memet fuat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
memet fuat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.08.2017

şiir

ahmed arif: şiir önce bir güzellik duygusudur.

nazım hikmet: şairin alim olması şart değildir ama cahil olmaması şarttır.

nancy h. kleinbaum: insan, insan ırkının bir üyesi olduğu için şiir okur ve insan ırkı tutkuyla doludur. tıp, hukuk, bankacılık hayatı devam ettirmek için gereklidir; ama şiir, aşk, sevgi, güzellik? bunlar da bizim yaşama nedenlerimiz!

memet fuat: iyi insan yetiştirmenin en kestirme yolu şiirden geçer.

veysel çolak: bütün yadsımalar insanoğlunun onurudur, yaşatan tarafıdır. edebiyat ve şiir bu yadsımanın biricik manevi alanıdır.

georges bataille: gerçek şiir yasaların dışındadır.

dino buzzati: yeryüzünde bir yasa vardır: her şeyin bedeli ödenir. sanat en yüksek bedelin ödendiği bir lükstür. şiir ise bütün sanatlardan daha pahalıdır.

şükrü erbaş: hemen her çağda üç değişmez konuğu olmuştur şiirin: sular, çocuklar ve akşamlar. üçü de düş kırığı bir acının izinde girmiştir şiire, üçü de aydınlık sevince gebe.

charles dickens: sahnede ışık ve müzik neyse hayatta şiir odur.

margaret atwood: şiir neden bulmaya çalışmaz. güzellik gerçek demektir, gerçek de güzellik. yeryüzünde tek bildiğimiz budur, bilmemiz gereken tek şey de budur!

d.m. thomas: umarım şiir ve psikanaliz, kendi özgün açılarından, insan yüzünü olanca soyluluğu ve hüznüyle aydınlatmayı sonsuza dek sürdürürler.

29.07.2017

albüm

adam fawer: edison puştun tekiydi.

v.s. naipaul: gandhi düşünceyle sezginin karışımıydı. her şeyin ötesinde, düşünce. o gerçek bir devrimciydi.

felicien challaye: konfüçyüs'ün öğretisi insandaki akla hitap eder. bu öğretide hiçbir gizemcilik, doğaüstü güçlere hiçbir çağrı yoktur. ölümünden az önce müritlerinden biri dua etme önerisinde bulunur. üstat, şu yanıtı verir: "benim duam, yaşamımdır."

memet fuat: derler ki yaşar kemal ince memed'i bir gazete patronuna götürmüş, para kazanmak amacıyla, kolay okunacak bir roman yazdığını, takma adla tefrika etmek istediğini söylemiş. sonucu öğrenmeye gittiğinde ise gazete patronu ona romanının çok güzel olduğunu bildirerek akılsızlık etmeyip kendi adıyla yayımlamasını öğütlemiş.

paul auster: james joyce 1920'lerde paris'teyken bir partiye katılmış, yanına bir kadın yaklaşıp "ulysses'i yazmış olan elinizi sıkabilir miyim?" diye rica etmiş. joyce sağ elini kadına uzatmak yerine havaya kaldırmış, birkaç saniye inceledikten sonra, "size şunu hatırlatayım madam; bu el başka işlere de yaramıştır." demiş.

saul bellow: tolstoy, "krallar tarihin köleleridir." demişti. insan güç merdiveninde ne kadar yüksekteyse eylemleri de o kadar dış koşulların kontrolündedir. tolstoy'a göre özgürlük tamamen kişiseldir. yalın ve dürüst -yani gerçek- bir yaşantısı olan insan özgürdür. özgür olmak, tarihsel sınırlamadan kurtulmak demektir.

oğuz atay: derler ki meşhur fizikçi einstein, bir toplantıda şarlo'ya "siz büyük bir adamsınız." demiş, "herkes sizi anlıyor, herkes size hayran." şarlo, " siz daha büyüksünüz." diye itiraz etmiş, "size herkes, hiç anlamadığı halde hayran."

