sigmund freud: anatomi yazgıdır.
adam fawer: nereden geldiğinizi bilmeden, nereye gideceğinizi de bilemezsiniz.
augustinus: sınırlarını bilen bir ruhun sergilediği alçak gönüllülük, öğrenmeye can attığım özgür sanatlara hakim olmaktan daha güzel bir meziyettir.
cemil meriç: dünyaya açılmayanların kaderi sabahtan akşama kadar mastürbasyondan ibarettir.
philip roth: içlerinde bir cevher taşımayan insanlara tahammülüm yoktur.
ece temelkuran: ne kadar çok güvenlik görevlisi varsa o kadar güvensiz bir yerde bulunuyorsunuz demektir.
doris lessing: zaman, düşünce yapraklarımızın unutuluşa doğru taşındığı bir ırmaktır.
howard fast: cehennem, hayatın en gerekli ve basit gereksinimlerinin korkunç bir zorlukla temin edilmeye çalışıldığı yerdir.
edmundo paz soldan: herkesin bir fiyatı vardır.
jostein gaarder: cinselliği çok fazla düşündüğünü kendine itiraf etmek istemeyen biri, başkalarının cinsellik takıntısını kınamakta acele eder çoğu kez.
montesquieu: bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluluğa yönelmiş bir tehdittir.
turgenyev: umudun kendisidir hayattaki en güzel şey. umut, ne kadar aldatıcı olsa da, güzel bir yolda yürürken ömrümüzün sonuna varmamızı sağlar hiç değilse.
adam fawer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adam fawer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30.06.2019
29.07.2017
albüm
adam fawer: edison puştun tekiydi.
v.s. naipaul: gandhi düşünceyle sezginin karışımıydı. her şeyin ötesinde, düşünce. o gerçek bir devrimciydi.
felicien challaye: konfüçyüs'ün öğretisi insandaki akla hitap eder. bu öğretide hiçbir gizemcilik, doğaüstü güçlere hiçbir çağrı yoktur. ölümünden az önce müritlerinden biri dua etme önerisinde bulunur. üstat, şu yanıtı verir: "benim duam, yaşamımdır."
memet fuat: derler ki yaşar kemal ince memed'i bir gazete patronuna götürmüş, para kazanmak amacıyla, kolay okunacak bir roman yazdığını, takma adla tefrika etmek istediğini söylemiş. sonucu öğrenmeye gittiğinde ise gazete patronu ona romanının çok güzel olduğunu bildirerek akılsızlık etmeyip kendi adıyla yayımlamasını öğütlemiş.
paul auster: james joyce 1920'lerde paris'teyken bir partiye katılmış, yanına bir kadın yaklaşıp "ulysses'i yazmış olan elinizi sıkabilir miyim?" diye rica etmiş. joyce sağ elini kadına uzatmak yerine havaya kaldırmış, birkaç saniye inceledikten sonra, "size şunu hatırlatayım madam; bu el başka işlere de yaramıştır." demiş.
saul bellow: tolstoy, "krallar tarihin köleleridir." demişti. insan güç merdiveninde ne kadar yüksekteyse eylemleri de o kadar dış koşulların kontrolündedir. tolstoy'a göre özgürlük tamamen kişiseldir. yalın ve dürüst -yani gerçek- bir yaşantısı olan insan özgürdür. özgür olmak, tarihsel sınırlamadan kurtulmak demektir.
oğuz atay: derler ki meşhur fizikçi einstein, bir toplantıda şarlo'ya "siz büyük bir adamsınız." demiş, "herkes sizi anlıyor, herkes size hayran." şarlo, " siz daha büyüksünüz." diye itiraz etmiş, "size herkes, hiç anlamadığı halde hayran."
v.s. naipaul: gandhi düşünceyle sezginin karışımıydı. her şeyin ötesinde, düşünce. o gerçek bir devrimciydi.
felicien challaye: konfüçyüs'ün öğretisi insandaki akla hitap eder. bu öğretide hiçbir gizemcilik, doğaüstü güçlere hiçbir çağrı yoktur. ölümünden az önce müritlerinden biri dua etme önerisinde bulunur. üstat, şu yanıtı verir: "benim duam, yaşamımdır."
memet fuat: derler ki yaşar kemal ince memed'i bir gazete patronuna götürmüş, para kazanmak amacıyla, kolay okunacak bir roman yazdığını, takma adla tefrika etmek istediğini söylemiş. sonucu öğrenmeye gittiğinde ise gazete patronu ona romanının çok güzel olduğunu bildirerek akılsızlık etmeyip kendi adıyla yayımlamasını öğütlemiş.
paul auster: james joyce 1920'lerde paris'teyken bir partiye katılmış, yanına bir kadın yaklaşıp "ulysses'i yazmış olan elinizi sıkabilir miyim?" diye rica etmiş. joyce sağ elini kadına uzatmak yerine havaya kaldırmış, birkaç saniye inceledikten sonra, "size şunu hatırlatayım madam; bu el başka işlere de yaramıştır." demiş.
saul bellow: tolstoy, "krallar tarihin köleleridir." demişti. insan güç merdiveninde ne kadar yüksekteyse eylemleri de o kadar dış koşulların kontrolündedir. tolstoy'a göre özgürlük tamamen kişiseldir. yalın ve dürüst -yani gerçek- bir yaşantısı olan insan özgürdür. özgür olmak, tarihsel sınırlamadan kurtulmak demektir.
oğuz atay: derler ki meşhur fizikçi einstein, bir toplantıda şarlo'ya "siz büyük bir adamsınız." demiş, "herkes sizi anlıyor, herkes size hayran." şarlo, " siz daha büyüksünüz." diye itiraz etmiş, "size herkes, hiç anlamadığı halde hayran."
