tagore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tagore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.08.2022

profil

rabindranath tagore



yüreğim övünçle taşıyor sanki, şarkı söylememi buyurunca sen; yüzüne bakıyorum, yaşlar doluyor gözlerime. yaşamımda aykırı, yırtıcı ne varsa eriyip haklı bir düzene çevriliyor; denizin üstünden uçan mutlu bir kuş gibi kanat açıyor tapınışım.

öyle hafif, öyle yumuşak, ince, hüzünlü, karanlık ki; onu bu yüzden seviyorsun, sen, ey temiz, ey duru! o da senin o korkunç beyaz ışığını bu yüzden kapatıyor üzgün gölgelerle.

bütün engelleri yıkarak bir şarkıyla akar ırmak. ama dağ kalır, anımsar, sevgisi koşar sularının ardından.

gece derin, ev sessiz, kuş yuvaları uykuya bürünmüş. kararsız gözyaşların, çekingen gülümseyişin, tatlı utancın, acınla yüreğinin gizini söyle bana!

geceleyin bahçede gençliğimin köpüren şarabını sundum sana. ben peçeni kaldırır, saçlarını çözer, sessizlikle güzelleşen yüzünü göğsüme çekerken, tası dudaklarına kaldırdın, indirdin gözlerini, gülümsedin -ayın düşleri uyku dünyasından taşınca geceleyin.

bugün seherin çiyle serinleyen durgunluğunda sen, yıkanmış, beyazlar giyinmiş, tanrının tapınağına yürüyorsun elinde bir sepet çiçekle. tapınağa giden ıssız yolun kenarında, ağacın gölgesinde, seherin durgunluğunda, başım eğik, duruyorum.

yok olmuş günlerimin gençliğinden bir çağrı geldi bana: gülüşlerin gözyaşına döndüğü, saatlerin söylenmemiş şarkılarla sızladığı daha doğmayan mayısın titreyişleri arasında bekliyorum seni.

yılların yıpranmış izlerinden, ölüm kapılarından geçip gel bana. düşler solar çünkü, umutlar söner, çürür yılın koparılmış yemişleri; ben sonsuz gerçeğim ama, beni yeniden, yeniden göreceksin kıyıdan kıyıya ettiğin yaşam yolculuğunda.

ben gece gibiyim sana, küçük çiçek.
yalnız duruluk, yalnız karanlıkta gizlenen uyanık bir sessizlik verebilirim sana.

durul yüreğim, bu büyük ağaçlar yakarışlardır.

kimsenin konuğu değilim günün sonunda.
önümde uzun gece var, yorgunum.

kendi ayak izlerini bulacaksın benim şarkılarımda.

9.07.2022

tanrı'ya soru

rabindranath tagore

çağlar boyunca bu acımasız dünyaya habercilerini gönderdin, tanrım, aynı sözleri bıraktı hepsi: "herkesi bağışla. herkesi sev. yüreğini düşmanlığın kan kırmızı lekesinden temizle."

tapınılacak kimseler onlar; ama bugün, bu korkunç gün, kapımı açmadım onlara, selam bile vermedim.

gizli kötülüğün, ikiyüzlü güç kılığında, çaresizleri ezdiğini görmemiş miydim? güçlülerin çığlıkları, adaletin susturulmuş sesini ağlamaya dönüştürmemiş miydi; duymamış mıydım hıçkırıkları? gözüpek gençlerin canlarını acılar içinde sert kayalara vurarak parçaladıklarını, bütün bunları görmemiş miydim?

sesim kısıldı bugün, şarkılarım dilsiz, karanlık bir düşe kapatılmış dünyam, soruyorum sana, tanrım, gözyaşları içinde: "havana ağu katanları, ışığını söndürenleri, onları bağışladın mı, hiç sevdin mi onları?"

7.05.2022

dizeler

rabindranath tagore


ey küçük başıboşları dünyanın
ayak izlerinizi bırakın sözcüklerimde

yıldızlar, ateş böceği sanılmaktan korkmazlar

yaşam bize verilmiştir; biz onu vererek kazanırız

eski sözcüklerin tozu sana yapışıyor
sessizlikle yıka içini

yapraklarını koparmakla güzelliğini toplayamazsınız çiçeğin

akşam göğü bir pencere
yanmış bir fener
arkasında bir bekleyiş gibidir bana

yaşamın güneşli adasının çevresinde
ölümün sonsuz deniz türküsü kabarır gece gündüz

bir yabancı gibi geldim kıyına
evinde bir konuk gibi yaşadım
kapından bir arkadaş gibi ayrılıyorum
toprağım benim

yaşamın durgun suyunu kıpırdatır ölüm çeşmesi

insanlık tarihi, ezilen insanın yengisini sabırla bekliyor

son sözüm bu olsun, güveniyorum senin sevgine.

16.09.2021

kendini gölgelere

rabindranath tagore

kendini gölgelere saklayarak, sevdiğim, nerede duruyorsun herkesin arkasında? hiçe sayıyorlar seni, tozlu yolda itip geçiyorlar. yolcular birer birer gelip çiçeklerimi alıncaya, sepetimi boşaltıncaya kadar bekliyorum yorgun saatlerde, sana sunacaklarımı önüme yayarak.

sabah geçti artık, öğle de. akşamın gölgesinde uyku bastı gözlerimi. evlerine giden adamlar bana bakıp gülümsüyorlar, utançla dolduruyorlar beni. bir dilenci kız gibi oturup eteğimi yüzüme çekiyorum; indirip gözlerimi yanıt vermiyorum sordukları zaman ne istediğimi.

seni beklediğimi nasıl, ah, nasıl söylerim onlara, gelmek için söz verdiğini? çeyiz olarak bu yoksulluğu taşıdığımı utançla nasıl söylerim? ah, bu onura sarılıyorum yüreğimin gizli yerlerinde.

çimenlere oturup göğe bakıyorum, parıltısını düşlüyorum ansızın gelişinin -bütün ışıklar yanmış; altın kanatlar uçuşuyor arabanın üstünde; yol kenarında ağzı açık duran onlar da, senin yerinden inip beni tozlardan kaldırdığını, paçavralar içindeki bu dilenci kızı yanına oturttuğunu görünce, yaz meltemindeki sürüngenler gibi titreyecekler utançla.

ama zaman kayıyor, arabanın tekerleklerinden ses yok hala. seslerle, gürültülerle, yengi çığlıklarıyla ne alaylar geçiyor. gölgede, herkesin arkasında sessizce duran sen misin? ya ağlayan yalnız ben miyim, yalnız ben miyim umutsuz bir özlemle kendi yüreğini kemiren?