25.04.2015

çağdaş türk şiiri antolojisi

memet fuat


"ölüm sürüye katılmaktır"

ben büyük rüzgarları severim, büyük olsun
aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun
insan bir yanınca kerem misali yanmalı
uykudan bile mahşer günü uyanmalı
(ahmet muhip dıranas)

ölmek değildir ömrümüzün en feci işi
müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi
(yahya kemal beyatlı)

ölüm bir kez çalar kapıları
doğumdan öncesi, ölümden sonrası yalan
(ilhami bekir tez)

ölüm geliyor aklıma birden ölüm
bir ağacın gövdesine sarılıyorum
(cemal süreya)

sınırlamıyor beni sevda
yalnız senin görüntünle
ne sendeki güzelliğe bağımlı
ne benim duygularıma tutsak
birlikte omuzladığımız dünya
zincirleri yok kafamızda
yalnız birbirimizi düşünmenin
birlikte ürettiğimiz sevinç
çürüyüp giderdi çoktan
paylaşmasaydık başkalarıyla
(kemal özer)

bütün renkler aynı hızla kirleniyordu
birinciliği beyaza verdiler
(özdemir asaf)

en güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz
ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz
(ziya osman saba)

bir de gördüm ki insanmış her ne var alemde
meğer her şeyin aslı astarı insanmış
insan alemde hayal ettiği müddetçe değil
insanları sevdiği kadar yaşarmış
(bedri rahmi eyüboğlu)

kimse anlamaz derdimi
ben uzaklarda olmalıyım, çok uzaklarda
bir yakınım öldü mü
(behçet necatigil)

kuşçu amca
bizim kuşumuz da var
ağacımız da
sen bize bulut ver sade
yüz paralık
(oktay rifat/orhan veli)

bir tencere kaynar ocakta
et mi kaynar, dert mi kaynar
bilinmez
(mehmed kemal)

durakta üç kişi
adam kadın ve çocuk
adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun elini tutmuş
adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
kadın güzel
güzel anılar gibi güzel
çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel
(cemal süreya)

diyecekler ki arkamdan
ben öldükten sonra
o, yalnız şiir yazardı
ve yağmurlu gecelerde
elleri cebinde gezerdi
yazık diyecek
hatıra defterimi okuyan
ne talihsiz adammış
imanı gevremiş parasızlıktan
(muzaffer tayyip uslu)

insanlara tezgahlara kağıtlara kolaydı
biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı
(behçet necatigil)

bir şair kendinden başka
nereye gidebilir ki
(arif damar)

kanlı hesapları vardır
kıyamete kadar sürecek
ölümle şairlerin
kimbilir nerden bilecek
ne çığlıklar geçer daha dünyadan
attila ilhan gibi
(attila ilhan)

gemiler geçiyor, sanki şakacıktan
gidiyorlar mı, geliyorlar mı belli değil
kuşlar uçuyorlar mı düşüyorlar mı belli değil
düşe kalka mırıldanmalarla
ölüyorlar mı yaşıyorlar mı
belli değil
(özdemir asaf)

giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık
yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine
ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi
gücünüz yetse de azıcık bağırsanız
bir yankı: durmadan yalnızsınız
durmadan yalnızsınız
(edip cansever)

ah, kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya
(gülten akın)

bir gün sana gene yollarda rastlasam
birlikte kır kahvelerine gitsek
konuşmasak
(cevat çapan)

düşmanlarımı bağışlıyorum
daha çok seviyorum dostlarımı
her uyanışımda
(ataol behramoğlu)

biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası
(cemal süreya)

kendi sesinden tanır kışın geldiğini, kavak ağacı
bir parça kopar gibi buluttan
savrula döne iniyor denize martı
(güven turan)

geçiyorum kentin küçük sokağından
evler yeni bir yolculuktaki gibi taşın
çınlayan ıssızlığı siste nemli bodrumlar
yaşamaların pası denize uzanan
dağılan gökyüzü ötelerde
ey yitik ada ey yüreklerin eskidiği yer
balkonlardan çatılardan inen düşünce
(sabri altınel)

9.02.2015

şiirde dün yok mu *

tomris uyar

"meselemiz bir şiir meselesi değildir. yaşama meselesidir. hayatımızda olmayan mesele şiirimizde de olamaz."

mayakovski: genç şairlerin bitmemiş şiiri azdır.

