; her düşün yerini bir yenisi alır; hiçbir düşü sımsıkı kavrayıp bırakmamaya kalkmamalıdır insan.

insanların yürüyüş yönünü etkileyen bütün kişiler, böyle bir gücü gösterebilmişlerse, nedeni, istisnasız tümünün de yazgı denen şeyi göğüslemeye hazır olmasıdır. musa ya da buddha, napolyon ya da bismarck; hepsinde böyle olmuştur.

15.04.2021

sessiz ev

georg büchner

gece dünyanın üstünde horluyor ve karmakarışık rüyalarda yuvarlanıyor. günün ışığı karşısında ürkekçe sinmiş olan dağınık ve şekilsiz düşünceler, hiç farkına varılmamış arzular şimdi şekle ve kılığa bürünüyorlar; rüyanın sessiz evine usulca giriyorlar. kapıları açıyor, pencerelerden bakıyorlar. yarı yarıya ete kemiğe bürünüyorlar, uzuvlar uykuda uzanıyor, dudaklar mırıldanıyor. ve bizim uyanıklığımız aydınlık bir rüya değil midir, uyurgezer değil miyiz, davranışlarımız rüyadaki gibi değil mi? biraz daha net, biraz daha belirli, biraz daha somut? kim kınayabilir bizi bu nedenle? zihnimiz bir saat içinde bedenimizin üşengeç organizmasının yıllar içinde yaptığından daha fazla düşünce faaliyeti gerçekleştirir. günah düşüncelerdedir. düşüncenin eyleme dönüşmesi, bedenin onu taklit etmesi bir tesadüftür.

ama zaman bizi kaybediyor. çok can sıkıcı böyle, önce gömleği giyip üstüne pantolonu çekmek ve akşamları yatağa, sabahları tekrar yataktan dışarı sürünmek ve bir ayağı hep böyle diğerinin önüne basmak. başka nasıl olması gerektiğine dair hiçbir fikrim yok. çok hazin bu, milyonlarca insanın hep böyle yapmış olması ve milyonlarcasının da hep böyle yapacak olması. üstüne üstlük iki yarıdan oluşmamız ve iki yarımızın da aynı şeyi yapması, böylece her şeyin iki kez gerçekleşmesi. çok hazin bu.

13.04.2021

phaedrus

robert m. pirsig

analitik bilgiyi oluşturup ilişkilendirecek sistematik düşüncenin kural ve yöntemlerini belirleyen klasik "sistemin sistemi"ni, yani mantığı çok iyi bilirdi. bunda çok ustaydı; özellikle analitik düşünme yeteneğinin ölçütü sayılan stanford-binet iq değeri 170'ti ki bu, ancak elli bin kişide bir rastlanan bir rakamdı.

sistematikti; ama bir makine gibi düşünüp davrandığını söylemek, onun düşüncesinin doğasını yanlış anlamak olur. öyle pistonların, tekerleklerin ve dişlilerin birden çalışması gibi eşgüdümlü bir şey değil. bunun yerine lazer ışını imgesi düşünülebilir. bir kalem kalınlığındaki bu ışın öyle aşırı bir yoğunluktadır, öyle korkunç bir enerji içerir ki aya dek gidebilir ve yansıyıp tekrar dünyaya dönebilir.

phaedrus, zekasını herkesi aydınlatmada kullanmaya çalışmadı. o, uzaklarda belli bir hedef aradı, ona nişan aldı ve vurdu. hepsi bu. vurduğu hedefin herkesi aydınlatması ise bana kalmış gibi görünüyor.

zekasına oranla aşırı derecede yalnızdı. yakın arkadaşları olduğu hakkında kayıt yok. yalnız yolculuk etti. her zaman. başkalarının yanında da tümüyle yalnızdı. insanlar kimi kez bunu sezinler, onun kendilerini istemediğini düşünür ve ondan hoşlanmazlardı; ama onların hoşlanmamaları onun için önemli değildi.

en çok acıyı karısının ve ailesinin çektiği anlaşılıyor. karısı, onun içine kapandığı alanın bariyerlerini aşmaya çalışanların kendilerini bir boşlukla karşı karşıya bulduklarını söylüyor. ailesi, onun asla vermediği bir parça sevgiye hasret kalmıştı sanırım.

kimse onu gerçekten tanımadı. anlaşılan, o da böyle olmasını istemiş ve böyle olmuştu. yalnızlığı belki zekasının sonucuydu. belki de nedeniydi. ama bu ikisi hep bir arada gidiyordu. yapayalnız. tekinsiz bir zeka.

