boethius etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
boethius etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.03.2021

dizeler

boethius



arar bulur her şey kendine özgü yolunu

acizin öfkesini silahlarından etmiş olursun
bütün beklentilerinden ve korkularından soyunursan eğer

zengin adam altın içinde yüzse bile
paraya olan açlığını tam olarak gideremez
kızıl denizin incileriyle boynunu süsler
bereketli tarlalarını yüz öküz sürer
ama yaşarken içini kemiren endişelerden kurtulamaz
ölünce de o dönek serveti onunla ölmez

boş sevinçlerinden soyun
soyun korkularından
umudunu kov
acıyı yanına yaklaştırma
zihnin bulutlanır
zincirlere vurulur
bu duyguların bir kez buyruğuna girersen

10.06.2020

mutluluk

charles dickens: kanayan bir kalple gülümsemek kolay değildir.

boethius: iyi olan her şeyle dolup taşmak, başkasına gerek duymadan sadece kendi kendine yetmek, mutluluğu gerçekleştirecek tek şeydir.

andrey platonov: sıradan, basit bir iş için bile insanın iç mutluluğa ihtiyacı vardır.

irene nemirovsky: mutluluk. onun peşinden sürüklenirsin, onu ararsın, bu çabayla kendini tüketirsin; oysaki şuracıktadır; artık hiçbir şey beklemediğin, hiçbir şey ummadığın, hiçbir şeyden şüphelenmediğin anda ortaya çıkar.

charles baudelaire: bir yığın küçük sevinçtir mutluluğu oluşturan.

connie palmen: ancak kendine ait bir yaşamı olan insanlar, her bir anın tiksinç farklılığında bütünlüğü algılayabilen insanlar, yaşam gerçekten neyse onun içinde bir hikaye görebilirler; ancak böyle insanlar mutlu olabilirler.

shakespeare: mutluluğun en güzel ifadesi susmaktır. ne kadar mutlu olduğunu anlatıp duran insan çok da mutlu olamaz.

konfüçyüs: yiyecek pirincim, içecek suyum ve kolumu dayayacak bir yastığım var. bunlarla ben mutluyum. zenginlik, şan, onur doğru olmayan bir yolda elde edilirse, bunlar benim için uçan bulutlar gibidir.

duygu asena: mutluluk, zamanı geldiğinde bırakıp gidebilmektir.

margaret atwood: mutluluk camdan duvarları olan bir bahçe: ne girebilirsiniz ne de çıkabilirsiniz. cennette hikayeler yoktur; çünkü yolculuk yoktur. hayatın dolambaçlı yollarında hikayeyi sürdüren şey kaybetmek, pişman olmak, acı çekmek ve yitirdiklerini özlemektir.

19.09.2017

mutluluk

andrey platonov: mutluluk yararlıdır.

boethius: ölümlü yaratıkların tek bir endişesi vardır. bunun için olağanüstü gayret sarf edip türlü türlü işlerin peşine düşer, farklı yollardan ilerler; ama yine de mutluluğun yegane amacına ulaşmak içindir tek çabaları.

charles dickens: zaman olur, cehalet saadettir.

demir özlü: nedir ki mutluluk? hayatta bir şeylerin gelip bulması seni, ummadığın şeylerin olması ya da saplantıların kendi kendini onarması. başka ne olabilir ki?

choderlos de laclos: bir gönülde uyandırılan mutluluk, bağların en güçlüsüdür; gerçekten bağlayabilen bir o vardır.

javier marias: insanların çoğu hazzı elde ettikleri zaman nasıl keyfini süreceklerini bilemezler.

wittgenstein: mutlunun dünyası, mutsuzunkinden başka bir dünyadır.

viktor emil frankl: mutluluk sadece kişinin kendi aşkınlığını yaşamasının, kendini hizmet edilecek bir davaya veya sevilecek bir insana adamasının bir sonucu olarak ortaya çıkabilir.

daniel defoe: hor kullanılmış bir mutluluk, çoğunlukla en büyük yıkımlara yol açar.

walter benjamin: mutlu olmak demek ürküntü duymadan kendinin farkına varabilmektir.

