aristarchus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aristarchus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.10.2020

bilgi

bertrand russell

bilgi sandığımız şeyler her zaman bilgi değildir.

platon bilimi sevmezdi. sevdiği tek şey matematikti. bilimin geri kalanının onun için bir anlamı yoktu.

aristarchus'u alın. bu adam güneşin dünya çevresinde değil, dünyanın güneş çevresinde döndüğünü ilk düşünendir. ona göre, yıldızların gökte döner gibi görünmesi de, dünyanın hareketinden ötürüdür. unutulan bu görüş iki bin yıl sonra, copernicus'la birlikte tekrar çıkıyor karşımıza. oysa aristarchus düşünmese idi belki bu, copernicus'un aklına bile gelmezdi.

ressam haydon'ı anımsıyorum. büyük bir sanatçı değildi ama öyle olmak isterdi. güncesine bakın ne yazmış: "kendimi rafael ile kıyaslayarak berbat bir sabah geçirdim."

durumundan hiç de yakınmamaları gereken pek çok kimseler, "ötekilerde benden fazlası var." diye tasalanırlar. bir başkasının arabasını daha alımlı, bahçesini daha güzel bulurlar. ya da daha yumuşak bir iklimde yaşamanın hoş olacağını. filancanın yaptığı işin daha çok beğenildiğini düşünürler. ellerindeki değerlerden yararlanacak yerde başkasında daha çok var düşüncesiyle zevklerini kendilerine haram ederler. vız gelmeli oysa.

9.11.2018

iskenderiye kütüphanesi

carl sagan


tarihimizde, bundan önce parlak bir bilimsel uygarlık umudu yalnızca bir kez belirmişti. iyonya'daki uyanışın kıvılcımladığı umudu sürdürenlerin sonraki kalesi iskenderiye kitaplığı'ydı.

bu kitaplıkta iki bin yıl önce antik çağın en parlak zihinleri matematik, fizik, biyoloji, astronomi, edebiyat, coğrafya ve tıbbın sistemli öğrenimine ilişkin temelleri atmışlardı. biz hâlâ o temeller üstüne bina kurmaktayız.

bu kitaplık, büyük iskender'in imparatorluğundaki mısır parselini devralan yunan kralları ptolemy'ler tarafından kurulmuş ve desteklenmişti. m.ö. 3. yüzyılda kuruluşundan yedi yüz yıl sonra yok edilişine dek eski dünyanın beyni ve kalbi iskenderiye kitaplığıydı.

iskenderiye yeryüzündeki kitap yayınının başkentiydi. tabii o zamanlar baskı makineleri yoktu. kitap pahalıydı. her bir kitap el yazmasıydı. kitaplık dünyadaki en iyi kitapların toplandığı merkez durumundaydı.


tevrat bize iskenderiye kitaplığı'nda yapılan yunanca çeviriler kanalıyla gelmiştir. krallardan ptolemy'ler servetlerinin büyük bir bölümünü yunanca yayımlanmış her kitabın satın alınması için harcadıktan başka afrika, iran, hindistan, israil ve dünyanın öteki ülkelerinden kitap almaya harcamışlardır.

iii. ptolemy euergetes sophokles'in, euripides'in ve aiskhylos'un ünlü büyük trajedi yapıtlarının asıllarını atina'dan ödünç almaya uğraşmıştı. atinalılar için bu trajedilerin asılları büyük bir mirastı. tıpkı shakespeare'in oyunlarının yazılı asıllarının ingiltere için büyük bir miras oluşu gibi. bu trajedilerin el yazmalarını atina'dan dışarıya çıkarmak istememişlerdi. fakat ptolemy büyük bir miktar parayı depozito olarak verince atinalılar trajedilerin asıllarını ödünç vermeye razı oldular. ne var ki, ptolemy bu kağıt tomarlarına altın ya da gümüşten daha çok değer veriyordu. depozitonun yanmasına razı oldu ve kitapların orijinallerini kitaplıkta alıkoyarak çerçeveletti. buna içerleyen atinalıların kızgınlığı ancak ptolemy'nin ezile büzüle adı geçen yapıtların yazdırılmış kopyalarını vermesiyle birazcık yatıştı. bir devletin bilgi uğruna böylesine çaba harcadığı çok enderdir.

