erich auerbach etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erich auerbach etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.05.2022

istanbul ve türkler

erich auerbach

bu ülkede şimdiye dek sadece istanbul'u tanıdım; konumu harika ama iki farklı parçadan oluşan sevimsiz ve teklifsiz bir şehir: tarihsel coğrafyasının pasını büyük ölçüde hala koruyan grek ve türk kökenli eski stambul ile bir 19. yüzyıl avrupa yerleşim alanının karikatürü ve son aşaması şeklinde olup şimdilerde tamamen harap durumda bulunan yeni pera. burada korkunç lüks eşya dükkanlarının kalıntıları, yahudiler, grekler, ermeniler, bütün diller, grotesk bir sosyal hayat ve eski avrupa elçiliklerinin şimdi konsoloslukları barındırmakta olan konakları var. 19. yüzyıldan boğaz'da kalanlara bakıldığında yıkılmış ya da yıkılmaya yüz tutmuş veya müzelik bir halde korunmuş, yarı oryantal yarı rokoko bir tarzdaki sultan ve paşa konakları göze çarpıyor.

ben pek çok açıdan şanslı sayılırım. istanbul, özellikle de avrupa yakasında oturmakta olduğum boğaziçi büyüleyici bir güzelliğe sahip; hem de bizim gibi insanların en sevdiği türden, tarih içinde gelişmiş bir güzelliğe. bu, çoğu harap durumdaki yalılarıyla kıyı boyunca uzanan tepelerden, camilerden, minarelerden, mozaiklerden, minyatürlerden ve kaligrafilerden kaynaklanmıyor sadece, çeşit çeşit giysileri ve hayat tarzlarıyla insanlar, yediğimiz sebze ve balık, kahve, sigara ve müslüman dindarlığının kusursuzluğunun kalıntıları da var.

istanbul asıl olarak hala helenistik bir şehir; arap, ermeni, yahudi ve şimdi hakim durumdaki türk ögeler birbiriyle kaynaşarak ya da yan yana yaşıyor, bunları bir arada tutan da eski helenistik kozmopolitlik. tabii ki her şey kötü bir biçimde modernleştirilmiş ve piç edilmiş durumda ve bu eğilim giderek artıyor. genelde çok akıllı ve becerikli olan yönetim bu modern barbarlaşma sürecini hızlandırmaktan başka bir şey yapamıyor. yoksul ve çalışmaya alışkın olmayan ülkeye, varlığını sürdürebilmesi ve kendini savunabilmesi için bir düzen getirmek, modern ve pratik yöntemleri öğretmek zorunda. bu, her yerde olduğu gibi burada da canlı gelenekleri bozan ve kısmen tamamen hayali kadim zaman tahayyüllerine kısmen de modern, rasyonalist düşüncelere dayanan saf bir milliyetçilik adına gerçekleştiriliyor. dindarlığa karşı mücadele ediliyor ve islam kültürü arap kökenli bir yabancılaşma olarak küçük görülüyor; hem modern hem de saf türk olma isteği söz konusu. bu çabalar, eski yazının yürürlükten kaldırılması, arapçadan alınmış kelimelerin atılması ve yerlerine "türkçe" ya da kısman avrupa dillerinden alınmış kelimelerin konması yoluyla dilin tümüyle bozulmasına kadar vardı. eski edebiyatı okuyabilecek tek bir genç bulamazsınız; düşünsel alanda son derece tehlikeli bir yönsüzlük söz konusu.

ülke tamamen ve kesin olarak atatürk ve ona bağlı anadolu türkleri tarafından yönetiliyor; naif, kuruntulu, dürüst, biraz hantal ve yontulmamış; bununla birlikte fazlasıyla duygulu türden insanlar tarafından; çünkü avrupa'nın güney ülkelerinde yaşayanlardan daha katı, daha teklifsiz, daha sevimsiz ve daha boyun eğmez türde insanlar bunlar; yine de hoş ve hayat gücüyle dolular, köleliğe ve zor işlere alışıklar, bir de yavaş çalışmaya.