6.06.2016

görsel düşünme

rudolf arnheim

iyi bir evlilikte iki insan birliktedir; ama ayrı bireyler olarak. her ikisi de birbirlerini hem ayrı hem de birbiriyle ilişkili olarak görürler. kötü bir evlilikte ise iki insan birbirlerine dayanırlar ve birbirleri içinde emilip yutulurlar. bir çelişki ortaya çıktığında birbirlerine yardım edemezler.

herakleitos: gözler ve kulaklar, onların dilinden anlayacak ruhta olmayan insanlar için, kötü tanıklardır.

güzellik, mükemmellik, uyum, düzen, insan ihtiyaçlarına uygun bir dünya sunma sayesinde bir refah duygusu verir; ama bunlar, bilişsel bir ifadeyi açık, tutarlı, anlaşılabilir kılmanın da gerekli koşullarıdır. estetik güzellik, söylenen şeyle onun nasıl söylendiği arasındaki izomorfik uyuşmadır.

picasso: resim şiirdir; düzyazı halinde değil, her zaman plastik uyaklı dizeler halinde yazılır. plastik uyaklar, birbiriyle uyak oluşturan ya da başka biçimlerle veya onları çevreleyen mekan ile ses benzerlikleri sağlayan biçimlerdir.

kayıp bir kol saati, onu unutan sahibinin bir soyutlaması değildir. ama nagasaki'de, atom bombasının patladığı tepede kurulmuş küçük müzede bulunan eski model, bozuk duvar, masa ve kol saatleri sergisi, ziyaretçilerin kalp atışını durduran bir soyutlamadır. bütün saatler 11:02'de durmuştur ve hep birlikte zamanın böyle aniden sonuna varmak, masum günlük eylemin ölümü, aynı müzede sergilenen dehşet fotoğraflarının aktardığından çok daha güçlü bir deneyim yakınlığını iletmektedir.

boethius: görme, bütün ölümlüler için müşterektir; fakat görmenin gözlere gelen imgelerden mi yoksa görüş nesnesine gönderilen ışınlardan mı kaynaklandığı, eğitimli insanlara göre belirsizdir; gelgelelim sıradan insanlar bu tür kuşkuların varlığından bile habersizdir.

doğanın gözlere sunduğu şekillerin ve şekil kombinasyonlarının çoğu, insanın görme duyusu için insanın görme duyusu tarafından tertip edilen harflerden, sayılardan ya da başka işaretlerden çok daha karmaşıktır.

william james: genellikle gördüğümüz şeyler, sadece önceden algıladığımız şeylerdir; önceden algıladığımız şeylerse, sadece bizim için etiketlenmiş şeylerdir ve bu etiketler de zihnimize damgalanmıştır. etiket stokumuzu kaybedersek, zihinsel olarak dünyanın ortasında kayboluruz.

bazı ilkel dillerde, simgeledikleri ilişkileri yansıtan sayı sayma biçimleri vardır. örneğin beşlik bir skala kullanan andaman yerlileri şöyle sayar: bir, öteki, ortadaki, sondan bir önceki, sonuncu.

3.05.2016

felsefenin tesellisi

boethius

erdemler yüksek mevkilerden dolayı değer kazanmaz; yüksek mevkiler erdemlerden dolayı değer kazanır.

bilinen her şey kendi özgün gücüne göre değil, onu bilenlerin bilme yetisine göre bilinir.

ölümlü yaratıkların tek bir endişesi vardır. bunun için olağanüstü gayret sarf edip türlü türlü işlerin peşine düşer, farklı yollardan ilerler; ama yine de mutluluğun yegane amacına ulaşmak içindir tek çabaları.

tedavi olmak istiyorsan, yaranı açmalısın.

dürüst bir vicdanın namusu, yapılanın herkese duyurulmasıyla kazanılacak bir şöhretle her defasında biraz daha azalır.

talihsizliğin en ağır yükü, zavallı insanlar bir suçtan mahkum edildiğinde, çektikleri her türlü cefaya layık olarak görülmeleridir.

talihsizliklerin içinde en berbatı bir zamanlar mutlu olmuş olmaktır.

yüksek mevkiler ve yetkelerin doğasında yaradılıştan özgün bir iyilik olsaydı, bunlar asla şerefsiz insanların eline geçmezdi.

yaradılıştan donanımlı olduğu halde, henüz erdemleri mükemmelleşmemiş ve son düzeltmeleri yapılmamış zihinleri baştan çıkaran tek neden, kesinlikle şöhret tutkusu ve devlet görevlerinde kazanılacak sıradışı başarıların getireceği ündür.

iyi olan her şeyle dolup taşmak, başkasına gerek duymadan sadece kendi kendine yetmek, mutluluğu gerçekleştirecek tek şeydir.

