steven pinker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
steven pinker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.04.2016

din

emerson: bir çağın dini, ondan sonraki çağın edebi eğlencesidir. 

gore vidal: tek ya da çılgın ve kuvvetli bir tanrıyı temel alan bütün dinler, insan ırkına, yirmi beş yıldır gayet işe yarayan, din dışı bir etik ve eğitim sistemi olan konfüçyüsçülük'ten daha az fayda sağlamıştır.

marlene dietrich: eğer yüce bir varlık varsa çıldırmış olmalı.

gregory s. paul: bir yaratıcıya inanmak ve tapınmak; dünya çapında daha yüksek cinayet, gençlik ve erken yetişkin ölümleri, zührevi hastalık, genç annelik ve kürtaj oranlarının ortaya çıkmasıyla bağlantılıdır.

anatole france: doğanın hiçbir ahlaki ilkesi yoktur. iyi ve kötü arasında bir ayrım yapmaz.

jiddu krishnamurti: yüzyıllardır öğretmenlerimiz, otoritelerimiz, kitaplarımız, azizlerimiz tarafından şımartıldık. "bana bu konudaki her şeyi anlat" dedik ve onların söyledikleriyle yetindik. biz ikinci el insanlarız.

edwin way teale: bir şeyin sizi iyi hissettirdiği sürece doğru ya da yanlış olduğunu umursamamak, paranız olduğu sürece onu nasıl elde ettiğinizi umursamamak kadar kötüdür.

ezra pound: çan çalmak, propaganda yapan dinler için bir semboldür. diğer insanların sessizliğine yapılan anlamsız bir müdahaledir.

steven pinker: dini açıklamalar bilinmeye değmez; çünkü eski gizemlere bir o kadar daha kafa karıştırıcı yeni yorumlar eklenmesine yol açarlar.

22.09.2015

tercih

steven pinker

insanların önüne bazı giyim eşyalarını dizseniz ve onlara bir tanesini seçip almalarını söyleseniz, genellikle en sağdakini alırlar. ama daha sonra onlardan o eşyayı seçmelerinin nedenlerini sıralamalarını isterseniz hiç kimse "çünkü en sağda duruyordu." yanıtını veremez. yalnızca eşyaların özelliklerinden söz ederler.

aynı nesnelerin başka türlü sıralanarak sunulduğu deneylerden geçmedikleri için bu insanlar, soldan sağa doğru dizilmişlik konumu gibi aptalca bir etmenin davranışlarını etkilediğini bilemezler. işte bizi etkileyen şeylerle ilgili anılarımız konusunda en önemli sorun budur. hiçbirimiz hayattaki seçimlerimizin nedenlerini ayıklamak için yapılan deneylerden geçmedik.

hans eysenck'in bir zamanlar dediği gibi, anne ve babanın çocuk üzerindeki en büyük etkisi gebeliğin oluştuğu andadır. doğar doğmaz özdeş ikizinden ayrılmış ya da bir başka bebekle birlikte evlat edinilmiş ve onun "sanal ikizi" olarak büyütülmüş biri dışında, insanların yaptıkları seçimler üzerinde genlerinin etkilerini bulmalarının yolu yoktur.

insanların en sık sözünü ettiği etki anne ve babalarının etkisidir. akademi ödüllerini kazananların ödülü alırken yaptıkları konuşmalar gibi, bir özyaşamöyküsü de, bize karşı sevgilerini esirgememiş olan insanlara teşekkür etmek için bir fırsattır. insanın ana-babasını şükranla anmaması bir evladın gösterebileceği nankörlüğün daniskasıdır.

ama davranışsal genetiğin bir ikinci bulgusu bize, anne-babanın herkesin sandığından daha az etkili olduğunu gösteriyor. yetenek ve mizaç ölçülerinin çoğuna göre, doğdukları zaman birbirlerinden ayrılmış kardeşler büyüdükleri zaman aralarında, birlikte büyümüş kardeşlere göre daha fazla fark olmuyor; evlat edinilmiş ve birlikte büyümüş kardeşlerse büyüdükleri zaman hiç de birbirlerine benzemiyor. bunun anlamı şudur: bir aile içinde iki çocuğun büyürken paylaştıkları her şey -ilgili ya da ilgisiz, sıcak ya da soğuk, derli toplu ya da dağınık, incelikli ya da kaba olan ana baba- bizi biz yapmakta uzun dönemde çok az etkili oluyor ya da hiç olmuyor.

bugün bizi biz yapan şey çocukluk deneyimlerimiz değil, çocukluk deneyimlerimizi oluşturan bugünkü bizleriz. olayları doğru anımsadığımız zaman bile, onların hayatlarımızın nedensel dokusu içindeki yerlerini genellikle yanlış saptarız.

anton çehov, bir oyunun ilk perdesinde seyirciye bir silah gösteriyorsanız, seyirci onun üçüncü perdede patladığını bilir, demişti. yaşam öykümüzü yazarken, üçüncü perdede silahın patlayacağını bilmek bizi o silahı birinci perdede göstermeye iter.