büyük şef, sempatik bir otokrat, zeki, cömert ve esprili biri. avrupalı meslektaşlarından tamamen farklı: bu toprağı bizzat bir ülke haline getirmiş olması, ayrıca da kesinlikle uzun söze kaçmaması itibariyle; anıları şu cümleyle başlıyor: "19 mayıs 1919'da samsun'a çıktım. o zaman durum şöyle idi:" fakat bütün yaptıklarını bir yandan avrupa demokrasileri ile diğer yandansa eski müslüman-panislamist saray ekonomisine karşı savaşarak gerçekleştirmek zorunda kalmış; sonuçta ortaya çıkan da fanatik bir gelenek karşıtı milliyetçilik olmuş. var olan islam kültürü mirasının reddi, hayal ürünü bir kadim türklük ile bağlantı kurma, kendisine karşı nefretle karışık bir hayranlık duyulan avrupa'yı kendi silahları ile vurmak için teknik anlamda avrupa zihniyetiyle modernleşme. avrupa'da yetişmiş göçmenlerin öğretmen olarak tercih edilmesi de bu yüzden, bu kişilerden yabancı propagandasından korkmadan eğitim alınabileceği düşüncesi. sonuç: had safhada milliyetçilik ve aynı zamanda tarihsel milli karakterin tahribatı. italya ve almanya ve muhtemelen rusya gibi öteki ülkelerde henüz herkesin gözüne çarpmayan bu tablo burada bütün çıplaklığı ile ortada. bir yandan hayal ürünü bir kadim türkçeye dayanan "arapça ve farsçanın etkisinden kurtulma", öte yandan da modern-teknik bir özellik gösteren dil reformu, 25 yaşın altındakilerin 10 yıldan eski hiçbir dini, edebi ya da felsefi metni anlayamamasını ve dilin kendine has özelliklerinin bundan birkaç yıl önce zorla kabul ettirilen latin alfabesinin zoruyla hızla yıpranmasını sağlamayı becermiş durumda.

genel olarak özetlersek, giderek daha açık bir şekilde görüyorum ki, dünyanın şimdiki hali, kaderin bizi kan ve acı dolu yollar üzerinden bir bayağılık enternasyonali ve esperanto kültürüne doğru götürmek için oynadığı bir oyundan başka bir şey değil. bundan daha önce almanya ve italya'daki korkunç kan ve toprak propagandasının sahteciliğini gördüğümde şüphelenmiştim; ama ancak burada neredeyse kesin olarak emin oldum.

(ocak 1937-mayıs 1938)

22.10.2019

uygarlık

erich auerbach

edebi izlerini sürmenin mümkün olduğu son birkaç bin yıldan kalan belgelere ilişkin bilgimiz çok artmış durumda. ayrıca mutlak değer ölçüleriyle iş görmeyip farklı tarihsel görüngüleri kendi şartlarına dayanarak açıklamaya çalışan tarihsel düşünme tarzı çoğumuz için doğal bir hale geldi. bunun yanı sıra insani yaşam biçimlerinin çeşitliliğine ilişkin somut bir deneyime sahibiz hâlâ. ancak bu çeşitlilik, her ne kadar şu an var olan halklar arasında çatışmalarla kendini belli ediyorsa da, kaybolup gitme yoluna girmiştir. nisbeten kısa bir süre içinde uygarlıkların ya yok olacağını ya da birörnek hale geleceğini şimdiden söyleyebiliriz. ikinci olasılığın gerçekleşmesi durumunda tarihsel olanın çeşitliliğine ilişkin eşduyumsal anlayış da süratle yok olacaktır; çünkü tarih yazımı tarih deneyimine dayanır.

2.07.2017

din

nikos kazancakis: din bir bataklıktır.

d.m. thomas: dinin dogmaları ruhun korse balenleridir.

peter weiss: ben inançlı biri değilim, ben bu dünyada yaşıyorum. bizlerin, hepimizin yaptığı gibi ben de, bizi tımar etmek isteyenlerin elinden kaçıp kendi kabuğumun en kuytularına çekildim.

j.p. donleavy: cehennem fakir insanlar içindir.

nancy h. kleinbaum: eğer kararlı birer ateist yetiştirmek istiyorsan, onları dindar birileri olacak şekilde yetiştir. her zaman işe yarar.

imre kertesz: bazen din uğruna kendini feda eden kişinin mükemmel bir zalim olduğunu düşünürüm; zalimliğin en saf, herkesin önünde eğildiği biçimi.

erich auerbach: dinler, halkın saflığına dayanan kaba ikiyüzlülüklerden ibarettir; insanları, budalalıklarını istismar eden bir avuç açıkgözün boyunduruğu altına koymaktan başka bir işe yaramaz.

engin geçtan: tutucu kişi, yapmak istediği ama yaparsa suçlanacağı davranışları başkalarında gördüğünde onları eleştirerek ya da engelleyerek kendi isteklerini ketlemeye çalışır.

henryk sienkiewicz: öteki dünyada kral olmaktansa bu dünyada en basit bir çoban olmak yeğdir.

jaroslav hasek: insanları boğazlamanın ilk hazırlıkları, her zaman, ya tanrı adına ya da insanoğlunun kendi kafasında yarattığı yüce bir varlık adına yapılmıştır.