26.06.2014
schopenhauer
adam fawer
schopenhauer tüm sıkıntı ve üzüntülerin kaynağında iradenin arzuları olduğuna inanır; çünkü tatmin edilmemiş bir arzu bizi özlemle dolu olarak bırakır, tatmin edilen bir arzunun yerini bir yenisi alıncaya kadar da can sıkıntısı yaşarız. iradenin egemenliğinden kurtulmanın tek yolunun, estetik beğeniye layık bir nesnenin üzerinde derinlemesine yoğunlaşmak olduğunu düşünüyordu. schopenhauer o tür nesnelerin kendi benliğimizi içlerinde kaybedeceğimiz, kişiliğimizi unutacağımız ve nesnenin aynası haline dönüşeceğimiz özel bir algısal bilinç halini tetiklediğini söylüyordu.
schopenhauer müziğin yapısının doğal dünyayı kopyaladığına inanır: bas sesler cansız maddeleri, armoniler hayvanlar dünyasını, melodiler ise insan düşüncesini betimler. müzik, evrensel iradenin kopyasıdır. müziğin öteki sanat türlerinden farkı, kendi kendini içermesidir.
schopenhauer tüm sıkıntı ve üzüntülerin kaynağında iradenin arzuları olduğuna inanır; çünkü tatmin edilmemiş bir arzu bizi özlemle dolu olarak bırakır, tatmin edilen bir arzunun yerini bir yenisi alıncaya kadar da can sıkıntısı yaşarız. iradenin egemenliğinden kurtulmanın tek yolunun, estetik beğeniye layık bir nesnenin üzerinde derinlemesine yoğunlaşmak olduğunu düşünüyordu. schopenhauer o tür nesnelerin kendi benliğimizi içlerinde kaybedeceğimiz, kişiliğimizi unutacağımız ve nesnenin aynası haline dönüşeceğimiz özel bir algısal bilinç halini tetiklediğini söylüyordu.schopenhauer müziğin yapısının doğal dünyayı kopyaladığına inanır: bas sesler cansız maddeleri, armoniler hayvanlar dünyasını, melodiler ise insan düşüncesini betimler. müzik, evrensel iradenin kopyasıdır. müziğin öteki sanat türlerinden farkı, kendi kendini içermesidir.
22.08.2012
olasılıksız
adam fawer
her an her şey olabilir.
tipik bilimadamları içine kapanık insanlardı. gerçek dünyada başarılı olmak için gerekli olan iletişim becerilerinden yoksun olurlardı.
olasılık ilkelerini ortaya koyan blaise pascal 1623’te doğdu.
olasılıklar her zaman kasadan yanadır.
bazen insan istatistiklerin canı cehenneme demeli ve içinden geleni yapmalı.
alfa dalgaları sakin yetişkinlerin en yoğun dalgalarıydı.
beta dalgaları insanlar gözlerini açtıklarında veya aktif bir şekilde başkalarını dinlediklerinde, düşündüklerinde veya bilgileri algıladıklarında hareketlenirdi.
teta dalgaları yaratıcılıkla, rüyalarla ve fantezilerle ilgiliydi.
delta dalgaları sezinleme gücüyle ilgiliydi.
napolyon 18. yy.da yaşayan astronoma, güneş sistemi hakkındaki eserinde niye tanrı’dan söz edilmediğini sorduğunda bilim adamı şöyle cevap verdi: efendim, bu hipoteze gerek yok.
satranç hayat gibidir. her parçanın kendi işlevi vardır. bazıları zayıftır, bazıları güçlü. bazıları oyunun başında işine yarar, bazılarıysa sonunda. ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. on parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. satrancın güzelliği budur işte. işler her an tersine dönebilir. kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek.
olasılıklarla yönetilen bir evrende her şey olabileceği için, evren olasılıklarla değil de mutlaklarla yönetiliyor.
kaybetmeye mahkum olanlar az parayla oynarlar; üçe altı veya beşe on en fazla.
grup ne kadar geniş olursa, olasılık da o kadar büyür. yani yeterince gözlemlersek her şey olabilir ve olur. her ne kadar olasılık dışı olursa olsun.
özünde tüm maddeler iki şeydir. farklı ortamlarda farklı özellikleri vardır, hepsi aynı anda ölçülünceye kadar.
tüm kumarbazların söylediği en önemli cümleyi söyledi: kötü eller gelmeye başladığında masadan kalkacağım.
her seçimin olumsuz sonuçları olabilirdi. asıl yapılması gereken, riski değerlendirmek ve en aza indirgemekti. hiçbir zaman risk faktörü yok edilemezdi, tamamen yok edilemezdi.
böyle bir şey asla hesaplanamazdı. işte hayatın en güzel tarafı da buydu; her şey olabilirdi. her ne kadar olasılıksız olursa olsun olabilirdi. olasılık dışı olan bir olay mutlaka olurdu.
şu anda adrenalin salgıladığı için koşabildiğini biliyordu, dursa bayılacaktı.
bir ajanın en önemli becerisi, olmaması gereken yerlerden, almaması gereken şeyleri alabilmesidir.
olaylar ne kadar rastgele görünse de, tamamen fiziksel gerçeklerle koşullandırılmışlardır ve böyle belirlenirler.
olasılık teorisinin temeli budur: hatayı en aza indirgemek.
saklayacak bir şeyi olmayan insan rahatmış gibi görünmeye çalışmazdı; özellikle de yağmurun altında yürürken.
bilgi önemlidir. eğer bir şey yapabileceğini düşünürsen, aslında bu mümkün olmasa bile yapabildiğini görürsün. eğer yapamayacağını düşünürsen, o zaman da çoğunlukla yapamazsın; çünkü denemezsin bile yapmayı.
çağdaş fiziğe göre madde zamanda ve uzayda belirli noktalar olarak değil, dalgalar olarak var olur.
bir kütle ne kadar ivme kazanırsa durağan bir kütleye kıyasla daha ağır olacaktır.
kuantum fizikçilerine göre madde aslında yoktur. klasik fizikçilerin madde sandıkları şey aslında birtakım elementlerin birleşimidir, onları da atomlar oluşturur, onları da kuarklar ve leptonlar oluşturur –yani enerji. yani aslında madde enerjidir.
tüm bilinçli ve bilinçsiz düşünceler beyinden elektrik sinyalleri yollayan nöronlar tarafından oluşturulur. madde enerjiyse ve düşünce de enerjiyse, o zaman tüm madde ve düşünceler birbirine bağlıdır, ilişkilidir. işte toplu bilinçaltı da buradan gelir. bu yaşayan, yaşamış ve yaşayacak her canlı tarafından paylaşılan, birbirine bağlı, bilinçsiz zihnidir.
zaman görecelidir. ışık hızından hızlı olan tek şey düşünce hızıdır. özellikle de bilinçsiz düşünce. partiküller ışık hızına yaklaştıkça zaman yavaşladığı için duranlara göre bilinçsiz zihnin sonsuz olduğunu düşünebiliriz. yani, bir anlamda, zaman diye bir şey yok.