18.02.2021

bir düş gibi

tagore


yağmurun derin gölgelerinde yürüyorsun geceleri, sessiz adımlarla, kimseye görünmeden. sabah gözlerini yumdu bugün, rüzgarın sesini duymadı bile, hep uyanık kalan o mavi göğe kalın bir perde çekildi. korular kesti şarkılarını, evlerin kapıları kapandı. bu ıssız sokakta yalnız yolcusun sen. tek dostum, en sevdiğim, evimin kapıları açık. bir düş gibi geçip gitme.

12.12.2020

cesaret

rabindranath tagore

insanlar hatalar yapar, şaşkına dönerler ve sonunda acı çekerler; ama hiçbir zaman bir şey yapmadan duramazlar. böylece, toplum denilen nehrin kutsal suları, hiç dinmeyen bir akıntıyla taşınıp tamamen saf kalır. ara sıra, kısa süreliğine de olsa, nehrin kıyıları yıkılır ve bazı şeyler yitirilir; ama bunun olacağı korkusuyla, akıntıyı bir barajla engellemeye çalışmak, durgunluk ve ölümü davet etmektir.

içimizde neyin gizli olduğunu bilmiyoruz, kalplerimizde birikmiş olan duygularımızı dışarıya dökmeyi beceremiyoruz. bu yüzden herkes bu kadar mutsuz, mutluluğa bu kadar hasret. bu yüzden insanlar içlerinde nasıl büyük bir kuvvetin gizli olduğunu fark etmiyorlar. bu gerçeği kimse göremiyor.

bu dünyada, yaşamlarında karşılaştıkları yeni sorunlarla yüzleşmeye ve onları çözmeye cesaret edebilecek insanlar, toplumu daha ileri taşıyacak kişilerdir. yalnızca kurallara göre yaşayanlar, toplumu ileriye taşıyamayacaklardır. onlar yalnızca toplumla birlikte yaşayıp giderler.

18.02.2019

düş

rabindranath tagore


düşüncenin her korkudan azat olduğu bir ülke
bir ülke ki insanları dimdik
dünya duvarlarla bölünmemiş
kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır
emek kemale uzatır kollarını
aklın ırmağı alışkanlıkların karanlık çölünde kuruyup gitmemiş
ne olurdu tanrım, benim yurdum da böyle bir ülke olsa

7.08.2017

hakikat

ursula k. le guin: gerçek, insanı özgürleştirir.

georges bataille: hakikatin bizim üzerimizde hakları vardır. hatta üzerimizdeki tüm haklara sahiptir.

peyami safa: hakikati seviniz, o da sizi sever. hakikati arayınız, o da sizi arar. yalan çin setleri gibi kalın duvarlar örse, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgar dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir: "buradayım!" der.

marcus aurelius: şeyleri, fikrini zorla kabul ettirmek isteyen kimsenin yargıladığı ya da senin onları yargılamanı istediği gibi değil, gerçekte oldukları gibi gör.

margaret atwood: gerçek, tarih olsa onu asla satamazdınız; çünkü insanlar, içinde hiçbir şeyin kokmadığı bir geçmişe sahip olmayı tercih eder.

ingeborg bachmann: nasıl bazıları için tanrı, bazıları için para pul, bazıları için şan ve şöhret, bazıları için de ruhlarının ebedi huzuru önemliyse, benim için de doğru önemlidir.

philipp vandenberg: insanlar, gerçeklerden korktukları kadar hiçbir şeyden korkmazlar.

dave eggers: gerçeği asla bilemeyecek, gerçeğin yakınından bile geçemeyeceğiz. gerçek, şahit olunması gereken bir şeydir. diğer her şey anlatıdan ibarettir, eğlencelidir fakat kaba ve şekilsiz hakikatten ziyade nakış gibi işlenmiş yalanlarla örülüdür.

tagore: eğer gerçeği kavramak istiyorsan kendini tamamıyla ona vermelisin. gerçeğe ulaşmanın başka yolu yoktur.

roland barthes: usta, öğrencinin başını uzun zaman suyun altında tutar, yavaş yavaş su kabarcıkları seyrekleşir; son anda usta, öğrenciyi çıkarıp yeniden canlandırır: "gerçeği, havayı istediğin gibi istediğin zaman, evet, işte o zaman bileceksin onun ne olduğunu."

5.05.2015

gora

rabindranath tagore

eğer gerçeği kavramak istiyorsan kendini tamamıyla ona vermelisin. gerçeğe ulaşmanın başka yolu yoktur.

senin kendi gerçeğini keşfettiğin tapınakta ben ibadet edersem kendi yaşamımın amacını yitiririm. herkes kendine bir yol seçmeli.

soyut düşünceler fikirlere dönüştüklerinde yararlıdırlar; ama bu düşünceleri kişilere uygulamaya kalktığınızda güçlerini kaybederler.

cahillerden daha kötü yaratıklar da vardır. onlar da kalpsiz insanlardır.

fikirler önemli değildir. önemli olan, sakin bir şekilde olanları kavramaktır. bir tartışmada önemli olan doğru ya da yanlış değil, tartışmadan ne kazanıldığıdır.

haksızlığa boyun eğen de haksızlık yapan gibi suçludur. çünkü dünyadaki tüm kötülüklerin nedeni odur.

kendi kardeşlerini küçük görenler yüceliğe asla ulaşamazlar. onların tek elde edeceği, kendilerinin de küçük görülmesidir.

yalnızca kişinin kendi vicdanı, kimin ilerleyip kimin gerilediğini söyleyebilir. insanları görünüşlerine göre yargılamaya çalışır; ama çoğu kez yanılırız.

karşı çıkmayarak insanları kötülük yapmaya teşvik ediyoruz. kötülüğü yok etmenin tek çaresi, onunla savaşmaktır.

bu dünyada, yaşamlarında karşılaştıkları yeni sorunlarla yüzleşmeye ve onları çözmeye cesaret edebilecek insanlar, toplumu daha ileri taşıyacak kişilerdir! yalnızca kurallara göre yaşayanlar, toplumu ileriye taşıyamayacaklardır. onlar yalnızca toplumla birlikte yaşayıp giderler.

insanın kalbindeki boşluğu yalnızca sınırsız bir duygu doldurabilir.

dünya ancak birkaç tane gerçekten iyi insanı kaldırabilir. geri kalanların doğal olması gerekir. yoksa insanlar ne çalışırdı ne de yaşamlarından zevk alırlardı.