9.07.2015

papağan teoremi

denis guedj

doğru çizgi en kısa yoldur.

matematikte devrimler, meşruiyetlerini ve gerçekliklerini her zaman koruyacak olan eski dünyaları yıkarak gerçekleşmezler. yeni evrenler kurarak gerçekleşirler ve bunlar kendilerinden öncekileri asla ortadan kaldırmazlar.

pythagoras "felsefe" sözcüğünü bulmuştur.

doğruyu bilmek için yanlışı öğütle. bir önermenin doğru olduğunu kanıtlamak istiyorsan, tersini al ve onu doğru kabul et. sonuçlar çıkar. eğer bunlar saçmaysa, senin hipotezinin yanlışıdır bu. tabii yanlış olduğundan da anlamsız sonuçlar getirecektir. yanlış olduğuna göre de tersi doğrudur.

tarentumlu arkhytas "1" sayısını bulmuştur.

bir şeyin var olduğundan emin olmak için onu göstermek yeterlidir. ama yoksa, o zaman? yokluğu göstermek zordur! o zaman? bir şeyin var olmadığını göstermenin tek yolu onun var olamayacağını kanıtlamaktır. yani söz konusu şeyi bulma yetersizliğinden bu şeyin var olmadığı kesinliğine geçmektir. bu geçişin bedeli yüksektir, bir tanıtlama gerektirir. olanaksızlığın tanıtlanması!

"fener denizcileri, müze zihinleri aydınlatır."

çevirmek, özümlemek, zenginleştirmek ve geliştirmek. bir dil inşa etmek müthiş bir maceradır.

sayılardaki mucize, sayıların kendilerindedir.

"geçici olan bulunmayınca, kalıcı olanla yetinmek zorunda kalırsınız."

romalıların bir tek matematikçisi olmuştur: senatör boethius. imparator theodoric'in emriyle idam edildi. sonra, dönemin hristiyan köktendincilerinin "pagan üniversiteler" adını verdiği kurumları kapatma emri veren iustinianos'un dönemi. önce akademia kapatıldı, sonra bütün öteki atina okulları.

ege denizi bir konuşmalar denizidir; kıyılarını özgür tartışmaya sunar.

insan sürekli, en çok korktuğu şeyin başına gelmesi için uğraşıyor.

herkes kendini kendince kurtarır. kurtarabilirse!

ister yunanlıların helios'u olsun, ister mısırlıların ra'sı, güneş, dünyadaki nesneler arasında hiçbir ayrım gözetmez; aynı biçimde etki eder onlara. yunanistan'da, daha sonra, insanların kendi aralarındaki ilişkilerle ilgili olarak, demokrasi adı verilecektir buna.

insanlar öğrenmek için bir araya geldiklerinde bilimde bencillik hüküm sürmeyecektir artık. herkes akademilere mühürlü paketler göndermek yerine birazcık yeni olmak koşuluyla en küçük gözlemlerini bile yayımlamaya çalışacak ve şunu ekleyecektir bu çalışmasına: "gerisini bilmiyorum."

yöntem, amaca götüren yoldur; izlenirse eğer.

31.10.2014

uzun lafın kısası

cicero: kamu esenliği en büyük yasadır.

samuel johnson: vatanseverlik alçakların son sığınağıdır.

boethius: iyi olan her şeyle dolup taşmak, başkasına gerek duymadan sadece kendi kendine yetmek, mutluluğu gerçekleştirecek tek şeydir.

wittgenstein: bu dünyada acayip şeyler olduğunu biliyorum. hayatımda tam manasıyla öğrendiğim üç beş şeyden biridir bu.

henrik ibsen: bir görüş, bir ideal hiçbir zaman açlığı ve susuzluğu gidermemiştir.