"şiir yazmaya yeltenmek, geleneksel ve umarsız bir aptallıktır. dünyada hiç şiir olmamıştır, gök gürültüsünden ve yalnız adalardan başka. üstelik gereği de yoktur, olmayacak mutluluklar ve olağan umutsuzluklardan başka, hayvansal saflığı aramaktan başka."

"şiir üstüne bütün çözümlemeler, bütün kurallar hep ama hep ortalama şairler için."

"evet, şiir her çağda yenilenir. ama şiiri toplumdan, toplumsal değişmelerden önce bir ozan yeniler. şunu demek istiyorum: belki başka hiçbir sanat ürünü şiir kadar sanatçısına, sanatçısının kişiliğine bağlı değildir. yani bir bakıma şiirin tanımı ozanın tanımıdır denebilir."

"ben hep sıkıntılıyım. yani bir adamın canı sıkılır, o benim. çünkü bana en yaraşan durumdur sıkıntılı olmak. ne söylenmişse ve söylenmemişse, ne yapılmışsa ve ne yapılmamışsa, ne düzeltilmişse ve ne düzeltilmemişse ondan sıkılan biri. belki, söylenmemişin, yapılmamışın ve düzeltilmemişin telaşı içinde biraz. o kadar. ve sıkıntılı. ve sıkıntılı."

"abdülhak hamit, birtakım özentilerin adamıdır. monokl'ü, lüsyen hanım'ı ile, tarık'ı ve makber'i ile. hamit'in kötü değil, sadece kötü değil, üstelik gülünç bir şair olmadığı söylenemez. mehmet emin hiçbir ölçü ile şair sayılamaz. mehmet emin hiçbir yoruma imkan bırakmayacak kadar ilkel bir şairdir."

"necip fazıl yalnızlığın, büyük ve duyulmuş, tadılmış bir yalnızlığın, kendisinin seçmediği, onaylamadığı şartların farkına varmadan içine üflediği bir yalnızlığın adamıdır; hatta ölüsüdür."

"nazım hikmet'in şiiri ve kişiliği konusunda bir tek şiirle düşünmek zor, hatta imkansız. çok sağlam bir gövde, çok sağlam bir ruh yapısı, çok iyi bilinen sorunlar, çok iyi çıkarılan bir izdüşüm ve çok derinden bir insanilik, ödünsüzlük. ve mutlaka, mutlaka türkçe imgelerle, türkçe duygulanmalarla hasretlenir. terhis özlemi çeken bir kura neferidir sanki."

memet fuat: turgut uyar'ın soluklu, uzun dizeli, düzyazı görünümlü şiiri, din kitaplarını çağrıştıran havasıyla, öyküsünü anlatışıyla yücelik duygusu veren bir şiirdi. anlamsızlık bir yana, kapalı olmayan bu şiir, anlatım özellikleri, şiirleştirme yöntemleri nedeniyle ikinci yeni akımı içinde düşünüldü. aynı yücelik duygusu, sonraki imgeye dayanan kapalı şiirlerinde de sürdü. giderek, değişik aşamalardan geçen turgut uyar şiirinin değişmeyen yanı, bu yücelik duygusu oldu. hep büyük bir şiirin karşısında sarsıldı okurları.

"şiir bir sanat olayı değildir. bir yaşama çabasıdır önce. yaşadığımıza tanıklık eder."

"bir ozanı, daha genel olarak bir şiiri başka bir şiirden ayıran temel nitelik, ilkin durmaksızın değişen toplum şartlarının hazırladığı ortam, bu ortamın şiire getirdiği özel yaşama görüşüdür."

"şiir çıkmazdadır. çünkü insan çıkmazdadır. toplum değişiyor, insan değişiyor, insanın yeri değişiyor. çıkmaz, bilince, bilgiye, uygunluğa, çağdaş şiire ve insana yeni bir imkandır."