insanlar hatalar yapar, şaşkına dönerler ve sonunda acı çekerler; ama hiçbir zaman bir şey yapmadan duramazlar. böylece, toplum denilen nehrin kutsal suları, hiç dinmeyen bir akıntıyla taşınıp tamamen saf kalır. ara sıra, kısa süreliğine de olsa, nehrin kıyıları yıkılır ve bazı şeyler yitirilir; ama bunun olacağı korkusuyla, akıntıyı bir barajla engellemeye çalışmak, durgunluk ve ölümü davet etmektir.

eğer sevgi farklılıkları kabul edemeyecekse dünyada neden farklılıklar olsun?

içimizde neyin gizli olduğunu bilmiyoruz, kalplerimizde birikmiş olan duygularımızı dışarıya dökmeyi beceremiyoruz. bu yüzden herkes bu kadar mutsuz, mutluluğa bu kadar hasret. bu yüzden insanlar içlerinde nasıl büyük bir kuvvetin gizli olduğunu fark etmiyorlar. bu gerçeği kimse göremiyor.

insanlara acıma duygusuyla yaklaşmaya başlarsak gerçeği görme gücümüzü yavaş yavaş kaybederiz. acıma duygusu, dumanın ateşi gizlemesi gibi gerçeği gizler.

sevgi iyi bir şeydir; ama en iyisi değil.

gerçeğe ulaştığımızda, bu gerçek, mükemmel ya da tam olmasa bile ruhlarımız bundan hoşnut olur. gerçeği sahte malzemelerle süslemek bile istemeyiz.

15.04.2015

kıyıda

rabindranath tagore

sonsuz dünyaların kıyısında buluşur çocuklar.

uçsuz gök hiç çırpınmaz başlarının üstünde, tedirgin su gürültüyle çarpar. sonsuz dünyaların kıyısında çığlıklarla, oyunlarla buluşur çocuklar.

kumdan kurarlar evlerini, boş kabuklarla oynarlar. kayıklarını kurumuş yapraklardan örüp geniş mavilikte yüzdürürler gülümseyerek. oyunlarını dünyaların kıyısında oynar çocuklar.

yüzme bilmezler, ağ atmayı da. inci çıkarmaya dalar inci avcıları, tüccarlar gemilerinde gider -çakılları toplayıp dağıtırken çocuklar. aramazlar gizli hazineleri, ağ atmayı da bilmezler.

kahkahalarla kabarır deniz, kıyının gülümseyişi solgunca parıldar. ölüme karşı koyan dalgalar, çocuklara anlamsız türküler söyler, bebeğinin beşiğini sallayan anne nasıl söylerse. deniz çocuklarla oynar, kıyının gülümseyişi solgunca parıldar.

sonsuz dünyaların kıyısında buluşur çocuklar. rüzgar, yolu olmayan gökyüzünde gezinir, gemiler batar izi bulunmayan sularda. sonsuz dünyaların kıyısında o büyük buluşmaya koşar çocuklar.

31.03.2015

uzun lafın kısası

konfüçyüs: iyilikseverlik, bütün insanları sevmektir. bilgi, insanları tanımaktır.

tagore: bir insan ne kadar büyük olursa olsun bir ülkenin kaderine hükmedememeli.

andre maurois: bir kadının bizde uyandırabileceği düş kırıklıklarının en kötüsü, bizi rakiple düş kırıklığına uğratmasıdır.

cicero: adaletten yoksun olan hiçbir şey ahlaken doğru olamaz.

bilge karasu: siz kadınlar bir şeye bağlanınca kusurları mil olup gözünüze çekilse gene de görmezsiniz.

oscar wilde: hiçbir şey yapılmaya değmez, dünyanın yapılamaz dediklerinden başka.

ernest hemingway: başkasından üstün olmanın onurlu bir yanı yoktur; asıl onur, kişinin eski halinden üstün olmasından gelir.

salah birsel: insanları en iyi nişanlar uyutur.

henry david thoreau: insan vazgeçebildiği eşya oranında zengindir. lüks ürünlerin ve sözümona bize rahat yaşamlar sunan hizmetlerin çoğu, hiçbir biçimde vazgeçilmez değildir. bütün bunlar insanlığın gelişimine ket vurur.

jeannette walls: eğer emin değilseniz, muhtemelen kötü bir fikirdir.

alfred north whitehead: bir toplumun gerçeği, sözü edilemeyen şeylerde yatar.

melih cevdet anday: benim içimde hiçbir inanç yok, hiçbir sevgi yok. insanları da, memleketimi de sevmiyorum. şu son yıl içinde ne yaptıysam hepsi zoraki idi. kendimi oyaladım, aldattım; fakat korkunç gerçek ağır bastı sonunda.

31.01.2015

uzun lafın kısası

bob dylan: yirmi yıl eğitim görürsün, seni gündüz nöbetine alırlar.

cicero: hiçbir şey zenginliği sevmekten daha fazla alçak ve küçük bir ruha özgü değildir.

hegel: gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir.

ernesto sabato: bir insanın esrarengiz ve hüzünlü bir öyküsü yoksa, varlığının ne anlamı vardır?

melih cevdet anday: doğu toplumu, bireyin doğmadığı toplumdur.

jeannette walls: hayat, başka insanların senin hakkında söylediklerini kafaya takmayacak kadar kısadır. 

otto rank: gerçek hastalık olmadan gerçek iyileşme olmaz.

algernon sydney: bir kişinin halkın iyiliği ve onların özgürlüklerini korumak için, hukukun üstünde keyfince yönetmesini sağlayacak mutlak bir güce sahip olmasını istemekten daha saçma bir şey olamaz; çünkü böyle bir gücün olduğu yerde hiçbir özgürlük yaşayamaz.

andre maurois: kadınların ahlakı yoktur; yaşama biçimleri sevdikleri kişilere bağlıdır.

tagore: haksızlığa boyun eğen de haksızlık yapan gibi suçludur; çünkü dünyadaki tüm kötülüklerin nedeni odur.

salman rushdie: hayatımızdaki en önemli olaylar biz orada yokken olur.

yamamoto tsunetomo: para puldan başka bir şey düşünmeyen insan şerefe önem vermez. şeref düşüncesi taşımayan insan sefildir.