budistlere göre her şey geçicidir. buddha, dünyadaki bütün acıların kaynağının insanların maddelere ve fikirlere bağlılığından kaynaklandığını ve akan, değişen ve hareket eden evreni kabul etmedikleri için böyle olduğunu düşünmüştü. budizm’e göre uzam ve zaman, bilinç yansımalarından ibarettir. budistler objeleri maddeler olarak değil de, evrensel bir hareketin içinde var olan dinamik süreçler olarak görürler ve bu da sürekli değişmektedir. yani, maddeyi enerji olarak görüyorlar, aynen kuantum fiziğinde olduğu gibi.
taoistler de evrenin dinamik döngüsüne inanırlar. tao yol demektir. evreni bir enerji sistemi olarak görürler ki buna chi derler. bu da sürekli değişir ve akar. buna göre de kişi tüm evrende tek bir elementtir. ya da bu enerjinin bir parçası. doktrinleri ching’dir yani değişim kitabı. buna göre denge ancak yin ve yang arasında bir uyum olduğunda sağlanabilir. bunlar da evrendeki bağıntılı doğal güçlerdir. bu da kuantum fiziğinde geçer; çünkü her şey partiküllerden oluşur ve bunları bir arada tutan da subatomik enerjidir.
toplu bilinçaltı sayesinde unutma zaman yok, yani düşünce hem ileri hem de geri akabilir. büyük düşünürler, felsefeciler, bilim adamları hepsinin zamanının ötesinde oldukları söylenir; çünkü dev adımlar attılar. bazıları buna deha diyor; ama deha müthiş bir öngörü değildir de nedir? sözde dahiler yalnızca toplu bilincimizi bizden daha iyi görebilenlerdir.
hiçbir şey onu şaşırtmazdı.
aslında şaşıracak bir şey yok. dünyada herkese aynı anda garip bir şey olsa işte o zaman bu şaşırtıcı olurdu. ben tek bir bakış açısına sahip olduğuma göre, bana olan olasılık dışı bir şey varsa, o zaman başkasına bunun olmadığını varsayıyorum mantıklı olarak. bu yüzden de, bunun herhangi birine olma olasılığı 6 milyarda birse, o birine olma olasılığı da yüzde yüz. yüzde yüz olabilecek bir şey olduğunda niye şaşırayım ki?
zaitsev ona hep, öldüğünde dinlenecek zamanı olacağını söylerdi.
insanın her zaman seçenekleri vardır.
güçlü yeteneği olanlar çoğu şeyi görebilirler; ama gördükleri bilinçaltındadır. iyi fikirlerine öngörü, içgüdü ya da bir duyguya kapılmak derler. aslında bu fikirler heran’da gördükleri olası geleceklerden kaynaklanır. heran’da herkes için mükemmel ve mutlu gelecekler de vardır.
annenin ve kardeşinin yasını tut nava. ama kendi hayatınınkini değil.
her an her şey olabilir.tipik bilimadamları içine kapanık insanlardı. gerçek dünyada başarılı olmak için gerekli olan iletişim becerilerinden yoksun olurlardı.
olasılık ilkelerini ortaya koyan blaise pascal 1623’te doğdu.
olasılıklar her zaman kasadan yanadır.
bazen insan istatistiklerin canı cehenneme demeli ve içinden geleni yapmalı.
alfa dalgaları sakin yetişkinlerin en yoğun dalgalarıydı.
beta dalgaları insanlar gözlerini açtıklarında veya aktif bir şekilde başkalarını dinlediklerinde, düşündüklerinde veya bilgileri algıladıklarında hareketlenirdi.
teta dalgaları yaratıcılıkla, rüyalarla ve fantezilerle ilgiliydi.
delta dalgaları sezinleme gücüyle ilgiliydi.
napolyon 18. yy.da yaşayan astronoma, güneş sistemi hakkındaki eserinde niye tanrı’dan söz edilmediğini sorduğunda bilim adamı şöyle cevap verdi: efendim, bu hipoteze gerek yok.
satranç hayat gibidir. her parçanın kendi işlevi vardır. bazıları zayıftır, bazıları güçlü. bazıları oyunun başında işine yarar, bazılarıysa sonunda. ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. on parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. satrancın güzelliği budur işte. işler her an tersine dönebilir. kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek.
olasılıklarla yönetilen bir evrende her şey olabileceği için, evren olasılıklarla değil de mutlaklarla yönetiliyor.
kaybetmeye mahkum olanlar az parayla oynarlar; üçe altı veya beşe on en fazla.
grup ne kadar geniş olursa, olasılık da o kadar büyür. yani yeterince gözlemlersek her şey olabilir ve olur. her ne kadar olasılık dışı olursa olsun.
özünde tüm maddeler iki şeydir. farklı ortamlarda farklı özellikleri vardır, hepsi aynı anda ölçülünceye kadar.
tüm kumarbazların söylediği en önemli cümleyi söyledi: kötü eller gelmeye başladığında masadan kalkacağım.
her seçimin olumsuz sonuçları olabilirdi. asıl yapılması gereken, riski değerlendirmek ve en aza indirgemekti. hiçbir zaman risk faktörü yok edilemezdi, tamamen yok edilemezdi.
böyle bir şey asla hesaplanamazdı. işte hayatın en güzel tarafı da buydu; her şey olabilirdi. her ne kadar olasılıksız olursa olsun olabilirdi. olasılık dışı olan bir olay mutlaka olurdu.
şu anda adrenalin salgıladığı için koşabildiğini biliyordu, dursa bayılacaktı.
bir ajanın en önemli becerisi, olmaması gereken yerlerden, almaması gereken şeyleri alabilmesidir.
olaylar ne kadar rastgele görünse de, tamamen fiziksel gerçeklerle koşullandırılmışlardır ve böyle belirlenirler.
olasılık teorisinin temeli budur: hatayı en aza indirgemek.
saklayacak bir şeyi olmayan insan rahatmış gibi görünmeye çalışmazdı; özellikle de yağmurun altında yürürken.
bilgi önemlidir. eğer bir şey yapabileceğini düşünürsen, aslında bu mümkün olmasa bile yapabildiğini görürsün. eğer yapamayacağını düşünürsen, o zaman da çoğunlukla yapamazsın; çünkü denemezsin bile yapmayı.
