lale müldür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lale müldür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.08.2019

gece

lale müldür



gece
yitik adalar boyunca uzanıyor karanlık deniz
bir martı yitirilmiş bir şeyi umarsızca belli belirsiz
ışık kulelerine yaklaşıp kaçan kanatlı hayvanlar gecede
kahkahalarla sarsılan bir ses. adacıklardayız hepimiz
gözetleme kulelerinde. bir yağmur kuşu, seyrek, siyahçıl, tedirgin
karanlığın içinden geçen bir tren, tek boynuzlu bir at içinde
öylesine geçip gitti işte gizem bize değmeden
bir ara-zamanda duyar gibi olduk bir şeyleri
dökülen inci seslerini belki de
yitikgillerden bir şey, ele geçirilen ve hemen kaybolan
bir öte-zaman sesi aralık bir kapıdan
yanıp sönen bir şey iç denizlerimizde
göksel bir şey sıyırıp geçen bizi
ondan kalan incinmiş kanatlarla uçmaya çalışıyoruz şimdi

4.06.2018

mitos, dağıl, toz

lale müldür


depremler
şeylerin alanında ne ise
kelimeler
şiir alanında artık o
şairler artık hep mitos, dağıl, toz

ve insanlar
senin kemiklerinden
hep aşk tılsımları yaptılar

şair
insanların gözünde ne ise
insanlar
şairin gözünde artık o
şairler artık hep mitos, dağıl, toz

tanıdın sen dokunuşların
kelimelere dönüştüğü yeri
pembe küfünden acıların
tanıdığın yüreğini
sen istemesen de seni kullandılar
duygusallıkta belirleyip farkını
kişisel bir hüzne soyutladılar
bak ölüm perendesi atmakta artık onlar

artık silkin sen pörsümüş derinden
ıslak cevizler gibi yenile kendini
buzlu sularından tanı asıl yüreğini
yok et, yok et kendini
ki şiir bir kez daha doğsun külünden

ve insanlar
senin kemiklerinden
söz ve suskunun en üst bireşimini yaratsınlar

24.11.2017

diva

lale müldür


yaşayan herkes isis'in kanından bir damladır
sen nasıl değiştiriyorsun sonra böyle
kalbimi çaldığını söylüyorsun
peki ben neyim, neyin oluyorum senin
dokunma bana, kalbimin irislerini anla
damlara atılan irisler kötü güçlerden koruduğu için
ben bir ikon değilim, daha yumuşak davran bana
ben hak etmiyorum aslında yaşamayı
suçluyum ben, underground'um
uyuşmaz kanım sizlerle
siz de beni her incitecek şeyi arayıp buluyorsunuz
nedir öldürmek mi istiyorsun
ben çoktan öldüm oysa
beni aynada görseniz anlarsınız bunu
ben paris'te yıllar önce öldüm
sabıkam var intihardan
iris getirmeyin bana, aldatıcı yüzlerinizi de
paylaşacak bir çorba ve sahici yüzünüzü getirin
bir hançer getirin kınından yeni çıkmış
marienbad'da değiliz
bana tam kendinizi getirin ve benim kim olduğumu unutun
ben iris'in kanından bir damlayım
iris gibi ben de soğuk yerlere uzanıp donup kalacağım
işte o zaman soğuk bir tül çarpacak sizi
ve götürecek sizi uzak anılara
ben sizi çok iyi anlıyorum
siz ne diye anlamıyorsunuz beni
ellerimde çok kan var diye mi
ama o kanlar isis'in kanları
anlıyor musunuz
söyleyin gerçekten anlıyor musunuz
alın size kanlarla örülmüş bir iris

12.11.2017

y faktörü

lale müldür


o bana suda bir şey aramakta
yardım etti. yaşamımdaki
saklanmış şey bulundu
bir inci kolye dizdim
kadın olmanın anlamını düşündüm
onun için elinde çam dalı
tutan bir gelin olmak isterdim
yok aşk değil, uyuşmak, anlaşmak
bütün o boktan şeyler değil
yok yok aşk değil, aşk hiç değil

onun bir sözcüğüyle yaşamımda
yer alan her şeyi çöpe atmak isterdim
gelgelelim aşk değil bu, aşk hiç değil
bir şey arayan bir kadının aradığı şeyle
karşılaştığında kendine iskambillerden
kurduğu bir hayatın yıkılması gibi
bir şey bu. doppler etkisi
ona yaklaşarak yok oldum
yaşamımdaki y-faktörü yok oldu
yok aşk değil bu, aşk hiç değil