2.11.2014

bir dünyanın eşiğinde

cemil meriç

marx: düşüncenin doruklarına ancak patikalardan çıkılır.

yazarın gerçekten değeri varsa, düşüncesini bir hamlede kavrayamazsınız, söylemek istediklerini bütünüyle söylemez yazar, söylemek de istemez, gizler, istiarelere başvurur. güzel sabahları kucaklayan sis gibi, güzel eserleri saran bu sis de doğal.

derin bir düşünceyi anlamak, o düşünceyi kavradığımız anda derin bir düşünceye sahip olmaktır. kendi içine, kendi kalbine inmektir. nesneleri bulutlar arkasından görürüz. düşünmek bu sisleri yırtarak aydınlığa varmaktır.

kafan aydınlıksa, gerçekten aydınlıksa her ülke aydınlıktır senin için, yoksa kendi karanlığından kaçmak boşuna.

dörtte üçünü kirlettiğin, köleleştirdiğin, yakıp yıktığın bir dünyaya hükmetmek marifet mi?

bütün gıdam ekmek, süt ve su. hiçbir kış evimde ateş yanmadı, yatak yorgan nedir bilmem. ne gelirim var, ne maaşım. yaşlandım; ama dincim, alnımın teriyle kazanıyorum hayatımı, dünyanın hiçbir nimetinde gözüm yok, yalnızım ve hürüm, gönlüm insan sevgisi ile dolu.

tennyson: büyük ağaçların dalları vardı ellerinde, meyvelerle, çiçeklerle yüklü dallar. birbirlerine sunuyorlardı meyveleri; ama her tadan başkalaşıyordu, birden uzaklaşıyordu dalgalar, uzaklarda, inliyordu. mezarların ötesinden geliyordu yanıbaşındakilerin sesi. altın kumlara oturdular. kucak kucağaydı güneşle ay kıyıda. ne güzel şeydi düşünmek yurdu! yalnız düşünmek: karısını, çocuğunu, kölesini. deniz öylesine yorucuydu ki, dalgalar öylesine yorucu. içlerinden biri, bir daha dönmeyiz dedi ve hep bir ağızdan tekrarladılar: yeter dolaştığımız, mutluluk sükundadır, fırlat kalbini dalgalara. bütün varlıklar ölür, bırakın bizi uyuyalım.

insan, şartların yaratıcısı değil, mahkumu haline geliyordu.

aziz augustinus: ne kadar geç tanıyabildim seni, ey kadimler kadimi, ey tazeler tazesi güzellik, ne kadar geç sevdim. yazık senden ayrı geçen yıllarıma, yazık.

ülkeler de kitaplara benzer. onlarda aradığımızı buluruz.

louis jacolliot: yaşamak düşünmektir.

"ben besteyim, sen güfte. ben göğüm, sen toprak. denizde nasıl kaynaşmışsa tuzla su, biz de öyle kaynaşsak."

hazdan doğar çocuk, haz verir. çocuk bir gemidir.

"insan ölünce sesi ateşe, soluğu rüzgara, aklı aya, atmanı (özü) etere, saçı otlara karışır."

hayır da, şer de zincir. biri hafif, öteki ağır. amaç, bütün zincirleri kırmak. "susuz bir kuyuya düşen kurbağa gibi kıvranmak istemiyorsak, yeniden doğuş zincirlerini kırmalıyız. korkunç olan ölüm değil, sürekli doğuşlarımız. zerre bütüne karışmalı ki hasret dinsin. bizi hayat denen cehennemden yalnız bilgi kurtarabilir."

brihaspati: ne cennet var, ne ölümden sonra kurtuluş.. ruh yok, ahiret yok, kastlar palavra.. üç veda, bilgeliğin üç yolu, tövbe, istiğfar.. hepsi de tek işe yarar bunların: eblehlerin, iğdişlerin karnını doyurmaya. toprak olan vücut nasıl dünyaya gelir tekrar? bir gölge mi öbür dünyaya giden? neler de uydurmuş rahipler: törenler yapacakmışız ölüler için, kurbanlar kesecekmişiz! ne yapsınlar onlar da geçinecek! keyfine bak! kendini hiçbir zevkten mahrum etme.

şarvakas: gerçeği ancak duyularımızla tanıyabiliriz. tabiat olaylarını tanrılarla, şeytanlarla açıklayanlar aptal. vücut bir atomlar yığını, beyin düşünen bir madde. gören, işiten, duyan: vücut. ruh, kuruntu; atman, hayal. din ya bir sapıtış, ya bir dalavere. onsuz yapamazmışız! kötü bir alışkanlık bu sadece. ahlakın kaynağı tabiat ve toplumdaki anlaşmalar. ne iyilik umrunda tabiatın, ne kötülük. güneş, evliyaları da, eşkıyaları da aydınlatır.

"ruh bir mezarlıktan farksız olan bu hayat ormanında binbir güçlükle ilerler."

"okyanuslar dolusu gözyaşı dökmüş insan ve döküyor. yaşamak, acı çekmektir. acıların kaynağı doğuş. evlenmesek yeni nesiller gelmezdi dünyaya. sevmesek evlenmezdik. acıların kaynağı arzu, arzununki duyular. duyular aldatıyor bizi. güzellik yalan, biçimler boş. tanrı varolmuş, yok olmuş.. kime ne? bilinmeyene, bilinmeyecek olana dualar mırıldanmak niye?"

"bilgeyi övsen de bir, yersen de bir. fırtına kayaları sarsar mı?"

avcı, dişi bir karaca gördü ormanda
gözleri arzudan alev alevdi
birden hatırına cananı geldi
avcının oku düştü elinden

kalpleri birlikte çarpan yıllarca
yıllarca birlikte ağlayıp gülen
iki sevgiliden biri can verse
hayatta kalandır gerçekte ölen

bhartrihari: kadın kalbi, aynadaki bir hayale benzer. yakalayamazsın. ruhu keçi yolları gibi eğri büğrü. nereye götüreceği bilinmez.