ptolemy'ler yalnızca bilgi koleksiyoncuları değillerdi. bilimsel araştırmayı da teşvik ve finanse ederek yeni bilgi üretimine olanak sağlarlardı. bu girişimler çok iyi sonuçlar verdi. eratosthenes yerkürenin çevresini doğru olarak hesapladı, haritasını çizdi ve ispanya'dan batıya doğru sefere çıkılırsa hindistan'a varılabileceği görüşünü savundu.

hipparchus yıldızların varlığa kavuştuğu, yüzyıllar boyunca yavaştan devindikleri ve sonunda ölüp gittikleri görüşünü ortaya atan ilk kişiydi. yıldızların konum değiştirmelerini ve büyüklüklerini bir liste olarak çıkaran ve değişiklikleri saptayan da odur.

euclid'in geometri kitabından insanlık yirmi üç yüzyıldır yararlanıyor. bu yapıt kepler'in, newton'un ve einstein'in bilimsel ilgisini uyandırma işlevi de gördü. galenus'un yaraların kapanması ve anatomi üzerine yazdıkları, rönesans dönemine dek tıpta egemen görüşler olarak kabul edildi. daha nice örnekler sayılabilir.

iskenderiye batı dünyasının tanık olduğu en büyük kentti. tüm toplumlardan insanlar buraya yaşamaya, ticaret yapmaya, öğrenmeye gelirlerdi. herhangi bir gün limanına bakılacak olsa, tüccarları, turistleri ve öğrenime gelmiş hocaları görmek mümkündü.

burası yunanlıların, mısırlıların, arapların, suriyelilerin, yahudilerin, perslerin, finikelilerin, nubyalıların, gallerin ve iberyalıların eşya ve fikir değiş tokuş ettikleri bir merkezdi. belki burada kozmopolit sözcüğü gerçek anlamına kavuştu: bir ulustan değil, evrenden, kozmostan gelen herkes, bir başka deyişle, "evren ya da kozmos yurttaşlığı" anlamında kullanılıyordu.

mısır'ın büyük iskender'den sonraki yunan kralları öğrenim sorununu ciddiye alırlardı. yüzyıllar boyu bilimsel araştırmaya destek oldular ve kitaplıkta çağın en büyük beyinleri için çalışma ortamı hazırladılar. iskenderiye kitaplığında her konu için ayrılan on geniş hol bulunuyordu. botanik bahçesi, hayvanat bahçesi, kadavra inceleme odası, rasathanesi vardı. dinlenme saatlerinde açık tartışmaların yapıldığı büyük yemek salonunu suların aktığı çeşmeler süslemekteydi.

kitaplığın kalbi, kitap koleksiyonuna ayrılan bölümüydü. koleksiyon uzmanları dünyanın birçok kültür ve diline ait kitapları tararlardı. yabancı ülkelere adam gönderip kitaplıklardaki kitapları toptan satın alırlardı. iskenderiye'ye demirleyen yabancı gemiler kaçak eşya için değil, acaba kitap mı kaçırıyorlar diye aranıp taranırlardı. her biri elle yazılmış papirüs tomarı olmak üzere kitaplıkta o zamanlar yarım milyon kitap bulunduğu sanılıyor. bazen papirüs tomarlarının kopya edilmek üzere alındığı da olurdu.

bütün bu kitaplara acaba ne oldu? bunları yaratan klasik uygarlık yok oldu ve kitaplık kasten tahrip edildi. bu eserlerden yalnızca küçük bir bölümü kalmıştır. bazılarının da insanın içini burkan bölük pörçük parçaları. günümüze kalan bu bölük pörçük parçalar bile insan zihnini uyarıcı ne denli zengin bilgiler taşıyor, bir bilseniz! örneğin, kitaplığın raflarından birinde bulunduğunu bildiğimiz sisamlı astronomi bilgini aristarchus'un kitabında, yerküremizin gezegenlerden bir tanesi olduğuna ve onlar gibi güneş'in etrafında döndüğüne ve yıldızların çok uzaklarda olduklarına değiniliyordu.

bu ifadelerin hepsi de doğru olduğu halde, sözü edilen gerçeklerin yeniden bulunması için iki bin yıl daha beklemek zorunda kaldık. aristarkus'un bu eserinin kaybına duyduğumuz üzüntüyü, daha başka konulardaki kayıplar için de yüz binler sayısıyla çarparsak, klasik uygarlığın yarattığı görkemi ve mahvının trajedisini algılamaya başlayabiliriz.