"bugün yazılan şiirde hiçbir çağdaş sözcük yok. şiir dilimiz 1930'ların anıştırmalarında kalmış, imge dağarcığı zenginleşmemiş, gene denize bakılıp içleniliyor. dilde yeniliği 'aşk'ı 'sevi' yapmakla bir tuttuk. oysa önemli olan, aşk kavramını çeşitlemek, zenginleştirmek olmalıydı. galiba bugünkü kısırlık biraz da bundan. dile yaşayışla birlikte giren şeyleri yok saymamalıyız. hayatımızı zenginleştiren şeyler yok şiirde. sözü galiba şurada toparlayacağız: yaşadığı günün farkına varmak."

cemal süreya: turgut uyar özellikle son yıllarda büyük bir şiirin ortasını yazıyor. büyük bir gövdedir onun şiiri. kımıldadıkça kendine benzer yeni gövdeler hazırlar, çoğaltır. bir anıttan çok bir dirim belirtisidir. şiirsel işlevini bütünüyle ve sürekli bir şekilde hareket ederek sürdürür. tek tek şiirleri yok, şiiri vardır. 

"niçin umutlu olayım? çünkü umutsuzluğun insanı, umuttan daha güçlü, bir şey yapmaya zorlayan bir duygu olduğuna inanıyorum. asıl olan mutsuzluktur. her şeyi bitmiş insanın bağımsızlığından daha kutsal, daha insani ne var? şiir bir bakıma bu saçmalığın mantığıdır." 

"şiir mutluluğa değil direnmeyedir. şiir bir şeyi korumaz. tersine bir korumayı dağıtır. insan doğasına en uygun sanat olması her şeye aykırılığından gelir."

"hayvanları seviyorum. kedi huzur veriyor bana. yalnızlığımı paylaşıyor. dokunmalıyım hayvana. bu yüzden akvaryum balıklarını sevmiyorum. kafesteki kuşları da."

ünsal oskay: kitle kültürü, mutsuz insan ile onu mutsuz kılan toplumsal realiteyi özdeş kılan bir yanılsama yaratma işleviyle üretilir. kitle kültürünün tüketicisi olduğumuz anlarsa realitenin gerçek yüzünü görmekten kaçmak istediğimiz anlardır. bize acı veren toplumsal realite karşısında unutmaya, amneziye sığındığımız anlardır.

edip cansever: anlaşılması güç olanı kolay anlaşılana yakınlaştırması, şiirindeki özelliklerden biridir sadece. dize bireşimlerindeki anlam katmanlarını öylesine üst üste getirir ki, bu yarı saydam dizilişi soyarak çekirdeğe ulaşmakta hiçbir güçlükle karşılaşmayız.

"tek haklıyı her zaman halk olarak düşündüm. insanın haklılığına, direncine, değerlerine ve sevme yeteneğine inancımı söyledim."

"belki de asıl ustalık budur: her zaman acemi olmayı bilmek."

* not: alıntılarda tırnak işareti (" ") içindeki sözler turgut uyar'a aittir.

5.11.2012

arif barikat

memet fuat

1940'larda arif barikat adlı genç bir sanatçı vardı. ilerici edebiyat dergilerinde şiir yayımlayan, ilgiyle izlenen, sonradan askerliğini sürgün alaylarında yaptığını, yaşamını işportacılıkla kazandığını duyduğumuz atak bir şair. 1940'ların toplumsalcı şiir akımının etkisindeydi. sonra baskılı günlere girilip ilerici dergiler kapatılınca, toplumsalcı şairler dergilerin dışında kalınca, 1951'de beraatle sonuçlanan bir kovuşturmada tutuklanan arif barikat'ın adı sanat dünyasından silindi. daha gücünü duyuramamış bir şairin gelişmesi durdurulmuş, sanatçılığı engellenmişti.