11.04.2021

münzevi

walter benjamin

müzmin bekarın hayat tarzına yöneltilebilecek en ağır itiraz şudur: yemeklerini kendi başına yiyor.

yalnız başına yemek yemek, insanı biraz sert ve kaba yapar. bunu bir alışkanlık haline getirenler, eğer kendilerini koyvermeyeceklerse bir spartalı hayatı yaşamak zorundadırlar. sırf bu gerekçeyle de olsa münzeviler sade yiyecekleri seçerler. çünkü yemenin hakkı ancak ahbaplar arasında verilebilir: tadına varılabilmesi için yemeğin bölünmesi, bölüştürülmesi gerekir. kiminle olduğu fark etmez: eskiden sofradaki dilenci ziyafete zenginlik katardı. asıl önemli olan sofradaki muhabbet değil, paylaşma ve vermedir. diğer yandan, belki de şaşırtıcı olan, yemek olmayınca ahbaplığın da tehlikeye girmesi. ev sahipliği etmek farklılıkları giderir, insanları birbirine bağlar. saint germain kontu tepeleme dolu sofrada hiçbir şey yemez, sırf bu sayede konuşmaya hakim olurdu. ama herkes perhiz yapıyorsa, işte o zaman rekabet ve çatışma vardır.

9.04.2021

umut

hakan günday

dünyanın en çabuk geçen, geçer geçmez de en hızlı yakalanılan hastalığına sahipti: umut.

korkuyu beklerken'deki öyküleri anlatması istense, beceremezdi. ne adlarını sayabilir ne de konularını sıralayabilirdi. çünkü ne o kadar kelime vardı zihninde ne de o kelimeleri taşıyacak düşünceleri. ama dediği gibi, ölene kadar oradaydı. hatta öldükten sonra bile. orada. daima. gökyüzü ya da başka boyutların görünmez bir katmanında, yan yana, iç içe, iyilik ve adı konmamış bir huzurla harçlanmış biçimde. bilmekten öte hissetmekle gidilen bir yerde. enstrümanların adı bilinmese de, hayatta ilk kez duyulan klasik müzikten sulanan gözlerin yağmur damlası olup ışığı yedi renge böldüğü bir yerde. cehalet ve bilgeliğin hiçbir anlam ifade etmediği bir yerde. oğuz atay nerede duruyorsa, orada. tutunamayıp nereye düştüyse orada. belki de düşmeyip yer çekiminden muaf olduğunu fark ettiği anda. tutunarak değil, uçuşarak gittiği yerde.

belki de hayat, yanlış anlayınca güzeldi. sadece yanlış anlayınca. ama her şeyi..

7.04.2021

milliyetçilik

albert caraco

milliyetçilik evrensel bir hastalıktır, ancak çılgınların ölümüyle şifa bulur. bu kadar zararlı düşüncenin iyice daralttığı bir dünyada varlığımızı sürdüremeyiz.

geleceğin tarihçisi, doğanın halklara baş döndürücü bir ruh musallat ederek halklardan öcünü aldığını ve milliyetçiliğin çok kalabalıklaşmış hayvan topluluklarını ele geçirmiş olana benzer bir çılgınlık olduğunu söyleyecektir.

milliyetçilik en aşağılık edimleri gerektiğinde çoğaltarak kendimize itibar vermemizi sağlar. bizi kurban olmaya mecbur bırakarak kendi kendimize bakıp sarhoş olmamızı sağlar. bizi tüm saflığımızla canavarlaştırır, erdemlerimizin bütün erdemsizliklerin sıfatıyla donanmasını sağlar.

arzuladığımız ama seçmeye cesaret edemediğimiz şeyi bizim için o seçecektir. bizler adamakıllı hapı yuttuk. bu hastalık hiçbir ulusu esirgemez. bütün ülkeler onları birbirlerinin karşısına çıkartan ve boğaz boğaza gelecek denli harekete geçiren öfke türüne varana dek birbirine benzemektedirler.

milliyetçilik, yalnızca bir kitle olan toplumu teselli etme ve ona narcissus'un aynasını sunma sanatıdır: geleceğimiz bu aynayı parçalayacaktır.