çağdaş dünyamızın tohumları burada atılmıştır. bunların kök salıp filizlenmesi neden durdu sonradan acaba? niçin batı bin yıllık bir karanlık döneme girdi ve iskenderiye'deki yapıtların keşfedilip ortaya çıkarılması kristof kolomb ve kopernik dönemine kadar gecikti? bu sorulara yalın bir yanıt veremem. fakat şunu söyleyebilirim:

kitaplığın tarihi boyunca ünlü bilim adamlarıyla öğrencilerden herhangi birinin, toplumlarının siyasi, ekonomik ve dinsel düşüncelerine karşı çıktığına ilişkin tek bir kayda rastlanmıyor. yıldızların varlığı ve bu varlığın sürekliliği tartışılıyordu. oysa köleliğin adalete uygun olup olmadığı tartışılmıyordu. bilim ve öğrenim genellikle çok küçük bir mutlu azınlığın ayrıcalığıydı. kentteki halkın çoğunluğu kitaplıktaki buluşlar hakkında en küçük bir bilgiye sahip değildi. yeni buluşlar açıklanmadığı ve halka mal edilmediği için araştırma ve buluşlardan halk pek az yararlanmış oluyordu.

makineler ve buhar teknolojisindeki buluşlar, çoğunlukla silahların geliştirilmesinde uygulanıyor, batıl inançların dürtüklenmesinde ve kralların eğlendirilmesinde kullanılıyordu. bilginler hiçbir zaman makinelerin gücünü halkı özgürlüğe kavuşturma açısından değerlendirmediler. antik çağın bilimsel çalışmalarından halkın yararlanabileceği pratik buluşlara ender olarak geçilmiştir. bilim halk yığınlarının ilgisine sunulmamıştı. durgunluğa, kötümserliğe ve mistisizmin en süfli biçimlerine karşı terazinin öteki kefesini bastıracak bir çaba harcanmadı. ve sonunda halk güruhu kitaplığı yakmaya geldiğinde onları durdurabilecek kimsecikler yoktu.

iskenderiye kitaplığı'nın kuruluş yıllarında yaşayan theophrastus, "kutsal'ın karşısında batıl inanç korkaklıktır." diye yazmıştı.

atomların yıldızların göbeğinde üretildiği, her saniye binlerce güneşin varlığa kavuştuğu, yaşamın güneş ışığı ve şimşek çakışıyla genç gezegenlerin sularında ve havasında kıvılcımlandığı, biyolojik evrim harcının samanyolu'ndaki bir yıldızın patlamasından üretildiği, bir galaksi kadar güzel bir varlığın yüz milyarlarca kez şekil aldığı bir evrende yaşıyoruz. kuasarların, kuarkların, kar yaprakçıklarının ve ateş böceklerinin bulunduğu ve kara deliklerin, başka evrenlerin, radyo mesajları şu anda yeryüzüne belki de gelmekte olan yerküre dışı uygarlıkların bulunabileceği bir kozmostayız.

batıl inançların ve sahte bilimin insan kişiliğinin ayrılmaz parçası olan bilimin yanında ne denli sönük kaldığı ortadadır.

doğanın her yanı bize büyük bir gizi açığa vuruyor ve hayranlık duygumuzu kamçılıyor. theophrastus haklıymış. gerçek evrenden korkanlar, ne idüğü belirsiz bilgiyi tafrayla satmaya kalkanlar, kolay edinilen batıl inançların konforuna sığınacaklardır. dünyayla göz göze gelmektense ondan gözünü kaçıranlardır bunlar. oysa kozmosun dokusunu ve yapısını keşfetme cesaretini gösterenler, kendi istek ve önyargılarına uygun bulmasalar bile onun en derin gizlerine inebileceklerdir.