william s. burroughs: eğer dindar bir orospu çocuğuyla iş yapıyorsanız her şeyi belgeleyin. onun sözü beş para etmez. yüce efendisi ona sizi bu anlaşmada nasıl becereceğini söylerken, bu mümkün değildir.

la rochefoucauld: nehirler nasıl denize dökülürlerse, erdemler de menfaat denizinde öyle kaybolurlar.

alain de botton: sevgi, bir kişinin başka bir kişinin varlığına gösterdiği saygı ve hassasiyettir.

paul auster: insanlar, inanmaları istenilen şeylere inanırlar.

tahsin yücel: en olmayacak zırvaları yüksek yöneticiler, yüksek din adamları ve ünlü filozoflar üretir.

michel foucault: iktidarın olduğu yerde direniş de vardır.

andreas ady: kimse bizi gerçek yüzümüzle tanıyamaz; birey, kendisine değin eşi bulunmayan, kendisinden sonra da yinelenmesi olanaksız, tek bir varlıktır. yaşamı boyunca bu yalnızlığın acısını çeker, ondan kaçmaya çabalar; ancak bunu hiçbir zaman başaramaz.

31.08.2014

uzun lafın kısası

ernesto sabato: hiç kimse kendisini darağacına götüren arabada uyumaz.

cicero: kendisine cezasızlık ve herkesçe bilinmeme imkanı tanındığında haksızlık yapmaktan çekinecek çok az insan bulunur.

boethius: seni güzel gösteren kendi doğan değil, sana bakan gözlerin kusurlu görüşüdür.

henrik ibsen: yaşam sanatı, bir çeşit sürüngenin kulağa kaçmasını önlemekten başka bir şey değildir.

louis-ferdinand celine: ev sahibi dediğin bok üstü boktur, o kadar.

jean-paul sartre: ezilenler arasında din adamı yoktur. din adamları ezen sınıf ya da ırkların asalağıdırlar.

kurt vonnegut: merak, sağlıklı bir aklın daimi ve değişmez özelliklerinden biridir.

alain de botton: statü endişesi, başarılı bir yaşamla başarısız bir yaşam arasındaki farkı idrak ettiğimiz zaman ödediğimiz bedeldir.

melih cevdet anday: insanın insana koşması, yarattığı en yüce gücüdür insanoğlunun.

salman rushdie: insanlarımız lanetlenmiş. yoksuluz, cahiliz ve öğrenmeyi sonuna kadar reddediyoruz.

andre maurois: şöyle böyle giden bir aşk zordur ama yürümeyen bir aşk cehennemdir.

pascal: başkalarının fikirlerine göre yaşarız. hayali bir hayat yaşar ve bu amaca uygun görüntüler yaratırız. yine de güzelliğin peşinde koşarken ve bu imgesel varlığı korurken sahici olan her şeyi savsaklarız.

29.06.2014

uzun lafın kısası

andrew crumey: yaratıcı zihinler en iyi yalnızken gelişir.

boethius: erdemler yüksek mevkilerden dolayı değer kazanmaz; yüksek mevkiler erdemlerden dolayı değer kazanır.

cicero: tamamen kendisine bağlı olan ve kendisinin olduğunu söylediği her şeyi içinde taşıyan birisinin son derece mutlu olmaması olanaksızdır.

ernesto sabato: nice aptallığı çok akıllıca davrandığımızı sanarak yapmışızdır.

alain touraine: demokratik yönetim biçimi en çok sayıda bireye en büyük özgürlüğü veren, olası en büyük çeşitliliği tanıyan ve koruyan siyasal yaşam biçimidir.

wolfgang günter lerch: ilk izlenim daima hayal kırıklığı yaratır.

kürşat başar: birini sevmen için elle tutulur bir neden bulamıyorsan onu sahiden seviyorsun demektir.

william s. burroughs: aşağılık bir insanın temel göstergesi sağcı olmasıdır.

mesa selimovic: her şeyin başlangıcı ve sonu olan zaman üzerine yemin ederim ki, herkes her zaman zarar içindedir.

yamamoto tsunetomo: parayı ararsan bulursun, bulamayacağın şey insandır.

pascal: insanlar dinsel inanç yoluyla yaptıkları kötülükleri başka bir yolla asla bu kadar eksiksiz ve neşeyle yapmazlar.

saltıkov-schedrin: bilgi aydınlık, bağnazlık ise karanlık demektir. karanlık, ömrünü tamamlamış, bitmiş bir gerçektir; ışık ise beklenen gerçektir. ve ne olursa olsun gelecektir.