18.01.2017

yabanın tuzlu ekmeği

erich auerbach

dinler, halkın saflığına dayanan kaba ikiyüzlülüklerden ibarettir; insanları, budalalıklarını istismar eden bir avuç açıkgözün boyunduruğu altına koymaktan başka bir işe yaramaz.

her başarılı işin onu değerli bulan bir alıcısı, her etkinin bir kitlesi bulunur.

her insan, eksikliğinin ve geçiciliğinin aşikarlığına rağmen kendisini evrenin merkezi olarak görür; hiçbir şeyi kendisi kadar sevmez, her şeyi kendisinden çıkarak değerlendirir; bu, açıktır ki, nefret edilesi bir hatadır.

insanın edimleri bilinmeyen nedenlerden ortaya çıkar, çoğunlukla amaçsız ve belirli bir dürtü olmaksızın meydana gelir, ister iyi ister alçakça olsunlar sırları çözülemez.

beş bin senelik asya ve avrupa tarihinde siyasi, coğrafi ve fikri olaylar daima ırk birliğinden daha fazla etkili olmuşlardır. 

çeviri en iyi olasılıkla metni anlamaya yarayan bir araç olabilir, metnin yerini asla tutamaz. 

devrimciler ve huzursuzluk çıkaranlar arada bir yerde dururlar; mevcut durumun haksızlığının ve budalalığının farkında olan; ama her yeni durumun aynı derecede haksız ve ahmakça olacağını, değişim sürecinin huzursuzluğunun ilk elde düzensizlik ve savaşların yol açacağı kayıplardan başka bir şey getirmeyeceğini bilmeyen yarım akıllılardır.

29.06.2010

uzun lafın kısası

ian mcewan: inananların pençelerinden kurtulmak pek kolay değildir.

aslı erdoğan: yalnızca kötülüğün en dibine inenler erdemin doruklarına varabilirler.

juli zeh: bir güvenlik sistemini hayattan vazgeçmiş insanlardan daha çok korkutan bir şey yoktur. bu durum onları durdurulamaz kılar.

elia kazan: insanların içine düştükleri en zararlı ve aldatıcı yanılgılardan biri, bir defada yalnızca bir kişiyi fiziksel olarak sevebilecekleri kanısıdır.

muriel barbery: nerede para varsa orada uyuşturucu da vardır.

erich auerbach: dinler, halkın saflığına dayanan kaba ikiyüzlülüklerden ibarettir; insanları, budalalıklarını istismar eden bir avuç açıkgözün boyunduruğu altına koymaktan başka bir işe yaramaz.

g.b. shaw: her erkek sevdiği şeyi öldürür. kadın dediğin de budur zaten: en iyi kemiği kapmak için birbirleriyle dalaşan köpekler.

ursula k. le guin: erkeğin istediği özgürlüktür. kadının istediği mülkiyettir. seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. bütün kadınlar mülkiyetçidir.

pierre assouline: eğer gülüyorsan herkes seninle güler; ağlarsan yalnız ağlarsın.

simone de beauvoir: kadın; bir sevgili, tanrıça, ana, cadı ya da derin bir düşünce olabilir ama hiçbir zaman kendisi olamaz.

cemil sena: bazı mağlubiyetler vardır ki asildir; bazı galibiyetlerin de sefil olduğu gibi.

edward said: entelektüel; sismik şoklar yaratır, insanları sarsar; ama ne geçmişine ne de arkadaşlarına bakılarak açıklanabilir. sürgün entelektüel zorunlu olarak ironik, kuşkucu ve hatta oyunculdur; ama kinik değildir.

12.05.2009

açıklığa doğru

melih cevdet anday

cennet bize eski mısır'ın armağanıdır. cehennem ise samilerin.

ilhan berk: bir ozanın aşktan, eski çağlardan söz etmesi; yalnızlığı, bunaltıyı yeryüzüne yaymak istemesi toplumdan kaçma değil, toplumu anlamaya doğru gitmektir.

hastabakıcılara; ama iyilerine acırım; çünkü iyi hastabakıcılar, hastalarını severler, onlarla dostluk kurarlar; oysa kısa bir süre sonra bu dostluk, bu sevgi bitiverir; hasta ya iyileşir gider ya ölür; gerçekten gönlü sevgi dolu olan o iyi hastabakıcı ise bu sefer yeni bir hastasına bağlanır. durup dinlenmeden, ülke ülke dolaşan gezginler de yeni geldikleri yerde, kısa bir süre için, güzellikler, iyi insanlar tanır, dostluklar kurar, sonra da çekip giderler. gezginlerle hastabakıcılar arasındaki ayrım, birincilerin sevdiklerini bırakması, ikincilerinse sevdiklerince bırakılmasıdır. gezginle hastabakıcıyı birleştirirseniz, kişinin alınyazısı çıkar ortaya.

auerbach: dünyanın kuruluşunda cinnet ve cebir vardır; isa bunlara boyun eğmiştir. dünyayı düzeltmek için parmağınızı bile kıpırdatmaya değmez.

insanın insana koşması, yarattığı en yüce gücüdür insanoğlunun.