çağdaş fiziğe göre madde zamanda ve uzayda belirli noktalar olarak değil, dalgalar olarak var olur.
bir kütle ne kadar ivme kazanırsa durağan bir kütleye kıyasla daha ağır olacaktır.
kuantum fizikçilerine göre madde aslında yoktur. klasik fizikçilerin madde sandıkları şey aslında birtakım elementlerin birleşimidir, onları da atomlar oluşturur, onları da kuarklar ve leptonlar oluşturur –yani enerji. yani aslında madde enerjidir.
tüm bilinçli ve bilinçsiz düşünceler beyinden elektrik sinyalleri yollayan nöronlar tarafından oluşturulur. madde enerjiyse ve düşünce de enerjiyse, o zaman tüm madde ve düşünceler birbirine bağlıdır, ilişkilidir. işte toplu bilinçaltı da buradan gelir. bu yaşayan, yaşamış ve yaşayacak her canlı tarafından paylaşılan, birbirine bağlı, bilinçsiz zihnidir.
zaman görecelidir. ışık hızından hızlı olan tek şey düşünce hızıdır. özellikle de bilinçsiz düşünce. partiküller ışık hızına yaklaştıkça zaman yavaşladığı için duranlara göre bilinçsiz zihnin sonsuz olduğunu düşünebiliriz. yani, bir anlamda, zaman diye bir şey yok.
budistlere göre her şey geçicidir. buddha, dünyadaki bütün acıların kaynağının insanların maddelere ve fikirlere bağlılığından kaynaklandığını ve akan, değişen ve hareket eden evreni kabul etmedikleri için böyle olduğunu düşünmüştü. budizm’e göre uzam ve zaman, bilinç yansımalarından ibarettir. budistler objeleri maddeler olarak değil de, evrensel bir hareketin içinde var olan dinamik süreçler olarak görürler ve bu da sürekli değişmektedir. yani, maddeyi enerji olarak görüyorlar, aynen kuantum fiziğinde olduğu gibi.
taoistler de evrenin dinamik döngüsüne inanırlar. tao yol demektir. evreni bir enerji sistemi olarak görürler ki buna chi derler. bu da sürekli değişir ve akar. buna göre de kişi tüm evrende tek bir elementtir. ya da bu enerjinin bir parçası. doktrinleri ching’dir yani değişim kitabı. buna göre denge ancak yin ve yang arasında bir uyum olduğunda sağlanabilir. bunlar da evrendeki bağıntılı doğal güçlerdir. bu da kuantum fiziğinde geçer; çünkü her şey partiküllerden oluşur ve bunları bir arada tutan da subatomik enerjidir.
toplu bilinçaltı sayesinde unutma zaman yok, yani düşünce hem ileri hem de geri akabilir. büyük düşünürler, felsefeciler, bilim adamları hepsinin zamanının ötesinde oldukları söylenir; çünkü dev adımlar attılar. bazıları buna deha diyor; ama deha müthiş bir öngörü değildir de nedir? sözde dahiler yalnızca toplu bilincimizi bizden daha iyi görebilenlerdir.
hiçbir şey onu şaşırtmazdı.
aslında şaşıracak bir şey yok. dünyada herkese aynı anda garip bir şey olsa işte o zaman bu şaşırtıcı olurdu. ben tek bir bakış açısına sahip olduğuma göre, bana olan olasılık dışı bir şey varsa, o zaman başkasına bunun olmadığını varsayıyorum mantıklı olarak. bu yüzden de, bunun herhangi birine olma olasılığı 6 milyarda birse, o birine olma olasılığı da yüzde yüz. yüzde yüz olabilecek bir şey olduğunda niye şaşırayım ki?
zaitsev ona hep, öldüğünde dinlenecek zamanı olacağını söylerdi.
insanın her zaman seçenekleri vardır.
güçlü yeteneği olanlar çoğu şeyi görebilirler; ama gördükleri bilinçaltındadır. iyi fikirlerine öngörü, içgüdü ya da bir duyguya kapılmak derler. aslında bu fikirler heran’da gördükleri olası geleceklerden kaynaklanır. heran’da herkes için mükemmel ve mutlu gelecekler de vardır.
annenin ve kardeşinin yasını tut nava. ama kendi hayatınınkini değil.
20.06.2011
empati
adam fawer
maya angelou: insanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur; ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz.
kişinin asıl efendisi zihni değil bedeniydi.
kişi istediğini yapabilir; ama ne isteyeceğini isteyemez.
daha ilk çatışmada ölürsen savaşı kazanma şansını da kaybedersin.
o duyguyu tanımlamanın tek yolu, sevişme sonrası gibi olduğunu söylemekti: bitkin, mutlu, tükenmiş, eksiksiz.
dukkha. yaşam acı çekmektir.
samudaya. arzu tüm acıların kaynağıdır.
nirodha. acı çekmek yalnızca arzuların bertaraf edilmesiyle sona erdirilebilir.
marga. sadece asil sekiz katlı yol arzuyu bertaraf edebilir.
yin ve yang: çin felsefesinde, insanların doğadaki olayları algılayışlarında karşılaştıkları ve evrendeki her devingen nesnede bulunduğuna inanılan doğal karşıtların genel tanımlamaları. edilgeni, karanlığı, dişili, olumsuzu ve tüketimi betimleyen yin geceye, etkeni, aydınlığı, erili, olumluyu ve üretimi betileyen yang ise gündüze karşılık gelir. sürekli bir mücadele içinde olan yin ve yang birlikte bütün’ü yaratırlar.
yin ile yang, dünyadaki tüm yaratıklarda bulunan ilkel karşıt güçlerdir. yin genellikle su olarak betimlenir. üzgün, edilgen, karanlık ve dişildir; geceyi simgeler. yang ise genellikle ateş olarak betimlenir. mutlu, etken, aydınlık ve erildir; gündüzü simgeler.
doğrudan ruhunun içine bakmak..
nereden geldiğinizi bilmeden, nereye gideceğinizi de bilemezsiniz.
ouroboros: kusursuz bir daire şeklinde kıvrılmış, kendi kuyruğunu yutan bir yılan simgesi. dünyada umutsuzca hapsolmuş bir ruhun sürekli reenkarnasyonunu betimleyen gnostik bir sembol.
edison puştun tekiydi.
biraz daha bağır, çin’de seni duyamayan yaşlı bir keşiş var.
yüzünde kanarya kapmış kedi gülümsemesi vardı.
