schiller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
schiller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.08.2021

dizeler


şairi anlamak isteyen
onun diyarına gitmelidir
(goethe)

kötü niyetle söylenmiş bir hakikat
uydurulan bütün yalanları alt eder
(william blake)

yalnızken bakıldığında herkes oldukça zeki ve ayırt edicidir
başkalarıylayken aptal olduklarını görürsün
(schiller)

leylaklar görünüyor açık pencereden
kokuları dolmuş odaya baş döndüren
en sevdiği çiçekler ölümün
tatlı kokularıyla şükran sunarlar ölüme
buğuları sinmiş cansız bedenlere
en diplerine girmiş koku, koyu saçların
günahın zerresi yokmuş orada
bu koku ki çiçeğin çiçek olduğuna işarettir
yayılarak elinden gelenin en iyisini ölüme verir
o da güler, gülümser, sakin ve pek naziktir
(via catherine clement)

yalnız aşkı vardır aşkı olanın
ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
(cemal süreya)

öyle ya, kim sevişirdi acıları olmasa
kim bakardı uzağa köpekleri saymazsan
kim ne derse desin ben bugünü yakıyorum
yeniden doğmak için çıkardığım yangından
(edip cansever)

4.01.2020

hikâyeler

turgenyev

dünyanın azabı, gailesi bitmez, tükenmez.

yaşadıkça, annemin her yaptığının, her söylediğinin bir gerçek, kutsal bir gerçek olduğuna daha ziyade kanaat getiriyorum.

gençlik yaldızlı kurabiyeler yer de bunu günlük ekmeği sanır. halbuki ekmeği de arayacağı zaman gelecektir.

sanat eserleri okumak hem faydalı hem de zevklidir diyorsunuz. benim düşünceme göre insan hayatta ilk önce şu iki şeyden birini, yani ya faydalı olanı ya hoşa giden seçmeli ve bu iş kesin olarak halledilmeli. ben de bir zamanlar bu ikisini bir araya getirmek isterdim. bu kabil değildir; insanı ya yıpratır yahut da felakete götürür.

saadet gelmez; neden peşinden koşmalı? o sağlık gibidir: hiç farkında olmadığımız zaman vardır.

insanın kaderi, evlatlarının, ahfadının kaderi ile nasıl bir gizli zincirle bağlı olduğunu, arzu ve temayüllerinin onlara nasıl aksettiğini, hatalarının cezasını onların nasıl çektiklerini kim söyleyebilir?

"aldanmaya ve rüya görmeye cesaret et." (schiller)

kim bilir, bu dünyada yaşayanlardan her biri, ancak kendi ölümünden sonra yeşermesi mukadder ne kadar tohum bırakıyor? insanın kaderi, evlatlarının, ahfadının kaderi ile nasıl bir gizli zincirle bağlı olduğunu, arzu ve temayüllerinin onlara nasıl aksettiğini, hatalarının cezasını onların nasıl çektiklerini kim söyleyebilir?

hiç dikkat ettiniz mi, yakından dinlenince bazı valsler beş para etmez; sesler bayağıdır, kabadır, uzaktan ise fevkalade! içimizdeki bütün romantik telleri ihtizaza getirir.

hayalimizde bir işi kurarken kartal gibi uçarız, sanki dünyayı yerinden oynatabilecekmişiz gibi gelir bize. ama yapmaya gelince derhal kuvvetten düşer, yoruluruz.

öyle duygular vardır ki bizi yerden kaldırıp yükseklere götürürler.

yarın mesut olacağım! saadetin yarını yoktur, dünü de yoktur; geçmişi hatırlamaz, geleceği düşünmez; onun yalnız şimdiki zamanı vardır ve o da, gün değil, ancak bir andır.

bir başkasının ruhu, insan için karanlık bir ormandır.

kendimden şüphe etmediğim hiçbir şey için başkalarından şüphe etmem, ancak bende, başkalarının benden daha iyi olmadıklarını sanmak zaafı vardır.

uçurumun ta kenarında dolaşmak dişi mahlukların pek sevdiği bir iştir.

evde bir şey değil, sokakta da bir felaket sayılmaz; fakat altın yaldızlı saraylara ayak basınca insanın fakirliği pek göze batar, insan sıkılır, bozarır yerin dibine batar.

5.10.2016

uygarlığın huzursuzluğu

sigmund freud

insan zekadan yana zayıf bir yaratıktır ve yalnızca dürtü dileklerinin egemenliğindedir.