1956'da "günden güne" adlı bir kitabın üstünde arif damar adı görüldü. kitapta genellikle orhan veli şiirinin toplum sorunlarına yöneldiği günlerdeki anlayışını paylaşan şiirler vardı. aşırı bir yanı yoktu; ama toplatıldı, bir yıl kadar süren yargılamadan sonra beraat etti. arif damar'ın 1958'de yayımladığı "istanbul bulutu" ise, cemal süreya gibi o günlerin çok parlak bir şairiyle yeditepe şiir armağanı'nı bölüştü. sonra 1959'da "kedi aklı", 1962'de "saat sekizi geç vurdu" adlı kitapları çıkınca, şiir anlayışı bakımından, arif damar'ın, olumsuz aşırılıklarını benimsemese de, ikinci yeni'lere çok yaklaştığı görüldü.

kimdi arif damar? niçin daha ilk kitabında hemen engellenmek istenmişti? sanat çevreleri kısa sürede bu yeni şairin bir zamanlar arif barikat adı ile 1940 toplumsalcıları arasında yer alan genç şair olduğunu öğrendiler. önce garip toplumsalcılığına, sonra ikinci yeni şiir anlayışına savrulmasına bozulanlar da oldu. (ben de arif damar'ın gelişmesindeki tersliği yadırgadığımı, belki de o yüzden bu şaire uzun süre ısınamadığımı açıklamalıyım).

oysa yeni yetişen bir şairin, yazdıklarını yayımlayabilme kavgası verirken değişmesi, sanatçılığını daha filizlenirken öldürmek, yok etmek isteyenlere karşı, kendini korumak amacıyla çırpınmasıydı yadırgayarak baktığımız. arif barikat, şiirini, adını değiştirirken, başka şiir anlayışlarının etki alanına girerken, düşüncelerini de değiştirmiş miydi? sanmıyorum. kitaplarındaki şiirler incelenirse, hele 1960 sonrasında yayımladıkları düşünülürse, temelde hiçbir değişme olmadığı görülür. yüzeydeki değişiklikler ise, susturulmak istenen bir şairin, okurlarıyla ilişkisini koparmamak, yazdıklarını ortaya çıkarabilmek için, sanatçılığını koruma içgüdüsüyle yaptığı değişikliklerdir.

12.10.2010

eleştiri sorumluluğu

memet fuat

geleceğe dönük insan, yalnız birtakım gerçekleri bilen insan değil, o gerçeklerin bilincine vararak bugünkü insan ilişkilerinin baskısından kurtulma çabası içinde olan insandır.

şiirde dönüşüm yapmak, bir dönüşüme öncülük etmek önemlidir; ama sanıldığı kadar önemli değildir. bir işi iyi yapmış olmak, ilk yapmış olmakdan daha onur vericidir. öncülüğü, uğrunda gerçeklerin bile çarpıtılması göze alınabilecek, çok üstün bir nitelik sanmak küçük kentsoyluların özelliğidir.

sanatta gelişmeleri modalar sağlamaz; ama yozlaşmaların nedeni modalardır. her etkili güzelliğin ardına takılanlar, onun başarısından yararlanmak isteyenler, önce yaygınlaşmasına, sonra modalaşmasına, giderek de yozlaşmasına, yani etkisizleşmesine neden olurlar.

lenin: savaşın düşman için elverişli olduğu açıkken, savaşın bizim için elverişsiz olduğu besbelliyken, savaşı kabul etmek bir cinayettir.

"insanların bilinci varlıklarını belirlemez; tersine, toplumsal varlıkları bilinçlerini belirler."

insan doğru bir düşünceye kendi çabasıyla da ulaşabilir; bir modanın esintisiyle de gelebilir. en aşırılar çoğunlukla bu ikinciler arasından çıkar, en kolay kopanlar da.

ikinci yeni akımı, şiirimizin nedim çizgisinden şeyh galip çizgisine kaydırılarak bu yolda yozlaştırılması diye nitelenebilir.

metin erksan: dünyanın en büyük romancılarından biri olan düşünür kemal tahir'in dışında türk edebiyatı tanımıyorum. köroğlu'nun "tüfek icat oldu mertlik bozuldu" özdeyişi gibi, kemal tahir var olduktan sonra türk edebiyatı bir "magazin" edebiyatı oldu. bunlar değil kaynak, kese kağıdı olarak bile kullanılamaz.