insanlara sertçe diş fırçalamanın sağlıksız bir şey olduğu konusunda inandırıcı savlar ileri sürerseniz, insanlar bu konudaki kanılarını değiştirmekle kalmazlar, eskiden bunun tersine inandıklarını inkar eder, hangi sertlikte fırçaladıkları konusundaki tahminlerini değiştirirler. çalışma becerilerini geliştirmek üzere işe yaramaz bir programa aldığınız kişilerin çoğu daha önceki becerilerini küçümserler; çünkü geliştiklerine inanmak isterler ve şimdiki anı değiştirmek daha güçtür.

insanların çoğu, yaşları ilerledikçe daha iyi uyum sağladıkları gibi yanlış bir kurama inanırlar, bunun sonucu olarak da kendilerinin yirmi beş yıl önceki uyumluluk oranını, olduğundan daha kötü olarak, yanlış hatırlarlar. bunun tam tersine olarak, çoğu insan yaşla belleğin zayıflama hızını, gerçekte olduğundan fazla abartır. yine anılarını kabullendikleri varsayımlara uydururlar ve altmışlarına geldiklerinde otuzlu yaşlarındaki bellek yeteneklerini abartırlar.

21.04.2015

otobiyografi

judith rich harris

öz yaşam öykülerinin kuşkuyla karşılanmasını gerektiren ilk neden, belleğin her biçime girebilir bir şey olmasıdır. drew gilpin faust adlı tarihçinin gözlemlediği gibi, "hayatlarımızla ilgili olarak anlattığımız öykülerle kendimizi yaratırız; çoğu kez rastgele ve birbirinden kopuk görünen deneyimlerimize bir anlam, bir amaç kazandıran şey bu öykülerdir." ya da psikolog elizabeth loftus'un dediği gibi, "bellek her gün yeniden doğan yaratıcı bir olgudur. kendi zihninizde bir olayı yeniden kurgularken her seferinde boş yerleri doldurursunuz." onları içinde bulunduğunuz zamanki perspektif temelinde doldurursunuz; ama bu perspektif, o olay meydana geldiği zamankinden farklı olabilir.

öz yaşam öykülerini fazla ciddiye almamamızı gerektiren ikinci neden, insanların hem geçmişteki hem de şimdiki olaylara kendi kültürlerinin gözlüğüyle bakmalarıdır. hayat deneyimlerine anlam kazandıran öyküler, o öykülerin zaman ve mekanına ait kültürel mitolojilerin ürünüdür.

bir insan kendisinin neden öyle bir insan olduğunu her zaman bilemez ve kendi kültüründe onaylanan açıklamayı kolayca kabul eder. işin tuhafı bu dersi bize öğreten kişinin kendisinin bu dersi unutmuş olmasıdır.

özyaşamla ilgili anıları kuşkuyla karşılamak zorunda olmamızın son nedeni, insan zihninin nasıl işlediğiyle ilgilidir. bu konudaki kitabında steven pinker'ın belirttiği gibi, "insan zihni modüller ya da zihinsel organlar halinde yapılanmıştır; bunların her biri özel bir amaca uygun olarak biçimlenmiştir ve dünyayla etkileşimim belli bir alanında uzmandır."

bu organlardan bazıları -örneğin, insanların adlarını, yüzlerini, ayırıcı özelliklerini kaydetmekte uzmanlaşmış olanı- bilinçli zihnimizin kolayca ulaşabileceği bir düzeyde çalışır ama çoğu öyle değildir. bilinç düzeyinin altında çalışan bir zihinsel düzeneğin etkinlikleri belleğimizde fark edilir izler bırakmaz. bugün bizi biz yapan şeyleri bilemememizin nedeni, bizi biz yapan zihinsel düzeneklerin bazılarının yaptıkları işler konusunda bizi bilgilendirmemiş olmasıdır. baştan kodlanmamış bir şeyi hatırlayamayız.

13.07.2012

anarşizm

steven pinker

romantik 1960'larda, barışçılığıyla övünen kanada'da genç bir delikanlı olarak, bakunin anarşisinin sağlam bir taraftarıydım. ebeveynlerimin, "eğer hükümet kolluk kuvvetlerini bir kenara iterse her yer cehenneme döner." nasihatine gülüp geçmiştim.

rekabet içindeki tahminlerimiz 17 ekim 1969 günü sabah saat 8.00'de montreal kolluk kuvvetleri greve başladığında sınanmaya başladı. öğleye doğru saat 11.20'de ilk banka soygunu gerçekleşti. öğlen olduğundaysa şehir merkezindeki dükkanların çoğu yağmalama yüzünden kapandı. bu olaylar üzerinden daha birkaç saat geçmemişti ki, taksi şoförleri havaalanı müşterileri için kendileriyle rekabet halindeki bir limuzin kiralama şirketinin binasını ateşe verdiler. bir keskin nişancı çatılardan birine çıkarak bir polis memurunu öldürdü. isyancılar bazı otel ve restoranları bastı ve bir doktor banliyödeki evine giren bir hırsızı öldürdü.

günün sonunda, 6 banka soyulmuş, neredeyse 100 dükkan yağmalanmış, 12 yangın başlatılmış, 40 araba dolusu dükkan camı kırılmış, şehir otoriteleri orduyu ve elbette kanada atlı polislerini düzeni yeniden sağlamak adına çağırmadan evvel mülk zararı 3 milyon doları aşmıştı. bu belirleyici, deneysel sınav siyasi görüşlerimi sükutu hayale uğratmıştı.