atom, bir elemanın tüm kimyasal özelliklerine sahip en küçük parçasıdır. atomlar üç atomaltı parçacığa bölünebilir: elektronlar, protonlar ve nötronlar. protonlar ve nötronlar atomun merkezinde ya da çekirdeğinde çok yoğun halde sıkıştırılmış olarak bulunurken, elektronlar da aynı çekirdeğin etrafında bir bulut halinde döner. elektronlar negatif yüke, protonlar pozitif yüke sahiptir; nötronlar yüksüzdür.
yeteneklerinizi sakladığınız sürece ne kadar dostunuz olursa olsun hep yalnız kalıyorsunuz.
schopenhauer pek mutlu bir kişi değildi. yaşamı acılarla dolu bir süreç olarak görüyor ve kurtuluşun sadece iradenin egemenliğinden kaçarak elde edilebileceğini düşünüyordu.
schopenhauer tüm sıkıntı ve üzüntülerin kaynağında iradenin arzuları olduğuna inanır; çünkü tatmin edilmemiş bir arzu bizi özlemle dolu olarak bırakır, tatmin edilen bir arzunun yerini bir yenisi alıncaya kadar da can sıkıntısı yaşarız. iradenin egemenliğinden kurtulmanın tek yolunun, estetik beğeniye layık bir nesnenin üzerinde derinlemesine yoğunlaşmak olduğunu düşünüyordu. schopenhauer o tür nesnelerin kendi benliğimizi içlerinde kaybedeceğimiz, kişiliğimizi unutacağımız ve nesnenin aynası haline dönüşeceğimiz özel bir algısal bilinç halini tetiklediğini söylüyordu.
schopenhauer müziğin yapısının doğal dünyayı kopyaladığına inanır: bas sesler cansız maddeleri, armoniler hayvanlar dünyasını, melodiler ise insan düşüncesini betimler. müzik, evrensel iradenin kopyasıdır. müziğin öteki sanat türlerinden farkı, kendi kendini içermesidir.
hepimiz dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, kendi önyargılı algılarımız vasıtasıyla gözlemleriz. dolayısıyla, gerçekten bilebileceğiniz tek şey kendinizsinizdir.
unicorn: alnının ortasında tek bir boynuzu olan mitolojik bir hayvan.
hume, imgelemeyi iki kaynağa ayırdı: fantezi ve anlama. sonra fanteziyi de dört tip fikre böldü: bütünleştirici, değiştirici, artırıcı ve indirgeyici.
zihnin ve bedenin arasındaki bağlantı tam bir muamma.
zihnin beden üzerindeki etkisi, sana zihnimle dağları yerinden oynatabileceğimi söylememden daha akıl dışı değil.
tüm fikirler deneyimlerden gelir ve bizi tanrı’ya inanmaya itecek hiçbir deneyim yoktur.
ockham’ın usturası: en az varsayımı olan teori genelde doğrudur. ve tanrı da oldukça büyük bir varsayımdı.
ögeler gerekenin ötesinde çoğaltılmamalıdır.
tanrı her zaman en doğru olanı seçtiğine göre, üstünde yaşadığımız dünya, olası dünyalar içinde en iyisi olmalıdır.
yüz binde birlik oranda yer alan kimilerinin yetenekleri o kadar güçlüdür ki, davranış bozuklukları sergilerler. etraflarındaki insanların duygularını algılamayı engelleyemedikleri için onların altında ezilirler. bazıları zihnini perdelemeyi öğrenir. ama çoğu bunu yapamaz. cinnet geçirirler. intihar ederler. ve bunu sadece beyinlerinde duydukları o son derece gerçek seslerden dolayı yaparlar. geleneksel bilimin ve toplumun inanmadığı sesler nedeniyle yani.
tüm duyuların merkezi olan beynin acı hissetmeyen tek organ olması ona hep garip gelmişti.
maya angelou: insanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur; ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz.kişinin asıl efendisi zihni değil bedeniydi.
kişi istediğini yapabilir; ama ne isteyeceğini isteyemez.
daha ilk çatışmada ölürsen savaşı kazanma şansını da kaybedersin.
o duyguyu tanımlamanın tek yolu, sevişme sonrası gibi olduğunu söylemekti: bitkin, mutlu, tükenmiş, eksiksiz.
dukkha. yaşam acı çekmektir.
samudaya. arzu tüm acıların kaynağıdır.
nirodha. acı çekmek yalnızca arzuların bertaraf edilmesiyle sona erdirilebilir.
marga. sadece asil sekiz katlı yol arzuyu bertaraf edebilir.
yin ve yang: çin felsefesinde, insanların doğadaki olayları algılayışlarında karşılaştıkları ve evrendeki her devingen nesnede bulunduğuna inanılan doğal karşıtların genel tanımlamaları. edilgeni, karanlığı, dişili, olumsuzu ve tüketimi betimleyen yin geceye, etkeni, aydınlığı, erili, olumluyu ve üretimi betileyen yang ise gündüze karşılık gelir. sürekli bir mücadele içinde olan yin ve yang birlikte bütün’ü yaratırlar.
yin ile yang, dünyadaki tüm yaratıklarda bulunan ilkel karşıt güçlerdir. yin genellikle su olarak betimlenir. üzgün, edilgen, karanlık ve dişildir; geceyi simgeler. yang ise genellikle ateş olarak betimlenir. mutlu, etken, aydınlık ve erildir; gündüzü simgeler.
doğrudan ruhunun içine bakmak..
nereden geldiğinizi bilmeden, nereye gideceğinizi de bilemezsiniz.
ouroboros: kusursuz bir daire şeklinde kıvrılmış, kendi kuyruğunu yutan bir yılan simgesi. dünyada umutsuzca hapsolmuş bir ruhun sürekli reenkarnasyonunu betimleyen gnostik bir sembol.
edison puştun tekiydi.
biraz daha bağır, çin’de seni duyamayan yaşlı bir keşiş var.
yüzünde kanarya kapmış kedi gülümsemesi vardı.
atom, bir elemanın tüm kimyasal özelliklerine sahip en küçük parçasıdır. atomlar üç atomaltı parçacığa bölünebilir: elektronlar, protonlar ve nötronlar. protonlar ve nötronlar atomun merkezinde ya da çekirdeğinde çok yoğun halde sıkıştırılmış olarak bulunurken, elektronlar da aynı çekirdeğin etrafında bir bulut halinde döner. elektronlar negatif yüke, protonlar pozitif yüke sahiptir; nötronlar yüksüzdür.