"kutsal meşalesi bilgeliğin, doğruların yolunu aydınlatır. bir ceylan gözlü gördün mü, ne meşale, ne bilgelik kalır. o titrek ışığı soldurur, gözlerinin alevi."

geceler daha güzel diyorsun
gündüzler daha muhteşem bence
geceye de, gündüze de lanet olsun
vuslat ile halelenmeyince

"fil zincirle bağlanır, at gemle. kadını ise ancak gönlünden yakalayabilirsin."

yüzün lotusa benzer, gözlerin lotusa
şahane bir meyve dudakların
vücudun taze bir çiçek
kalbin neden taştan

gandhi: yaratma gücüne sahip olmayan, yıkma hakkına da sahip değildir.

savaş her zaman cinayet değildir. ihtiras bürümeyecek gözlerini, çıkarını düşünmeyeceksin. böyle olunca, savaş faziletlerin en büyüğü olur. şimşekler gökleri aydınlatır, sağanak yıkar, ateş temizler dikenleri, başaklar fışkırır küllerden.

tagore: acıların anahtarı ile açmalıyız sevincin kapılarını, kendimizi başkalarına adamalıyız, bir şiir yaratmalıyız hayatımızdan, bu şiir sonsuzu dile getirmeli, sonsuzu, yani ruhumuzu. bir ney'e benzesin ömrün, onu nağmelerle doldur.

tagore'un kurduğu huzur evi'nin kapısında şu söz vardı: burada hiçbir puta tapılmaz, her inanca saygı gösterilir.

hind'in son peygamberi ramakrişna, sefil bir paryanın kulübesini saçlarıyla süpürecek kadar insandı. müslüman oldu, hıristiyan oldu, nihayet anladı ki, tanrı ne camidedir, ne kilisede, tanrı kalbimizdedir.

"uyurken kucağımdadır, uyanınca gönlümde."

"naz tuza benzer, çoğu zarar, azı karar."

"başkasının kusuru kadar kendimizinkini de görsek, dünyada kusur kalır mıydı?"

"göz bilginde olur, cahilinki budak deliği."

tatlı hurma şarabının acısını ayyaş bilir
martıya sor denizdeki fırtınayı
yokluğun ne olduğunu, çok karısı olan bilir
çaldığını saklamanın zorluğunu, hırsız

"bilge sefalete de düşse bilge. sefalet nadanı sefilleştirir."

"altın bir vazo kırılsa da altın. toprak saksı kırılınca ne kalır?"

ne arzunun pençesinden kurtulabildim
ne hazzın zincirlerinden
yarı uykudayım, yarı uyanık
sen açtın gözlerimi
bağlarım kırıldı artık

dağların kanadı: eskiden kanatlıydı dağlar. istedikleri zaman uçar, diledikleri yere konarlardı. toprak, onların gidiş gelişlerinden öylesine sarsılıyor, öylesine inliyordu ki, tanrı sudra onun haline acıdı ve dağların kanatlarını kesti; kanatlar bulut oldu. bulutların dağlara koşması bundandır.

mahabharata: tevekkülden zevk alanlar, kaybettikleri mutluluğu ele geçirmekten aciz korkaklardır.

mahabharata: topraktan daha değerli ne? gökten daha yüce olan ne? rüzgardan daha hızlı olan ne? nedir çimenden daha bol olan? topraktan daha değerli: anne. gökten daha yüce: baba. rüzgardan daha hızlı olan: zeka. çimenden daha bol olan: düşünce.

mahabharata: bilgi gerçeği anlamaktır. barış, ruhun sükun bulması.

bhartrihari: fecrin soldurduğu ay, çağı geçen sevgili, lotussuz göl, konuşmayı bilmeyen güzel dudaklar, para canlısı hükümdar, gün görmeyen iyi ikbal içinde yüzen kötü.. kalbime saplanan yedi zehirli ok.

bhartrihari: hazların kucağında hastalanırsam diye için burkulur. hükümdarsan düşmanlardan korkarsın. bey isen hükümdardan. ikbaldekileri idbar korkutur. bilginler hatadan, doğrular yanlışlardan korkar. yalnız dünyadan el etek çekenler korkudan kurtulur.

bhartrihari: boş bir evde yanan lamba gibi kimseye hayrı dokunmadan geçti ömrümüz.

gururumun kapısını utançla sürgülemiştim
aşkın baltası ne kapı bıraktı, ne sürgü (trivalluar'dan)

ayağı çamura saplanmayagörsün
koca bir orduya karşı koyan fili
uyuz bir çakal öldürür (trivalluar'dan)

29.09.2014

uzun lafın kısası

ernesto sabato: banka, burjuva ruhunun tapınağıdır.

harper lee: selam vermeden önce çekip vurmak gereken türde insanlar vardır; o zaman bile harcanan kurşuna değmezler.

cicero: hazinesini nereye gizlediğini unutan ihtiyar yoktur.

jeannette walls: eşyalardan vazgeçmek zorunda kaldığınızda, onlara hiç de ihtiyacınız olmadığını anlıyorsunuz.

konfüçyüs: ne kadar yavaş gittiğinizin önemi yok; yeter ki durmayın.

andre maurois: kadınlar doğal olarak yaşamları bir devinim olan, bu devinim içinde kendilerini de alıp götüren, kendilerine bir görev veren, çok şey isteyen erkeklere bağlanırlar.

melih cevdet anday: çoğu başyapıt bir arka odada doğmuştur.

alfred north whitehead: büyük hayalperestlerin düşleri asla gerçekleşmez. onlar her zaman daha fazlasını ister.

oscar wilde: ütopya içermeyen bir dünya haritasına bakmaya bile değmez.

pascal: insan doğal bir anlatım gördü mü hem şaşırır, hem sevinir; çünkü bir yazar görmeyi beklerken bir insan bulmuştur.

yann martel: müslümanların medeniyetsizlikleri islam'ın ne denli kötü bir din olduğunun kanıtıdır.

tagore: eğer gerçeği kavramak istiyorsan kendini tamamıyla ona vermelisin. gerçeğe ulaşmanın başka yolu yoktur.

31.08.2013

uzun lafın kısası

diderot: sık ağaçlarla kaplı bir ormanın karanlığında, bana sadece ufak, titrek bir ışık rehberlik ediyor. sonra bir din adamı geliyor ve onu da söndürüyor.

czeslaw milosz: edebiyat ve şiirin görevi insan olduğumuzu bize hatırlatmaktır.

felicien challaye: her ulusal dinin yarattığı "sürü gururu"nu, kolektif biçimde kendine hayranlığı kabul etmek olanaksızdır.

semih gümüş: okuduklarımızdır bizim kim olduğumuzu gösteren.

lenin: din, sermaye kölelerinin insancıl düşlerini, insana daha yaraşan bir yaşam isteklerini içinde boğdukları bir çeşit ruhsal içkidir.

bourdieu/darbel: mağaza, yoksulun müzesidir.

tagore: senin kendi gerçeğini keşfettiğin tapınakta ben ibadet edersem kendi yaşamımın amacını yitiririm. herkes kendine bir yol seçmeli.

sun tzu: olabildiğince gizlen; öyle ki görünmez ol. olabildiğince gizemli ol; öyle ki sesin bile işitilmesin. o zaman düşmanının kaderi senin elindedir.

paul nizan: yirmi yaşındayım. kimse bana hayatın en güzel dönemi olduğunu söylemesin.

sevgi soysal: düzenle bütün bağlarını koparabildiğin zaman, ki bu cesaret ister, bu cesareti gösterebildikten sonra karanlıktan korkmayan biri olursun.

thomas bernhard: insanlar yalnız değillermiş gibi yapıyorlar; çünkü her zaman yalnızlar.

alain: kişinin etrafındakilere ve kendisine karşı iyi olması, yaşamaları için onlara ve kendisine yardım etmesi, işte gerçek iyilik budur. iyilik neşedir. aşk neşedir.