"dünyayı döndüren açlık ve sevgidir." (schiller)

yaşamın amacını belirleyen şey yalnızca haz ilkesinin programıdır. yapımız icabı yalnızca karşıtlıklardan yoğun bir zevk alabiliriz, sürekli durumlardan aldığımız zevk ise pek azdır.

wilhelm busch: derdi olanın içkisi de vardır.

fantezi tatminleri içinde ilk sırada, sanatçı aracılığıyla kendisi yaratıcı olmayan kişiler için bile ulaşılabilir kılınan sanat eserlerinden alınan zevk gelir. sanatın etkisine açık kişiler için buna haz kaynağı ve yaşamsal teselli olarak ne kadar değer biçilse azdır. ama sanatın sağladığı hafif narkoz, yaşamın sıkıntılarından geçici bir uzaklaşmadan fazlasını veremez ve gerçek sefaleti unutturacak kadar güçlü değildir.

çok sayıda insanın hep birlikte, mutluluğu garantileme ve acıya karşı korunmayı, gerçekliği sanrılı bir biçimde yeniden kurma yoluyla sağlamaya kalkıştığı durumlara özel bir önem vermek gerekir. insanların dinleri de böylesi kitlesel sanrılar olarak tanımlanmalıdır. tabii ki insan bu sanrıyı paylaştığı sürece, bunun sanrı olduğunun asla farkına varmaz.

goethe: bir dizi güzel gün kadar çekilmez şey yoktur.

uygarlık insanın mutluluk olanağının bir bölümünü bir parça güvenlik ile takas etmiştir.

uygarlık, bireyin tehlikeli saldırganlık arzusunun üstesinden, bireyi zayıf düşürerek, silahsızlandırarak ve bireyin, tıpkı ele geçirilmiş bir şehirdeki işgal kuvvetleri gibi, bir iç merci tarafından gözetlenmesini sağlayarak gelir.

insanın kötülüğe, saldırganlığa, yıkıma ve dolayısıyla vahşete yönelik doğuştan gelen bir eğilim taşıdığından bahsetmek "küçük çocukların hoşuna gitmez". tanrı insanları kendi mükemmelliğinin bir eşi olarak yaratmıştır tabii ki; kötünün yadsınamaz varlığını tanrı'nın mutlak kudret ve iyiliğiyle bağdaştırmanın ne denli zor olduğunun kendisine hatırlatılmasını istemez insan.

büyüklükleri kitlenin hedef ve ideallerine tümüyle yabancı özellik ve işlerden kaynaklandığı halde çağdaşlarının takdirini kazanmış kimi insanlar vardır.

kimi insanların, biz diğerlerinin acı verici şüpheler ve ardı arkası kesilmez denemelerle ulaşmak durumunda olduğu en derin kavrayıştan kendi duygularının girdabından hiç de çaba göstermeden çekip çıkarma becerisine sahip olduklarını fark ettiğinde, insanın iç geçirmeye pekala hakkı vardır.

"freud'a göre hayvani dürtülerle güdülenen insanın aynı zamanda uygar bir varlık olmaya çalışması trajik bir durumdur. bununla beraber freud insanın uygarlıktan vazgeçemeyeceğini de kabul eder. sonuç uygarlığın kaçınılmaz huzursuzluğudur."

9.01.2015

uygarlık

sigmund freud: uygarlığımız içgüdülerin bastırılması temeli üzerine kurulmuştur.

erich fromm: bir yanda çok güzel şeyler yaratırken bir yanda da kendimizi, bu büyük çabaya değer kişiler durumuna getiremedik. bizimki, kardeşlik, sevgi ve mutluluk içinde bir yaşam değil, ruhsal kargaşa ve şaşkınlıktır.

schiller: eğlence emekten, araç amaçtan, çaba mükafatlandırmadan koparılmıştır. bütünün sadece bir tek küçük bölümü içinde sınırlanmış olan insan, kendini sadece bir parça durumuna getirir; yalnızca, kendi çevirdiği çarkın tekdüze uğultusunu duymaktan, kendi varlığının armonisini hiçbir zaman geliştiremez ve kendi yapısındaki insanlığa biçim vereceği yerde sadece mesleğinin, biliminin bir kopyası durumuna gelir.

c.b. chisholm: ağır iş, atalarımızın daima belirtmiş olduğu gibi bir bela olmaktan çıkarılmış, bir erdem durumuna getirilmiştir. çocuklarımız, kendi çocuklarını, bir nevrotik zorunluluk olarak çalışmak zorunda kalmayacak biçimde yetiştirmeye hazırlanmalıdır. çalışma zorunluluğu bir nevrotik belirtidir. bir dayanak noktasıdır. bu tür bir zorunluluk duymak, kişinin çalışması için herhangi belirli bir ihtiyaç olmadığı halde, kendini değerli görmek için yaptığı bir atılımdır.

sigmund freud: şu anda uygar dünyaya yayılmasına göz yumulan muazzam gaddarlığı, zulmü, yalancılığı düşünün. bir avuç koltuk heveslisinin, bir avuç yozlaşmış insanın, peşlerinden gelenler de suçlu olmadıkları takdirde bu kötülüğü salıverebileceklerine gerçekten inanıyor musunuz?