5.09.2009

kapıkulu geleneği

mehmet h. doğan

"çağdaş türk şiiriyle kapıkulu geleneği kesinlikle son bulmuştur." (memet fuat) her şey bu "kapıkulu" sözcüğünde düğümlenmektedir. kurtulunması hemen hemen bir yüzyıl almış olan kapıkulluğu, kendi bağlamı içinde ele alınırsa divan şiiri için çok doğal bir şeydi. agah sırrı levend'in "içinde bir hayat hamlesi taşımayan, cansız; içtimai-beşeri-sosyal olmayan; tabiat güzelliği, tabii aşk ve yerli tip içermeyen; milli ve milliyetperver olmayan" bir edebiyat olarak nitelediği divan şiiri tam anlamıyla kapıkulu şiiriydi. üreticisi ve alıcısı belli bir şiirdi. şairler; padişaha, sadrazama, vezirlere, paşalara, devlet düzeni içindeki yüksek orunlu kişilere övgüler düzmek, onların meclislerini şenlendirmek, onların beğenilerini gözetmek ve kimi zaman da yönlendirmekle görevli kişilerdi. bütün esinini kendinden önce yazılmış şiirlerden alan; somut yaşamla, somut insanlarla şiir düzeyinde ilgilenmeyen şairin, dolayısıyla düzenle, düzenin başındakilerle de bir sorunu olamazdı; düzenle barışıktı, tam bir uyuşma durumundaydı. agah sırrı levend'in aynı yerde belirttiği gibi, tarihle, somut olaylarla en fazla ilişkisi olması gereken "kaside nesipleriyle mesnevilerde yer bulan cenk tasvirleri veya zafernamelerde yer tutan zafer teraneleri"nde bile ordunun yengisi ya da yenilmesi onu hiç ilgilendirmezdi; ordu yenmişse, utku padişaha ya da serdara mal edilir, yenilmişse "yüce tanrının hikmetiyle bozguna uğradığı"ndan söz edilirdi. kısacası, bir başka adıyla "osmanlı şiiri, üretimden çok yalan ve haraç üzerine temellenmiş ve bundan ötürü kendini, kendi yarattığından çok, alınan nesneyle tanımlayan ve onda bulan kişiler topluluğunun çeşitli tarihi şartlar ve dolayımlar içre yarattığı ve sürdürdüğü bir şiirdir.

1950 seçimleriyle politik iktidarı eline geçiren dp'yle birlikte yalnızca şiirde değil, bütün sanatlarda devlet-sanatçı ilişkisinde yeni bir dönem başlar. dp iktidarı, deyim yerindeyse, sanatlara ancak eğlence düzeyinde ilgi duyan, kültürsüz bir yeni zenginler ya da kente yerleşen toprak ağaları sınıfının iktidarıdır. yönetici kadrolarının içinde fuat köprülü gibi bir edebiyat tarihçisi, faruk nafiz çamlıbel gibi bir şair, samet ağaoğlu gibi bir öykücü olmasına karşın dp, kültür ve sanat sorunları karşısında chp'den de geriye düşmüş, kültür ve sanat alanlarında chp döneminde atılmış olumlu adımları durdurmakla işe başlamıştır. ahmet oktay'ın dediği gibi "dp iktidarı, aydınları, kültür-sanat adamlarını fazla ciddiye almadığı ve sınıfsal bakış açılarına sahip olabileceğini hesaplamadığı köylü ve işçi kitlelerinin birikmiş öfkesine çok güvendiği için bu alanda asla iktidar olamamıştır. siyasal erki eline geçirmiş olmasına rağmen hiçbir zaman kültürel aygıtı ele geçirememiş, orada iktidar olamamıştır." sonuç olarak 1950-60 arası, kültür ve sanat alanlarında en büyük baskıların yaşandığı bir dönem olmuştur ama, şairin, sanatçının devletten kopma süreci de bu dönemde tamamlanmıştır denilebilir.

devletin ezici gücünün her zamandan çok ve ağır biçimde hissedildiği 1980'ler, eski hayallerin, umutların, ütopyaların dağılış yılları olduğu kadar bireyin hiçleniş yıllarıdır da. istenen, biçimlendirilmeye çalışılan birey, devletin ezici yetkesi altında, verilen emre uymaya hazır, suya sabuna dokunmayan, nasıl olursa olsun bir yoldan kendini kurtarma çabası içinde edilgin bir kişidir. umarsızlığı, bunalmışlığı içinde tek başınadır. yalnız kalan birey, gerek devletin, gerekse egemen çevreleri her türlü saldırısına, propagandasına açıktır. cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar özgürleşen, ipleri eline geçiren serbest ekonomi, liberal toplum yandaşları, savlarının tersine, medyaların biçimlendirdiği kişiliksiz bir birey yaratır.