beta ışınına dönüşmek belki
ama aşk değil
hep böyle kaybederek mi
galip oluyor o
hep böyle umarsızca
kendini silerek
hiçbir şey beklemediği için mi
benden, her şeyimi vermek
istiyorum ona
yoksa benden daha çok
üzülmesi mi eski yaralarıma
ama kaldı mı böyle kişiler şimdi
ben mi yapıyorum kafamda yanılsama

tende kalan bir parıltı belki
aradığım şeyi bulduğumda
karşıma çıkan eter
hep o aradığım gizemli pürlük
tadzio
nasıl tanımam onu karşıma
çıkarıldığında
nasıl asetonlamam beynimi
nasıl çam yeşili bir eter ve etera
gözlerini hep ayak uçlarına
dikip durduğunda
belki tadzio da değil o
belki başka bir şey
gizli tutulması gereken bir şey
ama nasıl nasıl tanımam onu
karşıma çıkarıldığında
enerjiye bağlanınca
rastlantılar derin bir anlam
kazanıyor: esrarengiz peru
yazmalarının 9 sezgisinden
ikincisi söylüyor bunu
gözlerimi kapadığımda
nasıl bir sitar ve eter ve etera
yok yok aşk değil bu, aşk hiç değil

saf olana duyulan çılgın bir tutku bu
kuğu sürülerine duyduğum özlem
yüreğime eldiven gibi
geçen bir şey
eskiden önemsediğim ne varsa
şiirim, dostlarım hatta gururum
hepsi iskambil kağıtları gibi
yıkılıyor
ve belki de ben ilk kez aşık oluyorum

15.05.2017

"arizona rüyası"

lale müldür



içimdeki katili sen susturabilirsin ancak
sesim sesine eşit  
aklın benimkinden yüksek
bu bir kadın için çok güzel bir şey
biliyor musun 
yıllarca ötekilerle idare etmek zorunda kaldım 
ben işte lou reed'in dediği gibi  
mükemmel bir gün  
beni bekletip duruyorsun  
ben de beklemeyi öğreniyorum  
ev kadınlarının kocalarını bekledikleri gibi  
sanıyorum ki başka bir insanım
iyi bir insanım  
hep böyle ol  
arada git gel  
hep yanımda olma  
dayanamam ben buna  
"muz balıklarının mükemmel gününe"  
kısa devre yaparım çünkü 
ben bir balığım  
kendi kendime nefes almam ve  
arada sırada diğer balıkların arasına karışmam lazım  
biliyorsun ne istersem yapıyorsun  
"biliyorsun bu bir film bir adam ve bir balık hakkında  
bu dramatik bir ilişki 
balık ve adam arasında  
adam düşünüyor, at düşünüyor
kuzu düşünüyor, inek düşünüyor  
köpek düşünüyor  
balık düşünmüyor  
balık sessiz, ifadesiz  
balık düşünmüyor 
çünkü balık biliyor her şeyi  
balık düşünmüyor 
çünkü balık biliyor her şeyi  
bazı mandolinler duyuyoruz uzaktan  
ölümün arabasında hayattayız"

11.02.2017

çaykovski, patetik ve leş

lale müldür


biliyorum beni çok sevmiyorsun
benimle biraz oynuyorsun
farelerle oynayan bir kedisin sen
ama aşk çok uzaktadır bundan
aşk aynı anda aynı şeyi düşünebilmektir
biliyorum hiç kimseyi çok sevmiyorsun
hatta kendinle biraz oynuyorsun
ama aşk çok uzaktadır bundan
aşk büyülü bir kaptan su içmektir
ama sen korkuyorsun bundan
bilmiyorum neden
ötekini biliyorum
onu bana söyleyecek cesaretin yok
ben de senin gibiyim aslında
işte bu yüzden paçavrası çıkıyor yüreklerimizin
ardımızda sürüklenirken onca leş

2.08.2016

soytarılar bayramı

lale müldür

saat kulesinden de görmüştüm, bekliyorduk. yanar döner giysileriyle perendeler atarak geldi. çıngırakları, zilleri, fırdöndüleri, maskeleri vardı. bir görünüp bir yok oluyordu. rengarenk kurdeleleri, madeni uçlu kordonları, uçkurları, şeritleri, perdeleri ve tülleri, makarnaları, bira ve gazoz kapakları, tıraş losyonları, kokusavarları vardı. süpürgesini saklamıştı. arada bir "dokun", "tamam mı?", "şimdi gir, öğrenip gel" (seyirciler arasından bir kez daha "ooooh-oh" sesleri yükselir) diye bağırıyor, bağırırken de zıp zıp zıplıyor. ortaçağ karanlıklarının üzerinde yükseliyordu.