21.11.2013

yakınçağ siyasal düşünceler tarihi

george sabine

yaşam düşünceden daha özgündür.

schiller: dünya tarihi, dünya mahkemesidir.

iktisadi toplum bireylerden çok sınıflardan kuruludur.

david ricardo: toprak sahibinin çıkarı, toplumdaki bütün öbür sınıfların çıkarına hep karşıttır.

hükümetin temeli sözleşme değil, insan gereksinimidir. ve insan gereksinimlerinin giderilmesi hükümetin varlığını haklı kılan tek husustur.

jeremy bentham: doğru ve yanlışın ölçüsü, en büyük sayının en büyük mutluluğudur.

bireysel çıkar uğrundaki çabalar, bütün evrensel çıkarla hayran olunacak biçimde ilişkilidir.

chateaubriand: devrimin ürünü olan siyasal yapıtı korumalıyız; ama devrimi bu yapıttan söküp atmalıyız.

bilimin görevi gerçeğe ulaşmaktan çok, yararlı olmaktır.

david ricardo: bireysel çıkar uğrundaki çabalar, bütün evrensel çıkarla hayran olunacak biçimde ilişkilidir.

en büyük zevkini sağlamak arzusu bireyin tek güdüsüdür ve herkesin en büyük mutluluğu da hem toplumun iyiliğinin ölçüsü hem de bütün manevi eylemlerin ereğidir.

jeremy bentham: doğa insanı iki egemen efendinin yönetimi altına koymuştur: acı ve zevk. ne yapamayacağımızı olduğu gibi, ne yapmak zorunda olduğumuzu da belirleyenler, yalnız onlardır. bir yandan doğru ve yanlışın ölçüsü, öte yandan da neden ve sonuç zincirleri onların egemenliği altında bulunmaktadır.

16.08.2013

goethe öleyazıyor

thomas bernhard

goethe, schiller'in resmini kaldırıp gözlerinin önüne getirmiş ve şöyle demişmiş: "nefesleri yetmediği için büyüklüğe layık olmayan bütün zayıflar için üzgünüm."

"totolojide gerçeklik koşulu yoktur; çünkü o kayıtsız koşulsuz gerçektir. çelişki ise hiçbir koşulda gerçek değildir." diyormuş goethe bu günlerde, wittgenstein alıntılayarak.

anababa evleri her zaman birer zindandır ve çok az kişi kurtulup çıkabilir ordan. çoğunluk, yani bana kalırsa yüzde doksan sekiz oranında kimse hayat boyu bu zindanda hapis kalır. bu zindanda alt edilir ve sonuçta mahvedilir ve gerçekte bu zindanda ölürler.

büyük ustalar hep aynı şeyi çizer ya da resmederler, hep aynı şeyi çizdikleri ya da resmettikleri için büyüktür onlar.

durmadan huzur arıyoruz ve tabii bulamıyoruz; çünkü biz huzursuzluğun ta kendisiyiz.

kaçmak, kurtulmak isteriz ama artık mümkün değildir. ondan sonra artık sadece soluksuz kalıp boğulacağımız anı bekleriz.

10.03.2013

berlin-alexander meydanı

alfred döblin

hiç kimse vermez, elinde olandan fazlasını.

iki insanın seks yaşamını bir sözleşme ile yoluna koymak ve böylece karı koca arasındaki görevleri kanunun şart koştuğu bir buyruğa bağlamak, akla gelebilen en iğrenç ve aşağılatıcı kölelikten başka bir şey değildir.

deniz kıyısında öpen, dans eden dalgaları dinleyen biri, dünyada en güzel şeyin ne olduğunu bilir. çünkü o aşk ile yarenlik etmiştir.

nedir insan, nedir yaşam? büyük schillerimiz ne demişti bir zamanlar: "en iyi, kalite değildir." ve ben de derim ki: "kümeste tavukların inip çıktığı merdivendir yaşam. pislik dolu."

yürümek isteyen, bir çift ayakkabı satın alır.