17.03.2010

güneş

tagore


yüreğim, çoraklığın kuşu, senin gözlerinde buldu göğünü
sabahın beşiğidir gözlerin, yıldızların ülkesi
derinliklerinde yok oldu şarkılarım
bırak da yükseleyim o gökte, ıssız sonsuzluğunda
bırak da bulutlarını yarıp kanat açayım güneşinde

16.12.2008

yapraklarıyla

rabindranath tagore


yapraklarıyla, çiçekleriyle gövdeme girdi bahar.
sabah boyunca arılar vızıldıyor orada; rüzgarlar gölgelerle oyalanıyor.

tatlı bir pazar fışkırıyor yüreğimin yüreğinden.
gözlerim çiğle ıslanmış sabah gibi mutlulukla yıkanıyor.
yaşam, o çalgının telleri gibi titriyor bacaklarımda.

yaşamımın kıyılarında, gelgitler arasında tek başına mı dolaşıyorsun
ey sonsuz günlerimin sevgilisi
renkli kanatlarıyla pervaneler gibi mi çırpınıyor çevrende düşlerim
ya varlığımın karanlık mağaralarında yansıyan senin şarkıların mı

senden başka kim duyabilir bugün damarlarımda seslenen uğultusunu kalabalık saatlerin; göğsümde kıpırdayan sevinçli adımları, içimde kanat çırpan tedirgin yaşamın gürültüsünü kim duyabilir senden başka?

14.12.2008

bu ülke

cemil meriç

bir adamı tanımak için düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lazım hiç değilse. hayatın maddi olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. kronoloji aptalların tarihi.

ben putperest değilim, kitaba tapmıyorum; içindeki ses, içindeki ışık, içindeki sevgi, içindeki ruh, içindeki çile, içindeki gözyaşı, içindeki tecrübe, içindeki tanrı çekiyor beni.

gözlerimi, yani her şeyimi kaybetmiştim. tekrar çarka takıldım. ölümü bir münci olarak arıyordum. meselelerimi ancak o çözebilirdi. korkak olduğum için intihar edemedim.

neden işçi partisine girmiyorsun? girmem, çünkü benim yerim kütüphane. ben ışık arayan, aydınlanmak ve aydınlatmak isteyen bir insanım. politikanın kurtarıcılığına inanmıyorum.

uluların hepsi fildişi kulede yaşadı. fildişi kule, tufandan kurtulmak isteyenler için bir gemi. zaman zaman kalabalıklara karışsan bile, limandan uzaklaşma. kalabalık kasırgalı bir umman.

münakaşada zafer, mağlup olanındır, yenilmek zenginleşmektir. karşınızdaki göremediğinizi gösterecek size.

sağ ve sol: anladım ki bu iki kelime, aynı anlayışsızlığın, aynı kinlerin, aynı cehaletin ifadesidir.

"birini tanımak, hepsini tanımaktır."

sosyal sınıflara ayrılmamış bir ülkede sağcı solcu ne demek?

"hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyorlar diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala, hem de alçaktır. bir adamın 'benden başka herkes aldanıyor' demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?" (daniel defoe)

ve yehova, 'bunların hepsi tek kavim' dedi. 'konuştukları dil aynı, giriştikleri işi yarıda bırakacağa benzemiyorlar. gelin de toprağa inelim, dillerini ayıralım şunların: birbirlerini anlayamaz olsunlar.' ve ademoğulları kentlerini kuramadılar. oraya babil dendi. babil, yani karışıklık. (tevrat)

"rabbin sevgili kulları sağında oturacaklar." (tevrat)

hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. öğretmen ne demek? ne soğuk, ne çirkin kelime.

dergi korkak, pısırık bir kelime, mecmuanın kötü bir tercümesi.

"suçluyu affeden hakim, kendini mahkum etmiş olur." (publius syrus)

kitapta okudum, gazete yazıyor gibi sözler iradenin ve kişiliğin yokluğunu gösterir.

okuma ile zehirlenenler uykularını kaybederler. uykusuzluk psikoz başlangıcıdır. bu hastalık da afyon ve esrar gibi, rüyalara, hayallere, sanrılara yol açar. illetin bir başka tezahürü de mektup yazma, daha doğrusu yazı yazma hastalığıdır.

aşk da tanrı gibi öldüğüne göre, cinsiyet tek değer.

"bizim kanunlarımız avam içindir, dahiler için değil." (papa)

"katıksız demokrasi ayaktakımının despotizmidir." (voltaire)

izm'ler, insan idrakine giydirilen deli gömlekleridir.

aşk yoktur sade için. çiftleşme vardır. kadın bir zevk makinesidir. insana işkence en büyük haz kaynağı.

kanun, eski yunan'dan beri, "büyük sineklerin yırtıp geçtiği, küçüklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağı" avrupalı için.

katili göklere çıkarır sade, ayaktakımının peşin hükümlerinden sıyrılmış bir gerçekçi olarak alkışlar.

büyük adam için kanun yoktur.

bütün kanun koyucular; solon, muhammet veya napolyon, suçludurlar. suçludurlar çünkü ataları tarafından konulan, çağdaşları tarafından saygı gören yasaları çiğnemişlerdir.

söyleyecek sözü olan herkes suç işlemek zorundadır.

"ebediyete giden yol tımarhaneden geçer." (st. simon)

"yetenek, belli bir hedefe başkalarından daha ustaca ok atmak; deha, oklarını başkalarının bakışlarıyla dahi ulaşamayacağı bir hedefe saplamak." (schopenhauer)

"her dahi bir parça delidir." (seneca)

"dahinin özelliği, öldükten yirmi yıl sonra salaklara düşünceler ilham etmesidir." (aragon)

gördüklerinizi anlamak için daha önce yaşamış olmalısınız.