jonglörmüş eskiden. şimdilerde ip üzerinde karşıdan karşıya geçiyor. yüzünü anlatmak olanaksız, çokköşeli, yani çokyüzlüydü. dolaşıp durmaktan yoruldum dedi. "eskisi gibi taklalar da atamıyorum, buralarda yerleşmek istiyorum. artık ayrılıklar ve yalnızlıklar başlayacak. şimdi bana gözyaşı kadehleri ve uzun doğum sancıları gerek."

saat kulesine çıktım oradan gördüm. birileri gidip birileri geliyordu. "buralardan kurtulmanın bir yolu olmalı" dedim, "nedir bu kargaşalık? çekip gitmeli mi yoksa burada mı kalmalı? köşklerimiz yıkıldı, bağlarımız, bahçelerimiz bozuldu, sedef kakmalı koltuklarımıza sonradan görmeler kuruluyor." "heyecanlanmaya, korkmaya gerek yok ki" diye incelikle yanıtladı, "hep böyle tarihsel şakalar yapıyorsun. içimizde birçokları var ki yaşam bir şakadan başka bir şey değildir sanıyorlar. sen ve ben bunu çoktan aştık, bizim inancımız bu değil; onun için yanlış konuşmayalım; çünkü saat çalışmaya başladı." saat kulesi boyunca her yerdeydiler. beş ayrı çevren gördüm. genç insan ölümleri gidip gelirken yalazlar içinde yaklaşıyorlardı. sanayi aygıtları, kağnı gıcırtılarıyla döne döne. uzak bir gelecekten geliyorlardı. saat kulesinden gördüm, dumanlar ve yalazlar içinde yeni insanlar geliyordu. uzakta bir baykuş öttü. rüzgar uğuldamaya başladı.

7.03.2016

sahibini bekleyen şeyler

lale müldür


başımı kaldırdığımda
bir deniz gibi geri çekiliyordu
bütün gök tozları
küllerden bir ev yapılıyordu sanki orada
tepede boş bir koltuk gördüm
önümden yeni dalga bir kız geçti
uzaktan pembe bir tül
çaresizlikle fırlatılmış bir alyansı aramak ıssız bir kumsalda
içine yerleşilebilecek bir duyguyu
boşa çıkmış sözü
tam her şey bu dünyaya uydurulduğu anda
anlaşılmaz bir kadın gibi başını öteye çevirirdi yaşam

birden çıkıp gideceğim işte. bir yüzün kristal bir işarete dönüştüğü saat olacak. kumla boğulan bir evi hatırlatacak size anılar. çiçeklerle, bambularla, mumlarla, geçmişe dönük aynalarla aydınlatılmış bir ev. sinsi bir hastalık sarmıştı o evi ya da bana öyle görünüyordu. düşüyordum, düşüyordum o evde. neyse ne birden çıkıp gideceğim işte.

çünkü siz hepiniz aynısınız

öylesine bırakmış olacağım her şeyi ve çıkmadan önce inci rengi bir elbise de giysem, inciler kentinde ölmeye de gitsem, evin içinde kalan siluetlerimin üstünde tek bir deniz kabuğu bulunacak. yine de birdenbire çıkıp gideceğim işte bir yılın bir başka mevsimi. çünkü okyanusların önünde tadzio'nun gizemli işareti.

6.07.2013

içimden kuşlar göçüyor

inci aral

bahar. ağaçlar çiçekte. boğazın iki yakasında erguvanlar açmış. deniz açık yeşil. istanbul'un en güzel zamanı. evet, dünya güzel. adil değil, biliyorum, pek huzurlu bir yer değil; dört bir yanında savaşlar, açlık, kötülük sürüp gidiyor; ama iyi şeyler de var ve şimdilik yaşamak için en elverişli gezegen burası.

yaşamak, tasarlanmış ve ertelenmiş bütün ölümlerdir belki de.

tanıdık hiçbir gölge, ayak izi ve yankı yok toprağımda artık. bildik suretler yok. yüzler, eller, ayaklar yok. uysallık yok. ruhumun bütün karşıtlıkları, isyan, kavga, yıkım var.

bütün beraberlikler egemenlik mücadelesi sürecinden geçer.