istediği kadar anlatsın, istediği kadar güzel konuşmayı becersin. kızlar her yerde hep aynıdır. değişmezler.

hayatta bir hedefe varmak için bir şeyleri göze almak gerekiyor.

genç yaşta darağacına gitmek, yaşlılıkta yerde sigara izmariti aramaktan iyidir.

güzel ışınlar, beyaz ve güçlü caddeleri doldurur, odalarda renkleri canlandırır, insan yüzlerine can verir. hatlara dokunmak huzur getirir, hele renkleri görmek mutluluğu. kişi sevinir, kişi yaşar. seviniriz. nisan ayında biraz ısınan havalara, açmaya başlayan çiçeklere. sanırım birer sıfır değiliz biz insanlar. böyle düşünmek bir hata.

kazanç, malın alınışındadır.

sen doğ, güneş, korkutmuyorsun bizi. yüz binlerce kilometreden bize ne, çağın da, iriliğin de korkutmuyor bizi. sıcak güneş, sen doğ. güzel ışınlar, gelin siz. güneş, sen mutluluksun biz insanlar için.

her şeyin zamanı gelir, herkesin zamanı gelir.

solucanlar ne kadar toprak yerlerse yesinler, yediklerini yine arkalarından çıkarırlar, sonra yenisini yemeye başlarlar. bu hep böyle devam eder. mideleri bugün tıka basa dolsa, ertesi gün yeni baştan açarlar ağızlarını. insan da yangın gibidir. yanarsa yer çevresini, bitirir. yiyemedi mi, söner, sönmek zorunda kalır.

insan kendini o kadar çok önemsememeli. başkalarının söylediğine de kulak vermeli.

bilir misin özlem nedir? insanın yüreği nasıl yanar özlemle? çevrende her şey buz gibidir. bomboştur.

akıllı insanlar vardır, az akıllı insanlar da vardır.

savaş hiç sona ermiyor, insan yaşadığı sürece. önemli olan ayakta kalmayı becerebilmek.

insan bir şeyi doğru dürüst öğrenmeli.

birçok uğursuzluğun nedeni insanın tek başına yürümek istemesidir. insanlar bir araya geldi mi çok şey değişir. alışmalı başkalarının söylediğini dinlemeye; çünkü onların söylediği benim yararıma olabilir, beni ilgilendirebilir. anlar insan o zaman kim olduğunu, ne yapacağını.

6.03.2012

richard wagner bayreuth'ta

friedrich nietzsche

bir olayın büyük bir boyuta sahip olabilmesi için, iki hususun bir araya gelmesi gerekir: olayın olmasının büyük manası ile olayı yaşamanın büyük manası. kendi içerisinde hiçbir olay büyük boyutlu değildir. bu olay, takım yıldızların tümünün yok olması, halkların mahvolup tarihten silinmesi, büyük topraklara sahip devletlerin kurulması, doğaüstü güçlerle sürdürülen savaşlar, yaşanılan yenilgiler olsa bile; tarihin nefesi, bu tür birçok olayın üzerinden, gevşek dokulu bir kumaştan geçermiş gibi, geçer gider. bu, güçlü bir insanın sert bir taşa hiçbir etki yaratmayan bir darbe indirmesi, kısa, keskin bir aksi seda gibidir ve her şey gelir geçer. tarih ise, bu tür alışılagelmiş olaylardan nerdeyse hiç söz edilmemesi gerektiğini çok iyi bilir. bunun sonucunda da, bir olayın yaklaştığını gören her bir insanı bu olaydan gurur duyup duymayacağına ilişkin bir kuşku kaplar hemen. ister büyük olsun ister küçük, bir şeyler yapıldığında eylemle duyarlılığın uyumuna güvenilir ve bu uyum amaç edinilir ve vermek isteyen biri, armağanın manasını anlayacak bir alıcı bulmaya özen göstermek zorundadır. işte bu nedenle de, büyük bir insanın bile kendi başına yaptıklarının, bunlar kısa süreli, zayıf ve verimsiz ise, büyük bir boyutu yoktur; çünkü bu insanın bu işi yaptığı an, bu iş için gerekli, derin uzmanlık bilgisi olmayabilir. yeterince kararlı bir biçimde amaca yönelmemiştir, yeterince uygun zamanı belirlemeyi ve seçmeyi bilmemiştir: büyük olmakla gerekli olanı görebilmenin çok yakın ilişki içinde olmasına karşın, bu insan üzerinde rastlantı egemen olmuştur.