yeteneklerinizi sakladığınız sürece ne kadar dostunuz olursa olsun hep yalnız kalıyorsunuz.
schopenhauer pek mutlu bir kişi değildi. yaşamı acılarla dolu bir süreç olarak görüyor ve kurtuluşun sadece iradenin egemenliğinden kaçarak elde edilebileceğini düşünüyordu.
schopenhauer tüm sıkıntı ve üzüntülerin kaynağında iradenin arzuları olduğuna inanır; çünkü tatmin edilmemiş bir arzu bizi özlemle dolu olarak bırakır, tatmin edilen bir arzunun yerini bir yenisi alıncaya kadar da can sıkıntısı yaşarız. iradenin egemenliğinden kurtulmanın tek yolunun, estetik beğeniye layık bir nesnenin üzerinde derinlemesine yoğunlaşmak olduğunu düşünüyordu. schopenhauer o tür nesnelerin kendi benliğimizi içlerinde kaybedeceğimiz, kişiliğimizi unutacağımız ve nesnenin aynası haline dönüşeceğimiz özel bir algısal bilinç halini tetiklediğini söylüyordu.
schopenhauer müziğin yapısının doğal dünyayı kopyaladığına inanır: bas sesler cansız maddeleri, armoniler hayvanlar dünyasını, melodiler ise insan düşüncesini betimler. müzik, evrensel iradenin kopyasıdır. müziğin öteki sanat türlerinden farkı, kendi kendini içermesidir.
hepimiz dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, kendi önyargılı algılarımız vasıtasıyla gözlemleriz. dolayısıyla, gerçekten bilebileceğiniz tek şey kendinizsinizdir.
unicorn: alnının ortasında tek bir boynuzu olan mitolojik bir hayvan.
hume, imgelemeyi iki kaynağa ayırdı: fantezi ve anlama. sonra fanteziyi de dört tip fikre böldü: bütünleştirici, değiştirici, artırıcı ve indirgeyici.
zihnin ve bedenin arasındaki bağlantı tam bir muamma.
zihnin beden üzerindeki etkisi, sana zihnimle dağları yerinden oynatabileceğimi söylememden daha akıl dışı değil.
tüm fikirler deneyimlerden gelir ve bizi tanrı’ya inanmaya itecek hiçbir deneyim yoktur.
ockham’ın usturası: en az varsayımı olan teori genelde doğrudur. ve tanrı da oldukça büyük bir varsayımdı.
ögeler gerekenin ötesinde çoğaltılmamalıdır.
tanrı her zaman en doğru olanı seçtiğine göre, üstünde yaşadığımız dünya, olası dünyalar içinde en iyisi olmalıdır.
yüz binde birlik oranda yer alan kimilerinin yetenekleri o kadar güçlüdür ki, davranış bozuklukları sergilerler. etraflarındaki insanların duygularını algılamayı engelleyemedikleri için onların altında ezilirler. bazıları zihnini perdelemeyi öğrenir. ama çoğu bunu yapamaz. cinnet geçirirler. intihar ederler. ve bunu sadece beyinlerinde duydukları o son derece gerçek seslerden dolayı yaparlar. geleneksel bilimin ve toplumun inanmadığı sesler nedeniyle yani.
tüm duyuların merkezi olan beynin acı hissetmeyen tek organ olması ona hep garip gelmişti.
31.05.2011
uzun lafın kısası
sigmund freud: varoluş bir hastalıktır.
george sand: zina, bir kadının sevgilisiyle geçireceği bir saat değil, ondan sonra geceyi kocasının kollarında geçirecek olmasıdır.
arundhati roy: düşlerini yitirirsen aklını da yitirirsin.
ece temelkuran: kadınlar avcılarla birlikte olmak ister. kabul edin ya da etmeyin bu böyledir. hiçbir kadın bir çiftçiye aşık olmaz.
franz kafka: nasıl yaşanırsa öyle ölünür.
ingeborg bachmann: insanın gerçek ölümü hastalıklardan değildir, insanın insana yaptıklarındandır.
adam fawer: insanın her zaman seçenekleri vardır.
herta müller: bir kadınla erkeğin birbirlerine verecek bir şeyleri olduğunda aynı yatağa girerler. insanlığın en iyi icadıdır yatak.
maggie gee: erkekler güçlüymüş gibi davranırlar ama aslında bebekten farkları yoktur.
vasili grossman: dünya üzerinde sadece ve sadece dar kafalı, kendi haklılığını sarsılmaz bir duygu haline getirmiş olan insanlar hüküm sürerler.
peter weiss: demokratik yönetimin anlamı, herkesin fikrinin geçerli olmasıdır.
julian barnes: ben kendi payıma, tohuma kaçmış bir bekar ya da cinsel açıdan soğuk bir eş yerine, zina yapan bir koca ya da aklı hep orasında olan biri tarafından yönetilmeyi yeğlerim.
george sand: zina, bir kadının sevgilisiyle geçireceği bir saat değil, ondan sonra geceyi kocasının kollarında geçirecek olmasıdır.
arundhati roy: düşlerini yitirirsen aklını da yitirirsin.
ece temelkuran: kadınlar avcılarla birlikte olmak ister. kabul edin ya da etmeyin bu böyledir. hiçbir kadın bir çiftçiye aşık olmaz.
franz kafka: nasıl yaşanırsa öyle ölünür.
ingeborg bachmann: insanın gerçek ölümü hastalıklardan değildir, insanın insana yaptıklarındandır.
adam fawer: insanın her zaman seçenekleri vardır.
herta müller: bir kadınla erkeğin birbirlerine verecek bir şeyleri olduğunda aynı yatağa girerler. insanlığın en iyi icadıdır yatak.
maggie gee: erkekler güçlüymüş gibi davranırlar ama aslında bebekten farkları yoktur.
vasili grossman: dünya üzerinde sadece ve sadece dar kafalı, kendi haklılığını sarsılmaz bir duygu haline getirmiş olan insanlar hüküm sürerler.
peter weiss: demokratik yönetimin anlamı, herkesin fikrinin geçerli olmasıdır.
julian barnes: ben kendi payıma, tohuma kaçmış bir bekar ya da cinsel açıdan soğuk bir eş yerine, zina yapan bir koca ya da aklı hep orasında olan biri tarafından yönetilmeyi yeğlerim.