yalnızlık insanın dış kabuğunu kalınlaştırıyor; dünyadan gizlenen iç ise zayıf ve kırılgan kalıyor. maskemi indirdiğimde ya da kendi kendimle kaldığımda güçlülük sandığım inat ve özgüven bir anda paramparça olabiliyor.

her aşk kazaya, yanlışa dönüşür zamanla.

insanın kanepede, halının üstünde ya da mutfakta, evlilik yatağından daha iyi sevişebileceği düşüncem hiç değişmedi.

her boşanma önceleri ferahlıktır. sonra hafta sonlarını beklersiniz.

bütün ayrım çizgilerinin ve anlamların geçerli olduğu yerde bile iki insanın ilişkisi hiçbir zaman anlaşılmaz ve açıklanamaz.

gerçekte erkek dünyası, kadına duyulan korkularla, gizli aşağılık duygularıyla tıka basa doludur.

"bir vurgun olmayacak artık yüreğimdeki
ve yatağını değiştiren bir nehir gibi sanki
geri gelmemek üzere giden bir şeyin
kanat sesleri kalacak yalnızca kulaklarımda" (lale müldür)

yaz her zamankinden soluk geçiyor. ağaçlar eskisi kadar yeşil değil. denizin çekiciliği yok. dostlar eskisi kadar dost değil sanki.

zaman ağır aksak geçiyor. bomboş ve anlamsız. gene o yabanıllık duygusu yapışıyor yakama, o baş edilmez umutsuzluk ve kaçma isteği. içimden kuşlar göçüyor.

çoktandır burçlara, yıldızların insan kişiliğinin temel çizgilerini belirlediğine inanmıyorum. bir bedenin bir tek insanı taşıdığına inanamıyorum.

o olmasa yataktan çıkmayabilirim. kendi önemsizliğime inanabilirim. o beni değerli bulmasa bütün ışıklarımı söndürebilirim.

acı çekme ustasıyım çünkü ben.

15.01.2012

anemon *

lale müldür



oranj değilim ben, yasın belirtisiyim
morum, safranım belki ama oranj değilim
mutluluk çıkmaz benden
benim turunçgillerim yapraklarını ağlar
yine de senin için tuhaf şövalyem
incelikli zulmün için
kalbimin morluklarını unutup
oranj olmayı deneyebilirim

bazen varolmak için ölmek gerekir

mizah, öznenin kalktığı ve giriş nesnesinin çıktığı yerdir.

ölüm, iç yaşamın kayboluşudur

ölmeyen tek şey yaşamdır
ve ölüm
ölüm, iç yaşamın kayboluş anıdır

içimdeki her kara tohum bir kitap
bilgeliği arayan bilgelik

"mükemmel varlığı kusurlu varlık yoluyla bulmamız gerekir."

kim ki dünyayı tanımış oldu
ancak bir kadavra bulmuş oldu
ve bir at-avrat bulmuş olan da
dünyadan üstündür

yabancılaştığımız tek topraklarda mıdır gerçek umut

hayat boşunalıktır saçma kelimeler ve ziller arasında

git şimdi
umut, akıl çelen fahişe

seni yatıracağım ellerimde
bir ıhlamur yaprağı gibi
seni yatıracağım göğüslerimde
menekşeler gibi
seni yatıracağım gözlerimde
bir yağmur suyu gibi

biliyor musun bir şey oluyor burada
garip bir şey
bulanık bir suda yok oluş gibi
gözlerimde beyaz kelebekler uçuşuyor
ve beni kendime getiriyorlar yavaşça
beyaz odalarda

özgürlük, tiranın ismini unutmaktır 

gece uzun ve serindi
gece sıcak ve kısaydı
asfaltlar ıslaktı
ama gece uzun ve sıcaktı
böyle sürdüremem
birimizin anlaması gerek

bir hüznün yankısıysa eğer şiir
sana yaklaştıkça şiire yaklaşıyorum demektir

"dünyayı en iyi melankolikler okur."