5.04.2021

yazı işleri

mihail bulgakov

gençlik, ah gençlik! ilk eserimi sırtımda modası geçmiş bir elbiseyle, saygıdeğer bir yazı işleri odasına götürdüm. o sıra çok güç sayılan işi başarmış, bir elbise bulmuştum kendime. bir de gülünç kravat takmıştım.

kendimi yazı işleri müdürünün karşısında bulunca gözlüğümü havaya fırlattım, büyük bir ustalık gösterip gözümle yakaladım sonra. bir yerlerde kelebek gözlüğüm ve arkaya taranmış briyantinli saçlarımla çekilmiş bir fotoğrafım olmalı.

dış görünüşüm yazı işleri müdürünü etkiledi sanıyorum. ama bu kadarıyla yetinmedim. yelek cebimden, büyük bir dikkatle büyükbabamın saatini çıkardım, düğmesine bastım, aile yadigârı cep saati, ulu tanrı adına "sion'da şarkı söyleyelim"i andıran bir hava çalmaya başladı.

çok sevdiğim, dış görünüşü beni titreten yazı işleri müdürüne bakarak, "ne oldu?" diye sordum. "ne olacak," dedi, "yazdıklarınızı geri alın ve edebiyattan başka neyle isterseniz uğraşın delikanlı." ardından doğrularak görüşmenin sona erdiğini belirtti.

giderken telaşlı sekreterine şu sözleri söylediğini gayet iyi duydum: "bizimkilerden değil."

3.04.2021

kent

nietzsche

kalabalık kentlerde binlerce insanın nasıl duygusuz bir ifade ile ve telaş içinde geçip gittiklerini izlediğimde, hep şöyle derim: kendilerini çok kötü hissediyor olmalılar. bu insanların tümü için sanat, kendilerini daha kötü, daha duygusuz ve anlamsız veya daha telaşlı ve ihtiraslı hissetmeleri için vardır. çünkü hakiki olmayan duygular at koşturmakta ve hiç durmadan onları eğitmektedir ve bunun sonucunda sefaletlerini kendilerine bile itiraf etmelerine izin verilmez. konuşmak istediklerinde uzlaşı kulaklarına aslında söylemek isteyip de unuttukları bir şeyleri fısıldar; birbirleriyle anlaşmak istediklerinde ise, akıl güçleri sanki bazı büyü sözleriyle felce uğratılır; böylelikle de aslında mutsuzluklarını mutluluk olarak nitelendirirler ve bile bile mutsuzlukları içinde birbirlerine bağlanırlar. sonunda tamamen değişime uğrayarak hakiki olmayan duyguların köleleri haline dönüşürler.

1.04.2021

ışıma

şükrü erbaş

adam bozkırın ruh atlası. denizi susuyor. kız, kirpikleriyle sonsuzluk veriyor sulara. sonra bir söz oluyor, bir bakış. ışık gölgeye değiyor. dünyanın bütün karıncaları yürüyor parmak uçlarına. hayal oluyor. heves, ten ateşini düşürüyor kana. sarı zamanda masmavi bir ağız. kız, yaşını unutuyor. adam ömründen özgür. iki deniz bir uçuruma akıyor, korkarak, cesur. gözyaşı boncukları veriyor adam kıza. kız nar ocakları bağışlıyor. yaz değil, taşlarda çileyen bir yaşama tutkusu. salyangozlar ağustos böceklerine bırakıyor bahçeyi. yaprakların duasına tutunuyor adam. kızın saçları bir bulut türküsü ağzında. günah, başkaları artık. adam acıyla mutlu, kız korkuyla kanatlı. kırmızı bir soluk, kırmızı bir solukla halkalanırken, bütün zamanlardan sesleniyor ölüm: aşktan başka gerçeklik yok. her şey dünyada olur. sevincinizi sevin. iki denizde iki ayrılık usul usul ışıyor. aynı arzuyla çınlıyor iki soğuk zaman. ey uzaklığın salkım bıçakları! gün başlıyor yalnız gövdede.