5.05.2011
kumar
adam fawer
olasılıklar her zaman kasadan yanadır.
kaybetmeye mahkum olanlar az parayla oynarlar; üçe altı veya beşe on en fazla.
tüm kumarbazların söylediği en önemli cümleyi söyledi: kötü eller gelmeye başladığında masadan kalkacağım.
her seçimin olumsuz sonuçları olabilir. asıl yapılması gereken, riski değerlendirmek ve en aza indirgemektir. hiçbir zaman risk faktörü yok edilemez, tamamen yok edilemez. böyle bir şey asla hesaplanamaz. işte hayatın en güzel tarafı da budur; her şey olabilir. her ne kadar olasılıksız olursa olsun olabilir. olasılık dışı olan bir olay mutlaka olur.
olaylar ne kadar rastgele görünse de, tamamen fiziksel gerçeklerle koşullandırılmışlardır ve böyle belirlenirler.
olasılıklar her zaman kasadan yanadır.kaybetmeye mahkum olanlar az parayla oynarlar; üçe altı veya beşe on en fazla.
tüm kumarbazların söylediği en önemli cümleyi söyledi: kötü eller gelmeye başladığında masadan kalkacağım.
her seçimin olumsuz sonuçları olabilir. asıl yapılması gereken, riski değerlendirmek ve en aza indirgemektir. hiçbir zaman risk faktörü yok edilemez, tamamen yok edilemez. böyle bir şey asla hesaplanamaz. işte hayatın en güzel tarafı da budur; her şey olabilir. her ne kadar olasılıksız olursa olsun olabilir. olasılık dışı olan bir olay mutlaka olur.
olaylar ne kadar rastgele görünse de, tamamen fiziksel gerçeklerle koşullandırılmışlardır ve böyle belirlenirler.
29.04.2011
uzun lafın kısası
herodotos: en değerli şey, zeki ve güvenilir bir dosttur.
adam fawer: bazen insan istatistiklerin canı cehenneme demeli ve içinden geleni yapmalı.
catherine clement: hiçbir hac yolculuğu masum değildir.
franz kafka: sorgu yargıcına uzaktan bir kadın göster; kadını kaçırmamak için kürsüyü ve sanığı çiğneyip koşar.
jose ortega y gasset: sürekli bir göç durumu içinde olmak, sevgi içinde olmak demektir.
charles bukowski: birkaç yıl önce dinle ilişkimi kesmiştim. gerçek olduğunu varsayarsak insanları aptallaştırıyor veya aptalları çekiyordu. gerçek değilse, aptallar daha da aptaldılar.
montaigne: hiçbir kazanç başkasına zarar vermeden sağlanamaz.
ece temelkuran: bir yolculuk eğer gerçekten bir yolculuk ise yolcunun sorduğu sorulara cevap vermez. iyi bir yolculuk, yolcunun sorularını değiştirir.
peter ackroyd: mutlulukla başlarız gençlikte; sonumuz delilikle yoksulluktur.
hermann hesse: sevgi avuç avuç dilenilebilir, para pulla satın alınabilir, armağan olarak sunulabilir sana, sokakta bulunabilir; ama haydutlukla ele geçirilemez.
turgenyev: acı çekerek eğitim görmeyen insan, her zaman çocuk olarak kalır.
arturo perez-reverte: ülkesini satan bir fanatik olmayı, hayatımı "yaşasın zincirler!" diye bağırarak geçirmeye tercih ederim.
adam fawer: bazen insan istatistiklerin canı cehenneme demeli ve içinden geleni yapmalı.
catherine clement: hiçbir hac yolculuğu masum değildir.
franz kafka: sorgu yargıcına uzaktan bir kadın göster; kadını kaçırmamak için kürsüyü ve sanığı çiğneyip koşar.
jose ortega y gasset: sürekli bir göç durumu içinde olmak, sevgi içinde olmak demektir.
charles bukowski: birkaç yıl önce dinle ilişkimi kesmiştim. gerçek olduğunu varsayarsak insanları aptallaştırıyor veya aptalları çekiyordu. gerçek değilse, aptallar daha da aptaldılar.
montaigne: hiçbir kazanç başkasına zarar vermeden sağlanamaz.
ece temelkuran: bir yolculuk eğer gerçekten bir yolculuk ise yolcunun sorduğu sorulara cevap vermez. iyi bir yolculuk, yolcunun sorularını değiştirir.
peter ackroyd: mutlulukla başlarız gençlikte; sonumuz delilikle yoksulluktur.
hermann hesse: sevgi avuç avuç dilenilebilir, para pulla satın alınabilir, armağan olarak sunulabilir sana, sokakta bulunabilir; ama haydutlukla ele geçirilemez.
turgenyev: acı çekerek eğitim görmeyen insan, her zaman çocuk olarak kalır.
arturo perez-reverte: ülkesini satan bir fanatik olmayı, hayatımı "yaşasın zincirler!" diye bağırarak geçirmeye tercih ederim.
31.01.2011
uzun lafın kısası
franz kafka: uyudum, uyandım, uyudum, uyandım; kepaze bir yaşam.
douglas adams: umutlarla dolu bir hayat, taşıması zor bir hayattır. meyvesi üzüntü ve hayal kırıklığıdır. bu anın neşesiyle yaşamayı öğren.
duygu asena: mutluluk, zamanı geldiğinde bırakıp gidebilmektir.
dino buzzati: yeryüzünde bir yasa vardır: her şeyin bedeli ödenir. sanat en yüksek bedelin ödendiği bir lükstür. şiir ise bütün sanatlardan daha pahalıdır.
peyami safa: büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.
adam fawer: hepimiz dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, kendi ön yargılı algılarımız vasıtasıyla gözlemleriz. dolayısıyla, gerçekten bilebileceğiniz tek şey kendinizsinizdir.
jose ortega y gasset: tarih, insan gerçeğini anlamanın tek yoludur.
edwin fuller torrey: öğrenim ve eğitim üzerindeki tartışmaların bugüne kadar kanıtladığı tek şey, bunlarla uğraşanların bilgisizlikleridir.
sigmund freud: uygarlığımız içgüdülerin bastırılması temeli üzerine kurulmuştur.
david foster wallace: her birimiz kendi minik, kafatası büyüklüğündeki krallıklarımızın efendisiyiz, etrafımızdaki dünyanın tam ortasında ve yalnız.
turgenyev: gerçek dünyaya, eski ustalara ve klasiklere baktım; sonra, kendi zırvamı kırıp attım.