içimizde dönen yıldızlara bakıp sessizce
düşlerin kışını ciğerlerimize dolduruyoruz
hep yarıda kalan dostluklar sürdürüyoruz
çekiciliğini kararsızlıktan alır sonu varlığımız
uzayda acının sonsuz titreşimlerini yayan
bir yıldızdır kahkahamız

kim tanrının görkemine kafa yormak istiyorsa
hareketsiz duran bir kırmızı güle bakmalıdır

yok istemem uzaklaş, uzaklaş benden
yok öyle bir yer işte
evimde yok senin kanatların için bir yer

her melek zalimdir

buz görünmeden önce buzlu yerlerden ufka
akseden ışığı hissediyoruz yalnızca
bir şey olacak biliyorum ama ne
daha az parçalanmış bir dünyada söylenebilirdi belki

bir insanın diğerine verebilecek
en güzel hediyesi yaşamıdır

kafka der ki insan giz'i çözdüğü zaman
her şey değişecekmiş sanır ama
hiçbir şey değişmez
yaşam olanca sıradanlığıyla devam eder

sonuç olarak her güzel söz
doğanın yanında hafif kalıyor

aşk likid korku dolu bir kadehtir

bir bakış yeter mi
benim tutkuya, dostluğa olan
inancımı geri getirmeye
o eski güzel günlerde kaldı

ben sizin bende görmek
istediğiniz biçimlerin
arasına koyduğunuz mesafeyim

insan ne zavallıdır
duymaz orman ve ışık melodilerini
kibir örter gözlerini
mırıldanır sonsuzluk vehmini
şatolar, evler kurar sonsuza dek
kalacakmış gibi

bir gün
tüm eski elbiselerimizi
akarsuya bırakıp
güneşin doğduğu yere gideceğiz

sonra birtakım güzellikler sustuk
ve daha fazla saçmalamamaya çalışarak
yağmurdan ve atlardan konuştuk

sana tıklım tıklım
bir sinema çadırının
soluk alıp verişini
getiriyorum
bir çocuğun
atlıkarınca gözlerini
bir soytarının
bütün oyunlarını sergiliyorum
aşağılaman için

biliyorum çok acı
çektireceksin bana yeniden
yine belki yüreğim
andıracak bir yasevini
ki ben de bırakıp
bütün kentleri
başımı bir kıyıya yaslarım belki

ve bir hüznün yankısıysa eğer şiir
sana yaklaştıkça şiire yaklaşıyorum demektir

olgun düşünceleri boşuna aramayın
bu çağın rüzgarı her şeyi ham bırakır
okul akla özgürlük verir ama
düşünceleri dengesiz ve düzensiz bırakır

doğa sizden intikam alıyor fark etmeyiniz siz hala doğayı seviyorum
demeyi bir şey sayınız ulan doğa size düşman be doğa size çoktan
arkasını döndü sabah otobüs şehrin ıssız saatlerine vardığında
o ürkütücü grilikte ağaçlar bize nasıl bakıyorlardı biliyor musunuz
sen nasıl seveceksin şimdi o ağaçları bu tuhaf çinko yağmurları
nasıl seveceksin niye böyle yapıyorlar biliyor musunuz çünkü artık
onlar da bizim ne boktan olduğumuzu anladı direniyorlar ne
direnmesi savaşıyorlar bizimle aramızda kovboylar kalsaydı
ağaçlara silahsız yaklaşmazdı ya öyle işte
gülüyorsunuz ağlamıyorsunuz

üç şairin bir araya geldiği yerde
dördüncüsü mutlaka vardır

sizde niye suçluluk duygusu var biliyor musunuz
çünkü gerçekten suçlusunuz da ondan

donmuş bir nehrim olsun isterdim
üzerinde kayıp gitmek için

ben hiçbir şey bilmiyorum aslında

kim ne anlar ise hayat denen maniden bir şey
atlar maniayı; demir ateş ile yumuşar
başımızdan ne geçti ise size prova eyledik
gören gözler provasız hatırlar

kendin bilmeyen hakk'ın bilmez
arar başkasında hata
bu bizim dünyamızda üç şey kutsal imiş
kadınlar güzel koku ve dua

gözlerin, gözlerin o kanayan yoklukta

azuma
kim olduğunu fazla düşünmedim
önceden tanıyormuşum gibi onu
yaşamış gibi gerçekten.. çok önceden
yaşatmışım onu içimde.. çocukken
çiçeklere bakarken belki
ağlarken bir balığın ölümüne
rüzgar.. çiçek.. koku
tüm bunlar ve daha birçok şey
herkesin bir azuması vardır
ama herkes üstünde durmaz onun
aramaz onu

* "anne'ye ayetler" ve "seriler kitabı" ile birlikte.