10.10.2013

kafes

boethius


yüksek dallarda türkü tutturan bir kuş
kapatıldı mı kafesteki daracık odasına
bal karıştır suyuna istersen
bol bol yem ver, üstüne titre
olanca şefkatini göster, oyunlar oyna onunla
zıpladı mı o daracık yuvasından
koruların o hoş gölgesini bir gördü mü
ayağıyla dağıtır hemen yemini, tepinir üstünde
iç çekip sadece ormanları ister
sadece ormanları fısıldar o tatlı sesiyle

14.01.2011

talih

boethius

paranın özünde ona sahip olanlardan, vermemek için direnmelerine rağmen, alınmasını engelleyecek bir şey yoktur.

kişinin kendisini yeterli kıldığına inanılan zenginlik, insanları başkasının yardımına daha fazla gereksinim duyar hale getirir.

talihin dost kıldığını talihsizlik düşman kılar. düşmana dönüşmüş bir dosttan daha fazla zarar verecek bir başka bela var mı şu dünyada?

bedensel zevklere duyulan açlık bir dert yükü, açlığın doyurulması ise gerçek bir kahır değil mi? ahlaksızlığın birer ödülü gibi, kendilerinden keyif alanların bedenlerine ne türlü hastalıklar bulaştırırlar, ne dayanılmaz acılar verirler! her kim kendi şehvetini anımsayacak olursa, aldığı zevkin hüzünle sonuçlandığını da bilir.

seni güzel gösteren kendi doğan değil, sana bakan gözlerin kusurlu görüşüdür.

doğası ilk geldiği kaynaktan daha üstün olan hiçbir şey yoktur.

kötü insanlar istediklerini alamadıklarında değil de, özlemleri giderildiğinde daha mutsuz olurlar.

başkalarına zarar verenler, zarar verdiklerinden daha mutsuzdur.

her ikisi için de zorluk bir fırsattır: cesur adam için ününü yayma fırsatı, bilge kişi için de bilgeliğini güçlendirip geliştirme fırsatı.

her tür kaderle ateşli bir savaşa girişmelisiniz ki acı size zulmetmesin, refah sizi bozmasın.

29.11.2009

servet ve mutluluk

boethius

hiç kimse kendi konumunu az da olsa kusurlu bulmayacak kadar mutlak anlamda mutlu olamaz. insanın mutluluğunun özü kaygı uyandırıcıdır; ne tamamen ele geçirilir ne de sonsuza değin sürer.

bir adamın çok büyük bir geliri olabilir; ama aşağı bir soydan geldiği için utanç içindedir. bir başkası soylu doğumlu olduğu için tanınır; ama ailesinin kaynakları az olduğu için tanınmamış olmayı yeğler. bir adam hem zengin hem de soylu olabilir; ama yaşamını bekar sürdürdüğü için hayıflanır. bir başkasının mutlu bir evliliği vardır; ama hiç çocuğu olmadığından servetini bir yabancıya miras bırakmak için artırır. başka bir adam ise çocukları olduğu için mutludur; ama oğullarının ya da kızlarının işlediği kusurlar yüzünden üzülür, gözyaşlarına boğulur. demek ki hiç kimse kendi payına düşenle birebir uzlaşamaz. çünkü her durumun tatsız bir yanı vardır; sadece henüz yaşanmadığı için bilinmiyordur; bilindiğinde de ürkütücü olur. ayrıca çok mutlu kişiler müşkülpesent olur ve en ufak bir zorlukla karşılaşmaya alışık olmadıklarından, herhangi bir şey beğenilerine uygun düşmediğinde yere yıkılırlar. en ayrıcalıklı kişilerin mutluluğunu toptan yok edecek şeyler o kadar küçüktür ki!