yeryüzünde bilimle meşgul olan başka bir tür yoktur. insanın icat ettiği bir yoldur bilim ve doğal ayıklama sonucu insanoğlunun beyin kabuğunda gelişmesinin bir tek basit nedeni vardır: çünkü belli bir işleve sahiptir. mükemmelleşmiş değildir; bir araçtır sonuçta. yanlış kullanılabilir. ama şimdiye dek icat edilmiş en iyi araçtır: kendi kendini düzeltebilen, çalışan ve her konuya yatkın. iki kurala sahiptir. birincisi: kutsal kabul ettiği gerçek yoktur. her öneri eleştirerek incelenmelidir. tepeden inme, otoriter savlar değersizdir. ikincisi: olaylarla bağdaştıramadığı her şeyi gereksiz kılar.

hiçbir devletin, hiçbir dinin, hiçbir ekonomik sistemin, hiçbir bilgi birikiminin hayatta kalmamıza yetecek tüm yanıtları vermeye yeterli olabileceği sanılmamalıdır.

22.10.2011

din ile bilim

bertrand russell

hiçbir gerçek üstünlük zorla, temelsiz inançlara bağlanamaz; temelsiz olan tanrıbilimsel inançların, yalnız dinsel görüşün iyi yönleri uğruna benimsenmeleri saçmalıktır.

hiçbir zaman iki insan bir şeyi aynı biçimde algılayamaz; çünkü görüş açılarındaki ayrılıktan dolayı başka başka şeyler görürler.

göklü bir hükümdara beslenen inancın yeryüzü hükümdarlarına da saygı uyandıracağına inanan napoleon, laplace'ın büyük yapıtı celestial mechanics'te tanrı adının neden hiç anılmadığını sorunca, büyük gökbilimci, "efendimiz, o varsayımla işim yok benim." diye karşılık vermişti.

dünya'nın döndüğünü söyleyen ilk gökbilimcinin, m.ö. 3. yüzyılda yaşamış olan sisamlı aristarkhos olduğu kesinlikle bilinmektedir. aristarkhos birçok yönleriyle ilgiye değer biriydi. güneş ile ay'ın dünya'ya olan değişken uzaklıklarını bulmak için ileri sürdüğü yöntem, gözlem yanlışları yüzünden gerçekten çok uzak sonuçlar vermişse de, kuramsal bakımdan doğru bir yöntemdir. tıpkı galilei gibi o da dinsizlikle suçlanmış, stoacılardan kleanthes tarafından ihbar edilmiş; ama gericilerin hükümetlere etki edemedikleri bir çağda yaşamış olmasından dolayı hiçbir dokunca görmemiştir.

tanrıbilimin kötü yanı, yıkıcı eğilimler yaratmak değil, kadınların ve erkeklerin acı çekmesinden haz duyulmasına yönelik davranışlara yüksek bir töre süsü vermek, bilgisiz, barbar çağlardan kalma alışkanlıklara açıkça kutsal bir özellik tanımak olmuştur. 

"alışkanlıkla hep tanrı'ya yakıştırdığımız dar sınırlı ahlak ilkelerimiz yüzünden kötülük sorununu büyütüyoruz. tanrı'nın ahlaklı bir varlık olduğunu söyleyen kuramın bir dayanağı yoktur; yasalarından, yaptığı işlerden kesinlikle anladığımıza göre ahlaklı değildir tanrı." (başpapaz inge)

dost ya da düşman, gizli bir insandışı gücün varlığı yolundaki inanç, uygar toplumlardan daha çok ilkellerde büyük önem taşır. gerçekte, din bu duygunun özdeşi ise, insan gelişmesindeki her adım, dinde bir gerilemeyi gerektirmiştir.

ben, gerçeğe ulaşma konusunda bilimden başka hiçbir yönteme inanmıyorum; ama duygular alanında, dinin ortaya çıkmasına önayak olmuş yaşantıların değerini de tanımıyor değilim. yanlış inançlarla birleşerek bu yaşantılar, birçok iyi sonuç yanında birçok kötülüğe de yol açmışlardır.