"burada hiçbir puta tapılmaz, her inanca saygı gösterilir." (tagore)

"bir insan ne kadar büyük olursa olsun bir ülkenin kaderine hükmedememeli." (tagore)

gandhi hakikatti, tagore rüya.

ulu çamlar, fırtınalı diyarlarda yetişirmiş.

hapishane, maskelerin çıkarıldığı yerdir.

hatalar bıçakla düzeltilir dam'da.

"gerçek kendisini zor teslim eder; çünkü canlıdır, değişkendir. canlı ve değişken olduğu için de bir kere teslim alınınca sürgit elimizde kalmaz. bu sebeple gerçekle girişilecek savaşın sonu yoktur. bu savaşın zaferi sürekliliğindendir." (kemal tahir)

ya ölüm boğacak şarkılarımı, ya elimden aldığın dünyadan daha muhteşemini yaratacağım.

her kitapta kendimizi okuruz. kendimizle yatarız her kadında.

aydınlanmak için yan, aydınlatmak için değil.

yaratmak yabancılaşmaktır.

ıtır gülün sesi, ışık sonsuzun. geceleri ölüm konuşur karanlıklarda.

"seni görmesem buddha olurdum, seni gördüm budala oldum." (özdemir asaf)

"dilin görevi gerçeği gizlemektir." (talleyrand)

"ha gayret yağmacılar, salaklar, sayın baylar
hazların etrafına çöreklenin, şölen var
koşun yeriniz hazır
baylar, hayat kısadır, yiyin, için, eğlenin
sizlersiniz sahibi bu talihsiz ülkenin
bu millet malınızdır" (victor hugo)

"ırmak kenarına otur ve hayatın akışını seyret." (şirazlı hafız)

"amaç, araçları meşru kılar." (machiavelli)

mistisizm: inceleme ve akılyürütmeden çok, duygu ve sezgiye dayanır

"insanlık belli bir gelişme aşamasına ulaşınca devlete ihtiyaç kalmayacaktır." (proudhon)

voltaire, halkı sever fakat halka güvenmez.

tantalos: zeus onu cehenneme yollar. zebaniler bir gölün ortasındaki ağaca bağlar. tantalos susuz mu susuzdur. dudakları uzadıkça göl çekilir. ağaç meyvelerle yüklü, altın meyvelerle. ama tantalos'un elleri uzadıkça bir rüzgar bulutlara kadar yükseltir dalları. ve bu işkence kıyamete dek sürer. tantalos, elde edemeyeceği şeyi veya şeyleri isteyen; varlık içinde yokluk çeken kimse anlamında kullanılır.

22.09.2008

ateş böcekleri

rabindranath tagore



hayallerim
canlı ışık zerrecikleri
karanlıkta göz kırpıştıran
ateş böcekleridir

zihnin uykulu karanlık mağaraları içinde
rüyalar
günün kervanından dökülen parçalarla
yuvalarını yaparlar

kelebek ayları değil fakat anları sayar
ve yeter zamana sahiptir

ağaç sevgi ile bakar kendi güzel gölgesine
buna rağmen onu hiçbir vakit kucaklayamaz

izin ver, güneş ışığı gibi, aşkım seni sarsın
ve yine de aydınlık özgürlüğü versin sana

hatırlamanı istemek için
armağanlarım çok küçüktür
ve bunun için
onları sen hatırlamalısın

gök
sonsuzluğa kadar
uzaktadır

tanrı, dostlar arar ve sevgi diler
şeytan, esirler arar ve itaat diler

toprak, hizmetine karşılık
ağacı kendisine bağlar
gök ise hiçbir şey istemez
ve onu özgür kılar

sessizlik
kendi kirlerini
süpürüp yürüyünce
fırtına olur

yaseminin güneşe aşkı hecelemesi
çiçekleridir

tanrı, mabedinin aşkla kurulmasını bekler
insanlar taşları getirirler

ikincisiz birin anlamı yoktur
diğer bir onu gerçek kılar

şarkımda tanrıya dokunuyorum
tepe şelalesi nasıl uzaktaki
denize dokunuyorsa

kalbim, bugün, geçmiş gecenin
gözyaşlarına gülümser
yağmur dindikten sonra
parlayan ıslak bir ağaç gibi

hayatımı meyvelendiren ağaçlara
teşekkür ettim
fakat, onu ebediyen yeşil tutan
çimeni unuttum

aşkta, sana senin değerin diye
bitmeyen borcumu ödüyorum

çok geç yükseldin, benim büyüyen ay'ım
fakat, benim gece kuşum
seni selamlamak için
hala uyanıktır

karanlık, sessizlik içerisinde
sergüzeştçi ışığın kucağına dönmesini bekleyen
perde ile örtülmüş bir gelindir

kendi kendime düşündüğüm zaman
benliğimin yükü hafifler

zayıf, korkunç olabilir
zira kuvvetli görünebilmek için
çok cüretkar olur

ölümün ruhu tek
hayatınki ise çoktur
tanrı ölünce din bir olur

iyilik yapan, mabedin kapısına
seven de mabet içerisinde takdis edilmiş
yere ulaşır

tek olan çiçek, sayısız dikenleri
kıskanmak ihtiyacında değildir

dünya en çok, kendi iyiliğini isteyen
ilgisiz zalimden zarar görür

tam değerini ödediğimizde
bağımsızlığı kazanırız
zira hakkımız yaşamak

bahar, kışın kapısında çekingendir

dünya, sessizlik denizinin yüzünde yüzen
daima değişen bir köpüktür

birbirinin uzağında iki kıyı, seslerini
anlaşılmaz gözyaşlarının şarkısında birleştirirler

kuvvetin kabası anahtarı bozar
ve kazma kullanır

doğuş gecenin gizliliğinden
gündüzün daha büyük gizliliğine geçiştir
göçebe şarkılar kalbimden kanat açarlar
ve aşkının sesinde yuvalarını ararlar

kağıttan kayıklarım benim
saatlerin ufacık dalgacıkları üstünde
dans etmek içindir
yoksa herhangi bir yere ulaşmak için değil

siz, yalnız ve ödüllendirilmeden yaşıyorsunuz
zira, onlar sizin büyük değerinizden korkuyorlar