senin sürgün olarak adlandırdığın yer burada doğanların yurdudur. sen zavallı olduklarını düşünmezsen, hiçbir şey zavallı olmaz. serinkanlılıkla katlandığın sürece her türlü şans sana mutluluk getirecektir. bunalıma düştüğünde, içinde bulunduğu durumun değişmesini istemeyecek kadar mükemmel bir insan olabilir mi? insanın mutluluğundan aldığı tada ne kadar acı karıştığını bir düşünsene! belki ağızda hoş bir tat bırakıyormuş gibi gelir; ama gitmeye niyetlendiğinde hiç kimse onu yolundan edemez. işte dünyevi şeylerin sağladığı mutluluğun ne kadar sefil olduğunu görüyorsun; kendileriyle yetinen kişiyi yüzüstü bırakırlar, endişeyle yaşayanları da zaten bütünüyle tatmin etmezler.

ey ölümlüler, kendi içinizde yerleşmiş olan mutluluğu neden dışınızda arıyorsunuz? yanılgı ve cehalet kafanızı karıştırıyor.

insanların mücevherlere hayranlık beslemesi beni çok şaşırtıyor. yaşamla donatılmış akıl sahibi bir varlığa, nasıl olur da bir canlının hareket yeteneğinden ve iskeletinden yoksun bir şey güzel gelebilir?

ne kadar çok malın olursa gereksinimlerin de o kadar çok olur.

servet kendisine sahip olana hep zarar verir; çünkü hep başkasının malında gözü olan aşağılık yaratıklar dünyanın bütün altınına ya da mücevherine sahip olmanın sadece kendilerinin hakkı olduğunu düşünür. bu yüzden sen sopanın, kılıcın acısını bildiğinden korku içindesin; ama yaşam yoluna çulsuz bir gezgin olarak çıkmış olsaydın, hırsızla karşılaştığında gülüp geçecektin. dünyevi zenginlik ne muhteşem bir şey! ona sahip olduğunda bütün güvenliğini yitiriyorsun!

zenginlik ya da yetke ve yüksek mevki taşıdığı adın hakkını vermiyor. kaderin bahşettiği armağanlar arzulanacak şeyler değildir, doğalarında yaradılıştan iyilik diye bir şey yoktur, her zaman iyi insanlara bahşedilmezler; bahşedildikleri insanları da iyi insan yapmazlar.

kendine sahipsen, asla yitirmeyi göze alamayacağın ve kaderin de senden kapıp götüremeyeceği bir şeye sahipsin demektir.

4.01.2009

koku

john kennedy toole

john milton: iyi bir kitap, daha sonraki bir yaşam için bilerek mumyalanıp saklanan ruhu besleyen can damarıdır.

schiller, yazabilmek için, masanın üzerinde çürümeye terk ettiği elmaların kokusuna ihtiyaç duyardı.

jonathan swift: dünyada gerçek bir dâhi varsa bunu anlamak kolaydır; çünkü bütün alıklar ona karşı birlik oluştururlar.

t.b. macaulay: büyük bir yazar okurunun dostu ve velinimetidir.

mark twain, çağdaş bilim adamlarımızın anlamlı olduklarını kanıtlamaya çalıştıkları o köhne ve sıkıcı yazıları ancak sırt üstü yatarak kotarabiliyordu. mark twain'i yüceltmek, şu anda yaşadığımız kültürel durgunluğun nedenlerinden biridir.

platon: kitaplar babalarına karşı gelen ölümsüz oğullardır.

boethius da roma'nın çöküşünde az çok benzer bir rol oynamıştı. tıpkı chesterton'ın dediği gibi, "boethius bir rehber, bir düşünür ve pek çok hristiyan için bir dost olarak içtenlikle hizmet etti; buna zorunluydu, çünkü yaşadığı devir yoz, kendi kültürüyse tamdı."

joseph addison: doğa bazen bir aptal yaratır; ama bir züppe her zaman insanın kendi eseridir.

10.07.2008

kötülük

boethius

"tanrının her şeye gücü yettiğinden hiç kimse şüphe etmez."

- aklını yitirmedikçe kimsenin şüphesi olamaz.

"her şeye gücü yeten bir varlığın yapamayacağı hiçbir şey de yoktur."

- hiçbir şey yoktur.

"o halde tanrı kötülük yapabilir mi?"

- hayır.

"öyleyse yapamayacağı hiçbir şey olmayan tanrı kötülük yapamıyorsa kötülük yoktur."