14.02.2009

iki yönlü yozlaşma

memet fuat

derler ki yaşar kemal ince memed'i bir gazete patronuna götürmüş, para kazanmak amacıyla, kolay okunacak bir roman yazdığını, takma adla tefrika etmek istediğini söylemiş. sonucu öğrenmeye gittiğinde ise gazete patronu ona romanının çok güzel olduğunu bildirerek akılsızlık etmeyip kendi adıyla yayımlamasını öğütlemiş.

yetenekli sanatçıların yığınların karşısına çıkarılmaları, hem seçkin aydınları, yani mutlu azınlığı hem de -varlıklı varlıksız- sanat eğitiminden geçmemiş büyük çoğunluğu doyurmak zorunda bırakılmaları, her türlü yozlaşmayı önlemenin tek sağlıklı yoludur.

sanat alanında en verimli, en sağlıklı gelişmeler -yeni yetenekler yönlendirici baskılar altında ezilmeyecekleri için- kimsenin kimseyi beğenmediği dönemlerde görülebilir.

"güzel" örneklerle birlikte yaşayanların beğenileri olumlu yönde gelişecek; "yozlaşmış" örneklerle birlikte yaşayanların beğenileri ise olumsuz yönde gelişecektir. insanlar iyi şeylere alıştıkları gibi, kötü şeylere de alışırlar.

türk sanat müziğinin tarihsel bir müzik olduğunu, özenle korunması, yaşatılması gerektiğini, çağdaş müziğimizin yararlanacağı kaynaklar arasında önemli bir yeri bulunduğunu; ama günümüz türkiyesinde yaşayan insanların düşüncelerini, duygularını yansıtamayacağını kabul etmek gerekir.

televizyon reklamcılığının, mimarlığa ya da endüstri tasarımcılığına hiç benzemeyen bir özelliği var: geçici oluşu. bu geçiciliğini tekrar yoluyla aşmak, yaydığı sözleri tekrarlayarak belleklere yerleştirip kalıcılığa ermek ister. ama ne kadar başarılı olursa olsun, tekrarlamayı bırakınca unutulmaya yargılıdır. bazı belleklerde izleri kalsa da, etki kaynağı niteliğini yitirir.

şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
ne kalıyor geriye yüzyıllardan (behçet necatigil)

güzellik, nerede olursa olsun güzelliktir.

türkçenin serbest nazımla yazılmış ilk şiiri, "açların gözbebekleri" (nazım hikmet) 1922 tarihini taşır. serbest nazmın güçlü bir çıkış yaparak kendini kabul ettirişi ise 1929'da "835 satır" adlı kitapla olmuştur.

iyi insan yetiştirmenin en kestirme yolu, şiirden geçer.

ben "sanat olayı" dergisi adına gelip bir konuşma yapmak isteyen genç bir insanla konuştum. güven veren bir kişiliği vardı. dürüstlüğünden bugün de kuşku duymuyorum o gencin. konuştuk, yazdık, ayıkladık, temize çektik. son gün ayrılırken, biraz çekingen, biraz tedirgin, başa attila ilhan'ın antolojiye ağır eleştiriler getiren bir yazısının konacağını söyledi. ne sakıncası olabilir! istediğini söyler attila ilhan, sorumluluğunu da taşır. kendi bileceği iş. ama dergi çıkınca gördüm ki, yıllarca önce necip fazıl'ın "büyük doğu"da yaptığı türden, düşsel bir mahkeme kurulmuş. "suçlu, ayağa kalk!" diye bir başlık, gülünç suçlamalar, birtakım saptırıcı alıntılar.. benimle yapılmış olan konuşma ise "söz savunmanın" diye sunuluyor.