çimen dağı sayısız ölümlerden kurtarır

tanrının dünyası ölüm tarafından
ebediyen yenilenir
şeytanınkisi de kendi varlığı ile
ebediyen ezilmiştir

ateş böceği toprağı delerken
yıldızların gökte olduklarını asla bilmez

açan her gül bana sonsuz baharın
gülünden selamlar getirir
tanrı çalıştığım zaman beni yüceltir
şarkı söylediğimde beni sever

göğün mavisinde hissedilemeyen
bir dokunuş bırakarak
sen benim ufkumdan uzaklaştın

görünmeyen bir hayal rüzgarda
gölgeler arasında kıpırdanıyor

ateş böcekleri, yapraklar arasında
göz kırpıştırarak
yıldızları hayrette bırakırlar

sisin yenilgiye uğrattığı dağ
kımıltısız kalır

tepeler, ulaşılmayan için
dünyanın ümitsizlik jestidir

ey güzel
çiçeğindeki dikenin batmasına rağmen
ben müteşekkirim

dünya, seçkinlerin halk kitlelerinden
daha çok olduğunu bilir

mükemmel bir aynada yüzünü seyrettiğinde
güzellik, gerçeğin gülümsemesidir

şebnem güneşi yalnız
kendi küçük dünyasında tanır

çöl, sınırsızlığın duvarı içinde
tutuklanmıştır

küçücük yaprakların titremelerinde
havanın görünmez dansını görüyor
ve onların parıltılarında göğün gizli
kalp atışlarını duyuyorum

armağanların için seni övdüğümde
hayret eden
çiçekli bir ağaç gibisin sen

dünya bana resimlerde konuşur
ruhum müzikle cevap verir

gök, güneşin hatırasını anmak için
sayısız yıldızlardan tespihini çeker

gece karanlığı, ıstırap gibi dilsiz
şafak karanlığı, huzur gibi sessizdir

gurur, ihtişamını taşlarda oyar
aşk feragatini çiçeklere sunar

dağ, uzak gök boşluğunun özlemi ile
sonsuza ulaşma arzusu içindeki bulut
gibi olmayı diler

kendi kara lekelerini
haklı gösterebilmek için
gündüze gece derler

iyi, kazançlı olduğunda
menfaat, iyilikte gülümser

şahlanan gururu içerisinde
su kabarcığı denizin gerçekliğinden
şüphelenir
güler ve boşlukta son bulur

aşk sonsuz bir gizliliktir
çünkü onu açıklayacak hiçbir şeyi yoktur

karanlıkta acı çeken bulutların
güneşi kendilerinin gizlediklerini unuturlar

tanrı kendisinden armağanlar istediğinde
insan kendi zenginliğini keşfeder

sana bir çiçek sunmak için geldim
fakat sen benim bütün bahçeme
sahip olmalısın
o, senindir

konuşulduğu zamanda bile
aşk gizliliğini korur
zira yalnız seven sevilmiş olduğunu
gerçekten bilir

güzellik yeter demesini bilir
kabalık, daha fazlası için
etrafı velveleye verir

tanrı bende, kendi hizmetçisini değil
fakat herkese hizmet eden
kendisini görmeyi sever

gecenin karanlığı
sabah sisi ile değil
gün ile ahenk halindedir

bilinmeyen bir çiçek, yabancı bir dünyada
şaire seslenir:
"aynı topraktan değil miyiz, sevgilim?"

tanrımı sevebilirim
zira o bana, kendisini inkar etme özgürlüğünü verir

gün batımı kızıllığı ile kızaran dünya
gece tarafından koparılmaya hazır
olgun bir meyveye benzer

yaratılışın yararına
ışık, karanlığı kendisine eş kabul eder

kör bir kalem için
yazan el gerçek değildir
onun yazdıklarının bir anlamı yoktur

meyveye duyulan arzu, çiçeği kaybettirir

gök, ay'ı tutmak için tuzak kurmaz
onu bağlayan kendi bağımsızlığıdır

benim ağacımın gölgesi, yoldan geçenler
meyvesi de beklediğim "birisi" içindir

ey çocuk, sen getirdin kalbime benim
mırıltılarını rüzgarın ve suyun
söylenmeyen sırlarını çiçeğin, rüyalarını
bulutun ve hayret dolu sessiz bakışlarını
sabah göğünün

belki, şüphe ile gülümser büyüyen ay
mükemmeliyeti bekleyen bir parça olduğu
söylendiği zaman

kelimeler olan çiçeklerin etrafında
yapraklar sessizliktir

benim adaklarım yol sonundaki mabet için değil
fakat beni her dönemeçte hayrette bırakan
yol kenarındaki ziyaretler içindir

senin gülümsemen sevgilim
bir yaban çiçeğinin kokusu gibi
sadedir fakat anlaşılamaz

benim kendiliğinden taşan benliğim
benim ve senin kıyılarının arasında
gürültülü okyanus vardır

akıllı nasıl öğretileceğini
aptal da nasıl gülüneceğini bilir

yakınlık engelini bile aşarak
bırak aşkın beni görsün

hayatın gölgeli derinliğinde
tenha yuvaları vardır hatıraların
kelimelerden yapılmış

bırak aşkım kendi kudretini
güne hizmetinde bulsun
sükununu da gecenin birleşiminde

gecenin yıldızları bana gündüzümün
solmuş çiçeklerinin hatıralarıdır

gitmek zorunda olana kapını aç
zira engel olunduğunda
kayıp daha da çirkin olur

şekil, madde; ritm, kuvvet de, anlam da
insanın içindedir

güneşin öpücüğü, bir olgunlaşma
terk edilişe doğru

erginliği arayanlar ve zenginliği
elde etmeye çalışanlar vardır
bense şarkı söyleyebileyim diye
senin arkadaşlığını bulmaya çalışıyorum

ağacın yaprakları gibi
kelimelerin toprağa dökülüyorlar
bırak düşüncelerim senin susuşunda
söylenmemiş çiçekler olsun

bulut, kendi boşluğu içinde gösterişli
bir görgüsüz olduğunu söyleyerek
gökkuşağına gülümsedi
gökkuşağı sükunetle cevap verdi:
"ben, güneşin gerçekliğinin
inkar edilemeyeceği kadar gerçeğim"

benim yeni aşkım uyanıyor
eskisinin sonsuz zenginliğini bana getirerek

insan, onları çelenkte ördüğü zaman
tanrının çiçeklerinin kendisinin olduğunu
iddia eder

ağaç için özgürlük değildir
azat edilmek
toprağın tutsaklığından

gün ışığı bana dünyanın kapısını açar
aşk ışığı da, hazinesinin

hayatın ilhamları
çocuklar şekline bürünerek gelirler

ebedi olarak kazandığım meyve
senin kabul ettiğindir

benim şarkılarım
senin deyişini sevdiğimi seslendirmektir

aşk armağan verilmez
kabul edilmeyi bekler o

son selamlarım
mükemmel olmadığımı bilenlere
ve sevenlere olsun