arturo perez-reverte: zamanla kıymetini yitirmeyen bazı değerleri korumak gerek. ötesi anlık modalar, geçici ve değişken şeyler. tek kelimeyle, ıvır zıvır.
douglas adams: umutlarla dolu bir hayat, taşıması zor bir hayattır. meyvesi üzüntü ve hayal kırıklığıdır. bu anın neşesiyle yaşamayı öğren.
duygu asena: mutluluk, zamanı geldiğinde bırakıp gidebilmektir.
dino buzzati: yeryüzünde bir yasa vardır: her şeyin bedeli ödenir. sanat en yüksek bedelin ödendiği bir lükstür. şiir ise bütün sanatlardan daha pahalıdır.
peyami safa: büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.
adam fawer: hepimiz dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, kendi ön yargılı algılarımız vasıtasıyla gözlemleriz. dolayısıyla, gerçekten bilebileceğiniz tek şey kendinizsinizdir.
jose ortega y gasset: tarih, insan gerçeğini anlamanın tek yoludur.
edwin fuller torrey: öğrenim ve eğitim üzerindeki tartışmaların bugüne kadar kanıtladığı tek şey, bunlarla uğraşanların bilgisizlikleridir.
sigmund freud: uygarlığımız içgüdülerin bastırılması temeli üzerine kurulmuştur.
david foster wallace: her birimiz kendi minik, kafatası büyüklüğündeki krallıklarımızın efendisiyiz, etrafımızdaki dünyanın tam ortasında ve yalnız.
turgenyev: gerçek dünyaya, eski ustalara ve klasiklere baktım; sonra, kendi zırvamı kırıp attım.
arturo perez-reverte: zamanla kıymetini yitirmeyen bazı değerleri korumak gerek. ötesi anlık modalar, geçici ve değişken şeyler. tek kelimeyle, ıvır zıvır.
29.11.2010
uzun lafın kısası
muriel barbery: genç bir kadın evini ateşe verdi. neden yaptığı sorulduğunda, "bir duygu hissetmek istemiştim." cevabını verdi.
howard fast: hiç kimseye güvenme, asla hayal kırıklığına düşmezsin.
jostein gaarder: demokrasi, cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim biçimine dönüşebilme tehlikesini barındırır.
dragan babic: kızlara ne kadar haşin davranır, onlardan ne kadar çok isterseniz, onlar size o kadar çok verirler.
ece temelkuran: yeryüzündeki her anlaşmazlık kendi endüstrisini yaratır.
maksim gorki: hep yararı dokunsa bile, kendi başına yanılmak başkalarının yanlışlarını yinelemekten daha iyidir.
edip cansever: insanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır.
philip roth: dünyanın koşuşturması içinde en az acıyla yaşamanın sırrı, olabildiğince çok insanın sizin aldanışlarınıza katılmasını sağlamaktır.
turgenyev: sövüp saymak için bile olsa, insanın başkalarına ihtiyacı vardır.
adam fawer: tipik bilim adamları içine kapanık insanlardır. gerçek dünyada başarılı olmak için gerekli olan iletişim becerilerinden yoksun olurlar.
edith wharton: birey, hemen her zaman ortak çıkar olarak kabul edilen şeye kurban edilir.
david dickson: bilim ve teknoloji tarafsız değildir, büyük ölçüde iktidara ve sermayeye eklemlenmiştir ve egemen sınıfı güçlendirme işlevi görmektedir.
howard fast: hiç kimseye güvenme, asla hayal kırıklığına düşmezsin.
jostein gaarder: demokrasi, cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim biçimine dönüşebilme tehlikesini barındırır.
dragan babic: kızlara ne kadar haşin davranır, onlardan ne kadar çok isterseniz, onlar size o kadar çok verirler.
ece temelkuran: yeryüzündeki her anlaşmazlık kendi endüstrisini yaratır.
maksim gorki: hep yararı dokunsa bile, kendi başına yanılmak başkalarının yanlışlarını yinelemekten daha iyidir.
edip cansever: insanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır.
philip roth: dünyanın koşuşturması içinde en az acıyla yaşamanın sırrı, olabildiğince çok insanın sizin aldanışlarınıza katılmasını sağlamaktır.
turgenyev: sövüp saymak için bile olsa, insanın başkalarına ihtiyacı vardır.
adam fawer: tipik bilim adamları içine kapanık insanlardır. gerçek dünyada başarılı olmak için gerekli olan iletişim becerilerinden yoksun olurlar.
edith wharton: birey, hemen her zaman ortak çıkar olarak kabul edilen şeye kurban edilir.
david dickson: bilim ve teknoloji tarafsız değildir, büyük ölçüde iktidara ve sermayeye eklemlenmiştir ve egemen sınıfı güçlendirme işlevi görmektedir.
30.04.2009
uzun lafın kısası
adam fawer: tüm fikirler deneyimlerden gelir ve bizi tanrı'ya inanmaya itecek hiçbir deneyim yoktur.
michel henry: medya, dokunduğu her şeyi çürütür.
irvin yalom: saf, benimsemeye dayalı, karşılıklı, eşit bir ilişki, ruhu kurtaran bir şeydir ve şifa bulmak için elimizde tuttuğumuz en büyük kudrettir.
manuel scorza: korktuğumuz sürece hep köle olarak kalırız.
marquis de sade: inanç gerçek bir ruh hastalığıdır, ne kadar çabalarsak çabalayalım asla düzelmez; kötülüklere sükunetle katlanmalarını sağlayacak safsatalar sunar bazılarına.
cevdet kudret: kazanç gökten inmez, bir başkasının kaybından kazanılır.
robert louis stevenson: hayattaki görevimiz başarılı olmak değil, cesaretimizi yitirmeden başarısız olmayı sürdürmektir.
stefan zweig: yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz.
a.l. kennedy: insanlar kiliseye gitmemeli; bir iyilik yapmak istiyorsanız onları deniz kenarına gönderin.
jean-claude carriere: kuralları uygulamakla yetinirseniz sürpriz, parıltı, ilham namına ne varsa uçar gider.
elsa morante: insanın hayatta amacı anlamaktır. devrime doğrudan giden yol, anlamaktır.
viktor emil frankl: dünyanın bir şaka olduğunu anlamalısın. adalet diye bir şey yoktur, her şey rastlantıdır. ancak bunu kavradığın zaman kendini ciddiye almanın ne kadar aptalca olduğunu anlayacaksın.