torquato tasso: yalnızca eski kadırgalarda kürek çeken köleler birbirini tanır; ama bizler, yalnızca başkalarını, onlar bizi gene yanlış tanımasınlar diye, kibarlıktan hep yanlış tanırız.

yükselin cesur kanatlarla
çağınızın üzerine, yükseklere
uzaklarda, aynanızın içinde ışımakta
gelen yüzyıl (schiller)

kalabalık kentlerde binlerce insanın nasıl duygusuz bir ifade ile ve telaş içinde geçip gittiklerini izlediğimde, hep şöyle derim: kendilerini çok kötü hissediyor olmalılar. bu insanların tümü için sanat, kendilerini daha kötü, daha duygusuz ve anlamsız veya daha telaşlı ve ihtiraslı hissetmeleri için vardır. çünkü hakiki olmayan duygular at koşturmakta ve hiç durmadan onları eğitmektedir ve bunun sonucunda sefaletlerini kendilerine bile itiraf etmelerine izin verilmez. konuşmak istediklerinde uzlaşı kulaklarına aslında söylemek isteyip de unuttukları bir şeyleri fısıldar; birbirleriyle anlaşmak istediklerinde ise, akıl güçleri sanki bazı büyü sözleriyle felce uğratılır, böylelikle de aslında mutsuzluklarını mutluluk olarak nitelendirirler ve bile bile mutsuzlukları içinde birbirine bağlanırlar. sonunda tamamen değişime uğrayarak hakiki olmayan duyguların köleleri haline dönüşürler.

23.09.2010

din

voltaire: batıl inançlar tüm dünyanın alev almasına yol açar; felsefe bu yangını söndürür.

lemuel k. washburn: "inanın ve kurtulun, inanmayın ve lanetlenin" diyen bir adam bizim hayranlığımızı kazanamaz.

pearl s. buck: küçük embriyo roman yazarı, nerde doğarsan doğ, fakat asla büyük bir inancın gölgesinde, ilk günahın yükü altında, kurtuluş lanetiyle dünyaya gelme.

diderot: baldıran otunu maydanozla karıştırmamak çok önemlidir; fakat tanrı'ya inanıp inanmamanın hiçbir önemi yoktur.

percy bysshe shelley: eğer sonsuz iyiliğe sahipse neden ondan korkmamız gereksin? eğer sonsuz bilgeliğe sahipse neden geleceğimizle ilgili şüphelerimiz var? eğer her şeyi biliyorsa neden ihtiyaçlarımız konusunda onu uyarıyor ve dualarımızla onu yoruyoruz? eğer her yerdeyse neden onun için tapınaklar inşa ediyoruz? eğer adilse neden onun zaaflarla doldurduğu varlıkları cezalandıracağından korkuyoruz? eğer mantıklıysa mantıksız olma özgürlüğünü verdiği körlere nasıl kızabilir? eğer kavranamazsa kendimizi neden onunla meşgul ediyoruz?

schiller: sağlıklı bir doğa tanrı'ya ya da ölümsüzlüğe ihtiyaç duymaz.

archibald macleish: sevdiklerinin değil, nefret ettiklerinin doğrultusunda yaşayan bir adam hastadır.

4.01.2009

koku

john kennedy toole

john milton: iyi bir kitap, daha sonraki bir yaşam için bilerek mumyalanıp saklanan ruhu besleyen can damarıdır.

schiller, yazabilmek için, masanın üzerinde çürümeye terk ettiği elmaların kokusuna ihtiyaç duyardı.

jonathan swift: dünyada gerçek bir dâhi varsa bunu anlamak kolaydır; çünkü bütün alıklar ona karşı birlik oluştururlar.

t.b. macaulay: büyük bir yazar okurunun dostu ve velinimetidir.

mark twain, çağdaş bilim adamlarımızın anlamlı olduklarını kanıtlamaya çalıştıkları o köhne ve sıkıcı yazıları ancak sırt üstü yatarak kotarabiliyordu. mark twain'i yüceltmek, şu anda yaşadığımız kültürel durgunluğun nedenlerinden biridir.

platon: kitaplar babalarına karşı gelen ölümsüz oğullardır.

boethius da roma'nın çöküşünde az çok benzer bir rol oynamıştı. tıpkı chesterton'ın dediği gibi, "boethius bir rehber, bir düşünür ve pek çok hristiyan için bir dost olarak içtenlikle hizmet etti; buna zorunluydu, çünkü yaşadığı devir yoz, kendi kültürüyse tamdı."

joseph addison: doğa bazen bir aptal yaratır; ama bir züppe her zaman insanın kendi eseridir.