11.06.2010

ultra-zone'da ultrason

lale müldür



ağlamayacaksın ağlamayacaksın
kalbindeki kor parçasını
buzmuş gibi söküp atacaksın
ve bir daha asla asla
bir erkeğe ne kadar
masum görünüşlü de olsa
inanmayacaksın

isa isimli bir polis arkadaşım vardı
o iyi bir insandı da gerisinden emin değilim
olmasalar daha iyi gibi geliyor bana

"güzellik, katlanabileceğimiz dehşetin başlangıcıdır."

aşk, yüksek acılar baronu
senin yüzünden asla acısız haz
duyamıyoruz sonsuza dek
nereden ve nasıl olursa
bir kılıç düşüyor ansızın aramıza

beyaz bir zakkumun üstündeki
çiy damlası
bana öyle geliyorsun sen
ne önemi var boşver
hayatımı senin yanında örgü örerek geçirebilirim ben
buna inanmıyor hiç kimse kendim bile
bunu yapamaz mıydım sanıyorsun

senin yanında uyumama şaşıyorsun
herkesin yanında uyurum
uyuyamayacak kadar heyecan verecek kim var ki

ego kırılacak
beden kırılacak
kalp kırılacak
her şey kış ışığı gibi kırılacaktır ki
yeni bir başlangıç olsun

bu dünyayı aşağılık buluyorsan
kendine uzak bakışlı bir herif ara

gösterinin bugünkü başlıca özelliği
kendi çözülüşüne dikkat çekmektir

"insan insanın kurdudur."
(thomas hobbes)

sen hangi dindensin dara
ben istanbulluyum

10.02.2010

turkuaz yağmur

lale müldür


beyaz bir melek
beyaz kanatlarının
tüyleri bende kalmış
turkuaz bir yağmur altında
üşüyor biraz
bilmiyor ne olacağını
bilmiyor benim hayatımı
ona yatıracağımı
şimdiye dek yatırdığım gibi
çocuğum laurent gibi
o ki hiçbir şey değil
turkuaz bir yağmur altında

hava bugün biraz turkuaz
biraz orgazm sonrası
kollarımı çok beğeniyorum, sen?
biz hurma yerken yağmur yağacak
biz kestane yerken kar yağacak
bütün ihtimalleri düşünüyorum
sonuç fark etmiyor
anlamıyor musun
ben sana resmen aşığım

28.05.2009

kadın şairler antolojisi

bedihan tamsöz



iki karşıt yoldu yaşamamız biliyordum
ne yapsam aynı sonuca çıkacaktı
(ülkü uluırmak)

alt yanı eğri bir dünyasın dostum
yemiş gibi ölümün değneğini bükülmüş sırtın
belki de şakacı bir yıldızdır uzaydaki adın
(melisa gürpınar)

hep böyle ıssız mı olur katliam sonrası kentler
ırmak bile susar mı, rüzgar korkar mı sokaklardan
biter mi çığlık ateş ve dumanla
(zerrin taşpınar)

yalnızdı, önceden de yalnızdı
gözlerinden tutunur bir karanfil dünyaya
(leyla şahin)

kim yaşamını kurtarmaya çalıştıysa kaybedecek
kim kaybettiyse bulacak onu yeniden
(lale müldür)

en sevdalı bekleyişler bile
yanar bir gün
üşütür diye yüreğimi körükledim ateşleri
sense usanmadın bekletmekten
geleceksin biliyorum
(ayşe hülya özzümrüt)

renk renk dökülür
ruha iner bin bir yıldız
kıvılcım olur
alev olur
gönül aşkı
ince ince dokur
yar teliyle
(mualla anıl)

her gün soruyorum aynı soruyu
insan aradığını bulabilir mi
kum saati gibi durmadan
umutsuzlukla dolup boşalırken yüreği
(melisa gürpınar)

azalan uykulardır sevmek
(zerrin taşpınar)

bilsem kimedir meyli nihani derunun
girsem yüreğin içine hep mahremin olsam
(fitnat hanım)

incitmesin ahım o güzel kalbini, ey gül
ben gizli yanıp mahvolayım, olma haberdar
(fitnat hanım)

köklerinde gizli bir bahar sevinci
yeşil buğulu bir örtüye
bürümüş ağaç iskeletleri
bölerken çizgilere yeryüzünü
bir ozan sevgiyle doldurur günlerin peteğini
(melisa gürpınar)

dilberimde şu cihan bağını gördüm geçtim
sevmedim bir çiçeği gonce feminden başka
(leyla hanım)

bir kasedir alev dolu gönlüm, yana yana
ben ta senin yanında dahi hasretim sana
(rabia hatun)